Look at Me [Novel] 29. Bölüm Evde Randevu

Çevirmen: Ashily
Doseon, aklındaki bitmek bilmeyen gereksiz kaygı ve düşüncelerin artmasından rahatsızlık duyuyordu. Uykusunun bu kadar ısrarla kaçmasının sebebinin bu olduğundan emindi.
Gözlerini sıkıca kapattı.
Tek istediği, bir an önce uykuya dalmaktı.
Aslında düşüncelerinin bitmek bilmeyen gevezeliğinden kaçmanın en etkili yolu buydu.
***
Doseon uzun zaman sonra ilk kez işten sonra kendi evine döndü.
Biraz düşününce, gündüz vardiyasına geçtiğinden beri ilk kez gündüz saatlerinde eve geldiğini fark etti. Gündüzlerin uzaması sayesinde evinin içi gün ışığıyla doluydu. Genellikle evde yemek yemezdi, bu yüzden yiyeceklerin bozulacağına dair bir endişesi yoktu. Ancak biriken çamaşırlar ve ihmal edilen temizlik işleri onu endişelendirmeye başlamıştı.
Doseon, özenle evi süpürüp çamaşırlarını makineye attıktan sonra kendini gülümserken buldu. İşten çıkmasına yarım saat kala, hem Müdür Moon’un hem de iş arkadaşlarının yüzlerinde benzer ifadelerle ona meraklı bakışlar atmaya başladığını hatırladı.
Güler yüzlü ve hoş tavırlarıyla bilinen Dosean, Heerak ile olan ilişkisi hakkında sorular sorulduğunda aniden ciddileşip, “Biz öyle değiliz” ya da “Hepsi yanlış anlaşılma” gibi ifadeler kullanınca, bu durum daha fazla soru sormayı etkili bir şekilde engelliyordu.
Heerak genellikle ya otoparkta ya da binanın önünde bekliyordu. Daha önce arkadaşlarıyla arada bir gelirdi ancak artık daha sık gelmesine rağmen kimse bu konuda konuşmuyordu. Çalışanlar arasında, Heerak’ın tek amacının Doseon olduğu herkesçe bilinen bir sırdı. Sadece bu konu Doseon’un yanında hiç konuşulmazdı ve elbette Doseon da bu dikkatin farkındaydı.
Ancak bugün, Heerak ortalarda yoktu.
Bu durum oldukça garip hissettiriyordu. Doseon, meraklı ve kafası karışmış bakışları her yakaladığında sadece garip bir gülümsemeyle karşılık veriyordu.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu konu üzerinde fazla düşünmemişti. Aslında, her gün buluşmalarının biraz garip olduğunu düşünüyordu. Tutkulu çiftlerin bile bu kadar sık buluşup buluşmadığını merak ediyordu.
Heerak’ın işi, genellikle müşterilerle öğle yemeği, akşam yemeği ve içkilerle sonlanan yemekleri içeriyordu. Doseon satış departmanında çalışırken de çoğu iş yemeği akşam saatlerinde olurdu.
Tabii ki iş dışı bir mesele olmadığı sürece önemli değildi.
Doseon, başkalarının bakış açısından Heerak’ın ziyaretlerinin artık bir rutin haline geldiğini ve bugün Heerak’ın gelmemesinin garip göründüğünü anlayabiliyordu. Ancak Heerak’ın her gün buluşmaya gelecek kadar ileri gitmeyeceğini düşünüyordu. Bu yüzden Heerak’ın yokluğu onu şaşırtmamıştı.
Doseon, Heerak’ın bileğinden tutup ona seks teklif ettiği andan daha fazla şaşırabileceği bir anı hayal edemiyordu. Belki de tüm ömrüne yetecek kadar şok yaşamıştı, bu yüzden çok az şey onu gerçekten şaşırtabilirdi artık.
Keşke endişeleri de şaşkınlığı kadar kolay kaybolsaydı. Aksine, zamanla daha da şiddetleniyor gibiydi.
Günün sonunda işlerini tamamladığında dışarıdaki hava kararmıştı. İçeride ışıkları açmanın vaktinin geldiğini düşündü.
Ding-Dong!
Tam oturma odasının ve mutfağın ışıklarını açtığı sırada ısrarla çalan kapı zili dairesinin içinde yankılandı. Şaşıran Doseon, kapı zilini en son duyduğundan beri epey zaman geçtiğini fark etti. Sanki her şey o gün gerçekleşmek üzere ayarlanmış gibiydi. Zilin sesiyle beraber unuttuğu sayısız düşünce ve anı aklına yeniden geldi.
Ding-Dong, Ding-Dong, Ding-Dong!
