Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 31: Kötü Ruh Hali

BÖLÜM 31: KÖTÜ RUH HALİ
Josh’un kızardığını gören Seth ekledi. “Birilerini tavlarken de çok işe yarıyor.”
“…”
“Bu iş bittikten sonra Miami’ye gidelim ve eğlenelim. Uzun bir aradan sonra yeteneklerini gösterirsin.” Seth kısa bir kahkaha atarak gitmeye çalıştı. Bunun üzerine Josh rahatça “Peki ya Boston’daki kız arkadaşın?” diye sordu.
Seth bir süre duraksadı ve arkasına bakmadan cevap verdi. “Ayrıldık.”
Josh’a özür dileme fırsatı vermeden odadan çıktı. Tek başına kalan Josh dalgın şekilde oturdu ve gözlerini kırpıştırdı. Kızışmanın sıcaklığı hala var olmasına rağmen, muhtemelen ilaç vücudunda dolaşmaya başladığı için eskisi kadar acı çektirmiyordu. Sendeleyerek ayağa kalktı ve titrek bir nefes verdi.
İçinden ‘Tehlikeli olabilirdi. Seth’e yakalandığım için ne kadar şanslıyım.’ diye geçirdi. Bu Tanrı’ya şükredilecek bir şeydi. Josh, duşta soğuk suyun altındaki her zamankinden daha uzun süre ve özenli şekilde yıkandı. Üzerinde feromon kalmaması için duş jeliyle vücudunu defalarca kez ovaladı.
Uzun bir süre yıkandıktan sonra, banyodan çıktığında üşütmüş gibi titriyordu. Dolabı karıştırıp soğuk algınlığı ilacını çıkardı ve içti. Sonunda yorgunluğa dayanamayarak yatağa uzanır uzanmaz uyuyakaldı.
***16.Kısım***
Josh uyandığında çoktan akşam üstü olmuştu. Esnedi, gözlerini kırpıştırdıktan sonra kalktı ve yatakta oturdu. Bu saate kadar rahat uyuyabilmesinin nedeni muhtemelen soğuk algınlığı bahanesiydi. Bu sayede kendini fazlasıyla dinlenmiş hissetti. Kendi kendine ‘Kızışma döngümün gelmediğine sevindim.’ diye düşündü. İçten bir rahatlamayla nefes verdi ve yataktan kalktı. “Ah?”
“Ah.” Josh kapıyı açıp koridora adımını attığında, karşı taraftan yürüyen Isaac’le karşılaştı. Isaac aceleyle yanına geldi. “Soğuk algınlığın ne durumda? İyi misin?”
Josh başını salladı ve “Dün nasıl geçti? Mark çok kızgındı.”
Isaac kısaca cevap verdi. “Ah, Boşver.”
Josh önceki gün hakkında konuşmak istemediği için daha fazla soru sormadı. Uzun koridorda birlikte yürümeye devam ederlerken Isaac konuştu. “…C’nin nesi vardı?”
“Nasıl yani?”
“Şey…” Josh Isaac’in ne söylemeye çalıştığını anlamıştı ama bilmemezlikten geldi. Isaac bir süre tereddüt ettikten sonra tekrar konuştu. “C dünden beri odasından çıkmadı. Bu yüzden… belki, bir şey biliyorsundur diye düşündüm…”
“Hayır, bilmiyorum.”
Aslında Isaac’in merak ettiği başka bir şey vardı. Neden o kadar çok feromon kokuyordu? Isaac cesaret edip doğrudan sormadıkça asla cevap alamayacaktı. Tabi ki, açıkça sormuş olsa bile, Josh neler olduğunu ona söylemeyecekti. Sonuç olarak konuşmayı kestiler ve koridorun sonuna kadar sessizce yürüdüler. “Ben devriyeye çıkıyorum o zaman…”
“Ah, Josh.”
“Efendim?”
Isaac sonunda sormaya karar vermiş gibi Josh’a seslendikten sonra tekrar duraksadı. Josh bir süre onu bekledi ama Isaac daha fazla konuşmak istediğine dair bir işaret göstermiyordu.
Josh, “Daha sonra konuşmak istersen, o zaman konuşabiliriz. Şimdi gitmem gerekiyor.” dedikten sonra arkasını döndüğü sırada telefon sesi duyuldu. Peşinden yürüyen Isaac çalan telefona cevap verdi. “Ziyaretçi mi? …C kabul etti mi? Tamam, ona eşlik edeceğim…”
Josh yürümeye devam etti ve malikanenin dışına çıktı. Üzerine yansıyan güçlü güneş ışığı karşısında cebinden güneş gözlüğünü çıkardı ve taktı.
