Çevirmen: Yuuki
Üniversiteye ilk girdiğinde Chen Ruxiu’nun, okul dışında Fang Yiran’la yalnızca kısa bir etkileşimi olmuştu. O zamanlarda, Fang Yiran’ın okulda göründüğü gibi neşeli ve masum olmadığına dair bir hisse kapılmıştı.
Ancak Chen Ruxiu, kendisini ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmayan biriydi. Bu yüzden asla bir şeyler yaymazdı. Ama bir gün Fang Yiran’ın ona bela olacağını hiç düşünmemişti.
“Burada çalışmak için bu tarz kıyafetler giymek zorunda mıyım?” Chen Ruxiu, kafası karışmış bir şekilde bir çift sahte pofuduk kulak alırken sordu.
“Bizim resmi iş kıyafetimiz bu, ‘kedi kulaklı kâhya’ konseptini duymadın mı hiç? Şu anda gençler arasında çok popüler.” Kulübün müdürü, onu tatlı sözlerle kandırmaya çalıştı. “Endişelenme, barımız saygın bir yerdir. Müşteriler zengin ve kültürlü insanlardır. Güvenlik de çok sıkı, kimse sana sorun çıkaramaz. Üstelik bu yüksek maaşa karşılık garip kıyafetler giymek, cidden dert edilmesi gereken bir şey mi?”
Yani sen de bu kıyafetin garip olduğunu düşünüyorsun. Chen Ruxiu içten içe onunla alay etti ama maaşı düşününce sessiz kaldı.
İtaatkar ve iyi görünümlü olduğunu görünce müdür ona biraz tavsiye vermek istedi. “Paraya ihtiyacın yok mu? Müşterilerimiz zengin. Bu yüzle birkaç zengin genç bayanla tanışmak zor olmaz.”
“Bunu yapmam.” Chen Ruxiu’nun ifadesi hâlâ soğuktu. “Bu şekilde para kazanmakla ilgilenmiyorum.”
“Hıh, epey prensiplisin ha?” Müdür ciddiye almamış olmasına rağmen keyifle dilini şıklattı. İlk başta mesafeli davranıp daha sonrasında ise fikrini değiştiren çok kişi görmüştü. Bu çocuk şu anda çok özgüvenliydi ama muhtemelen çok fazla dayanamazdı.
İşteki ilk gününde, Chen Ruxiu’nun görevi sipariş almak ve müşterilere şarap servisi yapmaktı. Bu iş zor değildi, en azından prestijli bir üniversitede birinci sınıf öğrencisi olan onun için, bu sadece sıkıcı bir işti.
“Bu şarap şişesini Özel Oda A’ya, ortada oturan Genç Efendi Fang’a götür.” Bir telefon çağrısı aldıktan sonra müdür özellikle onu uyardı: “Dikkatli ol.”
“Bu şarap şişesinin ne kadar olduğunu tahmin bile edemezsin. Tam tamına bu kadar ediyor.”
Chen Ruxiu, bir parmağını kaldırmış olan müdüre baktı ve on bin birim olduğunu varsaydı.
On bin mi? Bu çılgınlık. Markette kasiyer olarak çalışırken bir yılda kazandığı paraya denkti neredeyse.
Bu zevk dolu barın her köşesinde samimi anlar yaşanıyordu. Chen Ruxiu, öpüşen insanlara bakmadan koridor boyu yürüdü.
Kibarca Oda A’nın kapısını açtığında içerideki atmosferin biraz garip olduğunu fark etti.
–
Diğer neşeli özel odaların aksine Oda A’da birbirinden ayrı oturan iki grup vardı. Oturanların bir çoğu sessizdi, sadece iki lider zaman zaman gülüyor, içiyor ve konuşuyordu.
İçgüdüsel olarak tehlikeyi sezince Chen Ruxiu alarma geçti.
Dişlerini gıcırdattı ve “Afedersiniz. Müdür, Genç Efendi Fang’a bir şişe şarap getirmemi söyledi.” dedi.
İki adam aynı anda ona döndü ve ilk olarak bir çift çekici badem gözlere* sahip olan adam konuştu. “Tahmin et bakalım, hangimiz Genç Efendi Fang?”
(ÇN:”peach blossom eyes” (桃花眼) terimi, hafif yukarı kıvrılan kenarları, parlak ve etkileyici bakışları olan gözleri tanımlamak için kullanılıyor. ‘Badem gözlü’ bu ifadeyi tam olarak karşılamıyor fakat en kısa ve anlamlı ifade bu bence.)
Diğer adam da ona baktı, ifadesi nispeten sakindi ve yardım etmeye niyeti yoktu.
Chen Ruxiu sadece iki adamı da inceledi: Badem gözlü adam bir takım elbise ve deri ayakkabı giymişti, kibarca konuşuyordu, şehirli bir elit gibi görünüyordu. Diğer kişi sportif bir takım giymişti, boynunda bir kulaklık vardı, gençlik doluydu ve bir üniversite öğrencisi gibi görünüyordu.
Chen Ruxiu iç çekerek cevap verdi. “Daha yeni konuşan beyefendi olmalı.”
Konuşmayı bitirdiği anda sahnenin atmosferi daha da soğudu. Uzun bir sessizlikten sonra aniden badem gözlü adam kahkahayı bastı.
“Hahaha…. Gördün mü, kardeşim? Bir yabancı bile söyleyebilir. Arkam seninki kadar iyi olmasa da ve annem bir metres olsa da Fang Ailesi’nin en büyük oğlu ünvanına senden daha uygunum.” Adam elini iki kere çırptı. “Babalarımız aynıyken nasıl bana ‘ağabey’ demezsin? Her neyse getirdiğim çam fıstığı liköründen hâlâ biraz var, bir tur daha içelim mi?”
Chen Ruxiu, durumun iyiye gitmediğini fark etti. Sonunda spor kıyafetli olan kişinin, Fang Ailesinin asıl büyük oğlu ve çok fazla konuşan kişinin ise sadece kışkırtmaya gelmiş gayrimeşru bir çocuk olduğunu anlamıştı.
Tanrılar savaştığında küçük hayaletler acı çekerdi. Şu anda herkes düşman gözlerle Chen Ruxiu’ya bakıyordu. Chen Ruxiu yalnızca eşofmanlı büyük oğlana bakıp tepkisini bekleyebildi.
Büyük oğlan ayağa kalktı, pantolonundaki olmayan tozları silkeledi. Elini kaldırdığında bileğinde, eşofman tarafından gizlenmiş markalı saati ortaya çıktı. Ardından yavaşça Chen Ruxiu’nun önüne geldi.
Chen Ruxiu biraz miyoptu. Diğer kişi önüne geldiğinde bu kişinin aynı bölümden bir sınıf arkadaşına benzediğini fark etti.
Öyleyse ne olmuş? Bu durumda bir ilişki kurmaya çalışmak kasıtlı görünürdü.
“Gerçekten mi? Bu gayrimeşru çoçuğun, bir genç efendiye benden daha çok benzediğini mi düşünüyorsun?” Fang Yiran’ın dudaklarının kenarı, kaygısızmış gibi parlak bir gülümsemeyle kıvrıldı.
Chen Ruxiu ikilemdeydi. Cevaplamadan önce biraz düşündü. “…Ben sadece su ve çay servis eden bir garsonum.”
“Yani?”
“Yani muhakeme yeteneğim iyi değildir.” Chen Ruxiu çok kararlıydı. “Doğru yargılarda bulunamam pek, bu yüzden sadece garson olabilirim. Siz bir misafirsiniz. Buraya gelen misafirler daha kıymetlidir ve benden daha fazla sağduyuya sahiplerdir. Burada durabilecek en vasıfsız kişiyim.”
Altında yatan anlam çok açıktı: Çok seçkinsin, durumu benim için zorlaştırma. Sağduyum yok işte.
Fang Yiran kıkırdadı. “Hatalısın. Burada durabilirsin, en azından oradaki insanlardan daha vasıflısın.”
Döndü ve koltuğa doğru yürüdü, yanındaki yeri işaret ederek: “Otur.”
Chen Ruxiu bir an olsun tereddüt etti. Fakat ardından diğer kişinin “Otur.” diye tekrar ettiğini duydu.
Başka çaresi yoktu. Chen Ruxiu yalnızca oraya gidip kafası karışık bir şekilde oturabildi.
“Şarap şişesini aç.” Genç Efendi Fang kibirli bir şekilde emretti. “İki kadeh çıkar ve şarap doldur.”
Chen Ruxiu yalnızca itaat edebildi. Deri koltuğa otururken dekoratif kuyruğun mandalı, kuyruk kemiğine baskı yaptı; bu da biraz rahatsız hissetmesine neden oldu.