Kapı zili, Doseon’u odağını kaybetmemesi için uyarırcasına durmadan çalmaya devam etti. Zili kimin bu kadar ısrarla çalıyor olabileceğine dair hiçbir fikri olmadan hızla kapıya doğru yürüdü. Bu saatte gelen kimse, süt dağıtımı için gelen biri ya da dini bir görevli olamazdı. Kim olursa olsun, ısrarcı oluşu sinir bozucu olmaya başlamıştı.
Doseon, “Kim o?” diye sorduğunda, rahatsızlığı sesine yansıdı. Bunu bir anlık sessizlik izledi. Doseon dışarıdaki kişinin sinirli ses tonundan dolayı gidip gitmediğini merak etti. Kapıya yaklaşıp kim olduğuna bakmaya karar verdiğinde, tok bir ses sessizliği bozdu.
“Başka kim olabilir?”
Doseon’un gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Aceleyle kapı kilitleriyle uğraşmaya başladı. Dışarıdaki kişi, Doseon’un kapıyı açmasını beklemeyecek kadar sabırsızdı, kapı kolunu çevirip zorla içeri girdi.
Beklediği kişiydi.
Doseon kafasını kaldırıp ona baktığı an, içgüdüsel olarak birkaç adım geri çekildi. Heerak’ı hiç bu kadar sinirli görmemişti. İlk tanıştıklarında 40.000 won için yaptıkları tartışma sırasında bile Heerak böyle bir yüz ifadesi takınmamıştı. Soğuk, yakışıklı bir adamın sinirliliği güçlü bir etki bırakıyordu. Heerak’ın normal hali insanları, bir gülümsemeyle etkileyebilirse bu yüz ifadesi birini bir bakışla dondurabilirdi.
‘Yanlış bir şey mi yaptım?’ Doseon’un kafası karıştı. ‘Benim yüzümden mi kızgın? Ne yaptım ki? Kapıyı açmam çok uzun sürdüğü için mi böyle?’
O kısacık anda, Doseon’un aklından bir sürü düşünce geçti. Yine de bu tuhaf duruma rağmen Heerak’ın terlemiş saçları ve kızarmış dudakları ona tuhaf bir şekilde çekici geldi. Doseon, neredeyse telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf çekip çekemeyeceğini soracaktı. Heerak’ın bu özensiz hali son derece nadir ve değerliydi. Onu böyle görmek— neredeyse inanılmazdı.
Heerak kendini toparlamaya çalıştı ancak siniri yeniden gün yüzüne çıktı ve sesini bir kez daha yükseltti. “Bu binanın sorunu ne?!”
Açıkça çok sinirliydi. Doseon, doğru duyup duymadığından emin olmayarak başını yukarı kaldırdı. “Afedersin?”
“O kadar acelem varken, sabrım sınanıyormuş gibi hissettim!”
“Bir sorun mu vardı…?”
“Evet, büyük bir sorun vardı! Otoparkın nesi var? İnanılmaz sinir bozucu! Buraya gelen misafirlerin park edebileceği bir yer yok mu? Dalga mı geçiyorlar benimle? Bir araba en uzak köşeye park etmişse, çıkmak için öndeki tüm arabaların hareket etmesini beklemek zorunda mı? Tüm araba sahiplerini çağırıp yolu boşaltmalarını mı bekliyorlar? Saçmalık!” Heerak öfke içinde koridorda yankılanan bir sesle şikayet ediyordu. Doseon sözünü kesmek istemedi, bu yüzden öne doğru yürüdü ve kapıyı sessizce kapattı. Heerak, Doseon’un bu hareketine hiç dikkat etmedi ve nefes almadan şikayet etmeye devam etti.
Doseon, kapıyı kapattıktan sonra yerine döndü. Heerak’a bakarken, onun şikayetlerine cevap vermediğini fark etti. Hemen araya girerek, “Yol kenarına park edip beni araman daha iyi olurdu,” dedi.
Heerak alaycı bir şekilde güldü. “O dar sokakta mı? Ya tam o anda bir araba geçip kaza yapsaydı? Eminim ben sorunsuz bir şekilde hallederdim ama karşı tarafın kafası daha ben konuşmadan rakamlarla dolardı.”
Doseon, riskin farkına vararak başını salladı ve ardından şaşkın bir ses tonuyla ekledi, “Yukarı çıkmana gerek yoktu aslında. Beni arayıp aşağıya inmemi söyleyebilirdin…”
“Ah,” Heerak bir iç çekti ve dudaklarını birbirine bastırdı.
“Doğru. Bunu neden düşünmedim ki?” Konuşmaya başladığında, Heerak şaşkın görünüyordu. Kendi davranışını anlamıyor gibiydi ve birkaç kez daha iç çekti.
Sessizce onu izleyen Doseon, bir şey söyleme ihtiyacı hissederek yavaşça sordu, “Peki arabayı ne yaptın?”
