Çevirmen: Yuuki
Chu Shuanghe?
Ebeveyni Chu Shuangtian’a derin duyguları olan Chu Sheng ve ana karakter halesine sahip olan Xie Xi aslında onun tarafından kandırılmışlar mıydı?
Chu Yu şaşkına dönmüştü. Bu düşünceler aklından geçtikten hemen sonra tepeden tırnağa buz kesti.
Kişinin bedeni, Qi’si ve kanıyla birlikte Doğan Ruh’u ile yakından ilişkiliydi. Ancak, kişinin Doğan Ruh’u aceleyle bedenden ayrılmamalıdır. Eğer kılıç Lu Qingan’a isabet ederse kesinlikle ölürdü!
Mesafe çok yakındı. Kaçınılamazdı!
“Çın!”
Metalin metale çarparken çıkardığı keskin ve net ses kulaklarında çınladı. Kılıçları çarpıştığında kıvılcımlar uçuştu. Lu Qingan beklenmedik ve sıradan bir şekilde Bu Heng’i çıkardı. Kolaylıkla, ölümcül kılıç saldırısını engellemek için hızla kını kaldırdı.
Chu Shuangtian’ın yüzünde bir hayret ifadesi belirdi. Yapılacak bir sonraki hamle hiç gerçekleşmemişti. Lu Qingan çoktan kılıcını kaldırmış hazırda bekliyordu. O, Doğan Ruh aşamasındaki ünlü bir üstattı. Sıradan insanlar, onunla kılıç çarpıştırmak için paldır küldür üzerine atılmaya cesaret edemezdi. Chu Shuangtian aniden kılıcını düşürürken hâlâ olduğu yerde duruyordu bu sırada yüzünde yavaş yavaş garip ve korkunç bir gülümeseme belirmeye başladı.
Lu Qingan, Yan Hue’nin bıçağı tam Chu Shuangtian’ın boynuna değecekken duraksadı. Herhangi bir noktada en ufak bir hareketle kafasını gövdesinden ayırabilirdi.
Chu Shuangtian çok da şaşırmış gibi değildi. Sakince gülümsedi. “Bana karşı gardını almış mıydın?”
Lu Qingan sessizce ona baktı.
Chu Shuangtian biraz afallamıştı. “Nerede yanlış yaptım? Bu beden Chu Shuangtian’a ait ve tüm davranışları öylesine sınırları aşıyor ki bazen bilinci bile bedenin kontrolünü eline alıyor, tıpkı aniden o iğrenç küçük yaratığı koruduğu zamanki gibi.”
‘İğrenç küçük yaratık’ sözlerini duyunca Xie Xi’nin yüzündeki ifade soğudu ve hemen onu öldürmek için üzerine koşmaya hazırmış gibi Duan Xue’yi elinde tuttu.
Chu Yu sinsice Xie Xi’nin yanına dönmüştü ki kınından çıkarılan Duan Xue gözüne ilişti. Gözünü kırpmadan sessizce kılıcı geriye itti ve Xie Xi’nin elini okşadı.
Onun aksine Chu Sheng’in son zamanlarda ikide bir sabrı sınandığı için daha fazla dayanamadı. San Huo’yu kaldırdı ve “Seni adi! Çık babamın bedeninden!” derken yüzündeki ifade soğuktu.
Chu Shuanghe ilgisizce güldü. “Sheng-er gerçekten daha da mantıksız oluyorsun. Beni yıllardır görmemesine rağmen bana amca diye seslenmiyor bile.”
Chu Sheng, öldürme arzusuyla dolu gözlerle ona baktı.
Boynunda hayatını tehdit eden bir bıçak olmasına rağmen Chu Shuanghe’nin yüzündeki ifade sakinliğini asla kaybetmedi. “Ne zaman ben olduğumu fark ettin?” derken hâlâ neşeyle gülümsüyordu.