Ara ara hışırdayan rüzgar yaprakları dışında etraf sessizdi. Josh inanılmaz derecede huzurlu bir gün geçiriyor olmasına rağmen bir şekilde garip hissetti. Bir gün önce olanlar fantezi gibi geliyordu. Chase’e öyle bir şey yapması, Seth’in Omega olduğunu öğrenmesi hatta az önce olanlar bile. ‘Gerçekten şu ana kadar olanlar rüya olabilir mi?’ diye şüpheye düşmüşken, bahçeden bir araba geçti.
“Ah?” Aniden yürümeyi bıraktı. Araba bir yerden tanıdık geliyordu. Kafası karışmış şekilde gözlerini kırpıştırırken önünden geçen araba malikanenin kapısının önünde durdu. Kısa bir süre sonra arabanın kapısı açıldı ve şoför koltuğundan biri indi. Başını çevirdiğinde, arabadan inen kadının yüzünde en az Josh’unki kadar büyük bir şaşkınlık görünüyordu. “Emma.”
Farkında olmadan, adını tekrar söylemek üzereyken, malikanenin kapısı aniden açıldı. Emma başını açılan kapıya çevirir çevirmez, ortaya çıkan Isaac konuştu. “Merhaba, benimle iletişime geçildi. İçeri gelin.”
“Teşekkürler.” Emma profesyonel bir şekilde gülümsedi. Isaac, Emma’ya yolu göstermek için arkasını döndü. Onu takip eden Emma, çaktırmadan başını çevirdi. Josh’la göz göze geldiğinde yüzündeki sahte gülümseme anında kayboldu. Anlamı açıktı. ‘Seninle sonra konuşacağım.’
Gözleriyle ateş eden Emma, başını tekrar Isaac’e çevirdiğinde yüzünde sahte olan nazik bir ifade vardı.
***
Chase, sabahtan beri kötü bir ruh halindeydi. Gözlerini açtıktan hemen sonraydı. Hayır, uyumadan önceki gece yaşanan karmaşayı düşünürsek, günün değişmesiyle ruh halinin birdenbire değişmesi mümkün değildi.
Birçok sebebi vardı. Uykusuzluk, kendinden nefret etme, sinirlilik. Ve arzularından duyduğu memnuniyetsizlik.
Ruh halinin berbat olmasındaki, en büyük sebebi istemsizce hatırlayınca öfkesine hakim olamadı. Yüksek sesle dişlerini gıcırdattı. Gözleri kıpkırmızıydı ve kan çanağına dönmüştü. Ne kadar denese de geri uyumamıştı. Bir süre oturduktan sonra kalktı ve banyoya doğru ilerledi.
Dolap çeşitli ilaçlarla doluydu. Birkaç tanesini seçtikten sonra eline bir avuç dolusu hap alıp direkt ağzına götürdü. Tüm ilaçları yutmak için musluktan iki bardak su alıp içmesi yeterli oldu.
“Haa, haa.”
Chase derin bir nefes alarak önüne baktı. Karşısında dağılmış sarı saçlar, yorgun kırmızı gözler ve aralanmış dudakları suyla ıslanmış solgun bir yüz vardı. İstemsizce elini uzattı, neredeyse farkında olmadan aynaya vuracaktı.
Bu kriz anında onu durduran şey aniden telefonunun çalması oldu. Bir süre sonra telesekretere döndü ve bir erkek sesi duyuldu.
[“Bay Miller, uyandınız mı? Ziyaretçiniz var.”]
Sakin ses korumalardan birine aitti. Ama ne yazık ki dün gece Chase’i uykusuz tutan adamın sesi değildi. Konuşma başka birinin sesiyle devam etti.
[“Merhaba, Bay Pittman’ın sekretereyim. Dün gece partiye katıldığınızı duydum. İçeri gelebilir miyim?”]
Chase bir süreliğine sessiz kaldı. Sessizliğin ardından hattın diğer ucundaki koruma tekrar konuştu.
[“Bay Miller, hala uyuyor musunuz? Geri dönelim mi?”]
Cevap gelmezse telefonu kapatmaya hazırdı. Tam telefon kapanmak üzereyken Chase duvardaki telefonu aldı. “İçeri getir.”
[“Anlaşıldı.”]
Telefon çabucak kapandı ardından bir sessizlik oluştu. Chase iç çekti ve yorgun gözlerini ovuşturdu.
*
*
“Merhaba, Bay Miller. Tanıştığımıza memnun oldum. Ben, Emma Bailey. Bay Pittman’ın sekreteriyim.”
Chase, kendini yumuşak bir sesle akıllıca tanıtan güzel yüzlü kadına baktı. Televizyona çıksa geri planda kalmayacak güzel bir kadındı, ince bir vücudu ve mükemmel bir telaffuzu vardı. Keith Pittman’ın sekreterlik seviyesi gözlerinin önünde kendini gösteriyor gibiydi.
