Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Chu Yu, Xie Xi hakkında biraz huzursuz hissetse de gelgelelim ki Chu Sheng’in tutumu katıydı. Son sözünü söylemişti. Chu Sheng, onu ayağa kaldırdı ve götürdü. Tartışmaya hiç yer bırakmadı.

 

Chu Yu sessizce Xie Xi’ye bakmak için başını arkaya çevirdi, yüzündeki ifade kararsız gibiydi.

 

Xie Xi herhangi bir saldırganlık belirtisi göstermedi. Chu Yu’ya baş sallamak için kafasını eğdi ardından Chu Ailesinin kardeşlerinin kaybolan figürlerini izledi. Belindeki kokulu keseyi okşadı ve dinlenmek için odaya dönmeye hazırlandı. Üçüncü Shidi çok ihtiyatlı bir şekilde kafasını uzattı. “İkinci, İkinci Shixiong sen… sinirli değil misin?”

 

Lu Qingan bile onu süzmüştü.

 

Xie Xi bir parça bile sinir belirtisi göstermedi. Hafifçe gülümsedi. “Sadece yarım gün. Chu Sheng, Shixiong’u sadece yarım günlüğüne götürdü. Bu gece, gece yarısı olduğu an Shixiong’u alıp geri getireceğim.”

 

Üçüncü Shidi: “…..”

 

İkinci Shixiong, sen çok uyanıksın…..

 

***

 

Chu Ailesinin kampına döndükten sonra gergin Chu Sheng, Chu Yu’yu yakaladı ve günün geri kalanı boyunca başının etini yedi. Ana konu ‘Birbirinize karşı sevgi dolu hisler besliyor olmanıza rağmen yine de tetikte olmak zorundasın yani o veledin senden faydalanmasına izin vermeyeceksin. O veledin bu kadar kendini beğenmiş olmasına izin veremezsin. En küçük kardeşimi koparması ne kadar tatsız…..’ idi.

 

Uzun öğüdünün sonuna ulaşır ulaşmaz Chu Sheng pişmanlıkla doldu. Bir köşede çömeldi ve çimleri çekiştirmeye başladı.

 

Chu Yu kendini sürekli esnemekten alamadı. Chu Sheng’in ne kadar kederli olduğunu görünce o da çömelmeden edemedi ve Chu Sheng’in başını okşadı.

 

Chu Sheng kısa bir süre depresifti ama hâlâ resmi meselelerini hatırlıyordu. Sonunda hafifçe öksürdü. “Xu Keqing gizlice seni takip edecek. Yarın Chu Ailesinin müritleri de seni şehrin dışında bekleyecek… Kardeşim, son derece dikkatli olmak zorundasın. Şeytani kültivatörler hain, kötü niyetli, aşağılık ve acımasızlardır. Onlara karşı gardını indiremezsin…..”

 

Konuşurken yüzü yavaş yavaş çirkinleşti. Sohbetin yakında raydan çıkacağı belliydi. Chu Yu hemen onu kesti ve başını salladı. “Anladım. Ağabey düzgünce yaralarınla ilgilenmeli ve sağlığına kavuşmalısın. Odayı temizlemek için ilk ben döneceğim.”

 

Chu Sheng’i sakinleştirdikten bir süre sonra Chu Yu odasına döndü. Yürürken bir kere daha Song Jingyi’yle nasıl uğraşacağı ile ilgili beyin fırtınası yaptı.

 

Bugünkü karşılaşmalarında Song Jingyi istese bile kıskançlık ve nefret bakışlarını saklayamamıştı. Gözleri öldürme niyetiyle ve kızgınlıkla dolmuştu. Kim bilir sekte girdikten sonra onu pataklamak dışında orijinal Chu Yu ona başka ne yapmıştı da bu kadar çok düşmanlık beslemesine ve şimdi bile Chu Yu’ya karşı kin gütmesine neden olmuştu?

 

Çok fazla düşman edinmenin şu anki Chu Ailesi için dezavantajlı olması gerçeği, ek olarak Chu Yu’nun, Lu Qingan’ın müridi olması ve onu utandırmak istememesi gerçeği olmasaydı, bu sabah Chu Sheng’in kılıcını o kadar kolay bir şekilde geri çekmesine imkân yoktu.

