Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma

A+ A-


BÖLÜM 9: BOĞULMA


Josh nefesini tuttu ve hızla çimli alana göz gezdirdi. Chase havuza atlarken çıkan yüksek sesli su sıçramasından başka bir şey duymamıştı. Chase suya atlamamış mıydı acaba?

Çabucak Chase’in kumsalda uzandığı şezlonga baktı ama beklendiği gibi boştu. Tekrar havuza baktığında onu orada buldu.

Chase suyun dibindeydi.

Yalnızca suyun altında yüzüyor da olabilirdi ama hiç hareket etmiyordu. Josh havuzda cankurtaran olarak çalıştığı sıralarda buna benzer bir şey görmüştü -biri suyun dibinde yüzüstü yatıyordu- tabi bu boğularak ölmesinden hemen önceydi.

Telaş içinde saklandığı yerden fırladı, “Bay Miller!” Yüksek sesle bağırmıştı ama cevap yoktu. Josh, bilincini kaybettiği sonucuna varmadan önce bir kez daha Chase’in adını seslendi.

Sözleşmede yazılı olan yapılmayacaklar maddelerini bile hatırlayacak vakti yoktu. Yanlış bir hareket sonucu Chase ölebilirdi. Bedeni düşünmeden kendiliğinden hareket etti. Josh, ayakkabılarını bile çıkarmadan büyük bir sıçramayla suya atladı.

Sadece birkaç kulaç atarak Chase’in boğulduğu havuzun ortasına ulaştı. Oraya vardıktan sonra bile, Chase hiç kıpırdamamıştı.

Belki de daldığında başını havuzun dibine vurmuştu. Josh içinden tüm olasılıkları değerlendirirken, bir yandan da Chase’i tutup kendine doğru çekti. Chase’i sudan çıkarmak üzereydi, koluyla da Chase’in kafasını sarmıştı.

Birden, ani bir şekilde Chase gözlerini açtı. Josh daha kendini hazırlayamadan göz göze geldiler. Josh şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

Boğulmuyor muydu?

Kabaca bir tahminle, Josh Chase’in en az bir dakikadır suyun altında kaldığını söyleyebilirdi. Josh onu fark etmeseydi ve Chase, su altında böyle yatmaya devam ediyor olsaydı, bir dakikadan çok daha uzun süre suyun altında kalmış olacaktı.

Bununla birlikte, Chase hiç nefessiz kalmış gibi görünmüyordu. Başını tutan koldan iğrenmiş gibi görünerek alnını buruşturdu. Panikleyen Josh, onu bıraktı. “Ben-özür dilerim.”

Chase, Josh’un özrüne karşılık hiçbir şey söylemedi. Tek yaptığı bakmaktı. Josh zorlukla ıslak saçlarını geriye attı. İkisi de suyun içinde birbirlerine bakarak yüzer halde kaldılar. Sırılsıklam olmuş giysilerinin ağırlığını hissetmeye başlayan Josh, havuzdan çıkması gerektiğini düşünürken, bir yandan da telaş içinde ne diyeceğini düşündü.

“Hımm, peki… o zaman ben çıkıyorum,” diyerek rahatsızca gülümsedi. Chase gözlerini kıstı. Josh bu ifadenin ne anlama geldiğini çözemedi.

Kafa karışıklığı içinde gözlerini kırpıştırırken merak etti, ‘Gitmeme izin verecek mi?’

Chase aniden konuştu. “Bu sefer gerçekten ölmek mi istiyorsun?”

Josh, bu sorunun ardındaki anlamı yeterince anlayamamış hızlı bir şekilde geri sordu, “Afedersiniz?” Hemen sonrasında Chase kolunu uzattı.

Josh’a bağıracak fırsat bile vermedi. Josh’un kafasını sıkıca tuttu ve suyun altına soktu.

“…!” Su büyük bir gürültü ile her yere sıçradı. Havuz suyunu yutan Josh, sağa sola savruldu. Kaliforniya güneşinin güçlü ışınları suda kırılarak gözlerini acıttı. Ancak daha çok zarar veren şey, Chase’in ona yukarıdan baskı yapan eliydi.

Chase bir seksenden uzundu ve fazlasıyla zayıftı. Orta derecede kaslıydı, bu yüzden “kaslı” onun için uygun bir tanım değildi. Takım elbise içinde oldukça zarif görünen ince bir vücudu vardı.

Josh’tan çok daha uzun olmasına rağmen, daha az kas kütlesi varmış gibi görünüyordu. Yine de, bu dehşet verici gücü nereden geliyordu? Josh bu gidişle gerçekten ölecekmiş gibi hissediyordu ama Chase’in ellerinden kurtulamıyordu.

Josh panikle kollarını uzattı. Bu adamı suyun yüzüne çıkarmasaydı, öte tarafa giden o olacaktı. Kendi hayatını kurtarmak için çaresizce boğuştu. Tam vücudundaki tüm oksijen bitmek üzereyken, Josh parmak uçlarında Chase’in kolunu hissetti. Hızla tuttu ve aşağı çekti.

“Pfah!” Josh sonunda kendini Chase’in tutuşundan kurtardı ve başını sudan çıkardı. Chase tekrar saldırırsa diye çabucak yüzerek uzaklaşmaya çalıştı ama vücudu istediği kadar rahat hareket etmiyordu. Josh aceleyle kulaç atarken, Chase çoktan arkasından kolunu uzatmıştı. Josh’un saçlarını tuttu ve tekrar su altında sürükledi.

Tüm vücudu ciğerlerinin şiştiği hissi ile zorlanırken nefes almaya çalıştı. Kafası ölüm korkusuyla dolmuştu. Kaçmaya çalıştı ama Chase onu tuttu ve bırakmadı.

Josh’un nefesi korkudan daha da düzensizleşti. Josh’un yüzünün maviye dönmesini izleyen Chase, gergin şekilde gülümsedi.

O anda Josh bu adamın gerçekten öldürmeye niyetli olduğundan emin oldu.

Bunun farkına vardığında, Pitt’in yüzü gözlerinin önünden geçti. Daha sonra, insanüstü bir güçle Chase’in bileğini tuttu. Elbette, hiç hareket yoktu. Ancak Josh Chase’in damarlarına baskı uygulamaya devam ettikçe kavrama gücü azaldı. Josh, bu fırsatı suyun üzerine çıkmak için kullandı.

Chase hala suyun altındaydı. Ancak parlak güneş ve berrak su, Chase’in hareketlerini çok net bir şekilde gösteriyordu. Josh, Chase’in daha da yaklaştığını gördü ve hemen geri çekildi.

Josh içinden ‘Geldi yine, or*spu çocuğu-‘ diye küfür etti.

Yüzme yeteneğine güveniyordu. Çaresizce kollarını her zamankinden daha hızlı hareket ettirdi ve havuzun kenarına doğru yüzdü.

Tereddüt etmeye vakti yoktu. Havuzun kenarına geldiğinde elini yere koydu ve kendini yukarı doğru çekti. Nihayet tamamen havuzdan çıkınca kendini rahatlamış hissetti.

“Mmph, urgh!” Josh, sonunda nefes almaya başladıktan sonra bir kaç kez öksürüp yuttuğu suyu çıkardı. Vücudunda hiç güç kalmamıştı. Bilinci, ölümden yeni dönmüş gibi pusluydu. Homurdanıp nefesini verirken arkasını döndüğünde Chase’i hala aynı noktada buldu -onu kovalamaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu.

Josh nefes alıp kesik kesik nefes verdi. Birkaç öksürük nöbetinden sonra en sonunda konuşabildi. “Ne yaptığını sanıyorsun? Delirdin mi?”

Chase, Josh’un agresif tavrından hiç etkilenmemiş gibiydi. Aksine gülümsedi. “İzinsiz bedenime dokundun.”

“…!” Josh, ağzından bir küfür dalgasının kaçmasını önlemek için dişlerini sıkmak zorunda kaldı. Hiçbir şey yapamayınca sağ yumruğunu havaya savurdu ve bir süre sonra yeniden konuştu, “Boğulduğunu sandım-ölecektin!”

Josh’un itirazına rağmen Chase küstahlığını korudu. “Senden beni kurtarmanı hiç istemedim.”

Bu sefer Josh kendini tutamadı. Öfkeyle dolup taşarken bağırdı, “Öyleyse ne b*k yemeye koruma tuttun? Kendi başına ölmeliydin, seni kahrolası kaçık!”

Josh’un öfke patlamasına rağmen Chase hala sakindi.

Uzun parmaklarıyla yüzüne düşen ıslak saçlarını geriye doğru attıktan sonra her zamanki gibi fazlasıyla sakin bir şekilde gülümsedi. “Senin gibi o şansı mahveden serseriler yüzünden ölmek maalesef o kadar da kolay değil.”

“Ah, benim gibi demek, tam da şansını mahvedebilmesi için tuttuğun kişi mi?”

O anda Chase’in yüzü bir maske gibi donup kaldı. Ancak, Josh bunu daha az umursayamazdı. Yanındaki ağaca sert bir yumruk attı. “Ölmek istiyorsan, kimsenin seni göremeyeceği bir yerde öl ki, kesinlikle başarılı ol! Aşağılık or*spu çocuğu!”

Josh hızla arkasını dönüp öfkeyle çıkıp gitmeden önce bir kez daha “Siktir!” diye bağırdı. Islak çoraplarının altındaki çimenleri hissedebildiğine göre ayakkabıları suyun altındayken ayağından çıkmış olmalıydı. Arkasından ses gelmiyordu. Chase’in nasıl bir surat yaptığı ya da ne tür bir çılgınlık yapacağı umurunda değildi.

Dişlerini sıktı ve yürümeye devam etti. Dünyanın öbür ucuna kadar yürümeyi diledi.

***

Mark, sırılsıklam olan Josh’u görür görmez “Ona boyun eğmemek ve kendini kurtarmak konusunda ne demiştim?” diye bağırdı.

Isaac endişeyle sordu, “İyi misin? Bir yerin acıyor mu?”