Odada yalnızca iki kişi dışında takım elbise giyen ve kravat takan adamlar vardı: Biri eşofman giyen üniversite öğrencisi Genç Efendi Fang, diğeri de kedi kulakları ve saçma bir kâhya kıyafeti giymiş olan Chen Ruxiu’ydu.
Karşılaştırıldığında Fang Yiran bile ondan daha normal gözüküyordu.
“İki kadeh de dolu.” Chen Ruxiu işini bitirdi ve Fang Yiran’a bildirdi.
Fang Yiran eğilip bir şarap kadehini kaptı ve birkaç yudum aldı ardından bakışlarını kaldırıp ona seslendi. “Sen de iç.”
Chen Ruxiu bir an tereddüt etti ve Fang Yiran’ın ‘kim bana karşı gelirse ölür’ bakışları altında içmek zorunda kaldı.
Neredeyse kadehin yarısını bitirdikten sonra Fang Yiran “Böyle bir şarap içmek nasıl bir duygu?” diye sordu.
“Acı.” Chen Ruxiu bir fen öğrencisiydi ve tarif etme konusunda çok iyi değildi. “Tadı çok pahalı.”
Açık ve basit açıklaması birazcık sevimliydi. Baskı ve tedbirle dik bir şekilde otururken, bir kurt sürüsünün ortasına düşmüş küçük bir yılan yavrusuna benziyordu.
Fang Yiran iki kez güldü ardından: “Bu, Remy Martin Louis XIII. Piyasa fiyatı 1.08 milyon. Daha yeni içtiğin yarım kadeh, şehrin merkezinden bir metrekare almana yeter.”
Chen Ruxiu’nun nutku tutuldu. Müdürün bir parmağıyla kastettiğinin on bin değil de bir milyon olmasını beklemiyordu.
Zengin insanların hayatı gerçekten akılalmaz.
Refleks olarak kadehi koydu ve dudaklarını büzdü. “İçmemeyi tercih ederim.”
“Neden içmiyorsun?” Fang Yiran meraklandı.
Chen Ruxiu hafifçe kol yenlerini çekiştirdi, ilk defa mahcup hissediyordu. “… Ben sadece bir garsonum. Bunu hak etmiyorum.”
“Sana bir kadeh verdim yani bunu hak ediyorsun.” dedi Fang Yiran açık açık ve ardından gayrimeşru oğlana gözlerini dikti. “Şu lağım farelerine gelince, artan yarım şişeyi alıp defolabilirler. İnsan sözleri insanlar içindir, sahneye çıkmaya layık olmayan ve oradan oraya zıplayan böyle tipler ise benimle konuşmaya en az layık olanlardır.”
–
Gayrimeşru oğlan tarafından getirilen bir grup insan sırayla ayrıldıktan sonra Chen Ruxiu daha yeni yakınan Fang Yiran’ın sonunda rahat bir nefes aldığını gördü. Koltuğa yaslandı ve hafifçe gözlerini kapayıp arka arkaya konyak* yudumladı.
(ÇN: Konyak veya kanyak; beyaz şarabın damıtılmasıyla üretilen, yüksek derecede alkol içeren bir alkollü içkidir. Adını, üretildiği yer olan Fransa’nın batısındaki ‘Cognac’ kasabasından almıştır.)
Fang Yiran bakışlarını sezmiş gibi ona bakmak için gözlerini açtı, kaşlarını kaldırdı ve sırıttı. “Daha demin dediğim şeylerin arkasındayım. İçecekler benden. Bir süre bana eşlik et, yıldız öğrenci.”
Chen Ruxiu şaşırmıştı. “Beni tanıyor musun?”
“Tabii ki, mağlup rakibim, bölüm ikincisi Chen Ruxiu.” Fang Yiran hafifçe homurdandı. Ne küçümsemeydi ne de sataşmaydı, belirsiz bir tonda söylemişti. “Birincinin, ikinciyi hatırlaması gerektiğine dair bir kural mı var?Senin beni hatırlaman gerek asıl. Beni hiç fark etmemiş olsan bile, benim gözüm hep sendeydi.”
Böylesine istekli bir bakışa maruz kalınca Chen Ruxiu biraz rahatsız hissetti, başını çevirip: “… Şu anda çalışma saatleri içindeyim, bana sınıf arkadaşın olarak davranma.”
İçmeyi sevmezdi ve bunu genç efendinin durmasını umarak söyledi.
Fang Yiran onunla uğraşmaya devam etti. “Tamam, bir sınıf arkadaşı değil. Peki ya kimsin gibi davranmalıyım? Çay ve su servis eden bir garson mu?”
“Bu şekilde düşünebilirsin.” Chen Ruxiu başını salladı; çay ve su servis etmek, alkol içmekten her zaman daha kolaydı.
“Çay ve su servis etmenin birçok kuralı var. Bu klübün kurallarına ve bugünkü tüketimime göre şarap şişesini açmanı istediğimde kucağıma oturmalı ve bana şarap içirmelisin.” dedi yavaş yavaş Fang Yiran, yüzünde bir gülümseme vardı. “Söyle bakalım, bana çay ve su servis edebilir misin? Hmm?”
O anda Fang Yiran biraz sinir bozucu görünüyordu. Chen Ruxiu neredeyse dönüp gidecekti fakat diğer kişi tarafından durduruldu.
“Chen Ruxiu, sana ne diyebilirim ki? Sen, sadece ders çalışmayı bilen bir kitap kurdusun.” Fang Yiran çaresizce başını iki yana salladı, sergilediği laubali tavrı bir kenara bıraktı ve tekrardan neşeli, genç adam kişiliğine büründü. “Az önce söylediklerim sadece şaka amaçlıydı, biraz olsun dikkatli olmanı sağlamak içindi. İşini değiştir. Burası iyi bir yer değil. Yerinde olsaydım müdür bana böyle, açıkça imada bulunan bir kıyafet giymemi istediğinde arkamı döner ve giderdim.”
Chen Ruxiu kötü bir muhakeme yeteneğine sahip olduğunu kabul etmeye isteksizdi ama doğrusu kıyafetler tuhaf hissetmesine neden olmuştu. Yalnızca bir süre sessiz kaldı.
Sessizlik anı Fang Yiran’a, baskı yapma şansı verdi. “Bölüm ikincisi. Kedi kulaklarıyla etrafta dolaşırken insanların cidden seni zorbalamak istemesine neden oluyorsun, biliyor musun?”
Bu kez Chen Ruxiu tereddüt etmeden ayrıldı.
–
Aslında, neredeyse işten çıkma zamanıydı. Chen Ruxiu müdürü buldu ve ona istifa etmek istediğini söyledi. Beklenmedik bir şekilde, tüm gün çalışmış olmasına rağmen istifa etmek istediğini söylediğinde müdür ödeme yapmayı reddetmişti.
“Gerçekten bu yüksek maaşın sadece içecek götürmek için olduğunu mu düşünüyorsun? Fiziksel birkaç temasta bulunmak gençler için normaldir. Bunu çok ciddi algılama. İleride alışacaksın. Eğer yalnızca bir gün çalıştıktan sonra ayrılacaksan başka birini işe almak zorundayım. Planlarımı bozacaksın. Kesinlikle sana bu maaşı vermem.”
Chen Ruxiu yarım bardak sert bir içki içmişti. Şu anda biraz sarhoştu. Onunla tartışacak zamanı yoktu. Sadece eve gidip güzel bir uyku çekmek istiyordu.
Uykuya dalmak üzereyken Fang Yiran’ın alkol toleransının çok iyi olduğunu düşündü. O kadar içtikten sonra sarhoş gibi görünmüyordu bile.
Bir sonraki gün uyandığında açıklanamayacak bir şekilde, müdür özür dilemek için ona WeChat’ten mesaj atmıştı. Üslubu çok kibardı, dün ne kadar çok çalıştığını bilmediğini söylemiş ve ardından maaşının üç katını ödemişti.
Chen Ruxiu bu kişinin değişen tavrını esrarengiz bulmuştu ama kapısına gelen parayı reddetmek için hiçbir neden yoktu. Parayı kabul et düğmesine bastıktan sonra müdürden yeni bir mesaj aldı.
Utanmaz Müdür: [Genç Efendi Fang ile arkadaş olduğunu bilmiyordum. Önceki üslubum biraz sertti. Biliyorum bu miktar içki almak için yeterli değil ama lütfen özrüm olarak kabul et.]
Utanmaz Müdür: [Lütfen kusuruma bakma. Bir dahaki sefere tekrar gelip hayatı deneyimlemek istersen sana en rahat işi vereceğim ve artık o karmaşık kıyafetleri giymene izin vermeyeceğime söz veriyorum.]
Chen Ruxiu dişlerini fırçalarken duraksadı. Sonrasında Fang Yiran müdüre bir şeyler söylemiş olmalıydı.
Yorum