 

Durmadan diğer yaşayanlara zarar vermeye çalışan bu tür bir musibete müsaade etmek etraftaki insanların gönlünün rahat olmasını zorlaştırırdı.

 

Chu Yu bir süre bunun üzerine kafa yordu fakat aklına hiçbir şey gelmedi. Sonunda yalnızca zihnini sakinleştirebildi ve oturup kültivasyon yapmaya başlayabildi. Önceden Shen Nian’ın yaralı ruhunun hâlâ bedeninde olmasından ve o yaralı ruhu besliyor olmasından dolayı ne zaman kültivasyon yapsa bir kısım ruh enerjisi Shen Nian’ın ruhuna tahsis ediliyordu. Lu Qingan, Shen Nian’ın yaralı ruhunu çıkardığından bu yana Chu Yu daha hafif hissediyordu. Kültivasyon yapma hissi önceki hâliyle karşılaştırıldığında daha sorunsuzdu.

 

Birkaç kez ruhsal enerjisini bedeninde dolaştırdıktan sonra Chu Yu gözlerini açtı.

 

Önünde, bir yüz vardı.

 

Yakın, aşırı derecede yakındı. Diğer kişinin sıcak nefesini hissedebilirdi. O bir çift parlak ve kara gözde ufacık bir gülümseme niyeti vardı.

 

Kafa derisinde bir karıncalanma ve uyuşma hissettiği noktaya kadar Chu Yu’yu ürküttü. Karışıklık içinde az kalsın ruhu bedenini terk edecekti. Hemen gözlerini kapadı.

 

S*****, neden döndüğünden beri ana karakter belirmek için özellikle bu yöntemi kullanmaya bayılıyordu?! Bu oldukça ürkütücü tamam mı?!

 

Birazcık çabayla birlikte zorla uyuşma hissini bastıran Chu Yu gözlerini tekrar açtı ve biraz geriledi. “Çoktan çok geç oldu. Shidi burada ne yapıyor?”

 

Xie Xi parlak bir gülümseme verdi ve elini tuttu. Eline yumuşak bir öpücük kondurdu. “Dün zaten geçip gitti. Shixiong’u geri götürmeye geldim.”

 

Ne tür bir şakaydı bu? Eğer öylece gecenin bir yarısı kaybolursa Chu Sheng korkudan gözyaşlarına boğulmaz mıydı?

 

Chu Yu kararlı bir şekilde reddetti: “Hayır.”

 

Xie Xi’nin kaşı seğirdi ve gülümsemesini dizginledi. İfadesi karmaşıktı. “Beklendiği gibi Shixiong hâlâ böyle. Shidi ne yaparsa yapsın Shidi’yi birazcık fazla bile önemsemen mümkün değil.” Chu Yu’nun elini bıraktı. Arkasını döndü, Chu Yu’yu yalnızca zayıf bir sırt görüntüsüyle bıraktı. “Shixiong, sabah gittiğinde seni almaya gelirsem benimle gelmeye istekli olup olmayacağını merak ettim. Hakikaten benden hoşlanmıyor ve benden kaçınıyor gibi görünüyorsun, artık Shidi’den bıktın usandın mı?”

 

Chu Yu: “Kastettiğim o değil…..”

 

Xie Xi hâlâ arkasını dönmeden önünde oturuyordu. Kayıtsız ve dengeli bir ses tonuyla: “Beni önceki gibi önemseyemezse bile en azından beni uzaklaştırmaması için gerçekten Shixiong’a yalvarmak istiyorum.”

 

Chu Yu tarif edilemez bir şekilde suçlu hissetti. Anlık bir tereddütten sonra ileri doğru hareket etti ve Xie Xi’ye sarıldı. “Vaziyet şu anda farklı. Ne olursa olsun Chu Ailesini göz önünde bulundurmak zorundayım. Gelecekte…..”

 

Sistem’in mevcut puanlarını gösterdiği arayüz aklına gelirken Chu Yu duraksadı ve sözlerini bitirmeye cüret edemedi.

 

Xie Xi’ye kesinlikle bir geleceğin olacağı sözünü vermeye cesaret edemedi.

 

Bugünden sonraki günler oldukça uzun olacaktı. Belki de Xie Xi’nin kesinlikle ona ihtiyacı yoktu…..