Heerak soruyu robot gibi yanıtlarken biraz dalgın görünüyordu. “GPS’te bulabildiğim en yakın ücretli otoparka bıraktım.”
Doseon, kaşlarını kaldırdı. “En yakın otopark buradan buradan epey uzakta. En az beş dakikalık bir yürüyüş yapman gerekirdi.”
Heerak, dalgın bir ifadeyle başını salladı. “Bilmiyorum. Düşünmeden koştum.”
Doseon, Heerak’ı baştan aşağı süzdü. ‘Anlaşılan terden sırılsıklam olmasının sebebi buydu. Klimalı bir arabadan yeni inmişe benzemiyordu.’
“Bu sıcakta, bu takım elbise ve ayakkabılarla mı koştun?” Doseon, Heerak’ın durumuna hem şaşkınlık hem de acıma duygusuyla baktı.
Heerak ufak bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Ne var yani? Benim gibi biri sıcakta koşamaz mı?”
Doseon başını hızla salladı. “Hayır, koşabilirsin tabii ki,” dedi ve Heerak’ın yüzünde biriken ter damlalarının boynundan aşağıya doğru akarak tişörtünün V yakasında belirginleşmesini izledi.
Ortaya garip bir sessizlik çöktü. Heerak boş boş bakarken Doseon da aynı şekilde dalgındı. İkisi de birbirlerinin yüzüne bakarak birkaç dakika öylece durdular.
Ve sonra olan oldu.
“Pfft. Hehe, hahaha!”
Doseon kahkahasını daha fazla tutamadı. Heerak’ın gözleri sanki bir uzaylının inişine tanık olmuş gibi büyüdü ancak bu Doseon’un kahkahasını daha da arttırdı. Bunun kaba bir davranış olduğunu biliyordu ama kendine engel olamıyordu.
Heerak, ilk karşılaştıklarında öfkeliydi, bu yüzden Doseon onun kızgın olduğunu düşünmüştü. Ancak Heerak’ın otopark ve kendi saçma hareketleri hakkında söylenmeye devam etmesi, Doseon’u gülme krizine soktu.
Doseon boğazını temizledi ve kahkaha atma isteğini bastırarak yüz kaslarını daha ciddi bir ifadeye zorladı. Heerak’ın şaşkın yüzü giderek tuhaf bir hal aldı. Dikkatli bakışları Doseon’un üzerinde sabitlendi, bu durum Doseon’un onu gücendirmemek başını çevirmesini engelliyordu.
“Heerak,” diye mırıldandı Doseon.
Heerak, tavana doğru bakarak düşüncelere daldı. Doseon, boş gözlerle onu izliyordu. Sonrasında Heerak’ın bakışı antreye sabitlendi ve yavaşça iç çekmeye başladı. Doseon kendini köşeye sıkışmış bir fare gibi hissetti, hareket edemiyordu.
Heerak’ın dikkatli bakışları kaybolduğu anda, Doseon nefes alacak ya da rahatlayacak vakti olmadığını anladı. Özür dilemek zorunda hissediyordu. Sonuçta, birinin yüzüne gülmek son derece kaba bir davranıştı ve bu yüzden kendine içten içe kızıyordu.
Ama dilemek üzere olduğu özür dilinin ucunda kaldı.
Birden iki el yanaklarına doğru uzandı.
Doseon, sanki oraya aitlermiş gibi tenine yapışan sıcak parmakların yanaklarını okşadığını hissetti. O anda, yapabildiği tek şey gözlerini kapatmaktı.
Sonrasında, Heerak parmaklarından daha sıcak dudaklarını, Doseon’un dudaklarına bastırdı.
Sıcaklık Doseon’un ağzına yayıldı ve Heerak’ın dili, ağzının her köşesini tereddütsüz keşfetti. Heerak’ın dilinin, Doseon’un ağzının üst kısmını ve içini okşayışının hissi oldukça canlıydı.
Doseon’un tükürüğü ve nefesi acımasızca çalındı, dizleri titriyordu. Her an yere yığılabileceğini hissediyordu.
Doseon yere yığılmak yerine, iki koluyla da Heerak’ı tutup kendine çekti. Karşılık olarak, Heerak açıyı değiştirip daha derin öpücükler verdi. Baş döndürücü ve şehvetli bir andı, Doseon’un kalbi öylesine hızlı çarpıyordu ki neredeyse canı acıyacaktı.
Her şey hararetle tutuşmuştu.
************************************************************************************************
Selam arkadaşlar ~~
Buraya kadar gelmişken Doseon’un hala Heerak’tan duygusal hiçbir beklenti içinde olmaması yürek parçalayıcı aslında. Gözlerini bir açsa Heerak’ın onca şeye rağmen onun için koşa koşa geldiğini görecek. Çok masum bir adam. ♥ -Ashily
Yorum