Chu Sheng’in konuşmadığını görünce ısrar etmedi. Enine boyuna düşündü ve gerçeği fark etti. “Anladım! İlk karşılaştığımızda mı biliyordun? Beni gördüğünde neden çok üzgün göründüğünü merak etmiştim. Baba-oğul arasındaki derin bağdan dolayı olmalı. Sessizce acı çektin ve konuşmaya cesaret edemedin. Son karşılaşmamızdan bu yana yıllar oldu. Sonunda bu ağabey aklını başına toplamış.”
Chu Sheng’in kaşları, bir şey düşünüyormuş gibi birleşti. San Huo’yu tutan eli titredi. “Kes sesini.”
Chu Shuanghe ona aldırış etmedi ve açıkça Chu Yu’yu inceledi. Gülümsedi fakat o gülümseme kılıç gibi keskin, soğuk ve zehirliydi, uğursuz ve tehlikeli bir niyet barındırıyordu. “Bu, ağabeyimin üçüncü oğlu yani senin en küçük kardeşin mi? Ah, sanırım biraz ikinci kardeşini andırıyor. Ne yazık, ikinci kardeşin bu kadar büyüyemedi. Kollarımda tuttuğum bir tüy kadar hafif olan o küçük çocuğu hâlâ hatırlıyorum…”
“Kapa çeneni!” Chu Sheng’in ifadesi gittikçe daha çirkin bir hâl aldı. Damarları belirip gözleri kızarırken alnından terler boşandı.
Lu Qingan kaşlarını çattı ve Chu Sheng’e orijinal niyetlerini korumak için zihnini dengelemesini ve sakin olmasını hatırlatmayı düşünüyordu ki Chu Shuanghe’nin gülümsemesi aniden düştü. Yüzündeki ifade değişti ve yavaşça gözlerini kapadı. Uzun bir müddet sonra gözlerini açtı. Gözlerindeki kızgınlık bir parça olsun gitmişti ve daha sakindi. Sesi sıcacık, kara gözleri nazik ve yumuşaktı. “Sheng-er, ondan etkilenme.”
Chu Sheng’in bedeni katılaşmıştı. Katıksız öfkesine kapılmasına ramak kalmıştı fakat şu anda aklı daha berrak bir hâle gelmişti. Chu Shuangtian’ın gözlerine boş boş baktı. “…Baba?”
Doğan Ruh tabisi heyecanlıydı. “Lord Chu? Bilincinizi yeniden mi kazandınız?”
Chu Shuangtian onlara başını salladı, nazikçe Yan Hue’yi itti ve gülümseyerek “Yoldaş Daoist Lu, sana sorun çıkardım.” dedi.
Lu Qingan, Yan Hue’yi kınına soktu ardından gözlerinde ilgisiz bir ifadeyle ona baktı. “Güçsüz değilsiniz. Zihniniz bundan daha dirençli olmalı. Ele geçirilmenizin sebebi nedir?”
Chu Shuangtian bir an için sessizdi ardından hafifçe gülümsedi. “Herkesin bir zayıflığı vardır. Kişinin kalbinin en derinliklerindeki savunma hattı zayıftır. Bu nedenle, insanlar için oraya girmek ve oradaki boşluktan faydalanmak kolaydır- Yoldaş Daoist Lu’nun da böyle bir zayıflığı yok mu?”
Lu Qingan afalladı. Belindeki Bu Heng’e baktı, gözlerinden bir karanlık akıyormuş gibi görünüyordu. Dudaklarını birbirine bastırdı ve bir daha konuşmadı.
Ayrıca Chu Shuanghe, Chu Shuangtian’la birlikte büyümüştü. Ailenin liderlik koltuğunu kim alacak diye yapılan tartışma başlamadan önce iki adam hep birbirlerine karşı iyi duygular besliyor ve birbirlerini anlıyorlardı. Chu Shuanghe bundan faydalanmıştı ama kimse Chu Shuangtian’ı zayıf bir iradeye sahip olduğu için suçlayamadı…
Chu Sheng’in ifadesi bir an olsun ızdırapla burkuldu ardından derin bir nefes alıp sakinleşti. “Baba, annem, o… O gerçekten…”
Chu Shuangtian’ın gözleri sıcak ve parlaktı. “O benim kalbimde.”
Beklendiği gibi…
Chu Sheng ellerini alnına bastırdı ve titredi. “Baba, ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım?”
“Ruhu benimkiyle sarmaş dolaş bir hâlde.” Chu Shuangtian eline baktı ve yumuşak bir şekilde: “Ben yaşadığım sürece ben mi Shuanghe mi emin olmayacaksın. Çoktan büyükbaban ve büyükannenin ölüm kalım inzivasında olduğunu biliyor. İntikam almak için o… Şu anda ne yapılması gerektiğini tahmin edebiliyor olmalısın.”
Çoktan çözümün ne olduğunu tahmin etmiş olsa bile Chu Sheng’in ifadesi yine de değişti ve o kadar solgunlaştı ki dudakları beyazladı. “Baba!”
Chu Shuangtian: “Sheng-er, Shuanghe’nin günahları çok fazla. Hepsi benim hatam. Eğer onunla yeraltı dünyasına gidersem bence biraz da olsa öfkesini yok edebilirim.”
Doğan Ruh aşamasının tabilerinin yüzü büyük oranda değişti. “Lord Chu, kesinlikle yapamazsınız! Chu Shuanghe, Chu Ailesini yüzüstü bıraktı ve Şeytani Yol ihtilafına sığındı. Chu Ailesinin üyelerini öldürdü. Neden böyle günahkâr bir hainin sizi ele geçirmesine izin verdiniz? Önce bu yerden çıkalım. İkinizin ruhlarını ayırmanın bir yolu olmalı…”
Henüz konuşmayı bitirmemişti ki Chu Shuangtian’ın yüzü birdenbire büküldü ta ki ifadesi artık saf ve nazik olmayana dek. Bunun yerine yüzü korkunç derecede kötü niyet barındırıyordu. “Chu Shuangtian! Seni alçak herif! Erdemliymiş gibi davranmaya cüret ediyorsun! Kulağa hoş gelen saçmalıkları ezbere okuyorsun!”
Bedeni sallandı ardından hareket etmeyi bıraktı. Hemen sonra, iki ruh bedenini kontrol etmek için orada savaşıyormuş gibi acıyla alnını kavradı.
Lu Qingan kaşlarını çattı. Yan Hue’yi kınında üç santim çıkardı, savaşmaya hazırdı.
Uzun süre sonra Chu Shuangtian kontrolü almış gibi gözüküyordu. Acele ve telaşlı bir tavırla “Bu, Chu Ailesinin meselesi; Chu Ailesinden biri çözmek zorunda. Sheng-er, öldür beni!”
Chu Sheng kendi eliyle baba katili mi olacaktı?
Yavaş yavaş Chu Yu’nun omurgasına bir ürperti geldi ve neredeyse refleks olarak ileri adım attı. “Baba, ağabey…”
“Yu-er, uzak dur! ” Çenesini sıkarak tersledi, varlığı duygusuz ve haşinmiş gibi görünüyordu. Acımasızca Chu Sheng’e baktı ve sert bir şekilde: “Sheng-er senin yaradılışın kararsız. Senin için, Chu Ailesinin reisi pozisyonu vazgeçilmez olmayabilir. Yu-er’in meselelerine geldiğinde geri adım atmaya isteksizsin ama diğer her şey konusunda çekimsersin. Chu Ailesi böyle birinin eline bırakılamaz…”
Chu Sheng’in ifadesi neredeyse ona bunu yaptırmaması için adeta yalvarıyormuş gibiydi. Başını iki yana salladı ve hıçkırıklara boğulmuş bir sesle “Baba, bunu yapamam.” dedi.
Chu Shuangtian: “Yu-er ve Chu Ailesi, ikisiyle de güzelce ilgilenmelisin.” Chu Yu’ya bakarken gözleri sakindi. “Yu-er, bundan sonra ağabeyini dinlemelisin.”
…Ha, son sözlerini mi söylüyor?
Chu Yu bir süre sessizdi ardından başını salladı.
Sessizce kenardan izlemek dışında çaresizdi. Hiçbir şey yapamadı. Chu Shuangtian ve Chu Shuanghe’nin ruhları çoktan bir şekilde sıkıca birbiriyle birleşmişti. Chu Shuangtian’ın durumu o kadar değişkendi ki herhangi bir anda samimi bir sesle konuşurdu ama bir sonraki anda Chu Shuanghe’ye dönüşüp insanların kalbine kılıç saplamaya çalışıp çalışmayacağını kim bilebilirdi ki?
Chu Shuangtian ölümünden önce Chu Sheng’e baskı yapması gerektiğini düşünmüş olmalıydı. Onu daha cesur olmaya ve kendini geleceğe hazırlamaya zorlamak için son derece etkili bir yol olduğu doğruydu ama bu yöntem gerçekten de çok insafsızcaydı.
Chu Sheng nazik ve hassastı ama Chu Er’den dolayı kalbinde bir gölge vardı. Acımasız olmak ve erdemi sadakatin üstüne koymak için azim göstermedikçe kendi ailesini öldürmek onun için neredeyse imkansız olurdu.
Chu Shuangtian, Chu Sheng’e yaklaştı ve ona baktı. Elini kaldırıp nazikçe başını okşadı. Ancak bu tarz sevgi dolu ve hassas hisler uzun sürmedi. Aniden kara bir Qi elinde belirdi ve onunla Chu Sheng’in kafa tasının tepesine vurmak için elini aşağı hareket ettirdi.
Uzun zamandır yanlarında durup bir seyircinin soğuk gözüyle olanları izleyen Lu Qingan elini salladı. Kara Qi dağıldı ve Chu Shuanghe birkaç adım geriye fırladı. Chu Shuanghe’nin başka bir şeytani teknik yapmasına engel olmak için Lu Qingan bir anda üzerine atıldı, defalarca bedenine vurdu. Ardından kenara çekildi ve başını kaldırdı. “Feng Ling Xue.”
Chu Shuanghe hareket edemedi. Tek yapabildiği orada öylece durmaktı, bütün bedeni sabit ve katıydı. Aniden, bir ‘hıh’ sesi çıkardı ve gaddar bir tonda: “Erdemli Yol’dan bir kılıç kültivatörü nasıl olur da birdenbire Jinghua Sekti’nin Feng Ling Xue parmak becerisini bilebilir? Lu Qingan, yanlışlıkla bu gizli yeri bulduğun için bana teşekkür etmelisin. Aksi takdirde hayatın boyunca eski arkadaşının mezarını asla bulamayabilirdin.”
(ÇN: 封灵穴指法 (Feng Ling Xue parmak becerisi) – Bir kişinin Qi basınç noktalarına yani akupunktur noktalarına bastırmak için kültivatörlerin kullandığı bir yetenek. Burada Lu Qingan sadece Chu Shuanghe’nin hareketini kısıtlıyor lakin hangi noktaya, ne kadar basınç uygulandığına göre iyileştirici ya da zararlı etkiler oluşturulabilir.)
Lu Qingan donakaldı. “…Mezar mı?”
Chu Shuanghe şiddetli bir kahkaha patlattı. “Shen Nian’ın ruhu uçup gittiğinde ve dağıldığında bedenini bu gizli yere bıraktı. Cesedini bulsan bile, ne kadar dilersen dile bu hayatta sana tek bir kelime dahi ettiğini asla duymayacaksın-”
Sözleri çok saldırgandı. Lu Qingan’ın beti benzi attı ve gözleri öfkeyle doldu.
Chu Yu da sinirliydi ve onu tokatlamak istiyordu fakat Chu Shuangtian’ın bedeni olduğu için istediğini yapamadı. İç çekti ve aniden elinin tutulmuş olduğunu fark etti. Başını çevirdi ve gözlerinde nazik bir bakışla onu izleyen Xie Xi’yi gördü. Xie Xi onu rahatlatmak için sırtını okşadı. “Shixiong, her şeyde yanındayım.”
Chu Yu bir an için sessizdi ardından birazcık çabayla kendini gülümsemeye zorladı.
Bunun zor olmadığını söylemek imkansızdı.
Orijinal Chu Yu’nun bilinci tamamıyla yok olmuş olsa bile ailesi onun üzerine çok fazla düşmüştü ve o kadar çok nezaket almıştı ki onlardan buna güçbela katlanabiliyordu.
Chu Shuanghe bir süre çıldırmış gibi güldü ardından yüzü birden korkunç bir şekilde karardı ve Chu Sheng’e soğukkanlılıkla dik dik baktı. “Öldür beni! Öldür beni! Öldür babanı! O zaman aile reisi pozisyonu senindir. Sen ve baban, ikiniz de aynısınız, sizi sahte iki yüzlüler!”
Chu Sheng başını eğdi. Saçları gözlerini kapatıyordu bu nedenle ifadesi net bir şekilde görünmüyordu. San Huo’yu çekti. Kılıcın ucunu aşağı doğru tutarken yavaşça Chu Shuanghe’ye doğru yürüdü.
“Neden babamdan ve ailemden bu kadar çok nefret ediyorsun?” diye fısıldadı.
Chu Shuanghe soğukça: “Chu Shuangtian Qi’mi kuruttu ve ruh damarlarımı sakatladı, böylelikle beni Şeytani Yol’a katılmaya zorladı. Neden ondan nefret etmemeliyim? Chu Ailesi onu korudu ve affetti ama beni affetmediler. Neden onlardan nefret etmemeliyim? Bunun nedeni neydi? Babam tekrar ve tekrar onun gururu ve neşesi olduğumu söylerdi ama o zaman anneme döndü ve ” Benim bu oğlum çok kaprisli ve fevri. Şeytani Yol’a dönmek onun için kolay olur. Chu Ailesi onun ellerine düşemez. Sadece Shuangtian bu büyük sorumluluğu üstlenebilecek uygun zihinsel genişliğe ve istikrarlı mizaca sahip.” dedi.
Chu Sheng tamamen suskun bir şekilde ona baktı. “Sen Qi Sapması yaşadığında babam seni kurtarmaya çalışmak için elinden geleni ardına koymadı. Neden bunun için onu suçluyorsun? Büyükbabam, Şeytani Yol’a düştüğünü ve kardeşimi öldürdüğünü gördüğünde her iki seferde de seni öldürmeye dayanamadı ve yalnızca yeraltına mühürledi. Neden? Chu Shuanghe esas gerçeklerin hepsini biliyorsun. Kabahatli olduğunu biliyorsun ama kabahatlerini kabul etmiyorsun. Onun yerine bütün suçları Chu Ailesine atıyorsun. Sen…”
“Kapa çeneni!” Chu Shuanghe şiddetle sözünü kesti. Yüzündeki ifade çok vahşiydi. “Öldür beni! Chu Sheng, eğer cesaretin varsa öldür beni!”
Chu Sheng bir an için ona sessizce baktı ardından diz çöktü.
Yavaşça üç kez secde etti. Büyük zorlukla gözyaşlarını tuttu.
Chu Yu bilinçsizce Xie Xi’nin elindeki tutuşunu sıkılaştırdı. Yüreği ağzındaydı ve izlemeye zar zor dayanıyordu. Genel anlamda, roman dünyasına ışınlandığından beri hayatı rahat ve kolay olmuştu. Yaptığı şeylere rağmen Shizun’u ve ailesi onu şımartmış, ona göz kulak olmuş ve istediği her şeyi yapmasına izin vermişlerdi. Anıt Mezar Harabelerinde geçirdiği on yılda bile Shen Nian ona rehberlik etmişti bu yüzden asla tehlikenin içinde olmamıştı.
Böyle acıklı bir olayla karşı karşıya kaldığı ilk seferdi.
Aslında, orijinal romanın olay örgüsüne bakılırsa şu anda İblis Savaşı henüz patlak vermemişti. Orijinal Chu Yu, ana karakteri kışkırtarak ölümüne susamıştı. Sonunda ana karakterin sabrı taşmış ve patlamıştı. Orijinal Chu Yu’yu parçalara ayırmış ardından yok etmek için ruhunu çıkarıp ruh ocağına yerleştirmişti. Ardından kardeşinin ölümünü duyan Chu Sheng, Akçaağaç Vadisi’nden tüm yolu aceleyle gelmiş ve kafası ana karakterin kılıcıyla kesilmişti–
Aslında çoktan ölmüş olmaları gerekti fakat işte buradalardı ve şu anda ölmemesi gereken Chu Shuangtian’ın sakince ölümünü arayışını izliyorlardı.
Romanın olay örgüsü… aslında var olmaya devam ediyordu sadece ölen kişinin rolü değişmişti.
Chu Sheng boynunu eğdi ve yavaşça ayağa kalkıp San Huo’yu kaldırdı. “Chu Shuanghe, büyükannem ve büyükbabam çoktan seni Chu Ailesinin kayıtlarındaki ölülerin arasına koydu. Sen 200 yıl önce Qi Sapması yaşadığın zaman öldün. Bugün öldürdüğüm tek kişi, elleri Chu Ailesinin kanıyla kaplı olan şeytani bir kültivatör.”
Chu Sheng açıklamayı bitirdi ve yüzündeki ifade soğudu. Ellerindeki San Huo uğuldadı ve yoğun, güçlü kırmızı bir ışıkla parladı. “Chu adına layık değilsin!”
Konuşmayı bitirir bitirmez elleri titredi ve tereddütsüz bir şekilde kılıcı, çocukluğundan beri tanıdığı ve sevdiği kişinin göğsüne sapladı.
Yakıcı sıcak ateş enerjisi tam olarak bedenin ruh damarlarını delerken San Huo’nun kırmızı ışığı daha da yoğunlaştı, gaddar bir şekilde ruh diyarının Doğan Ruh’una saldırdı. Doğan Ruh’taki birbiriyle savaşan iki ruh çoktan tükenmişti. Kendilerini bu ruhsal saldırıdan koruyamazlardı. Ruhlar titremeden önce yalnızca bir süre direndiler ardından ayrılmaya ve dağılmaya başladılar.
Chu Sheng, San Huo’yu çekip çıkardı. Kılıç yere sert bir şıngırtıyla çarptı fakat o yalnızca boş boş babasının yüzüne baktı. Uzun bir süre sonra Chu Shuangtian gözlerini açtı. Gözlerindeki ışık nazik ve ılıktı. Konuşmadı ama biraz gülümsedi.
Aniden Chu Sheng çöktü ve gözyaşlarına boğulurken Chu Shuangtian’a sarıldı, yürek parçalayan bir şekilde ağladı ve etraftaki herkesin ruhuna bir sızının nüfuz etmesine neden oldu.
Chu Shuangtian başını okşadı ardından bakışlarını Chu Yu’ya çevirdi ve Xie Xi’yle el ele tutuştuğunu gördü. İlk defa Xie Xi’ye baktı, gözlerinde uyarı imalı bir bakış vardı. Bir an sonra yüzü çabucak soldu.
Chu Sheng’in sesi kesildi.
Tuttuğu bedende canlılık yoktu.
Chu Shuangtian, Chu Shuanghe, ikisi de ölmüştü.
Chu Sheng şaşkınlık içinde bakışlarını kaldırdı. Gözlerinde henüz düşmemiş yaşlar vardı hâlâ. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı fakat sesi hâlâ hıçkırıklarla boğuluyordu ve tek kelime edemedi.
Aniden kulağında su gibi yumuşak ve nazik bir ses çınladı.
“Yu-er, Sheng-er…”
Yorum