Josh cevap olarak sadece başını salladı. O kadar çok su yutmuştu ki, iç organları alt üst olmuştu. Bir süre sonra mide asidiyle birlikte yuttuğu suyu kusarken, Isaac çöp kutusunu çenesinin altına getirdi.

Josh minnetle “Teşekkürler,” dedi ve elinin tersiyle ağzını sildi.

Isaac, kasvetli bir yüzle , “Sorun değil,” diye mırıldandı.

Josh’un, Isaac’in getirdiği havluyla saçlarını kabaca kurulamasını sessizce izleyen Seth konuştu, “Sözleşmede korumalara şiddete izin veren bir madde var mıydı? Böyle bir şey gördüğümü hatırlamıyorum.”

Herkes bir yana, Seth sözleşmeyi kelimesi kelimesine kadar inceleyecek türden biriydi. Herkes umut dolu gözlerle baktı.

Mark, “İşteyken başımıza gelen kazaların bizim sorumluluğumuzda olduğu yazıyor” diye yanıtladı.

“Hah,” diye haykırdı Seth. Bu “kaza” sayılır mı?

Öyle olup olmadığını Josh’un öğrenmesinin bir yolu yoktu, kaldı ki Chase Miller’ın avukatı her türlü kelime oyunuyla kesinlikle bundan sıyrılabilirdi.

O kontratı asla imzalamamaları gerekirdi. Aynı düşünce herkesin kafasında dolaşırken, Henry odaya girdi. “Yine ne yaptın da bu haldesin?” Ayıplar gibi konuşmasına karşılık kimse bir şey demedi. Henry gülümsedi ve sandalyeye yayıldı. “Biliyorsun ki kendi vücuduna iyi bakmalısın. Bu kadar para vermelerinin bir nedeni var.”

Bu kez, tüm gözler Henry’e çevrildi. Tuhaf bir şekilde iyi bir ruh halindeydi.

Isaac sakince sordu, “Para mı kazandın ?”

Henry genişçe gülümsedi ve arka cebinden 100 dolarlık banknotlar çıkardı. “Bugün kartlar kesinlikle benden yanaydı.”

“Ahem,” Mark tüm dikkatleri üzerine çekmek için öksürdü. Herkesin dikkatini çektiğinde, konuşmaya başladı, “Bu çok önemli. C’nin programı hakkında…”

Herkes sustu, havadaki ciddiyet hissediliyordu. Mark ekip arkadaşlarına baktı ve devam etti. “Gelecek hafta dışarı çıkacak.”

Seth hemen sordu “Dışarı mı?”

Mark sanki başı ağrıyormuş gibi kaşlarının ortasını ovuşturdu. “Evet. Ani bir şey değil–bir süredir planlanıyordu. Yaklaşan film çekimi için kostümlerini almaya gidecek. “

Josh bu konuda hayal meyal duyduğu bazı şeyleri hatırladı. Filmin çılgın bir bütçesi vardı ve dayandığı roman, büyük bir hayran kitlesine sahip eski bir seriydi. Başta kahraman rolünü oynaması beklenen Chase’in, sonunda -serinin kötü adamı olarak- anti-kahraman rolünü oynaması kararlaştırılmıştı.

Seth boş gözlerle mırıldandı, “Onu korumaya ekstra özen göstermemiz gerekecek, o halde…”. Durum buyken herkes Chase’le temas kurmaya çalışabilirdi. Malikanede pek çok koruma sistemi kurulmuştu -özellikle güvenlik kameraları çok etkiliydi- ama bir kez dışarı çıktıklarında, korumalar kelimenin tam anlamıyla tüm alanı vücutlarıyla korumak zorunda kalacaktılar.

En büyük problem Chase’in kendisiydi. Sayısız çılgınlık anına tanık olan ekip, tüylerinin diken diken olduğunu hissetti.

“Aslında, kısa süre önce bir olay olmuştu,” dedi Mark, hayli sıkıntılı görünüyordu. “Suçlu Baskın Alfalara karşı düşmanlık besleyen dini bir örgüttendi. Keith Pittman o teröristlerin kurbanıydı.

Seth “P Entertainment’ın CEO’su mu?” diye sordu. Pittman, Chase’in oynayacağı filmin yapımından sorumlu prodüksiyon şirketinin CEO’suydu. O da Baskın Alfa’ydı ve başlangıçtaki gibi Chase’in kahraman olması fikrinin aksine, anti-kahramanı rolünü oynamasını sağlayan kişi oydu.

Mark başını salladı. “Yani C’nin tehdit edildiği kelimesi yalnızca blöf değil. Ayrıca, geçen sefer, C’nin gittiği yayın şirketi binasına hayranlarının girdiğini duydum. Söylentiye göre kargaşa çıkmış.”

Isaac kendinden emin olmayan bir şekilde ortaya atıldı “Um… Scrum kullanmayı deneyelim mi?”

—————–
SCRUM= Ragbi (Rugby) sporunda kullanılan bir terimdir. Bir takımın kenetlenmiş bir şekilde birlikte hareket ederek topu sahanın diğer ucuna götürmesi yöntemine verilen isimdir.
—————–

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 9: Boğulma light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X