Yine de cevap vermedi. Chase ifadesiz yüzüyle senaryoyu incelemeye devam etti. Bu tavrını umursamayan Emma daha önceden hazırladığı cümlelerini yumuşakça söyledi. “Partiye katıldığınız için teşekkürler. Sayenizde güzel bitti. Mekanı aydınlattığınız için teşekkürler…”
“Partinin yarısında çıktım, ne saçmalıyorsun sen?” Emma, Chase’in söylediği ilk cümleyi duyduktan sonra bir an duraksadı. Ancak kısa süre sonra profesyonel bir gülümsemeyle sözlerine devam etti. “Ben de buraya herhangi bir rahatsızlığınız olup olmadığını öğrenmek için gelmiştim. Partiden ayrılmadan önce küçük bir sorun yaşadığınızı duydum. Ancak davetlilerin partide sürtüşme yaşamaları az rastlanan bir durum değildir.”
Emma son söylediğini kasıtlı olarak söylemişti. Chase cevap vermedi. Solgun bir yüzle gözlerini kırparken, Emma onun hâlâ uyanamadığını düşündü.
Hayır, aslında daha çok Chase yeni uyanmış gibi görünüyordu, gözleri kıpkırmızıydı ve yüzü yorgunlukla doluydu. Emma endişeli şekilde, ‘Beni dinliyor mu ki? Sonradan başka bir şey söylerse başım belaya girer.’ diye düşündü ve konuşmaya devam etti.
“Filmin çekimlerine önümüzdeki hafta başlayacak mısınız? Sizden özenle çalışmanızı istemek için buradayım. Tabi bunun öncesinde film başlamadan tüm hazırlıklarınızı tamamlamanızı istiyorum.” Gülümsemesini kaybetmeden ekledi. “Bu durumda herhangi bir sorun olmadığını bildirebilir miyim? Ayrıca çekimlerin planlandığı gibi sorunsuz geçeceği söyleniyor.”
Chase başını kaldırdı ve doğruca Emma’nın yüzüne baktı. Emma geri adım atmak istedi ama bunun yerine iyiymiş gibi davrandı, duruşunu dikleştirdi ve gülümsedi. “Herkes Chase Miller’ın Dr. Flame’ini dört gözle bekliyor.”
Tam o anda birden Chase elinde tuttuğu senaryoyu fırlattı. Duvara çarpan kalın kitapçıkların sesi ağır bir şekilde yankılandı. Emma bir anlığına duraksadıktan sonra Chase’e doğru baktı. Chase rahatsızlık belirtisi göstererek konuşmaya başladı. “Tamam beni rahat bırak artık… Partide olanlar unutulacak.”
“Teşekkürler.” Beklenmedik sözleri karşısında Emma, Chase’i içten bir gülümsemeyle selamladı. İçinden, ‘Her neyse bu inatçı adamın filme devam edeceğini söylemesine sevindim. Buraya, tıpkı sözleşme aşamasında olduğu gibi tartışarak yine gereksiz yere vakit kaybedersek ne yapacağımı düşünürek gelmiştim. Raporu bu şekilde bitirirsem, her şey hallolmuş olacak.’ diye düşündü. Ve Chase’in fikrini değiştirmeden önce çabucak konuştu.
“Bir şeye ihtiyacınız olursa, bana haber verin. Gidiyorum, o halde.”
‘Sanırım biraz hızlı konuştum ama iyi bitirdim.’ diye düşünen Emma ufak bir gülümsemeyle arkasını döndü. Geldiğinde olduğu gibi, attığı dikkatli adımlar sayesinde yüksek topukluların sesini zar zor duyuluyordu.
Tam koridordan geçerken Seth, Emma’yı gördü ve “Bitirdin mi?” diye sordu. Emma duyduğu sesin kamera ekranı odasından kendisine soru soran adama ait olduğunu anladı. “Evet, sayende. Teşekkürler.”
“Bir şey değil.” Seth gülümseyerek ekledi. “Sana ön kapıyı kadar eşlik edeceğim.”
“Ah sorun değil. Yalnız gidebilirim. Teşekkür ederim.” Seth kibarca reddedildikten sonra daha fazla ses çıkaramadı. Utanarak gülümsedi ve geri adım attı. Emma görüşürüz demek için hafifçe başını salladıktan sonra pişmanlık duymadan arkasını döndü. İdeal tipinden uzak olan yakışıklı kaslı adamı geride bıraktı.
“Emma.” Malikanenin kapısından dışarı çıktığında, zevkinden uzak başka bir adam onu bekliyordu. Ne yazık ki bu adam onun akrabasıydı. Emma Josh’un yüzünü görür görmez sahte gülümsemesini bıraktı ve hemen gerçek yüzünü ortaya çıkardı.
Yorum