Look at Me [Novel] 36. Bölüm: Kusurlu Son

Çevirmen: Ashily
Heerak’ın ellerinin ardına saklanmış gözlerinde bir şeyler belirdi. Doseon, yanağından aşağı süzülen, çenesinde biriken ve yere damlayan damlaları hayretle izledi. İnanılmazdı.
Heerak ağlıyordu.
Doseon bunu fark ettiği anda, başının döndüğünü hissederek yerinden fırladı. Zaten solgun olan yüzü, daha da soldu ve teni eskisinden de kötü bir hale geldi. Gergin haldeki omuzları, şoktan dolayı iyice kasıldı.
“Müdür Bey, Mü-Müdür Bey… siz…?”
‘Şu anda ağlıyor musunuz?’
Doseon bu cümleyi sadece düşüncelerinde tamamlayabildi, bu kadar basit bir cümleyi bile dile getiremedi. Bunun yerine anlaşılmaz mırıldanmalar ve sesler çıkardı. Heerak’a ağladığını sormanın anlamsız olduğunu biliyordu. Afallamış ve şaşkın hissetmesine rağmen bunun bir yanlış anlaşılma olmadığının farkındaydı.
Yine de bunu kabullenmek zordu. Belki de kabullenmek istemiyordu.
Ağır ve kesik iç çekişler dışında bir şey yapamayan Doseon, yavaşça bacaklarını hareket ettirdi. Tam üç adım attıktan sonra, Heerak boştaki elini kaldırıp diğerini indirmeden bir işaret yaptı. Doseon bu işaretin ne ifade anlayarak olduğu yerde durdu.
“Özür dilerim ama bugünlük gidebilir misin?”
“Müdür Bey…”
Heerak soğukkanlılığını korumak için yoğun bir çaba sarf ediyor gibiydi. Onun gergin sesini duymak Doseon’un gözlerinin dolmasına neden oldu. Güçlükle bir araya getirdiği sözlerin ardından tekrar sustu. Heerak’ın titreyen dudaklarını izlemek, Doseon’un kalbini sızlattı. Doseon’un tek yapabildiği orada öylece durmaktı. Bir süre hareketsizce durduktan sonra, bakışlarını tekrar Heerak’ın eğilmiş başına sabitledi.
“O halde ben gidiyorum,” diye fısıldadı dikkatlice ve yavaşça döndü.
‘Gitmek doğru bir hareket mi? Heerak’ın gözyaşları dinene kadar beklemek daha mı iyi olurdu? Ama kalsam bile, Heerak için ne yapabilirim ki? Hiçbir şey yapamayacaksam, eve dönmek daha mantıklı olmaz mı?’
Arkasını döndüğünde, aklından bir sürü düşünce geçti. Az önce uzak görünen ön kapı şimdi hemen önündeydi. Çıkışa yaklaştıkça, az önce çok yakın olan Heerak, şimdi küçücük ve uzakta görünüyordu. Doseon aniden bu dairenin oldukça geniş olduğunu fark etti. Şu ana kadar odak noktası yalnızca Heerak’tı. Daire sadece Heerak’ın oturması, kalkması, uyuması ve bunun gibi şeyler için bir arka plan olmuştu. Sanki bu daireyi daha önce hiç gerçek anlamda keşfetmemiş gibi hissetti.
Doseon, kapıya ulaşana kadar defalarca Heerak’a baktı. Her bakışında Heerak, olduğu yerde, kımıldamadan duruyordu.
Doseon kapı kolunu sıkıca tuttu.
Zihni bomboştu. Heerak ağlıyordu ve Doseon’un bu durumu anlamlandıracak zihinsel kapasitesi yoktu.
Ama bir şey kesinlikle netti.
Bu, onların sonu olsun istemiyordu.
***
Görünüşe göre Heerak son zamanlarda sosyal medyada herhangi bir paylaşım yapmamıştı.
Bugün, iş arkadaşlarından biri Doseon’a baktı ve bunu dile getirdi. “Müdür Bey son zamanlarda sosyal medyada hiç aktif değil gibi.” Arkadaşının ses tonu bilgi almak ister gibiydi ve Doseon bunu oldukça eğlenceli buldu. İçten içe gülümsemekten kendini alamadı ama dışarıdan endişeli bir ifade takındı, “Haklısınız,” diye onayladı. Eğer iş arkadaşı, dikkatsizce bir şeyler soracak olsaydı, Doseon cevabını hazırlamıştı. “Ben mi? Neden bana soruyorsunuz ki…” diyerek ardından susup, şaşkın bir ifade takınacaktı. Neyse ki, iş arkadaşı hafifçe gülümseyip konuyu değiştirdi.
Sadece iş arkadaşları değil, tüm çalışanlar da Doseon’a meraklı bakışlar atıyordu. Herkesin sürekli kendisini izlediğini hissetmesi, Doseon’un sinirlerini bozuyordu. Bu sorgulayıcı bakışlar, her yerde onu takip ediyordu ve bu durum dayanılmaz hale gelmişti.
Heerak’ın sosyal medya faaliyetleri, Hodie’ye gelmeyi bırakmasıyla aynı anda durmuştu. Doseon’u her zaman ya ön kapıda ya da otoparkta bekleyen adamın yokluğu doğal olarak dikkat çekiyordu. Doseon’un iş arkadaşlarının şimdiye kadar durumu araştırmak için herhangi bir girişimi olmadığından, Müdür Moon’un herkesle konuşmuş olduğu anlaşılıyordu. Ancak son zamanlarda, Müdür Moon’un bile Doseon’a meraklı bakışlar atmaya başlaması, Doseon’u rahatsız ediyordu.
Heerak’ın duygusal çöküşünün üzerinden bir hafta geçmişti.
Doseon yaz bitmeden önce, Müdür Moon’a istifa etmeye karar verdiğini söylemeye karar vermişti. Önceki işine ve boğucu çalışma ortamına dönme düşüncesi, dünyasının rengini solduruyordu. En azından bu beklenmedik deneyimden tamamen keyif aldığı düşüncesiyle kendini teselli ediyordu.
İstifa mektuplarını göğsünde saklayıp patronlarına teslim etme zamanı geldiğinde tereddüt eden birçok kişinin aksine Doseon onlardan değildi. Geriye dönüp baktığında, sanki yadsınamaz bir güç tarafından yönlendirilmiş gibi hissettiği önceki hayatına daha fazla katlanamamış gibi hissediyordu. İstifa mektubunu hiç düşünmeden yazmış ve hemen teslim etmişti. Doseon kadere inanmazdı ama şimdi bakınca, belki de bu sıradanlıktan uzaklaşmanın tadını çıkarmak için aşması gereken bir engeldi. Bu düşünceyle istemsizce gülümsedi.
İşe gittiğinizde, günün sonunda onu arkanızda bırakabilmelisiniz.
Doseon, işten zamanında ayrılma yeteneğini gerçekten takdir ediyordu.
Önceki işinde, çalışma saatinin sonu onun için günü sonu olduğu anlamına gelmiyordu. Bir satış elemanı olarak, işten ayrılmak sadece ofis kapısından çıkmak değildi; genellikle müşterilerle bir restoranda yemek yemek anlamına geliyordu ve bu da onu yoruyordu ve alkol yüzünden mide bulantısı içinde bırakıyordu.
Şimdi de son zamanlarda işten zamanında çıkmak dahi bir eziyete dönüşmüştü. Eskiden Heerak’ın onu dışarıda beklediği anlardan zevk alırdı. Geç kaldığında Heerak’a beklemek yerine eve gitmesini söylemesine gerek yoktu. İşten ayrılması sadece işin bittiğini değil, Heerak’la birlikte geçireceği zamanın da başladığını gösteriyordu.
Ama artık öyle değildi.
Doseon üniformasını çıkarıp kıyafetlerini giydi ve Hodie’den ayrıldı. Dışarıdaki sıcaklık bunaltıcıydı ve telefonu sıcak hava dalgası uyarısı yapan acil durum uyarılarıyla sürekli titriyordu.
“Ha?” Doseon, Hodie’nin ön bahçesinde hızlı adımlarla yürürken birden durdu. Bakımlı ağaçların altında, hatıra dolu bankta oturan tanıdık birini gördü. “Sekreter Min…?”
Elindeki mendille terini silen Seokchan sıcak bir gülümsemeyle baş selamı verdi. “Merhaba.”
Doseon da selamlamaya karşılık verdi ve “Merhaba” dedi. İkisi de doğruldu ve birbirleriyle bakıştılar.
Seokchan gözlüklerini düzeltti ve tereddütle konuştu. “Doseon, eğer bir sakıncası yoksa, seninle konuşmak istediğim bir konu var. Biraz zaman ayırabilir misin?”
Ses tonu ve gözlerindeki bakış açık bir şekilde özür diler gibiydi. Seokchan, bu konuşmayı başlatmak zorunda kalmaktan memnun değilmiş gibi görünüyordu ve Doseon bunu yüz ifadesinden hissedebiliyordu.
Tereddütsüz kabul etti. “Tabii.”
Seokchan’ın rahatlaması yüzünden okunuyordu, gülümseyerek, “O halde karşıdaki kafede bir kahve içelim,” dedi.
***
Seokchan buzlu Americanoları bir tepsiye yerleştirip gelen kişinin az olduğu köşede bir masa seçti. Doseon da ona uyarak yakınında kaldı. Uygun bir yer bulduktan sonra, Seokchan ve Doseon karşılıklı oturdular.
İçeceklerine dokunmamışlardı ve aralarında rahatsız edici bir gerilim vardı.
Seokchan sakin bir ses tonuyla sordu. “Doseon, biliyor muydun?”
Doseon gözlerini kırpıştırdı. “Neyi…?”
Seokchan hafifçe öne eğilip bir sır paylaşır gibi konuştu. “Genel müdür böyle kafeleri—franchise kafeleri—hiç sevmez. Müdürleyken ben de sipariş vermekten kaçınırdım. Uzun zamandır böyle bir yerde oturup kahve içmemiştim.”
Doseon merakla sordu. “Neden?”
Seokchan, geçmişi hatırlayarak hafifçe güldü. “Çünkü bir ara büyük bir hevesle böyle bir yer işletmeye çalıştı ama işler felaketle sonuçlandı.”
Doseon kahkahaya boğuldu. Heerak’ın homurdanıp hayal kırıklığı içinde surat astığını kolaylıkla hayal edebiliyordu.
“Etrafındakiler ona başarısız olmadığını söyleyip durdu ama o hepsini görmezden geldi. Ne kadar gururlu ve inatçı olduğunu tahmin bile edemezsin.”
Bu küçük anıyı paylaştıktan sonra Seokchan bir şey hatırlamış gibi gülümsedi. Doseon’un merakını sezen Seokchan tekrar kıkırdayıp, “Aslında sana sormak istediğim bir şey vardı,” dedi.
Doseon, ilgiyle eğildi. “Nedir?”
“Herhangi bir kahve zincirine girip Müdür’e aldığın bir fincan kahveyi uzatsan, sence içip bitirir mi yoksa bahane bulup reddeder mi? Tepkisini merak ediyorum.”
Doseon hafifçe gülümsedi. Seokchan muhtemelen bu soruya kesin bir cevap beklemiyordu. Sekreterin gerçek amacı, birazdan muhtemelen birazdan açıklayacağı şeydi.
“Bir sonraki isteğimi zorlayıcı bulup bulmayacağını bilmiyorum ama yine de seninle konuşmak istedim,” diye itiraf etti Seokchan, gülümsemesi biraz buruklaşarak.
Bu kez, Doseon sıradan bir gülümseme takınamadı. Bir şekilde gülümsedi ama sesi hislerini ele veriyordu. “Sanırım zorlayıcı olabilir.”
Seokchan iç çekip hafifçe başını salladı, sanki bu yanıtı bekliyormuş gibiydi. Şakaklarını kısa bir süre ovuşturdu ve ardından kararlı bir şekilde sordu. “Bu soruyu doğrudan sormak oldukça rahatsız edici ama hoşuna gitmese bile yine de soracağım.”
“Tabii.”
“Genel Müdür’le aranız mı bozuldu?” Seokchan’ın sesinde belli belirsiz bir hayal kırıklığı vardı ve Doseon, Seokchan’ın yüzündeki, tam anlamlandıramadığı duyguyu dikkatle inceledi.
Henüz cevap vermediğini fark eden Doseon aceleyle, “Kavga etmedik. Müdür Bey bir şey mi söyledi?”
Seokchan, Doseon’un cevabıyla dalga geçmeyen ama bıkkınlığını açıkça ifade eden sahte bir kahkaha attı. “Hayır, Müdür hiçbir şey söylemedi. Aksine tek kelime bile etmiyor.”
Doseon’ın kafası karışmıştı. “…”
Seokchan, Doseon’un durumu kavramasına yardımcı olmak için detaylandırarak devam etti. “Benimle hiç iletişim kurmadı. İlk birkaç gün onu yalnız bıraktım ama üç ya da dört gün sonrasında bile hala sessiz. Dürüst olmak gerekirse oldukça tedirgin edici.”
“…”
“Buna daha fazla dayanamadım, bu yüzden seni görmeye geldim. Aranızda bir şey olduğu çok açık,” diye iç geçirdi Seokchan ve gözlüğünü çıkardı. İki eliyle yüzünü ovuşturdu, bu da Doseon’ın omuzlarını istemsizce germesine neden oldu. Garip ve nahoş bir his Doseon’un üzerine çöktü.
************************************************************************************************
Seokchan mükemmel bir sekreter değil mi ya? Herkesin çevresinde onun gibi gereken adımı atabilecek düşünceli insanlara ihtiyaç var gerçekten. -Ashily
Yorum