Çevirmen: Yuuki
Chu Yu son bir itiraz daha yaptı. “Shidi, burası uygun değil…”
Xie Xi, itirazlarına kulak tıkadı ve kararlı bir şekilde Chu Yu’nun dudaklarını öpmek için başını eğdi. Zorla Chu Yu’nun çenesini açtı ve dilini dolaştırdı. Duygular taşıyordu, kendini Chu Yu’nun alt dudağını ısırmaktan alamadı. Kısık, çekici sesi arzuyla çalkanmıştı. “Yu-er…”
Başı dönene kadar öpülen Chu Yu sersemlemişti. Aklına bir şey geldi ve yüzü karardı: “Bana Shixiong de.”
Ansızın bir el sinsice aşağı indi ve alt vücudunu keşfetmeye başladı. Chu Yu korkmuş ve şaşırmıştı. Xie Xi’nin kulağına fısıldadığını duydu: “Neden sana babacık dememe izin vermiyorsun?”
…….
Bir kez daha geçmişten bir şey, kanlı bir olayın gerçekleşmesine neden olabilir.
Elbette, boş boğazlı biri ucuz sözlerinden tekrar ve tekrar kaçamaz.
Xie Xi’nin yüzündeki gülümse parlak ve sevgi doluydu, çekinmeden cübbesini çıkarıp yere serdi. Chu Yu’nun kaçmasına fırsat vermedi ve hemen yere yatırdı, üstüne çıkıp ağırlığıyla yere bastırdı.
Yer düzdü; çakıl ya da benzeri bir şey yoktu yani biraz soğuk olması dışında yere uzanmak rahatsız edici değildi.
Chu Yu kaçamadı ve Xie Xi yere yatırıp onunla ‘oynarken’ karşılık vermekten kendini alamadı…
O yokken bu çocuk zaman avantajından faydalanmıştı. Kaç tane erotik kitaba göz gezdirmişti? Hareketleri çok becerikliydi.
Xie Xi iki eliyle kendini destekledi ardından Chu Yu’nun kafasındaki tokayı çekip çıkardı ve bir kenara fırlattı. Altındaki adam nehir gibi akan kapkara saçlara sahipti, gözleri yarı kapalı bir haldeydi, kirpikleri ise korku belirtisiyle titriyordu ve daha yeni öpüldüğü için pembe dudakları nemli ve davetkar görünüyordu. Yeşim gibi beyaz yüzü, gün batımındaki al bulutların parlaklığıyla boyanmıştı ve ifadesi ağlamaklıydı.
Bu adam, Xie Xi’nin görüş alanındaydı fakat ulaşabileceğinin ötesindeydi.
Xie Xi bir süre suskundu. Chu Yu’nun kafası karıştı. Ona bakmak için gözlerini açtı. “Yapmayacak mısın? O zaman kalkalım, aramaya devam edebiliriz…ahh.”
Chu Yu’nun dudakları bir kez daha yakalanmıştı. Xie Xi acele etmeden alt dudağını emdi, ardından yavaşça alt çenesine ve sonra boynuna indi. Chu Yu boynundan öpülme hissine dayanamadı. Bedeni kamburlaştı ve Xie Xi’nin boynuna sarılmak için ellerini uzattı. Dudaklarının arasından hafif inlemeler döküldü.
Aldığı karşılıklar üzerine cesaretlenen Xie Xi aşağı doğru öpücükler kondurmayı sürdürdü ve Chu Yu’nun cübbesini çıkartıp bir kenara fırlattı. Ağzı, Chu Yu’nun hassas köprücük kemiğine ilerlerken hafifçe ısırıyor, yalıyor ve oyunbazca dokunuyordu ardından yavaşça daha da aşağı indi ta ki karnına ulaşana dek, sonrasında daha da aşağıya indi…
[Sistem Duyurusu: Ana karakter Xie Xi iyi iş çıkardı. Oyuncu Chu Yu’nun krizantemi düştü. İkisi, Yaşamın Müthiş Uyumu başarımını kazandı.]
Seansın sonunda Chu Yu kılını kıpırdatamayacak kadar yorgundu ve bütün vücudu morluklarla kaplanmıştı. Xie Xi ona sıkıca yapışıyordu, şeyi hâlâ Chu Yu’nun içindeyken gözleri zevkle taşıyordu.
Chu Yu, Xie Xi’nin göğsüne yaslandı ve ciddiyetle neyin ters gittiğini düşündü. Homo olmuş olsa bile ‘saldıran*’ kişinin o olması gerektiğini söylemek mantıklı, değil mi…?
(ÇN: *Seme/gong)
Xie Xi, dalgın Chu Yu’yu izledi ve gülümsedi. Endişeli bir şekilde “…Shixiong, gerçekten benden hoşlanıyor musun?” diye sordu.
… Ne lan şimdi bu?
Chu Yu sinirliydi: Bu cümle de ne böyle? Neden o, sanki Chu Yu genç bir kızı ayartıp ondan faydalanan kaçık bir amcaymış gibi davranıyordu? Krizantemi alınan kişi oydu, değil mi?
Chu Yu’nun tüm vücudu herhangi bir güçten yoksundu ve kalkamadı. Tek yapabildiği Xie Xi’nin çenesini ısırmaktı ve acı bir tonda: “Saçmalık! Eğer senden hoşlanmasaydım sana verir miydim?”
Xie Xi ısırıldığında tahrik oldu ve devam etmek istedi. Adem elması aşağı yukarı hareket etti ve aniden yuvarlanıp Chu Yu’yu vücudunun altına bastırdı. “Shixiong, beni tahrik eden sendin.”
Chu Yu: “…”
Chu Yu acılı beline ovdu ve konuşmak istemedi.
Kendimize yaptığımız kötülük uğraşması en zor olanıdır.
******
Ormanlık alan çok büyük gibi görünüyordu ve bir süre yürüdükten sonra bile ucunu göremediler. Parlayan mavi ağaçlar oldukça göz kamaştırıcıydı. Chu Yu hâlâ ciddi bir şekilde ‘saldıran’ problemini düşünüyordu ki eliyle ona liderlik eden kişi “Shixiong… gerçekten iyi misin? Acaba seni taşımalı mıyım yoksa tutmamı mı istersin?” diye sordu.
Chu Yu’nun bacakları hafifçe titredi fakat alt kısmından gelen acıyı görmezden geldi. Dudaklarını büzdü ve Xie Xi’ye bakmayı reddetti.
Aslında onu hiçbir şekilde göremezdi.
Yorum barajı yine patlamıştı.
[KullanıcıMiaoMiao: Aghhhhh, sonunda yaptılar! Shidi’ye bir beğeni ver! Acımasızca onu yere bastırması tarif edilemez bir haz! +2]
[KullanıcıİkinciKardeşKapıKomşusu: Hâlâ karşı saldırı yapmak mı istiyorsun? Hey Shidi, Da Shixiong’a karşı çok naziksin. Karşı saldırı yapmayı düşünecek gücü var! +2]
[KullanıcıSusamlıMantı: Şu anda tek önemsediğim, brocon ve Shizun’un nerede olduğu… +2]
[KullanıcıAhJiong囧: Tavrını değiştiremediği balığı yemek kolay değil. O anda sahip olduğun şeyin değerini bil→_→ bitti. Bu gece oda arkadaşım, Biberli Kızgın Yağda Dilimlenmiş Balık yesek güzel olurdu dedi. Fesat şeyler düşündüm…+2]
[KullanıcıBaiYunyun: Onu yere yatırdı ve iyi iş çıkardı, ahhahaahha +2]
[KullanıcıBüyükWuShuai: Shixiong onu ihmal etti…Shixiong, o şeyi kalpsizce çıkaramazsın… Agh, bir şeyler yanlış gibi görünüyor mu? _(:з)∠)_ +2]
……
******!
Sistem, eğer sürekli kaotik bir durumda olursan ve yorumları kontrol edemeyip dışarı sızmalarına izin verirsen o zaman ben, senin baban, seni tutacağım ve sonsuz bir yorum akıntısında beraber öleceğiz!
Chu Yu sinirli bir şekilde uzun bir süre Sistem’i azarladı. Ta ki Sistem bir bildirim gönderene kadar: “Yönetici, lütfen sakinleş~ Bunun nasıl çalıştığını deneyimliyordun~ Okuyucularla etkileşime girmek iyi değildir~”
Okuyucular, ana karakterin onu aşağı bastırmasını bekliyordu! ‘Etkileşim’ dedemdir!
Yavaş yavaş azalan yorum barajını izlerken Chu Yu ifadesiz kaldı ta ki sonunda ekrandaki, yorum görünümünü kapatmasına izin veren düğmeyi bulabilene kadar. Gizlice orta parmağını kaldırdı.
O münasebetsiz yorumlar yok olur olmaz aniden hafifçe gülümseyen yakışıklı bir yüzle karşılaştı. Chu Yu isteksizce elini uzattı ve o yüzü itip uzaklaştırdı, biraz utanmıştı.
Bunu sebepsizce yapmıştı. Aniden, orası ağrıdı fakat hâlâ çok iyi bir ruh hâlindeydi.
Nasıl olur da ana karakter hiç utanmaz ya da garipsemez? Bu küçük şımarık velet tatlı bile davrandı, sarılmak istedi ve bir evlilik antlaşması için çabaladı… Çok fazla saldırıya uğramıştı. Chu Yu bir elini uzattı ve Xie Xi’nin elini tokatlayıp uzaklaştırdı. Xie Xi yüzünde mağdur bir ifadeyle ona yan yan baktı bu yüzden Chu Yu kendi yufka yürekliliğine katlanamadı. Parmak uçlarına çıktı ve Xie Xi’nin dudağının kenarını öptü. “Pekâlâ, dur artık. Yaygara koparma, hızlıca Shizun’u bulmalıyız.”
(ÇN: Evlilik antlaşmasından kastı sevişmek sanırım.)
Ciğeri kapmış kedi gibi görünen Xie Xi, mükemmel bir memnuniyetle gözlerini kıstı. Ardından önlerine baktı ve aniden kaşları çatıldı. Hemen ardından Xie Xi, Chu Yu’yu korumacı bir şekilde kollarına çekti, koruma pozisyonunda Duan Xue’yi kaldırdı.
Chu Yu göğsüne yaslandı, durumu anlayamadı. Arkasına bakmak üzereydi, biraz tanıdık bir sesin “Yu-er.” dediğini duydu.
Bu ses…
Chu Yu bunun hakkında düşünmek için uğraştı. Orijinal Chu Yu bu sesi hatırlıyordu çünkü babasının sesiydi…
****** suç üstü yakalanmışlardı! Babası daha yeni Chu Yu’nun Xie Xi’yi öptüğünü görmüş müydü?”
Chu Yu neredeyse yerinden zıplıyordu, aşırı korumacı olan Chu Ailesinin reisinin Xie Xi’ye doğru koşturup kılıcıyla onun üzerine atılmasından çekiniyordu. Döndü ve ağaçların arkasından çıkan kişiyi gördü.
Adam saf, lila satin bir cübbe giyiyordu ve cübbesinin kenarları rüzgarla uçuşuyordu. Cübbe güzel bir şekilde yapılmıştı ve kollarına keskin akçaağaç yapraklarının deseni işlenmişti. Yakışıklı görünüyordu ve gözleri içten dışa nazikti. Ona bakanlar sadece sıcakkanlı ve nazik olduğunu düşünürlerdi. Sakin ve güvenilir bir insanın havası vardı.
Chu Yu asil ve soğuk bir sesle tam “Baba” diyecekti ki aniden bir şeyin yanlış olduğunu fark etti. Chu Shuangtian, Chu Shuanghe tarafından esir alınmamış mıydı? O zaman nasıl bu ormanda olabilirdi? Chu Shuangtian ve Chu Shuanghe ayrıca birbirlerine tıpatıp benzeyen ikizlerdi beklendiği gibi onları ayırt etmek kolay olmazdı.
Chu Shuanghe’yi yalnızca bir kez görmüş olsa bile orijinal Chu Yu’nun anılarına da göz atmıştı. Önündeki kişinin ve elinde kanlı kılıç bulunan Chu Shuangtian’ın görüntüsü yavaş yavaş örtüştü.
Chu Yu sessizce bir süre adama dik dik baktı, ardından Xun Sheng’i kaldırdı ve soğukça “Chu Shuanghe?” dedi.
Adam başını iki yana salladı. Gözleri biraz hüzün doluydu ve karmaşık duygularını ortaya çıkardı. “Shuang… Çoktan o hainin kellesi kılıcım tarafından uçuruldu lakin ardından burada kapana kısıldım, çıkış yolunu bulamadım. Hareketlilik duyduğumda ne olduğunu görmeye geldim.”
…Hareket eden bir şey.
Chu Yu’nun yüzü kızardı.
Neyse ki o sırada gelmemişti. Yoksa Chu Yu hayatı boyunca bir daha başını dik tutamazdı.
“Yu-er, neden burada karşılaştık? Yanındaki kişi kim? Sheng-er nerede? Neden seninle değil?” Ondan durmaksızın bir soru yağmuru geldi. Ardından adam Xie Xi’nin, Chu Yu’nun belindeki elini fark etti ve yüzü soldu. Sert bir şekilde bağırdı: “Evlat! Sen de kimsin? Yu-er’e karşı niyetlerin ne?! Bırak onu yoksa kılıcım merhametli olmayacak!”
Kılıç elektrik şeklindeydi; bıçağı inceydi ve üzerine ‘Yin Hong’ karakterleri oyulmuştu. Bu, Chu Shuangtian’ın kılıcıydı.
Chu Yu: “…”
Aniden biraz kararsız hissetti…
İlk başta Chu Shuanghe olduğunu düşünmüştü lakin çocuğuna karşı sergilediği sert korumacı tavrına bakınca rol yapmıyormuş gibi görünüyordu…
Sonuç olarak, Chu Ailesinin üyeleri doğuştan prenseslerine karşı aşırı korumacıydı.
Chu Yu hâlâ uyanık olması gerektiğini hissetti. Uzun bir müddet tereddüt ettikten sonra sonunda düz bir şekilde: “Bu benim Shidi’m, önceden onu görmüştün. Chu Shuanghe tarafından esir tutulduğunu duydum ve seni kurtarmaya geldik.”
Duraksadı ve “Baba, annem nerede?” diye sordu.
Chu Shuangtian bir an olsun sessizdi ve parlak, nazik gözleri yavaşça kızardı. Üzüntüsünü bastırmak için dişlerini gıcırdatmadan önce titreyen ellerle uzun süre yüzünü ellerine gömdü. Başını eğdi. “Yu-er, benim suçum, anneni koruyamadım…”
Sesi, keder duygusuyla doluydu.
Chu Shuangtian, gençken Dao arkadaşıyla karşılaşmıştı. İkisinin de mizaçları benzerdi ve ortak ilgi alanlarına sahiplerdi. Yetenekleri bile benzerdi. İki yüz yıldır evlilerdi ve asla kavga etmemişlerdi. Evliliklerinde birbirleriyle karşılıklı saygı içindelerdi ve derin sevgileri köklüydü.
(ÇN: “Dao arkadaşı”, Daoizm (Taoizm) felsefesi ve pratiğinde, bir kişinin Dao (Tao) yolunu izlerken, bu yolda ona rehberlik eden, destek veren ya da birlikte yol alan kişi için kullanılır.)
Chu Shuangtian’ın eşi ölmüştü ve o gerçekten acı çekiyordu.
Chu Yu afalladı. Sezgileri ona Chu Shuangtian’ın tesellisi olmayan kederinin sahte olmadığını söyledi. Kuruntularının yok olmasına izin vermek ve bu bedenin sahibinin babasını rahatlatmak üzereydi ki aniden Xie Xi’nin sözlerini hatırladı ve bir an için tereddüt etti. Xie Xi’ye döndü ve sorgulayıcı bir bakış attı.
Her zaman hükümsüz karar vermekte iyiydi bu yüzden Xie Xi’ye boyun eğmek onu çok güvensiz hissettirmişti. Uyluğa sarılma girişimleri defalarca başarızlıkla sonuçlanmıştı. Bu nedenle yeni bir başlangıç yapmak ve ana karakterin yardım etmesine izin vermek daha iyiydi.
Chu Yu konuşmadan düşüncesini sorduğunda Xie Xi afallamıştı. Chu Yu’nun ona danışmasını beklemiyordu. Soğukkanlılığını geri kazandığında gözünde yıldızlar vardı. Güleç bir ifadeyle Chu Yu’nun kulağına eğildi ve sadece ikisinin duyabileceği bir tonda “Öldürme niyeti yok.” dedi.
Gerçekten Chu Shuangtian’dı!
Rahat bir nefes alırken Chu Yu dilimlenmiş ve kıtır kıtır bir kurutulmuş balık gibi hissetti ve Chu Shuangtian’ın yanına gitti. Durumu düşündü. Aslında orijinal Chu Yu dostça olmayan ve soğuk bir mizaca sahipti, sadece diğerlerine değil ayrıca aile üyelerine karşı da çok sevgi dolu değildi. Çoğu zaman Chu Ailesinin prensesine düşkün olan ve ona karşı inatla sevecen olan brocondu. Şu anda… Chu Shuangtian’ı nasıl rahatlatabilirdi ki?
Chu Shuangtian, bir sarılma ya da öpücükle mutlu olan Xie Xi değildi bu yüzden Chu Yu ne yapacağını bilemiyordu. Aniden, ormanın diğer bitişinde altın sarısı bir ışık parladı ve bir patlama sesi duyuldu. Kırılan dal ve yaprak yığınları gökyüzünü gizleyip toprağı örterken güçlü bir patlama dalgası buna eşlik etti. Yenlerini kaldırıp dalgalandırırken Chu Shuangtian’ın ifadesi soğudu, patlama dalgasını engellemek için görünmez bir bariyer oluşturdu.
Xie Xi de çok hızlı hareket etti. Chu Shuangtian bir bariyer oluşturmak için yenlerini kaldırdığında hızlıca Chu Yu’yu koruyucu kucağına aldı ve fısıldadı. “Bu, Shizun.”
Kısa bir zamanda ses ortadan kaybolur kaybolmaz ışığın diğer tarafından iki kişi belirdi. Lu Qingan’ın liderliğindeki grup onlara doğru yürüdü. Lu Qingan’ın yüzündeki ifade aşırı soğuktu ve tepeden tırnağa altın sarısı ışıkla kaplanmıştı. Agresif ve kana susamış görünüyordu.
Chu Yu yutkundu. Lu Qingan’ı hiç böyle görmemişti. Ne yaşandığını ve onu bu kadar hiddetlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyordu.
Chu Sheng, Lu Qingan’ın arkasında takip ediyordu ve Chu Yu’yu gördü. Gözleri parladı ve Xie Xi’ye soğuk bir bakış atıp, gardını alırken Chu Yu’ya doğru koştu.
Chu Yu sessizce utanarak yüzünü kapadı: Ailenin lahanası çoktan yendi… Artık korumaya çalışmak faydasız…
Chu Sheng hızlıca Chu Yu’nun yanına gitti ve telaşla onu tepeden tırnağa inceledi. “Küçük kardeşim, yaralandın mı? Nasıl hissediyorsun? Herhangi bir tehlikeyle karşılaştın mı? Bu çocuk sana bir şey yaptı mı?”
Chu Yu dikkatlice boynundaki morlukları kapadı, şiş ve kızarık dudaklarının şüpheli görünüp görünmediğini merak etti. Önemli bir şey olmamış gibi kuru kuru güldü. “Ben iyiyim… Ağabey, sen iyi misin…?”
Chu Shuangtian’ın sessizce onlara, gözlerindeki nihayet rahatlamış ve hüzünlü ifadeyle baktığını gördü. Chu Yu öksürdü. “Ağabey, babamız döndü.”
Broconun hislerinin gücü tamamen korkunçtu. Gözlerinde yalnızca küçük kardeşi vardı ve babasının orada olduğunu dahi fark etmedi.
Chu Sheng arkasını döndü ve arkasında tereddütlü bir şekilde duran babasına baktı.
Chu Yu biraz gergindi. Chu Sheng ve Chu Shuangtian derin hislere sahipti ve birbirlerine daha çok aşinalardı. Eğer Chu Sheng, bunun gerçekten hakiki ve uygun fiyatlı bir ürün olduğunu belirleyen kişi ise, o zaman bu Chu Shuangtian hakkında bir yanlış olmamalı.
Chu Sheng, Chu Shuangtian’a baktı, vücudu titremeden önce bir an için küçük dilini yutmuştu. Aniden, yaşlar kederle dolu gözlerine hücum etti. Sesi titredi. “Baba…”
Yorum