Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 17: Koklama

BÖLÜM 17: KOKLAMA
“Bugünlerde Betalara radyoaktif ışın falan mı çarptı? Neden hiçbiriniz Beta gibi görünmüyorsunuz?” diye söylendi Grayson.
Josh, tek kelime etmeden Grayson’ın elini sertçe itti. Dramatik bir şekilde inleyen Grayson alaycı bir şekilde gülümsedi.
“Galiba şu anki davasında Nathaniel ile karşı karşıya olan savcı da bir Beta. Sen de Doğu Kıyısı’ndansın, değil mi? Adamın fotoğrafını gördün mü? Tanrım, öyle bir yüzün Beta olması sahtekarlık. Bu durum Doğu Kıyısı’na özgü bir şey mi?” diye zırvaladı Grayson, hatta cümlesinin sonuna sesli bir ıslık bile ekledi.
****************************
ABD Doğu Kıyısı: Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten oluşur ve en Doğusu ile en Batısı arasında 4 saatlik zaman farkı bulunmaktadır. Doğu Kıyısı ABD’nin doğusunda yer alan Atlantik Okyanusu kıyısında bulunan bir bölgedir. Atlas Okyanusu’nda kıyı şeridindeki eyaletler kuzeyden güneye; Maine, New Hampshire, Massachusetts, Rhode Island, Connecticut, New York, New Jersey, Delaware, Maryland, Virginia, Kuzey Carolina, Güney Carolina, Georgia ve Florida’dır.
****************************
Josh gülmedi. Sessizce Grayson’a baktı. Grayson gözlerini kıstı. “Gerçekten Beta mısın?”
Josh, uzaklaşmaya ve gereksiz temastan kaçınmaya çalışarak yanıtladı “İzninizle gitmeliyim.”
Ancak Grayson buna izin vermedi. “Orada bekle.”
Durmaktan başka çaresi kalmayan Josh, bir kez daha Grayson’a derdini anlatmasını ister gibi baktı.
Aniden, havaya tatlı bir koku yayıldı. Grayson’ın gözleri altın rengine büründü. Bu, Josh’un Baskın bir Alfa’nın gözlerinin renk değiştirdiğini ikinci görüşüydü. Bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Grayson feromonlarını yaymaya başlamıştı. Ancak Josh tepki vermedi.
“Bildiğin gibi.” Grayson omuzlarını silkti ve gereksiz bir feromon dalgası yaydıktan sonra güldü. “Ne kadar ilaç alırsan al, bu kokuyu almaman imkansız. Feromonlarıma tepki vermiyorsun,” derin düşüncelere dalmış gibi çenesini sıvazladı. “Ya bir Baskın Omega’sın, ya da…”
Grayson’ın sesini kesmesi Josh’u tedirgin etti. Tam yutkunacakken araya başka bir ses girdi, “Neden böyle bir yerde Baskın bir Omega olsun ki? İnsanın ömrü boyunca onları bir kez bile görmesi oldukça nadirdir.”
Josh arkasını döndüğünde Isaac’in orada durduğunu gördü, yüzü bariz bir şekilde öfkeli görünüyordu.
“Doğru,” diye güldü Grayson, o da sese bakmak için arkasına dönmüştü. Konuşmaya devam etti ve “Kardeşim aşağı indi mi?” diye sordu.
Isaac sertçe yanıtladı, “Evet. Buraya geldiğin arabaya bindi.”
Grayson arkasını dönerken, “Ah, teşekkürler,” dedi. Teşekkür sözcükleri formaliteden söylediği diğer tüm kelimeleri kadar boş geliyordu.
Josh, Grayson’ın Isaac’le birlikte uzaklaşmasını izlerken, gecikmeli de olsa tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Ya işaretlenmiş olmasaydı? Josh hızla atan kalbine gizlice bastırdı. Sırrı ortaya çıkabilirdi.