 

Xie Xi onunla yüzleşmek için başını çevirdi. Gözleri koyu ve kasvetliydi, derinliklerinde ne olduğu belirsizdi. “Bir gelecek olacak.”

 

Konuşmanın içinden bir şekilde çıktıktan sonra nihayetinde Chu Yu yine de geride bir ses iletim tılsımı bıraktı ve suçlu bir şekilde Xie Xi’yle birlikte kaçtı.

 

Yalnızca Lu Qingan’ın küçük avlusuna döndükten sonraydı, Chu Yu bir şeyin yanlış olduğunu fark etti.

 

Avluda sadece yaşanabilir üç oda vardı. Lu Qingan doğal olarak bir odada tek kalıyordu. Üçüncü Shidi, Xie Xi’den ölesiye kokuyordu bu yüzden onunla aynı odada uyumaya cesaret etmesine imkan yoktu. Dahası, mantıken Xie Xi de bunu yapmaya istekli olmazdı. O zaman soru şuydu; Xie Xi’yle bir odada uyumak zorunda mı kalacaktı?

 

Birlikte yemek ve uyumak gibi bu tür davranışlar, geçmişte günlük doğal bir olay olsa bile artık……

 

Xie Xi’nin yakıcı bakışlarını görünce Chu Yu’nun kaşı seğirdi, aynen öyle! Yarın devriye gezerken krizantemini saklamak zorunda kalmak istemiyordu. Xie Xi’yle birlikte kalmak kişisel güvenliğinin garanti olmadığı anlamına geliyordu……

 

Chu Yu sessizce Üçüncü Shidi’nin odasına doğru döndü. Bunu görünce Xie Xi’nin bir kaşı kalktı fakat onu durdurmaya çalışmadı. Ellerini kenetledi ve sessizliğini korudu. Bu hareketinden dolayı Chu Yu’nun kafası karışmıştı. Üçüncü Shidi’nin odasına yaklaştı ve kapının üzerine yapıştırılmış ince bir kağıt parçası buldu.

 

Kağıdı aldı ve dikkatle okudu.

 

Suyla ilişkili şeyler giremez.

 

Özellikle kelimelerin altında bir çift örnek bile vermişti. Örneğin, balık…..

 

Chu Yu: “…..”

 

Karanlık bir yüzle Chu Yu kağıt parçasını paramparça etti. Beli kucaklandı ve arkasından Xie Xi’nin bastırılmış kahkahası geldi. “Üçüncü Shidi, hem Da Shixiong’dan hem de benden korkuyor. Shixiong, hadi odamıza dönüp uyuyalım.”

 

Üçüncü Shidi tarafından yüzsüz bir tavırla sırt çevrilen ve terk edilen Chu Yu tamamen yüzünü kalınlaştırıp diğer kişinin rüyasını bölmek için içeri giremezdi. Odaya kadar Xie Xi’yi takip etti. Bakışları etrafta gezindi ardından bir anda kuru kuru öksürdü. “Bunu baştan söyleyeceğim, burada yaşayacağım fakat elinin ayağının başıboş dolaşmasına izin veremezsin. Aksi takdirde hemen Chu Ailesine döneceğim.”

 

Xie Xi kaşlarını çattı ve başını sallamadan önce bir an için üzerine düşündü. Chu Yu iç rahatlıyla hafif bir nefes bıraktı. Dış cübbesini çıkardı ve yatağa uzandı. Lu Qingan’a, geçici olarak kalabileceği başka bir oda olup olmadığını sorup sormaması gerektiğini düşünmenin tam ortasındaydı ki Xie Xi aniden yüzünü kendine çekip alt dudağını ağzına aldı ve orada tuttu.

 

Xie Xi hiç istifini bozmadı. “Shixiong’un talimatlarına dikkatlice uydum ve ellerimin ayaklarımın başıboş dolaşmasına izin vermedim.”

 

Chu Yu mücadele etmeyi bıraktı. “…..”

 

Bazen Çin kültürü insanı korkutacak kadar derin ve engin oluyordu.

 

***

 

Qing Tu kampının içi ve dışı iki farklı dünya gibiydi. Erdemli Yol kültivatörlerinin savaşma yöntemleri, sıradan halk orduları arasındaki savaşlardan farklıydı. Yıkıcı doğaları ezici derecede güçlüydü. Bu güçlü yeteneklerle kolaylıkla dağları hareket ettirebilir ve denizleri kurutabilirlerdi. Qing Tu’dan Jinhe Nehri’ne kadar olan bölge neredeyse tamamen ıssız ve tenhaydı. İnsanlar ve canavarlar oradan kaçmak için uğraşıyorlardı.

 

Birkaç yıllık savaştan sonra bu toprak parçası derin izlerle dolmuştu. Kim bilir burada kaç tane kültivatörün iskeleti gömülmüştü.

 

Bu arazide ölenlerin en güçsüzü Qi Arındırma aşamasındayken en güçlüsü Doğan Ruh aşamasındaydı. Bu arazinin her bir santiminin, onların kanıyla boyandığı söylenebilirdi.

 

Chu Yu, daha çok tasasız bir atmosfere alışmışken ıssız, kanlı atmosfere uyum sağlamak onun için zordu. Büyük Erdemli ve Şeytani Yol Savaşı sırasında dökülen kanların miktarı gerçeği söylemek gerekirse ciddi bir miktardı. Çok fazla kişi ölmüştü. Hem Chu Ailesinden hem de Tian Yuan Sekti’nden kayıplar vardı. Chu Sheng hep sıcakkanlı ve ılımlı bir mizaca sahipti. Ancak bu savaş sırasında her türlü ızdırabı çektiği düşünülebilirdi.

 

Chu Yu elinde olmadan ciddi bir şekilde, orijinal romanda Büyük Erdemli ve Şeytani Yol Savaşı hakkında ne yazıldığını hatırlamaya çalıştı.

 

“…..Ancak, beş yüz bin kelime ve sayısız güzellikten sonra işte bu noktaya ulaşmıştı ve hikaye, ana karakterin Büyük Erdemli ve Şeytani Yol Savaşı sırasında tek başına bütün Yu Shou Sekti’yle mücadele ettiği noktaya gelmişti” ve bitti. Peki ya sonrası nerede? Büyük Erdemli ve Şeytani Yol Savaşının sonu nerede?

 

Bekle, sakın bana yazarın bu olay örgüsünde boşluk bıraktığını söyleme!? Olay örgüsünün geri kalanı nerede?

 

Sistem sersem sersem: “Yönetici geri kalanı kendi başına ortaya çıkar~”

 

Chu Yu tamamen Sistem’i görmezden geldi. Gözlerini kaldırdı ve onu çevreleyen şeylere bakındı. Hâlâ epey huzurlu olarak düşünülebilirdi. Gerçekte her üç günde bir, nadiren bir yakın dövüş çatışmasının patlak vermesi dışında iki taraf da zamanlarını toparlanmak için harcıyordu. Diğer tarafın üyelerinin tümünü tek hamlede yakalamak için her türlü planı yaparlardı böylece bu büyük savaş en sonunda son bulabilirdi.

 

Uzun bir süre dışarıda devriye gezdikten sonra bölge bomboştu ta ki aniden uzakta bir grup siyah kıyafetli kültivatör belirene ve doğrudan hızla onlara doğru uçana dek. Chu Ailesinin müritleri ve Tian Yuan Sekti’nin müritleri hemen sıkı bir koruma dizilimi oluşturdular ve beklediler. Şeytani kültivatör grubunu izlerlerken tetikteydiler.

 

Lu Qingan tarafından öncülük edilen herhangi bir devriye grubu en güvenlisiydi. Bu noktadan kuşku duymanın gereği yoktu.

 

Ne yazık ki Lu Qingan önceden yola çıktığında Doğan Ruh aşamasında bir kültivatörle karşılaşmadığı sürece harekete geçmeyeceğini netleştirmişti.

 

Gerçekten de, şeytani kültivatörlerin onu fark etmesini ve bu yüzden panikle kaçıp gitmelerini engellemek için Lu Qingan, San Han’ı örtsün diye beyaz bir bez kullanıp onu sırtında taşıyarak ciddiyetle bir gösteri bile yapmıştı. Bir maske de takmıştı ve devriye grubunu ne çok uzak ne de çok yakın bir mesafeden takip ediyordu.

 

Chu Yu, Lu Qingan’ın niyetinin ne olduğunu fark etmişti. Karışık duygularla yalnızca onlardan 30 metre uzaktaki bir alana kadar çabucak uçan şeytani kültivatör grubuna baktı. Tam Xun Sheng’i çekmek üzereydi ki o zamana kadar yanında sessizce onu takip eden Xie Xi aniden gülümsedi. “Nasıl olur da bu küçük haydut grubu Shixiong’un harekete geçmek zorunda kalacağı kadar değerli olabilir?”

 

Konuşmayı bitirir bitirmez Duan Xue’yi kaldırdı ve sıradan bir şekilde şeytani kültivatörlerin olduğu yöne doğru kılıcını sallarken ileri atıldı. Ne tür engin bir yöntem kullandığını göremediler fakat küçük şeytani kültivatör grubu arasından birisi onun tarafından mağlup edildi. O kişi savruldu ve şiddetle kan kustu. Düpedüz karşılık vermek için güçleri yoktu.

 

Chu Yu, bu sahnede korku ve ürperti hissetti. Önceden Xie Xi, karşılaştığı tüm şeytani kültivatörleri tek bir tanesini bile canlı bırakmadan mutlaka kılıçtan geçireceğini söylemişti. Beklendiği üzere dedikleri doğru gibi görünüyordu. Chu Yu’nun önündeyken o kadar kötü görünmüyordu fakat şeytani kültivatörlerle karşılaştığı an iliklere kadar işleyen bir öldürme niyeti ve acımasızlık sergiliyordu. Yüzü diğerlerinin gözünü korkutacak kadar acımasız ve duygusuz oluyordu ve hareketlerinde en ufak bir tereddüt göstermiyordu.

 

Geçmişte Xie Xi hâlâ sevgi dolu ve toydu. Song Jingyi gibi biri bile düştüğünde yine de bilinçsizce gider ve yardım eli uzatırdı. Geçmişteki ve şimdiki hâli arasındaki farklılık ve değişim elinde olmadan pişmanlık dolu bir iç çekmesine neden oldu.

 

Chu Yu hâlâ biraz pişmanlık duyma sürecindeydi ki kulağının yanından yumuşakça tanıdık bir ses geldi. “Xie Shidi’nin harekete geçtiğini gördüğümden beri uzun zaman geçti. Beklendiği gibi her hareketi hâlâ ölümle sonuçlanıyor. Dayanıklılığı herhangi bir şeytani kültivatöre kaybetmez. Ancak Shixiong olarak, Chu Shidi Xie Shidi kadar güçlü değil. Bu gerçekten de insanın ağlamak istemesine neden oluyor…..”

 

Kelimeler bilerek imalı bir şekilde söylenmişti, ses tonu daha da imalıydı.

 

Lu Qingan tam oradaydı ve o hâlâ sorun yaratmaya cüret mi ediyordu?

 

Chu Yu, kim bilir ne zaman ona yetişen Song Jingyi’ye yan yan bir bakış attı. Dünkü ifadesini hatırlayınca Chu Yu kibarca: “Song Shixiong, Sekt Ustası Savaşçı Amcanın yarası nasıl?”

 

Song Jingyi’nin gülümsemesi dondu. Chu Yu’nun onun bamteline basmasını beklememişti.

 

Chu Yu konuşmaya devam etti. “Sekt Ustası Savaşçı Amca her zaman Song Shixiong’un gerçek babasıymış gibi davranıyor. Şu anda Song Shixiong’un varlığı gerekli değil yani Song Shixiong neden Sekt Ustası Savaşçı Amcanın başucunda onunla ilgilenmiyor?”

 

‘Gerçek babası gibi.’ sözlerini duyunca aniden Song Jingyi’nin bedeni titredi. Yüzü buruştu ve artık nazik ve cana yakın yüzünü sürdüremedi. Yüzü karardı ve soğuk bir tonda “Seni ilgilendirmez.” dedi.

 

Xie Xi’nin neredeyse şeytani kültivatör grubunu öldürüp geri dönmek üzere olduğunu görünce Song Jingyi sözlerinin geri kalanını yuttu ve tekrar grubun arkasına çekilmeden önce soğuk bir şekilde hıhladı.

 

Chu Yu bu rastlantıyı anlayamadı.

 

Bu kişi her zaman aldatıcı bir görünüm takınmaya bayılmıyor muydu? Nasıl olur da gerçek kişiliğini göstermesi için şu anda sadece birkaç kelime söylemesi yeterli olmuştu, üstelik ciddi bir şekilde yaralı bile değildi?

 

On yıldan sonra yüzü incelmek yerine kalınlaşmış olabilir miydi?

 

Ne kadar garip.

 

Ancak, tıpkı Song Jingyi’nin ara sıra ona açık bir öldürme niyetiyle baktığı gibi Chu Yu da Song Jingyi’nin hemen canlı dünyasından s***** olup cehenneme yuvarlanması gerektiği hakkında düşüncelere sahipti. Ne yazık ki, Chu Yu ve Song Jingyi’yi engelleyen ortak bir sorun vardı: Lu Qingan.

 

Yine de Lu Qingan buradayken bu devriye grubu hemen hemen endişelerden uzak sayılabilirdi. Diğer yandan ayrıca Lu Qingan’ın burada olmasından dolayı Song Jingyi kimseye saldırmaya cesaret edemiyordu ve Chu Yu özgürce onunla uğraşamıyordu.

 

Hakikaten Chu Yu’nun canı çok sıkılmıştı.

 

Çok geçmeden Xie Xi, Chu Yu’nun yanına döndü. Herhangi ekstra bir zahmet olmadan kılıcında kalan kanları silkeleyerek temizledi ve Duan Xue’yi tekrar beline yerleştirdi. Çoktan arkaya gizlenmiş olan Song Jingyi’ye umursamaz bir bakış attı ve yumuşakça: “Shixiong o iki yüzlü hain hakkında endişeli mi?”

 

Chu Yu bir an için duraksadı ve ardından başını salladı.

 

Eğer Song Jingyi ortadan kaldırılmazsa o zaman ileride sürekli başlarının üzerinde bir kılıcın sallandığı hissine sahip olacaklardı. Sürekli bu tarz biri tarafından izlenmek hiç hoş bir his değildi.

 

İlk başta Chu Ailesinin Ajanı Xu’dan harekete geçmesini ve kimse izlemezken Song Jingyi’yi öldürmesini istemeyi düşünüyordu. Devriye gezerken şeytani kültivatörlerle karşılaştıkları ve onlarla savaşa girdikleri bir senaryo yazacaktı. Fakat Song Jingyi ne düşündüğünü biliyor gibi görünüyordu ve Qing Tu kampından ayrıldıklarından beri Tian Yuan Sekti’nin diğer müritlerine yakın durmuştu. Ne bir adım önlerine ne bir adım gerilerine hareket etmişti.

 

Ne kadar sinir bozucu.

 

Xie Xi’nin gülümsemesinde soğuk bir öldürme niyeti gizliydi. Sesini alçalttı. “On yıl önce, yanlız kaldığımızda anlık bir avantaj elde ettim ve neredeyse onu öldürmeyi başarmıştım.”

 

Chu Yu’nun dili tutuldu. Hep Xie Xi’nin on yıl önce harekete geçmemesini garip bulmuştu. Yani aslında harekete geçmişti…. Ancak bu ‘neredeyse’, Song Jingyi’nin kaçtığı anlamına mı geliyordu yoksa sonunda Xie Xi biri tarafından durdurulmuş muydu?

 

Xie Xi: “Kılıcımla kafasını uçurmaya sadece bir adım uzaktaydım. O vakit ne yazık ki Shizun aniden belirdi ve beni durdurdu.”

 

Gerçekten Lu Qingan mıydı?

 

Yine de, Tian Yuan Sekti’nin kıdemlisi ve Song Yuanzhuo’nun Shidi’si olarak Lu Qingan doğal olarak Xie Xi’nin, Sekt Ustasının kişisel halefi müridini öldürmesine izin veremezdi.

 

Chu Yu’nun düşüncelerini biliyormuş gibi görünen Xie Xi başını iki yana salladı. “Shixiong, durum biraz karışık. O zaman, Shizun bana ‘Onu öldürebilirsin, ama şu anda değil.’ demişti.”

 


 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 43: Şişmanlattıktan Sonra Öldür" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık