Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Chu Shuangtian yavaşça Chu Sheng’e baş salladı ama beklenilenin aksine Chu Yu’ya karşı sergilediği şımartıcı tavrından farklı olarak endişeli bir şekilde sağlığını sıhhatini sormadı. Gözlerindeki ifade çok derindi.

 

Chu Sheng sakinleşene dek bir an olsun gözlerini yüzüne dikti. Gülümsedi ve haykırdı. “Baba.”

 

Chu Shuangtian’a yaklaştı ve birkaç kelime fısıldadı, sağlığını sordu. Bir süre sonra Lu Qingan’a döndü. Yüzü biraz solgundu. “Kıdemli, Chu Ailesinin haini babamın kılıcı tarafından kesilmiş ve annemin büyük intikamı çoktan alınmış. Geri dönmenin bir yolunu bulmamız gerektiğini düşünüyoruz.”

 

Lu Qingan kendini yatıştırmak için belindeki kılıcı ovdu ve başını sallayıp Yan Hue’yi kınına sokarken ifadesindeki bir parça soğukluk yok olmuştu.

 

Chu Yu’nun dikkati, Lu Qingan’ın hareketine kaydı. Ona göz ucuyla baktı ve Lu Qingan’ın belinde başka bir kılıcın daha asılı olduğunu gördü.

 

Yanlış tahmin etmiyorsa o, bu yere gönderilmeden önce buldukları kılıç olmalıydı.

 

Lu Qingan’ın ne kadar hassas olduğuna bakılırsa o kılıcın sahibiyle bir tür ilişkisi olmalıydı.

 

Chu Yu bir an bunun üzerine düşündü. Gerçekten o kılıcın orijinal romanda olup olmadığını hatırlayamadı. Bu konuyu aklının bir köşesine yazdı. Kısık sesle Lu Qingan’la konuşan ve Chu Shuangtian’a bakan Chu Sheng’i izlerken Chu Yu’nun canı sıkıldı. Chu Shuangtian’a bakmak için döndü ve yüzünde zehirli bir yılanınki gibi soğuk ve şeytanca bir gülümseme belirdiğinde gördüğü şeyin hayâl gücü olup olmadığını söyleyemezdi. Chu Shuangtian’ın her zamanki nazik ve saf ifadesinden tamamen farklı olarak o gülümseme, ipek kozasında saklı olan bir iğne gibi habis ve vahşiydi.

 

Chu Shuanghe?

 

Chu Yu aniden omurgasında bir soğukluk hissetti ve baştan aşağı bütün tüyleri diken diken oldu.

 

Chu Yu aniden beliren kalıcı korkuya tahammül ederek sessizce Xun Sheng’i eline aldı ve dikkatlice ona bir kez daha bakmadan önce sakin kalmaya ve toparlanmaya çalıştı. Chu Shuangtian’ın ifadesi artık sessiz bir kederden ibaretti, kalbi soğuk gri küllere dönmüştü ve yaşayandan çok ölmüş biri gibiydi.

 

Chu Shuangtian ile ilgili bir sorun olabilir miydi?

 

Ancak, ana karakter çoktan ölüm saçan bir hale taşımadığını söylemişti dahası ona çok yakın olan ve babasına derin hisler besleyen Chu Sheng de onunla ilgili herhangi bir sorun fark etmemişti. Chu Shuanghe’nin ikisini de kandırmış olması uzak bir ihtimaldi. Bu yalnızca bir…illüzyon olabilirdi.

 

Görünüşe göre Chu Shuangtian, Chu Yu’nun bakışlarının yoğunluğu sezmişti, ona bakmak için döndü ardından uzandı ve onu rahatlatırmış gibi saçlarını okşadı. Uzun bir müddet sessizdi. Nihayet gülümsedi ve “Yu-er, daha sonrasında ağabeyinin sözlerini dinlemelisin.” dedi.

 

Bu, neden ölmek üzere olan birinin sözleriymiş gibi geliyordu?

 

Chu Yu duraksadı hemen ardından başını salladı.

 

Chu Shuangtian iç çekti. “Gençliğinden beri mizacın soğuktu. Bize yakın olmaya istekli değildin ve vadide kalmak istemedin. Bugünlerde… Pekâlâ, kötü bir fikir olmayabilir.”

 

Bir an için gözlerini Chu Yu’ya dikti ardından bakışlarını çevirdi.

 

Başta Chu Yu bu sözlere akıl erdirememişti fakat daha sonra anladı: Chu Shuangtian, bir çocuk olarak orijinal Chu Yu’nun onlara yakın olmamasından ve bu sayede Bayan Chu’nun ölümünden dolayı onun aşırı üzgün olmaması ihtimalinden memnun muydu?

 

Bu nasıl doğru olabilir? Orijinal Chu Yu’nun bilincinin tek bir damlası onu perişan etmişti fakat neyse ki sadece bir süre sürmüştü.

 

Chu Yu açıklama yapmak için ağzını açmıştı lakin nereden başlayacağını bilmediği için geri adım atmak zorunda kaldı. Xie Xi’nin yanına döndü ve kederle iç geçirdi.

 

Xie Xi elini tuttu ve nazikçe sıktı. Konuşmadı.

 

Chu Sheng, Lu Qingan’a danışmayı bitirdikten sonra Chu Yu, kolunu beline dolamış ve gururla gülümseyen Xie Xi’ye çoktan bilinçsizce yaslandığını fark etti. Chu Sheng bu sahneyi gördüğünde öfkeli bir şekilde tüylerini kabarttı ve San Huo’yu çıkardı. “İğrenç ellerini nereye koyduğunu düşünüyorsun?!”

 

Xie Xi sadece kısa bir süreliğine ona göz ucuyla baktı ama sonra taşkınlığını görmezden geldi.

 

Chu Yu soğuk terler döktü ve hemen Xie Xi’nin tutuşundan kurtuldu.

 

Ne şaka ama, gerçekten de bu brocon ağabeyi kızdırmaya cüret ediyor. Açıkça Xie Xi’nin terbiye eksikliği var. Bu çocuğun duygusal zekası gerçekten de çok düşük!

 

Chu Sheng, çirkin ve nefret dolu bir ifadeyle Xie Xi’ye baktı ve hızlıca Chu Yu’yu arkasına çekti. Lu Qingan’a döndü.

 

Lu Qingan çok fazla konuşmaya isteksizdi ve böylece başını salladı. “Onlara söyle.”

 

Chu Sheng bunu söylenmeden anlamıştı. “Baba, küçük kardeşim…”

 

Xie Xi’ye hızlı bir bakış attıktan sonra otomatik olarak onu görmezden geldi ve devam etti. “Kıdemli Lu ile diğer taraftan ışınlandığımda, orada diğer dizilimi kısıtlayan geniş bir dizilim olduğunu farkına vardım. Kıdemli Lu dizilimi parçaladığında kendini yenilemeye başladığını fark ettik. Eğer bu büyüyü bozmak istiyorsak o sarayı keşfetmek zorunda kalacağız diye düşünüyorum.”

 

Sarayı işaret etti. “Eğer yanlış tahmin etmiyorsam büyünün çekirdeği orada olmalı.”

 

Akçaağaç Vadisi’ndeki dizilime benziyor gibiydi.

 

Chu Yu bunun hakkında düşündü ve fark etti ki eğer dizilim Chu Shuanghe tarafından yapıldıysa çok yüksek ihtimalle bunu Chu Ailesinden öğrenmişti. Lu Qingan’ın patlayıcı ve gaddar hareketine bakılırsa… Bu dizilim bozma yöntemi gerçekten kabataslaktı.

 

Chu Yu sessizce Chu Sheng’in omzunun üzerinden Xie Xi’ye baktı.

 

O zaman, ana karakter Akçaağaç Vadisi’ndeki dizilimi patlatmak için vahşi bir yöntem kullandığında sessizce onunla alay etmişti. Şu anda ana karakterin, bu dünyadaki insanların alıştığı şekilde davrandığını varsayabilirdi…

 

Öncesinde, Chu Yu ve Xie Xi göl kenarındaki küçük eve ışınlanmışlardı. Şimdi sarayın önüne doğru yürüyorlardı. Ancak o zaman, Chu Yu saray kapısının üstünde uçan ejderhalar ve dans eden ankalar gibi çizilmiş karakterleri gördü.

 

Jing Hua Sekti.

(ÇN: 镜花门 – Süslü Ayna Sekti)

 

Chu Shuangtian’ın yanında yürüyen Chu Ailesinin Keqing’i aniden “Ha… Jing Hua Sekti mi?” dedi.

 

Birdenbire bir şey fark etmiş gibi görünüyordu. Lu Qingan’a garip bir bakış attı ardından konuşmayı kesti. Chu Yu bu tepkiyi görünce konuşacak gibi oldu fakat durdu çünkü Lu Qingan rahatsız edilmek istemiyormuş gibiydi yine de Chu Yu ne olduğunu öğrenmek için can atıyordu. Arkasını döndü ve Chu Sheng’in dalgın bakışlarını fark etti bu yüzden yenine asıldı ve “Ağabey, bu Jing Hua Sekti de nedir?” diye sordu.

 

O ***** sahtekâr yazar orijinal romana 500.000 kelime yazdı ama içeriği çok fazla dahil etmedi. Bu tuhaf isimler hep ummadık bir şekilde ortaya çıkıyor. Neyse ki, orijinal romandaki büyük resmi biliyordu… Olay örgüsü şu anda darmaduman olsa bile.

 

Chu Sheng de Lu Qingan’a baktı ve bir süre tereddüt etti ama kardeşinin soru sorarken allak bullak olmuş ifadesine direnemedi. “Jing Hua Sekti, Şeytani Yol sektlerinden biriydi. Sekt içindeki müritler dizilim yaratmakta aşırı iyilerdi. Duydum ki sekt ustaları, özel bir alan oluşturan Anıt Mezar Harabelerinden birine benzeyen bir dizilim yapmış. Eğer yanılmıyorsam o yer burası olmalı. Yüz yıldan daha uzun süre önce bir şey yaşanmış, ne olduğunu bilmiyorum. Diğer Şeytani Yol sektleri tarafından saldırıya uğramış, kuşatılmış ve yok edilmişler…” diye fısıldadı.

 

Chu Sheng açıklamaya devam etti, sesi gittikçe yumuşadı. “Jing Hua Sekti’nin sekt ustası ve Kıdemli Lu birbirlerini oldukça iyi tanıyorlarmış diye duydum. O, jenerasyonunun dahisi olarak kabul ediliyor. Elindeki kılıçla dünyanın dört bir yanındaki düşmanlarını katletmiş. Ne yazık ki iki eli olsa bile dört düşmanı yenemez*. Sonunda sekt ustası yenilmiş ve ruhu dağıtılmış. Sektin müritleri dört bir yana kaçmış ve hiçbir iz bırakmadan yok olmuşlar.”

(ÇN:*’Kişi ne kadar güçlü ya da yetenekli olursa olsun, bazı durumlar karşısında bu yeterli olmaz’ gibi bir anlamı var.)

 

Sesi kısık olsa da Lu Qingan ve diğerleri yine de net bir şekilde duydular. Lu Qingan, ‘ruhu dağıtılmış’ cümlesini duyduğunda bir an için adımları duraksadı ve gözlerinde derin bir acının izleri peyda oldu. Bunun üstüne yüzündeki ifade daha da soğuklaştı ve sessizleşti. Elleri istemsizce belindeki kılıca gitti.

 

Chu Yu bir aydınlanma yaşadı: Ah, o kılıç Lu Qingan’ın sevgilisinin* mirası olmalıydı. Onu gördüğünde Lu Qingan’ın ifadesinin çok çirkinleşmesine şaşmamalı.

(ÇN:*基友 – Çok yakın eşcinsel seks arkadaşı/gay seks partneri) 

 

Kültivatörler sıradan insanlarla karşılaştırıldığında genelde çok daha katı yüreklilerdir. Birini yakın arkadaş olarak düşünmek onlar için son derece zordur. Ne de olsa çok uzun süre yaşıyorlar bu yüzden diğerlerine karşı dikkatsizce bağlılık oluşturamazlar. Ayrıca kültivatörler iyi bir hafızaya sahiptir. Uzun yaşamları boyunca eğer bir arkadaşları ölürse onu asırlarca hatırlayacaklardır.

 

Birçok insan, onları cezbeden bu şeytanı def edemez. Sonuç olarak çoğu cennete yükselmeyi ve bütün bağlılıklarından kendini kurtararak sıradan dünyanın üstünde kalmayı tercih eder.

 

Liberal sanatlarla yoğrulmuş olan Chu Yu ciddiyetle derin bir şekilde hayat felsefesini düşünmüştü. Bilinçsizce yavaş yavaş ruh için tavuk çorbasını ısıtıyordu, ne zaman ana karakter için taştığını merak etti. Birdenbire derinlemesine gözünü ona diken biri olduğunu hissetti. Gözlerini kırpıştırarak dönüp baktığında herkesin arkasında tek başına yürüyen kişiyi gördü. Xie Xi ona dikkatlice bakıyordu. Parıl parıl gözleri Chu Yu’yu yerinde tutuyormuş gibiydi.

 

Chu Yu’nun arkasını döndüğünü gördükten sonra Xie Xi gülümsedi ve hafifçe “Shixiong.” dedi.

 

Bu sahne Chu Yu’yu istemsizce ana karakterin küçük bir shota olduğu zamana götürdü. Zihni güzeldi ve şehvetli düşüncelerle kirlenmemişti, önceden olduğu gibi hâlâ kolayca Chu Yu’ya saygısını gösteriyordu…

(ÇN: Shota; genç, tatlı oğlan. Japonca bir terim.)

 

Aşağı bastırılmaktan ve ‘onu bunu’ yapmaktan hissettiği utanç aniden duman gibi yok oldu ve bulutlar gibi dağıldı. Tatlı, sevimli, uslu Xie Xi’ye bakmaya ve onu sevmeye istekliydi. Öksürdü ve takım liderinden izin istedi. “Ağabey, gidip Shidi’mle konuşacağım.”

 

Chu Sheng kendini tutan biri gibi gülümsedi ama ifadesi saygılıydı. “Hayır! Küçük kardeşim, o çocuk sana entrika düzenliyor!”

 

Chu Yu: “…”

 

Chu Sheng’e, ailenin lahanasının çoktan kemirildiğini söyleyemeyecek kadar çok utanmıştı…

 

Ana kapıdan geçtikten sonra Jing Hua Sekt Sarayı’nın ana salonuna yol aldılar. Lu Qingan kapıyı itip açtı ve aralıktan görebildikleri… Geniş bir tabuttu.

 

Lu Qingan suskundu ve bir an için duraksadı ardından kapıyı tamamen itip açtı, geniş bir alan meydana çıktı… yarısı tabutlarla doluydu.

 

Simsiyah tabutlar, geniş salonda olağandışı taç yaprağı biçiminde sıralanmışlardı. Atmosferin biraz bile kasvetli olmaması bir yana aksine burası gösterişli ve oldukça güzeldi. Yere, ölüler için sunulan kağıt paralar, tütsü çubukları ve dahası saçılmıştı. Yere basıldığında kat kat adaklar yumuşak bir his veriyordu. Chu Yu önündeki manzaraya baktı ve tümüyle dili tutuldu.

 

Shizun’un özel (gay) arkadaşının zevki sıradışıydı… Gerçekten tamamen eşsizdi…

 

Lu Qingan’ın göz kapakları seğirdi ve belindeki kılıca baktı. İleriye doğru yürüdü, yüzü ifadesizdi ve bir parça bile tedbir işareti yoktu, uzandı ve en yakındaki tabutun kapağını açıp içine baktı.

 

Uzun bir müddet içine baktıktan sonra konuşmadı, ardından başka bir tabuta yürüdü ve eylemlerini devam ettirdi. Chu Yu meraklanmadan edemedi. İçinde ne olduğuna bakmak için gidiyordu ki Chu Sheng tarafından geri çekildi. Ardından Chu Sheng içine bir göz atmak istedi fakat o da Chu Shuangtian tarafından çekildi. En sonunda, Chu Shuangtian göz atabildi.

 

Chu Shuangtian içindekini gördüğünde biraz şaşırdı ve Lu Qingan’a baktı. O ve Lu Qingan aynı nesilden kültivatörlerdi ama sadece sıradan bir ahbaplıkları vardı. Bir süre kafa yordu ardından Lu Qingan’ın eylemlerini takip edip tabutların kapaklarını açtı.

 

Geriye itilmiş Chu Yu ve Chu Sheng göz atmak için ileri çıktılar.

 

Tabut, narin ve karışık desenlerle işlenmiş altın ipek bir kumaşla kaplanmıştı. Chu Yu ileri adım attığında şok oldu. Ruh hali tarif edilemezdi çünkü tabutun içindeki şey dikkatlice ipek kumaşa sarılmış… kırık taş bir levhaydı.

 

Chu Yu gözlerini ovuşturdu. Yanılmıyordu. Kırık taş bir levhadan başka bir şey değildi.

 

Chu Yu sessizce onlara ayak uydurmaktan ve Lu Qingan ile Chu Shuangtian’ın açtığı tabutlara bakmaktan kendini alamadı. Beklendiği gibi her tabutta dikkatlice sarılmış bir parça kırık taş levha vardı. Uzun süre dayanmaya çalıştı lakin kendini tutamadı. Uzandı ve büyük bir özenle kırık taş bir levhayı kaldırdı. Evirip çevirip her bir yanına baktı. Gerçekten sadece sıradan bir kayaydı.

 

Birisi arkasından eğildi. Chu Yu onun Chu Sheng olduğunu sandı ve dalgın bir şekilde elinin tersiyle ona itti. “Ağabey, buradaki bütün tabutlarda yalnızca kırık taş bir levha mı var?”

 

Jing Hua Sekt Ustasının iç dekorasyon tarzı gerçekten alışılmadık…

 

Arkasındaki kişi kısık, neşeli bir şekilde güldü. “Hepsi aynı olmalı.”

 

Chu Yu şok oldu ve birden arkasına bakmak için döndü fakat hemen hemen Chu Yu’nun belini iki eliyle kucaklayacak kadar yakınında olan Xie Xi’ye değil. Aksine çok da uzakta olmayan ve taşları inceleyen Chu Sheng’e baktı.

 

Şükür ki o taş levhalar, broconun dikkatini çekmişti.

 

Chu Yu, Xie Xi’nin hafifçe gülümseyen yüzüne baktı ve yanaklarını sıkmaktan kendini alamadı. “Shidi…”

 

Xie Xi sıkmasına izin verdi. Başını eğdi ve dikkatlice dinledi.

 

“Ah, yıllar sessizce geçip gitti ve şu anda o küçük çocuk artık benim önümde değil, artık onu yumuşak bir fısıltı gibi kollarımda taşıyamıyorum, çok tatlı ve masumdu, aniden büyüdü…” dedi Chu Yu.

 

Xie Xi bir an olsun sessizce ona baktı ardından gülümsedi. “Shidi’n uzun ve büyük, Shixiong neyden memnun değil?”

 

Chu Yu: “…”

 

Chu Yu bilinçsizce bir daha ana karakterle fört etmemeye karar verdi.

 

Belli bir kişinin, gittikçe ona yaklaşan pençelerini iterken Chu Yu tamamen sakin kaldı. “Çalış, çene çalmak iyi hoş da işleri bitirmek ayrı bir mesele.”

 

Ana salonda yaklaşık yüz tane tabut vardı ve birkaç kişiyle birlikte harekete geçmeye başlandı. Kısa süre sonra bütün tabutlar açıldı. Hepsinin içinde sıradan taş bir levha vardı. Chu Yu tabutlardan bütün taşları çıkarıp birleştirmeye gönüllü oldu.

 

Lu Qingan taşlara baktı ardından başını sallamadan önce Xie Xi’ye göz ucuyla baktı. “Birleştir.”

 

Xie Xi saygıyla başını eğdi ve taş levha yığınına baktı. Kısa bir duraksamadan sonra taşları aldı ve hareket eden bulutlar ve akan su gibi doğal ve basit bir şekilde yazılmış gibi görünen mesajı bir araya getirmeye başladı.

 

Chu Yu çömeldi ve gülümseyerek Xie Xi’ye baktı. Xie Xi, onun gözlerindeki bakış karşısında biraz titredi. İç geçirdi ve sakin kalmak için çabaladı. Bir süre sonra, yerde tam yassı bir taş açığa çıktı.

 

Chu Yu, ona yakınlaştı ve Xie Xi’nin elini temizlemek için bir mendil çıkardı. Silmeyi bitirene kadar Chu Ailesinin diğer iki üyesinin alnındaki damarlar belirginleşmişti. Sessizlikte Chu Yu hiçbir şey fark etmedi. Ardından taş levhaya bakmak için biraz zaman bulmayı başardığında ağzı seğirdi.

 

Shizun’un kahrolası sevgili arkadaşı sonuna kadar kötü çıkarlara sahipti ve ummadık bir şekilde taşlarda aslında yalnızca iki kelime vardı. Geri kalanlar ise sadece karmakarışık desenlerdi. Belki de uzun zaman olduğu için sıradan taşların üstündeki kaligrafi biraz bulanıklaşmıştı.

 

Chu Yu göz kırpıştırdı.

 

Fransız — öpücüğü?

 

Bu ne lan???


 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 35: Garip Bir Dekorasyon Tarzı" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık