Koyu Switch Mode

Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık

A+ A-

Çevirmen: Ari

Bölüm 70: Pişmanlık

Wu Xingxue’nin gözleri “Fang Chu”ya odaklanmışken, yüzyıllar öncesinden geçen o zaman çizgisinde, Dabei Vadisi’nin önünde sessizce uzun bir siluet belirdi.

Kişinin boyu oldukça uzun, omuzları geniş ve beli sağlamdı.

Tepeden tırnağa mat siyah kıyafetler ve botlar giymişti, bileklerinde gümüş kelepçeler vardı, tamamen düzgün ve dimdik görünüyordu. Bambu şapkayı yüzünün çoğunu kapatacak şekilde kafasına takmıştı. Uzaktan bakıldığında, yalnızca ince dudaklar ve temiz bir çenenin hatları seçilebiliyordu.

Bu kişi, olup biteni kontrol etmeye gelen Xiao Fuxuan’dan başkası değildi.

Daha önce Wu Xingxue ona, araştırmak için ruhsal bilincini kullandığında, bunun daha çok bir gölge gibi mi yoksa birini ele geçirmek gibi mi olduğunu sormuştu.

Normalde ilkiydi, ruhsal bilinç biçimsiz ve şekilsizdi. Rüzgarla birlikte hareket ediyordu. Ama Xiao Fuxuan biraz özeldi, ruhsal bilincine şekil verebilirdi.

Örneğin, yukarıda bahsedilen siyah giyimli kişi.

Yi Wusheng’in izini takip etmek, onu Dabei Vadisi’nin önüne getirmişti. Etrafa bakmak için gözlerini kaldırdığında biraz şaşırdı.

Bu zaman çizgisinde Dabei Vadisi’ne ilk gelişiydi. Bir süre olduğu yeri neredeyse tanıyamadı-

Bu Dabei Vadisi ne ıssız ne de lanetliydi. Hâlâ biraz rüzgarla savrulan kum vardı, ama genellikle havayı örten grimsi-sarı toz bulutu hiçbir yerde görünmüyordu.

Bu vadi canlı sayılabilirdi.

Xiao Fuxuan çevreyi kabaca taradı ve bir han, bir meyhane, bir çayevi ve at bağlama direkleri gördü. Her tarafta ileri geri giden kervanlar için dinlenme yeri sağlayan uzun yemliklerle bitişik ahırlar vardı.

Gerçekten tamamen farklı bir Dabei Vadisi’ydi.

Xiao Fuxuan, Yi Wusheng’i çayevinde gördü.

Dabei Vadisi’nin girişine çoktan varmıştı ve belli ki hedefi uzun asma köprünün hemen karşısındaydı. Ancak Yi Wusheng karşıya geçmek için acele etmiyordu. Bir karı koca çifti ile birlikte dört kişilik küçük bir masanın yanına oturmuştu.

Karı kocanın yüzleri endişeyle doluydu. Kadın, soğuk rüzgarı engellemek için yüzünü bile örten kalın bir paltoyla kundaklanmış bir çocuğu göğsünde tutuyordu.

Bu sırada adam kıyafetinin içinden dikkatlice bir şey çıkardı.

Küçük bir yığın halinde katlanmış, ilahi tapınaklarda yaygın olarak görülen bir koruma tılsımıydı. Tılsımı açtı ve içinden tütsü külü benzeri bir toz çıkardı.

Adam tozu önündeki çay fincanına döktükten sonra kadının kucağındaki çocuğun ağzını açtı.

Xiao Fuxuan daha önce bu tür bir tarif görmüştü. Halktan biri özellikle zor bir hastalığa yakalandığında ve onu nasıl iyileştireceğini bilemediklerinde uygun bir tapınak bulur ve efsunlu su yapmak için biraz tütsü külü isterlerdi.

Muhtemelen bu karı kocanın da amacı buydu.

Kadın tereddüt etti. Dişlerini sıkarak çay fincanını önüne alacaktı ki bir el parmaklarını fincanın kenarına bastırdı.

Uzanan kişi Yi Wusheng’den başkası değildi.

Burun kemeri hâlâ kalın bir bezle kapalıydı, ilk bakışta soğuktan kaçınan bir bilgin gibi görünüyordu.

Birdenbire araya girerek kadını şok etti. Adam kaşlarını daha da çattı ve sertçe konuştu: “Ne yapıyorsun?”

Yi Wusheng gözlerini kaldırdı ve nazik bakışlarla, “Ben yalnızca bir parça ruhu çökerten hastalık görmüş bir gezginim. Bu hastalık küçük çocuğunuzun başına geldiyse, ölü gibi görünecektir. Yüz moraracak ve nefesini yahut nabzını hissedemeyeceksinizdir.”

Bu sözleri tamamen istemsizdi, ama karı kocanın yüzünün rengini değiştirmesine neden olmuştu.

Yi Wusheng daha sonra şöyle devam etti: “Aslında, tüm vücudu soğumadığı ve kalbinde hâlâ sıcaklık olduğu sürece ufak bir yaşam nefesi olacaktır. Tıp yardımıyla, o yaşam nefesi ileri itilebilir ve böylece hayatta kalma şansı olabilir.”

Biraz durakladıktan sonra, “Eğer fırsatı kaçırır ve kalbindeki o sıcaklık dağılana kadar beklerseniz, o zaman tanrılar bile onu kurtaramaz, cennete karşı gelmekten aciz kalır.”

Bu sözler, başka bir yabancıdan gelseydi kulağa bir dolandırıcınınki gibi gelirdi. Ama Yi Wusheng’in ağzından duyulunca samimi ve güvenilir görünüyordu.

Özellikle yakalarında, vahşi doğayı dolaşan gezgin bir doktor gibi, hâlâ temiz ve acı bir tıbbi koku varken.

Karı koca birbirlerine baktılar, sonra başlarını ona çevirdiler. Yi Wusheng’in yenini tutarken kadının gözlerinin kenarları kırmızıya döndü ve şöyle dedi: “Efendim, tıpta uzman mısınız? Oğlumu kurtarabilir misiniz, o… o tam da dediğiniz gibi.”

Konuşurken kundağı zor bela açtı ve kucağındaki çocuğun yüzünü ortaya çıkardı.

Xiao Fuxuan göz ucuyla baktı. Gerçekten de çocuk ölmüşe benziyordu, yüzü morarmıştı, gözleri kapalıydı; hiçbir yaşam belirtisi yoktu.

Ama dikkatli inceleyince, çocuğun gerçekten de bir parça canı kaldığını fark etti.

Kadın Yi Wusheng’in yenini çekiştirerek ağladı, “Son birkaç gündür ne zaman uykuya dalsa kabuslar görüyordu ve sonra bu hâle geldi, bir daha da uyanamadı. Herkes bize onun kurtarılamayacağını, nabzını hissedemediklerini ve çoktan ölmüş olduğunu söyledi. Ama yaşadığını biliyorum! Buz gibi değil ve dün parmakları hâlâ hareket ediyordu…

“Aslında Mengdu’daki ölümsüz sekti, Feng Sekti’ni, aramak için Mengdu’ya gidecektik,” dedi kadın, “Ama dün gece Feng malikanesinde bir şeyler olduğunu ve yas tuttuklarını duyduk. Son çare olarak bir kervanla buraya geldik.”

Xiao Fuxuan’ın ifadesi, Feng malikanesinde bir şey olduğunu duyunca değişti.

Bu zaman çizgisi kesilmediği ve ilerlemeye devam ettiği için, muhtemelen sadece sözde bir şekilde “bir şey” olmuştu, o ve Wu Xingxue’nin geçen gün Feng malikanesinde şahit oldukları ve yaptıkları şeyler olmalıydı.

“Feng Sekti?” Yi Wusheng de bir an şaşırdı, “Feng Sekti’nde bir şey mi oldu?”

Kadın başını salladı, “Bir kulenin yıkıldığını duydum. Feng Sekti’ni tanıyor musunuz?”

Yi Wusheng kendine geldi, “Ah, hayır… sadece duydum.”

Gözlerini aşağı indirdi ve bir daha kaldırmadı, sadece tütsü külüyle karıştırılmış çay suyunu önüne çekti. “Bu tılsım külünü nereden buldunuz?”

Kadın başını çevirerek Dabei Vadisi’ni işaret etti, “Dağ tapınağından istedik. Herkes buranın çok etkili olduğunu söylüyor.”

Yi Wusheng: “Dağ tapınağı mı?”

Kadın: “Doğru. Girişteki.”

Bunu duyan Xiao Fuxuan, Dabei Vadisi’nin girişindeki tapınağa bakmak için başını onun gösterdiği yöne çevirdi, tıpkı o zamanlar kutsal heykeli kaldırılmış Yun Hai’ye adanan tapınak gibiydi.

Yi Wusheng de oraya baktı ve bir süre sonra anladı.

Bakışlarını Dabei Vadisi’nden geri çektiğinde Xiao Fuxuan’ı gördü.

Xiao Fuxuan şekil alırken görünüşünü değiştirdiği ve bambu bir şapkayla örtüldüğü için Yi Wusheng onun kim olduğunu anlayamadı. Bakışları bir an duraksadı ve sanki bir yabancıyla göz göze gelmiş gibi kibarca başını salladı.

İlaç çantasını açıp iki küçük hap çıkardı, sonra garsondan bir bardak su istedi ve hapları içinde eritti.

Yan yoldan bir ot dalı kırarak çifte şöyle dedi: “İlacı ona yavaşça içirin ve her tarafı rüzgara açık olan bu çayevinde oturmayın. Rüzgara karşı bir sığınak bulun, kalbini örtmek için sıcak bir şey kullanın, ardından kalbinin arkasına hafifçe vurun. Bütün gece okşamaya devam edin. Yarın sabah saf olmayan qi’yi kusarsa uyanabilir.”

Çift olay yerinde gözyaşlarına boğuldular ve hemen Yi Wusheng’in kollarına sarıldılar, ona secde etmeye hazırlardı.

Yi Wusheng, “Benimle vakit kaybetmeyin, hemen işe koyulun” tavsiyesinde bulunarak onları durdurdu.

Bunu söyledikten sonra çayevini terk etmekten başka çaresi kalmamıştı. Aceleyle ayağa kalktı ve Xiao Fuxuan’ın yanına geldi. Sonra Xiao Fuxuan’ı elleri kavuşturarak selamladı, “Affedersiniz.”

Xiao Fuxuan’ın çayevinde boş bir masa beklediğini düşündü ve boşalan sandalyeyi işaret ederek, “Gitsem iyi olur, Gongzi,* oturmaktan çekinmeyin.” dedi.

Ç/N: Gongzi-Genç efendi.

Xiao Fuxuan derin bir sesle, “Gerek yok” diye karşılık verdi.

Yi Wusheng şaşırdı, “Gongzi biraz çay içmek için durmayacak mı?”

Xiao Fuxuan: “Hayır.”

Yi Wusheng: “Gongzi da vadiden geçmiyor mu?”

Xiao Fuxuan bir an düşündü ve Dabei Vadisi’nin girişindeki tapınağı işaret ederek “Oraya gidiyorum” dedi.

Yi Wusheng ağzı açık kaldı. Bir süre sonra gülümseyerek, “Ne tesadüf, aynı yöne gidiyoruz.”

Bu sözleri duyan Xiao Fuxuan aniden Wu Xingxue’nin hafif pişmanlık dolu bakışlarını hatırladı.

Bir an sessiz kaldıktan sonra Yi Wusheng’e sordu, “Tapınağa bir şey aramak için mi gidiyorsunuz?”

Yi Wusheng bir “Ah,” dedi ve uzun bir aradan sonra “Öyle,” diye cevap verdi.

“Aradığınız şey ne?”

Yi Wusheng gülümsedi ama hemen cevap vermedi.

Yi Wusheng ancak köprüyü geçip tapınağın yakınlarına geldikleri sırada cevap verdi, “Ben bile ne aradığımı bilmiyorum…”

Başta, dağ yolundaki o kavşakta, Ning Huaishan’ın birkaç sözü onu tereddüte düşürmüştü.

Artık yüzlerce yıl önceydiler. Geçmişi değiştirmek için bir fırsatı vardı, bu yüzden belki de ölmesine gerek kalmayacaktı, belki de hâlâ uzun bir hayat yaşayabilirdi.

Gerçekten cazip bir ihtimaldi.

Sadece biraz düşündükten sonra kendi başına gitmeyi seçti.

Fakat Wu Xingxue ve diğerlerinden ayrıldıktan sonra, Dabei Vadisi’ne gelmekte acele etmemişti. “Luohua Dağ Pazarı’nda bir şey unuttum ve onu bulmak için geri dönmem gerekiyor” bahanesiyle Luohua Dağ Pazarı’na geri döndü, rastgele gürültülü bir çayevine girdi ve pencerenin yanında bir süre ne yapacağını bilmeyerek, tarifsiz bir hüzünle bütün gün oturdu.

Tattığı en tuhaf duyguydu. Neye üzüldüğünü kendisi bile bilmiyordu.

Bir gün oyalandıktan sonra Dabei Vadisi’ne doğru yavaş yavaş ilerledi.

Yüzyıllar önce, çeşitli sektlerin yasakları yoktu. Gerçekten acelesi olsaydı, yolculuğu oldukça hızlı yapabilirdi ama acele etmeye hiç niyeti yoktu.

Yolda ne zaman hasta birini görse yanına gidip onlara yardım eder ve birkaç ilaç dağıtırdı.

Hua malikanesinden yola çıktığında ilaç çantası doluydu. Bugün ise, içinde neredeyse hiç hap kalmamıştı. Son ikisini az önceki çifte vermişti. Artık ilaç çantası tamamen boştu.

Dabei Vadisi’ne varmadan önce, içinden kendisiyle etmişti. Ah Yi Wusheng ah, tüm yol boyunca insanları kurtarmak için ilaç dağıttın, bu suçunu hafifletmek için mi? İsyankar bir şey yapmak istediğin için mi iyiliklerini her yere dağıtıyorsun?

Köprüden geçerken bile böyle düşünmeye devam ediyordu.

Ama tapınağın bir adım uzağında durduğunda, kalbini susturdu.

Yi Wusheng tapınağın büyük kapılarına baktı ve aniden, “Gongzi, hiç hayatın boyunca peşini bırakmayan bir pişmanlık duydun mu?” diye sordu.

Gerçek bir yabancı için, özellikle karşı tarafın henüz genç olduğu göz önüne alındığında, bu sözler aslında oldukça ani olacaktı. Halk arasında “tüm hayatın boyunca” gibi kelimelerle sohbet ettiği için kesinlikle uğursuz konuşmakla suçlanacaktı.

Aslında başka birine sormaktansa, daha çok kendine soruyor gibiydi.

Bariz bir şekilde diğerinin cevap vereceğini düşünmüyordu.

Aslında Xiao Fuxuan’da bu ani soruyu yanıtlamayı beklemiyordu. Ancak kendine geldiğinde derin bir sesle “Evet,” diye cevap verdiğini duydu.

Etiketler: novel oku Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık, novel Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık, online Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık oku, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık bölüm, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık yüksek kalite, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 70: Pişmanlık light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X