İlk kez Chase’in bıraktığı iz için minnettardı. Josh’un Chase’den başka birinin feromonlarından dolayı sarsılma konusunda endişelenmesine gerek yoktu – tabi başka bir Alfa Josh üzerinde yeni bir iz bırakmadıkça.
Josh kendi kendine, “Ama Chase feromonlarını üzerime yaymış olsaydı, hemen tahrik olurdum,” diye düşündü. Başka bir ürperti daha geçti. Josh alnını silerken, ellerinin hafifçe titrediğini fark etti.
*
*
Josh biraz sakinleştikten sonra Mark’ın yanına, izleme odasına gitti. Mark Josh’un çok iyi bir ruh halinde olmadığını hemen fark etti.
Tereddüt içinde sordu, “Ne oldu? Az önce gelen adamla aranda bir şeyler mi oldu? Isaac tuhaf bir şey söyledi.”
Josh kafası karışmış bir şekilde konuştu, “Tuhaf bir şey mi?”
Mark cevapladı, “O p*çin sana asılmaya çalıştığını duydum. Bir Beta’nın üzerine feromonlarını yayarak… Ne yaptığını sanıyor? Ya şanssız olursan ve geçiş yaparsan? Ne de olsa o bir Baskın Alfa…” cık cıkladı ve bundan bıkmış gibi başını sağa sola salladı.
Josh sormadan önce bir süre bekledi, “İkisi de gitti mi?”
“Evet, biraz önce.” Mark umursamaz şekilde devam etti, “Nereye gittiklerini biliyorsun değil mi? Rezil bir seks partisine.”
Bunu Josh’ta biliyordu. Ancak Josh’un bilmek istediği asıl şey bu değildi. “Onlara koruma olarak kim eşlik ediyor?”
Mark, Grayson’ın söylediklerini umursamaz şekilde tekrarladı. “Kardeşi sorun olmadığını söyledi ve C bile gelmemize gerek olmadığını söyledi. Ne yapabiliriz? Onları bir takip cihazıyla kendi başlarına gönderdik.”
“Hahh…” Josh derinden bir iç çekti. Eğer Chase bir kaza geçirirse, onları suçlayamazdı.
Josh, bir an için Chase’in bilerek başlarını belaya sokmaya çalışıp çalışmadığını merak etti. Başkalarına zorbalık yapmak hobisiyse, ki bu pekala doğru olabilirdi- çünkü Chase gerçekten de hobisi başkalarına zorbalık yapmak olabilecek bir adamdı.
Josh ‘Ama Grayson’la beraber gitti…’ diye kendi kendine düşündü. Hala bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan emin olamıyordu. Bu düşüncenin onu rahatlatması gerekiyordu, ama bu onu daha da endişelendiriyordu. Onun kadar şüpheli görünen bir adama sık rastlanmazdı. Üstelik adam bu gerçeği saklama zahmetine bile girmemişti.
Chase Grayson’dan gerçekten nefret ediyor gibiydi.
Chase’in galaksideki yıldızlar kadar nefret ettiği pek çok şey olmalıydı, ama hepsinin arasında en çok nefret ettiği şeyin Grayson Miller olduğu ortadaydı. Peki, neden onu bu kadar itaatkar şekilde takip etmişti, anakondaya bakan bir tavşan kadar korkmuşa benziyordu.
“Chase Miller’ı tavşana benzetmek mi?” Bu düşünce Josh’u beklenmedik şekilde şaşırtmıştı.
Mark, “Asıl sorun döndükten sonrası. Umarım daha iyi bir ruh halinde olur,” diyerek iç çekti.
Josh hiçbir şey söylemedi. Normal insanlar seks yaptıktan sonra iyi bir ruh halinde olurlardı; ancak Josh, Chase’in durumunda ne olacağını tam olarak tahmin edemiyordu. Sadece onun da normal insanlar gibi olabileceğini umuyordu.
İşaretlenmenin Baskın Alfaların hormonlarını daha istikrarlı hale getirdiğini ve aşırı birikim riskini azalttığını duymuştu. Ancak, bu yalnızca onları işaretleyen kişi sürekli yardım teklif ettiğinde geçerliydi. Hiç değilse psikolojik destek sağlamak için yanlarında olmaları gerekiyordu. Ama kim bu adamla sonsuza kadar kalmaya istekli olurdu ki, en önemlisi de, kim bu adamı işaretlemeye cesaret edebilirdi ki? Josh başını salladı.
Bu konuda ne kadar düşünürse düşünsün, Chase’in öfkesi tepeden tırnağa onun için bir eksiydi. Chase harika biri olduğunu düşündüğü için yanlış yolda olduğunu asla düşünmezdi.
Josh birden Grayson’ın gülümsemesini ve alçak sesle fısıldayan sesini hatırladı.
‘O odada neler oldu acaba?’ diye merak etti.
İçi ürperdi.
***
Chase gece yarısından sonra döndü. Gergin bir şekilde bekleyen güvenlik ekibi, Chase’in takip cihazının konağa yaklaştığını gördü ve önden karşılamaya hazırlandılar. Chase gittiği araçtan farklı olarak, eski bir sedanla geri döndü.
Sedan konağın ön girişine park edilir edilmez Mark aceleyle arabanın kapısını açarak, “Bay Miller!” diye bağırdı. Kapıyı açtığı anda aracın içinden yayılan feromonlar onlardan uzakta olmasına rağmen Josh’un üzerine kadar yayıldı. Josh içgüdüsel olarak ağzındaki şekeri ısırdı.
Açık kapıdan görüldüğü üzere Chase, zil zurna sarhoştu ve kafası bir milyon olmuştu. Sağa sola bir şeyler mırıldanırken gözlerini dahi açamıyordu. Uyuşturucunun etkisinde olduğu belliydi.
Şoför koltuğundan inen sabırlı adam da bu gerçeği doğruladı. “Partide çok fazla uyuşturucu içti, bu yüzden bilinci yerinde değil. Birkaç gün dinlendikten sonra kendine gelir. Lütfen bu süre içinde ona iyi bakın.”
Baskın Alfaların partilerde ekstazi gibi uyuşturucular kullanmaları oldukça yaygındı. Ancak Chase’i böyle görmek Josh’a çok karışık duygular yaşattı – onu son gördüğü andaki yüzü, hafızasında yer etmişti.
Josh dikkatle sordu, “Nasıl bir uyuşturucu onu bu hale getirmiş olabilir? Vücuduna zarar vermez, değil mi?” Herkes ona bakınca Josh çabucak ekledi, “Eğer bir şey olursa, hemen 911’i aramamız gerekiyor.”
Mark cık cıkladı. Chase’i eve bırakan adam cevap verdi, “Bunun gibi bir şeyden dolayı hiçbir sorun çıkmayacak. Bildiğiniz gibi, Baskın Alfalar uyuşturucu ve alkolden fazla zarar görmezler. O diğerlerine göre daha fazla içti ama iyi olacak. Genelde içtiği miktarda bu kadar. Ayrıca parti haricinde de sık sık bunlardan içtiğini duydum.”
Adam hızla vedalaşıp arabaya bindi ve gitti. Diğerleri aceleyle Chase’i yatak odasına taşıdı. Josh da peşlerinden gitti.
Soğuk hava Chase’in yatak odasını doldurdu. Josh odanın sessizliği karşısında irkildi. Sanki odada kimse yaşamıyor gibiydi. Warhol’un tablosunun asıldığı duvarda hiçbir şey yoktu. Yatak odasındaki tüm gösterişli süslemeler gitmişti geriye sadece yatak ve komidin kalmıştı. Diğer mobilyaların nasıl yok olduğunu en iyi bilen kişi Josh’tu.
Mark, Chase’i yatağa taşırken ve sırtını düzeltirken, bir rahatlama nidası koyverdi “Fiyuu”. Isaac ve Seth, Chase’i yatağın ortasına doğru ittiler. Chase’in vücudunun her yeri feromon kokuyordu. Ancak Josh, Chase’in kokusundaki küçük farkı hemen hissetti. Chase’in kokusu, diğer Baskın Alfaların kokusuyla karışmıştı. Elbette aradaki farkı anlayan tek kişi Josh’tu.
Josh, “Partiye bir sürü Baskın Alfa katılmış olmalı,” diye imada bulundu.
Mark ilgisizce yanıtladı, “Eh, evet. Ne de olsa o türden bir partiydi.”
Isaac kendi kendine “Kokusu çok güçlü” diye mırıldandı ve başını salladı. Seth de başı ağrıyormuş gibi şakaklarını ovuşturdu. Herkes Chase’in üzerinde çok fazla feromonla döndüğünden şikayetçiydi ama kimse kokuları gerçekten ayırt edemiyor gibiydi.
Josh, refleks olarak kulaklığının altındaki kulağıyla oynarken merak etti, ‘İz yüzünden mi?’
Herkes yatağın etrafını büyük bir daire şeklinde sardı ve yatağın üzerine uzanan Chase’e baktı. Gömleği kötü şekilde kırışmıştı, pantolonun içine sokuşturulmamıştı ve düğmelerinin sadece bir kısmı iliklenmişti. En azından pantolonunu düzgün bir şekilde giymişti. Josh, Chase’in birbirine karışmış sarı saçlarını parmaklarıyla geriye tarama isteğiyle tutuştu.
Şükürler olsun ki elini uzatamadan, Mark konuştu, “Pekala, kötü bir şey olacağını sanmıyorum. Neden onu rahat bırakmıyoruz?”
Mark’ın tetikleyici sözleriyle herkes kendine geldi. Odaya en son giren Josh, aynı zamanda en son çıkan kişi oldu. Son kez arkasına baktığında, Chase anlaşılmaz şekilde mırıldanarak yatakta dönüyordu.
*
*
Yaklaşık iki saat sonra Josh, Chase’le ilgili bir şeylerin ters gittiğini fark etti. Görev değişimden sonra, konağın etrafındaki güvenlik kamerası ekranını izliyordu. Chase’in yatak odası görüntülerine geldiğinde durdu.
Chase hala bilinci kapalı görünüyordu. Kesinlikle uyuşturucuların etkisi altındaydı ancak bir sebepten dolayı rahatsız görünüyordu. Yatakta dönüp durma şekli ciddi bir durum var gibi görünüyordu.
Josh bir süre duraksadı. Bu durumda Chase’in yanına gitse bile yapabileceği hiçbir şey yoktu. Dahası, Chase farkında olmadan çılgınca feromon yayıyor olmalıydı. Josh kontrol etmek için Chase’e yaklaşırsa başına ne geleceğini bilmiyordu. Uyuşturucuların etkisi altında olduğuna göre her zamankinden daha kötü durumda olmalıydı.
Bilinen bir tehlikeye sadece salaklar göz göre göre atlardı. Dikkatle monitörü izledi ve düşüncelere daldı.
Josh kendi kendine ‘Yetişkin bir adam kabus görüyorsa ne olmuş yani? Biraz sonra toparlar’ diye düşündü.
Ancak, Chase kıvrılıp yatağın üzerinde acıyla döndüğünde, ne yazık ki Josh’a kendisine seslenen küçük çocuğu hatırlatmıştı.
O an da oğlunun kabus görüp nasıl ağladığını hatırladı.
“Babacığım!” diye ağlıyordu.
‘Pitt.’ Josh endişe içinde düşünürken parmağını sandalyenin koluna vurdu. Ekrandan göründüğü kadarıyla Chase acı içinde kıvranıyordu. Josh, Chase’in durumunun ne kadar hızlı kötüye gittiğini görebiliyordu.
En sonunda pes eder bir inilti koyvermişti. Artık bunu görmezden gelecek gücü kalmamıştı.
****************************
Yorum