Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 3: Kısa Süreli Koruma İşi

BÖLÜM 3: KISA SÜRELİ KORUMA İŞİ
Bayan Robert, Josh’un teklifini duyunca sevincini gizleyemedi. “Öyle mi? O halde, şey, sakıncası yoksa, banyo ışıkları ve banyo lavabosu… Sular akmaya başladığında musluk tıkanıyor…”
“Tamamdır. Alet çantasını alıp hemen geliyorum.”
Josh, ağlamaması için Pitt’in elinden tutarak eve gitti. Diğer elinde aletlerle döndüğünde, Bayan Robert kurabiye pişirmek üzereydi.
Kendi kendine ‘Tanrım. Görünüşe göre, bunun sonu gelmeyecek’, diye düşündü ama reddetmek için hiçbir mazereti yoktu.
Nihayetinde, banyo ışıklarını tamir etmekle başlayan iş, oturma odasındaki sandalyeyi onarmasıyla sona erdi. Josh’un çalışmasını izleyen Pitt, bir ara can sıkıntısından uyuyakalmıştı.
*
*
Sonunda kollarında çocukla eve döndüğünde, neredeyse akşam yemeği vakti gelmişti. Bayan Robert onlara akşam yemeğine kalmalarını teklif etmişti ama Josh kibarca reddetmişti çünkü gerçekten bunun sonu gelmeyecek gibi görünüyordu. Bunun yerine, eve bolca fırından yeni çıkmış kurabiyelerle döndüler.
Josh gözlerini yeni açan Pitt’in görüş alanından, kurabiyeleri hızla uzaklaştırmak için tam zamanında uzandığını fark etti. “Hayır, önce yemek.”
Pitt, acıklı gözlerle havada uçuşan kurabiyelere baktığında Josh, kalbinin sızladığını ve kararlılığının azaldığını hissetti. Üzgün bir ifadeyle Josh’a bakıyordu.
“Ahh…” Sadece üç saniye sonunda Josh, pes ederek bir inilti çıkardı. “O benim çocuğum, ama nasıl bu kadar tatlı ve sevimli olabilir?” diye merak etti.
Pitt’i kendine doğru çekti ve eline bir kurabiye uzattı. Pitt poposu üzerinde sevinçle zıplarken kurabiyeyi aldı. Josh, çocuğun ağzından akan salyayı başparmağıyla sildikten sonra aceleyle akşam yemeğini hazırlamaya başladı.
Josh ‘Mark’ın bana ne zaman dönüş yapacağını merak ediyorum’ diye düşündü. Pitt’i doyururken bile tek düşünebildiği, kredi çekip çekemeyeceği, ne kadar birikiminin kaldığı ve borç alabileceği başka bir yer olup olmadığıydı. Bu yüzden, Pitt’in kaşığını iki kez düşürmesine engel olamadı ve yenilerini çıkarmak zorunda kaldı.
Tam iki saat süren, akşam yemeğini bitirdikleri sırada, kapı çaldı.
“Hey, bu saatte geldiğim için kusura bakma.” Kapı açılır açılmaz Mark, Josh’un yanından geçerek içeri girdi.
Kalbi hızla çarpan Josh peşinden gitti. Mark beklediğinden çok daha önce gelmişti. Mama sandalyesinde oturan ve tatlı olarak kurabiyelerini bir bardak süte batıran Pitt’in içeri giren Mark’ı görünce gözleri kocaman açılmıştı.
Josh hızla çocuğa yaklaşıp şok olmaması için başını öptü ve “Bak, Pitt, Bay Mark geldi. Neden merhaba demiyorsun?”
“Meyaba…” Pitt çekingen bir şekilde bebek konuşmasında selam verdi.
Mark “Evet,” diye mırıldandı ve konuyu değiştirmeden önce çocuğun başını okşadı ve sonra arkasını döndü, “Seninle biraz konuşalım, olur mu?”
Mark alışık olduğu gibi oturma odasına yönelirken Josh arkasından sordu, “Yemeğe ne dersin?”
“Çoktan yedim. Geliyor musun?
“Tamam, sorun yok o zaman.” Josh akşam yemeğini Pitt kurabiyelerini yerken, yemeyi planlamıştı ama şu anda Mark’la konuşmak önceliğiydi. Patronu evine gelmişti, hem de geç bir saatte. Özellikle gün içinde yaşananlardan sonra, Josh kendini gergin hissetmeden edemedi. Gerginliğini gizledi ve Mark’ın peşinden gitmeden önce Pitt’i tek başına yemeye teşvik etti.
“Hahh…” Kanepeye oturduktan sonra Mark, bu saatteki ziyaretinin nedenini hemen açıklamadı. Josh, Mark’ın konuşmaya başlamasını beklerken bilerek ondan biraz daha uzağa oturdu. Beklemek sonsuzmuş gibi geliyordu ama Mark’ı konuşması için acele ettiremiyordu.
Josh, ara ara Pitt’e bakarak sessizce beklemeye devam etti. Biraz zaman geçtikten sonra, Mark sonunda kararlı bir şekilde konuşmaya başladı.
“İşle ilgili…” Patron devam etmeden önce bir kez daha iç çekti, “Bir iş var. Umm, tazminatı iyi ve şartlar kötü değil. Aksine, çok iyiler. Hatta ihtiyacın olan paranın tamamını avans olarak alabileceksin. Müşteri, ön ödeme için bu kadarını verebileceklerini ve kalan ödemeyi de iş bitiminde vereceklerini söyledi. Ödeme bölünecek, bu da bir başka artısı. Buraya kadar her şey çok iyi. Şartlar harika ancak… sorunumuz müşteriyle.”
Lafı bu kadar dolandırdığı kişi kim olabilirdi? Josh sabırla bekledi ve dikkatle Mark’ın dudaklarına baktı. Mide bulandıracak kadar geçen uzun bir sürenin ardından Mark yavaşça ağzını açtı. Sonunda müşterinin adını söylediğinde, Josh neden bu kadar tereddüt ettiğini anlamıştı.
“Chase C. Miller. Onu hatırlıyorsun, değil mi?”
Adını duyduğu anda Josh nefes almayı unuttu. Chase C. Miller. Bu ismi nasıl unutabilirdi ki?
Küçümseyerek bakan soğuk mor gözler, güneşin gibi parıldayan doğal sarı saçları, belirgin yüz hatlarının göz alıcı güzelliği ve kalbini ele geçiren ince, uzun, zarif vücudu. Çıkışından bu yana Hollywood’un en seksi aktörü, birkaç yıldır 1 numaralı en seksi erkek olarak anılan adam– Chase C. Miller.
Josh’u işaretleyen Baskın Alfa.
Onu Pitt’e hamile bırakan adam.
***3.Kısım***
‘Ne tür bir saçmalık bu…’ Josh başına elleri arasına alıp otururken içinden küfürler etti. Pitt’i yatağa yatırdıktan sonraki birkaç saattir böyleydi. Ne kadar zaman geçerse geçsin, düşünceleri aynı yere dönüyordu.
***
“Kulağa pek hoş gelmiyor, ha? Biz de seninle aynı şeyi hissediyoruz.” Mark’ın sesi, Josh’un sersemlemiş bilincine doğru cereyan etmişti. Josh sonunda zorlukla nefes verdiğinde, Mark sözlerine şöyle devam etti, “Aslında bu teklifi alalı yaklaşık bir hafta oldu, ama geri çevirmeyi düşünüyordum çünkü kimsenin bu işi yapmak isteyeceğini düşünmüyordum. Ah, ama sözleşme şartları gerçekten çok iyi. Bu kadar iyi ücret almak sık rastlanan bir durum değil… Yine de, Miller deli gibi para kazanıyor.”
‘Sahip olduğu tek şey parası ve görünüşü, yani öyle gibi. Görünüşünün yüzde 10’u kadar kibar olsaydı, herkes onu Tanrı gibi yüceltirdi’, Josh, Tanrı’nın tüm çabasını Chase Miller’ın bedenini yapmak için sarf ettiği ve yorgunluktan kişiliğini mahvetmiş olması gerektiği şeklindeki şakayı hatırladığında onu içten içe küçümsemişti.
Josh sessiz kaldığında Mark sertçe başını kaşımıştı. “Ama, şey, bilirsin… iş biraz… sıkıntılı. Ve Miller p*çinin öfkesiyle baş etmek gerçekten zor. Sanırım tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda bu ödeme oranı teklif edildiyse söylenecek bir şey yok. Aksi halde, neden ta batı yakasından bizimle iletişime geçilsin ki? Oradaki herkes onu geri çevirmiş olmalı. Para iyi ama o kadar kişi içinden Miller… Maaş çok iyi olduğu için, bu işi size sorup sormamakta tereddüt ettim. Ama madem paraya ihtiyacın var ve acil olduğunu söyledin… Başka işlerde ücret çok düşük olacağı için ihtiyacın olanı kazanamayacaksın. Eğer sen bu işi kabul edersen, diğerlerinin de karar vermesi daha kolay olacak.”
Josh konuşmadan önce derin bir nefes aldı, “Ekiptekilere de bu işten bahsettin mi?”
“Buraya gelmeden önce hepsini aradım. Kabaca anlattım. Düşüneceklerini söylediler.”
Josh, Chase Miller’ın işini en son aldıklarında herkesin dişlerinin arasından küfrettiğini gayet net hatırlıyordu. Sakince yanıt vermeleri hem beklenmedik hem de dikkat çekiciydi.
Josh, ‘Diğerleri için de mi acil bir durum ortaya çıktı acaba?’ diye merak etti.
Bir kez daha sessizliğe bürünmüşken, Mark şunları ekledi, “İşler uzarsa yaklaşık altı ay, uzamazsa üç ay sürecek. Uzatılırsa, duruma göre daha fazla ödeme yapacaklar. Umm… Gerçekten zor durumdaysan bunu bir düşün.
Anlaşma sağlanırsa tüm ekip gidecek, bu yüzden kendini baskı altında hissetme.”
Ayrılmadan önce, tekrarladı, “Bunu bir düşün.”
***
O andan beri Josh seçenekler arasında gidip geliyor, ne yapacağına karar veremiyordu.
Neden onca kişi arasından o adam olmak zorundaydı?
Cevap ortadaydı. Koruma kiralamak için bu kadar büyük bir meblağ ödemeye razı olan çok fazla kişi yoktu. Kaldı ki, Josh, Chase Miller’ın kasasında çürüyen parasına çaresizce ihtiyacı vardı. Ne yazık ki gerçek buydu. Ne kadar uzun süre düşünürse düşünsün, cevabı çoktan belliydi.
Gökyüzü puslu bir şekilde aydınlanmaya başladığında, güçlükle önündeki tek çözümü kabullendi. En fazla altı ay sürerdi. Sözleşme sona erdiğinde, her ne olursa olsun süreyi uzatmayı reddedecekti. Ondan sonra oluşacak kişi eksikliğini Mark hallederdi.
Josh, aramak için Mark’ın işe gitme saatini bekledi ve en çok merak ettiği soruyu sordu. “Diğerleri sana dönüş yaptı mı? Kaç kişi teklifi kabul etti?”
Josh tüyleri diken diken beklerken, ‘Herkesin reddetmesine imkan yok, değil mi?’ diye düşündü.
Mark’ın yanıtıyla içi rahatladı, “Ben, Seth, Henry, Isaac- toplamda dört kişi.”
Josh haricinde herkes kabul etmişti. Josh’un omuzları rahatlıkla gevşerken Mark ekledi, “Henry, görünüşe göre yine parasını kumara yatırmış. Her şeyini kaybettiğini duydum.”
Ayrıca Seth’in tereddütünün ücreti duyunca sona erdiğini ve Isaac’in kumarda kaybettiği parayı Henry’e borç verdiği için teklifi kabul etmekten başka çaresinin olmadığından bahsetti. “Henry, Isaac’in parasını bile kumar masasına koymuş. Her halükarda, Henry’nin tatlı diline kandığı için bundan kısmen Isaac de sorumlu.”
Josh bunun sadece tatlı dil olmadığını biliyordu; muhtemelen işin içinde tehditte vardı. Bu, Isaac’in cüzdanının Henry’nin kaba davranışlarına ve tehditlerine yenik düştükten sonraki ilk sarsılışı değildi.
Her halükarda, bu Josh’un lehine işlemişti.
Josh acı acı içini çekti ve “Ben de kabul ediyorum” dedi.
“Tamam, Joshua dahil beş kişiyiz.” Josh’un adını telaffuz ediş şekli, adını çoktan not ettiğini gösteriyordu. Josh’un zaten olumlu yanıt vereceğini bekliyor olmalıydı; çok şaşırmış ya da çok sevinmiş görünmüyordu. Maalesef bu Josh için de kaçınılmaz bir karardı.
Josh, hareket tarihi gibi birkaç önemli ayrıntıyı sordu ve ayrıntılı sözleşmenin e-posta ile gönderilmesi konusunda anlaştıktan sonra görüşmeyi sonlandırdılar. Söz verilen tutar hemen ödendiği sürece, Josh sözleşmenin detaylarını gerçekten umursamıyordu.
Karar verdikten sonra, her şey birbirini takip etti. Josh kız kardeşini aradı ve yeni bir iş bulduğu için artık para konusunda endişelenmesine gerek olmadığını söyledi. Neyse ki işi, annesiyle ve kız kardeşinin yaşadığı yerden yaklaşık üç dört saat uzaklıktaydı. Çocuğunu onlara bırakabilir ve izinli olduğu günler ziyaret edebilir gibi görünüyordu.
Emma daha canlı bir sesle, “Pitt için endişelenme, Josh. Annem de Pitt’in bizimle kalacak olmasına çok mutlu.” dedi.
Josh telefonu kapattığında, ağzından bir inleme kaçtı. Bununla beraber büyük sorun çözülmüştü.
Kendi kendine, ‘O adamın Pitt’i öğrenmesine imkan yok, değil mi?’ diye düşündü.
Ciddi bir şekilde düşünceye daldı. Gerçekler ortaya çıkarsa, neler olacağını hayal bile edemiyordu. Bu konuyu açmak isteseydi, bunu hamile olduğunu ilk öğrendiğinde yapması gerekirdi. Bunca zaman geçtikten sonra şimdi itiraf etmesi hiç mantıklı değildi. Bir gün aniden hiç bilmediği çocuğunun gözlerinin önünde belirmesi ne kadar rahatsız edici olurdu?
Her şeyi saklamak zor değildi. Herkes gibi o da Josh’un bir Beta olduğunu düşünürdü. Ayrıca, düşük seviyedeki bir korumaya asla bakmazdı.
“Sonuçta,” diye düşündü Josh, “beni işaretlediğini ve benimle yattığını bile hatırlamıyor.”
Yorum