Look at Me [Novel] 28. Bölüm Tatlım, Bebeğim, Sevgilim

Çevirmen: Sion & Ashily
Heerak, işaret parmağını burnuna götürdü ve olmayan gözlüğünü yukarı iterken, Seokchan’ın sesini taklit etti. Doseon, Heerak’a tavsiyelerde bulunurken gözlüğünü düzelten Seokchan’ın yüzünü kolayca hayal edebiliyordu.
Bir gülümseme, Doseon’un sert dudaklarını yumuşattı. Doseon’un gülümsemesini görünce Heerak bunu anlattığına memnun oldu.
“Bence bu çok fazla olur.”
“Ben de öyle düşünmüştüm. Bunu duyar duymaz Seokchan’ın yüzüne söyledim. Utanç verici olabileceğini… ama sonra…”
Heerak, gözlerinde haylazlıkla Doseon’a baktı.
“Bana adım yerine ‘Müdür Bey’ demeye devam ettiğin için, belki de birbirimize bu sevimli takma adlardan biri ile hitap etmenin daha iyi olabileceğini düşündüm. Şimdi başlamak ister misin? Tatlım, bebeğim, sevgilim. Hangisini sevdin?”
Doseon dehşet içinde birkaç kez başını salladı.
“Yapabileceğimi sanmıyorum. Hayır, kesinlikle yapamam!”
“Ama bana ‘Müdür Bey’ demenden daha iyi.”
“O zaman sana sadece adınla hitap etmeyi tercih ederim.”
“O zaman hadi adımı söyle…”
Heerak’ın gözleri beklentiyle parladı. Doseon, Heerak’ın tuzağına düşmüş gibi hissetti ama yine de diğerini yatıştırmak için ona “Heerak,” dedi.
Bu şimdiye kadar söylediği en doğal şekliydi. Belki de Heerak da aynı şekilde hissediyordu çünkü gülümsemesi neredeyse parlıyordu ve gözleri hilal şeklinde katlanmıştı.
Seni bunun için rahatsız eden ben olsam da kendimi bu kadar iyi hissedeceğimi hiç düşünmemiştim.
Heerak ışıl ışıl gülümsedi ve Doseon’u kucakladı. Doseon, çenesi Heerak’ın omzuna yerleştirip sessizce gözlerini kapattı. Çk güzel kokuyordu. Muhtemelen vücut losyonunun veya şampuanının kokusuydu.
Doseon ne zaman ondan güzel bir koku alsa, Heerak’ın feromonlarının nasıl koktuğunu merak ederdi. Aslında Heerak’ın feromonlarının kokusunu alabilen diğer insanları biraz kıskanıyordu.
Doseon şimdiye kadar bir Beta olmak konusunda özel olarak iyi veya kötü hissetmemişti hiç, ancak son zamanlarda Heerak yüzünden aralarındaki farkı hissediyordu ve bunun çok yazık olduğunu düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. ‘Muhtemelen çok güzel bir koku olmalı, Heerak’a yakışır şekilde.’
Ne yaparsa yapsın ya da ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu ayrıcalık muhtemelen Doseon’a asla verilmeyecekti. Bu bir yandan bu onu rahatlatıyordu. Durumundan pişmanlık duyduğu bu gibi anlar, Heerak’la geçirdiği sürenin yaklaşan sonuna kendini hazırlayabilmesine ve gerçekliğe dönebilmesine yardımcı olan anlardı. Haliyle kendine acımak için yeterli zamanı yoktu. Son ana kadar Heerak ile vakit geçirme şansının tadını çıkartmalıydı…
***
Sevişmedikleri gecelerde, uyku bastırana kadar hararetli sohbetlere dalarlardı.
Heerak önemsiz ve kişisel meselelerin en ince ayrıntılarını en son okul günlerinde tartışmıştı. O zamanlar arkadaşlarını her gün gördüğü için bu kolaydı. Ancak bugünlerde hayatları, iş ve diğer sorumluluklarla o kadar yoğun hale gelmişti ki buluşmalarında çoğunlukla ciddi konular üzerine konuşuyorlardı. Bir grup sohbetleri vardı ancak nadiren sabah kahvaltıları ya da tatil aktiviteleri gibi küçük şeylere değiniyorlarıdı.
Heerak’ın meraklı bir yapısı vardı.
Doseon’un neden işinden ayrıldığından tutun o gün öğle yemeğinde ne yediğine kadar sorardı. Doseon, ciddi konulardan önemsiz konulara kadar değişen bu sorulara ciddiyetle cevap verirdi. Heerak onu her zaman dikkatle dinler, hiçbir şeyi atlatmadan sık sık başka sorular sorardı. Doseon’un kendi kendine konuşuyormuş gibi hissetmediğinden emin olurdu. Heerak’ın bu yönü, Doseon’a müşterileriyle etkileşimlerini hatırlatırdı ve bu da onu da gülümsetirdi.
Heerak, sorular sormanın yanı sıra günlük hayatıyla ilgili şeyler de anlatıyordu.
Gülümseyerek konuşsa da bu, Doseon’un eğlenceli bulacağı türden bir hayat değildi. Heerak, tek tesellisinin yakın arkadaşlarıyla içki içmek olduğunu bile itiraf etmişti. Akşam yemekleri ve golf gezileri, işinin bir uzantısı gibi hissettiriyordu ve kız kardeşiyle alışverişe çıkmayı bile başka bir sorumluluk gibi görüyordu. Hafta içi işiyle doluydu ve hafta sonları da sosyal sorumluluklarla. Rutin işleri ve sorumluluklarının yanı sıra, sekreteri tarafından belirlenen bir programı takip ediyordu. Dahası, Heerak her işe güçlü bir görev bilinciyle yaklaşıyordu. Bunlar yerine getirmesi gereken sorumluluklardı. Doseon bunu her duyduğunda, Heerak’ın işinden keyif alıyor olmasının büyük bir şans olduğunu düşünmeden edemiyordu.
Doseon endişeyle “Bunların hepsi çok yorucu geliyor, sanki sadece uyuduğunda mola veriyormuşsun gibi,” dedi.
Ancak Heerak, “Kesinlikle hayır. Şu günlerde, tek istediğim şey biraz huzur bulmak için seni her gün görmek ve bu benim için dünyalara bedel.” diyerek şiddetle reddetti.
Heerak’ın cevabı Doseon’u tamamen şaşkına çevirdi. Böyle bir olasılığı hiç düşünmemişti bile. Derin bir minnettarlık hissetti. Doseon her gün Heerak’a bakarken zihnini dinlendirir ve pek çok hoş anı yaratırdı. Heerak’ın da birlikte oldukları anlarda huzur bulduğunu bilmek içini ısıttı.
Doseon minnettarlığını yüksek sesle dile getirince, bunu duyan Heerak aniden doğruldu. Doseon da doğruldu, şaşırmıştı. Lambadan loş bir ışık yayılıyordu ancak Heerak’ın yakışıklı yüzünün oldukça telaşlı görünmesi Doseon’un hayal gücü değildi.
“Ama bu seni küçümsediğim anlamına gelmiyor!”
Doseon, Heerak’ın bununla ne demek istediğini anlayamadı.
Cevap vermek istese de, sohbetin konusunun birdenbire değişmesini tam olarak anlamlandıramadı. Umutsuzca uygun bir cevap bulmak için zihnini yokladı. Bu sırada odaya sessizlik hakim oldu. Bu sessizlikte Heerak daha da telaşlandı ve düşünmeden aklına gelenleri sıralamaya başladı.
“Şey, yani! Ne zaman seninle olsam yorgunluğum kayboluyor, o günün getirdiği sinir uçup gidiyor… Ama görüyorsun, mesele sadece seninle olduğumda daha iyi hissetmem değil. Seni bir stres topu olarak kullandığımı düşünmeni istemiyorum… Ah, lanet olsun!”
Saçmalayan Heerak sıkıntı içinde başını elleri arasına aldı. Saç tutamlarını sıktı ve bir iç çekti. Doseon sadece izleyebildi, zihni birkaç dakika önce doğru kelimeleri bulmak için çırpınırken, şimdi tamamen düşüncelerinde kaybolmuştu. Karşısında oturan Heerak, ses tonundaki ve ifadesindeki her dalgalanmayla içinde bulunduğu şaşkınlığı dile getirerek Doseon’un boş düşüncelerine yer bırakmıyordu.
Heerak’ın bu halini görmek Doseon’u son derece mutlu etti. Onun kendinden emin duruşunu elbette beğeniyordu ama böylesine şaşkın ve savunmasız hallerinde daha sevimli olduğunu düşündü. Heerak bu anlarda kesinlikle çok tatlıydı. Bunlar Heerak’ın televizyonda veya sosyal medyada göremeyeceğiniz yanlarıydı, bu yüzden fırsat bulduğunda onu dikkatle izleme isteğine engel olamıyordu.
“Ben kendimi tamamen aptal durumuna düşürürken sessizce oturacak mısın?” Heerak’ın sözleri, Doseon’u kendine getirdi. Tam olarak ne zaman olduğunu kestiremiyordu ama Heerak’ın tavrı telaştan somurtkan bakışlara dönüşmüştü. Doseon hala bu konuşmanın neden Heerak’ı bu kadar telaşlandırdığını tam olarak anlayamamıştı.
Doseon dürüstçe “Çok tatlısın,” diye itiraf etti. Belki de Genel Müdür’e “tatlı” demek alışılmadık bir şeydi ama aklına gelen tek kelime buydu.
Heerak bir süre sessiz kaldıktan sonra biraz kızgınlıkla, “Ne kadar tatlı?” diye sordu.
Doseon içtenlikle, “Çok, çok tatlı,” diye cevap verdi.
Heerak, kendini beğenmiş bir gülümsemeyle Doseon’a doğru eğildi, yüzlerini birbirine yakınlaştırdı. “Bunu sadece bana iyi görünmek için mi söylüyorsun?”
O anda Doseon’un gerginliği biraz olsun azaldı. Heerak’ın hevesli ve beklenti dolu bakışlarıyla karşılaştığında dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

Doseon’un gülümsemesi Heerak’ı tatmin etmişe benziyordu ki zafer kazanmış gibi başını salladı ve saçlarını Doseon’un ellerine doğru uzattı. Doseon, sessiz bir teslimiyetle elini kaldırdı. Hedefi Heerak’ın hafifçe karışmış saçlarıydı.
Heerak, Doseon’un parmaklarını saçlarında gezdirmesinden her zaman büyük keyif alırdı. Hatta 32 yıllık hayatında yeni bir alışkanlık keşfettiğinden şakayla karışık bahsetmişti. Heerak’ın Doseon’dan saçlarını okşamasını istemesi sadece samimi anlarda değil, yakın hissetmek istediği herhangi bir anda da gerçekleşen düzenli bir davranış haline gelmişti.
Doseon da bundan aynı derecede zevk aldığını fark etti. Parmaklarını Heerak’ın yumuşak, dalgalı saçlarında her gezdirdiğinde, kalbinde tedirginliğini bastıran bir çarpıntı hissediyordu. Başlangıçta kendini garip hissetmiş ve hatta biraz da çekinmişti ama Heerak bundan memnun olduğunu açıkça ifade ettiği için kısa sürede kendini Heerak’ın saçlarını eskisinden daha rahat bir şekilde okşarken buldu.
Heerak’ın saçlarına dokunuşu giderek daha hassas ve nazik bir hal almıştı. İlk başlarda Heerak’ın saçlarını beceriksizce okşuyordu ama zamanla Doseon daha cesur davranmaya başladı, hatta parmaklarını Heerak’ın saçlarında gezdirip parmak uçlarıyla kafa derisine nazikçe masaj yapmaya başladı.
Heerak bu duruma karşı çıkmak adına tek bir kelime bile etmedi. Bunun yerine kollarını Doseon’un vücuduna dolayıp onu kendine çekti. Doseon’u sımsıkı kucaklayıp bir o yana bir bu yana sallandı. Sonra alnını Doseon’un omzuna yaslayarak iç çekti. Heerak’ın şartlı koşullanmalarının karşılığını aldığı yer tam da burasıydı. Doseon bu beklenmedik sarılma karşısında ilk başta kaskatı kesilse de, hemen karşılık vererek Heerak’ın sırtına ve omuzlarına sarıldı. Heerak’ın dudakları Doseon’un ensesine doğru ilerledi ve zevkle kıkırdadı. Doseon sonunda kendini rahatlamış hissetti. Her ne kadar Heerak’ın adını söylemek hala zor gelse de, bu anlarda teslim olmak beklenmedik bir şekilde doğal hale gelmişti. Tekrar yoluyla öğrenmenin gücü inkar edilemezdi.
Bu gece, her gece olduğu gibi, rutinlerini sürdürdüler.
Birbirlerine sorular sordular, sohbet ettiler, birbirlerinin başlarını okşadılar, sıkıca sarıldılar ve sonunda uykuya daldılar. Böyle bir geceydi.
Doseon yavaşça gözlerini açtı. Heerak’ın huzur içinde uyuyan yüzüne bakmak için başını kaldırmayı düşündü. Ancak kısa süre sonra bu fikrinden vazgeçip tekrar gözlerini kapadı. Lambanın ışığı söndüğü için oda tamamen kararmıştı. Karanlıkta Heerak’ın yüzünü görememenin verdiği hayal kırıklığı yerine, Doseon partnerinin bedeninin sıcaklığının tadını çıkarmayı seçti.
Normalde Doseon kolayca uykuya dalabilen biriydi. Kalbi ne kadar hızlı atarsa atsın ya da gerginlikten gülümsemekte ne kadar zorlanırsa zorlansın, başını yastığa koyar koymaz uykuya dalardı. Ama bu günlerde kolay kolay uyuyamıyordu. Uyku sanki değerli zamanının boşa gittiği bir zaman dilimiydi. Bu, bir tür saplantı haline mi geliyordu? Doseon uykunun kendisini dinlendireceğinin ve Heerak’ın karşısına zinde bir halde çıkmasını sağlayacağının farkındaydı ama uykuya teslim olmakta zorlanıyordu.
Belki de uyumanın bu tuhaf duruma bir son vereceğinden korkuyordu. Bu bir tür hastalık olarak kabul edilebilir miydi? Uyumanın, kendisinin ve Heerak’ın artık bu duygu ağına dolanmadığı bir gerçekliğe uyanmak anlamına geleceğini biliyordu. Sadece bu anın tadını çıkarmak istiyordu, böylece her şey sona erdiğinde pişmanlık duymayacaktı. Ancak son birkaç gündür endişesi daha da artmıştı.
Aptalca bir şekilde net bir bitiş tarihi istiyordu.
Öte yandan Heerak bu durumun ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı konusunda endişeli görünmüyordu. Doseon’un mevcut anlaşmalarının süresini ya da ilişkilerinin kesin bitiş tarihini sorgulaması yüzsüzlük olurdu.
Bu tuhaf ve mucizevi günlük yaşamda Doseon’un ihtiyacı olan son şey daha fazla endişe ve sıkıntıydı. Çok fazla düşünmediği ve sadece önündeki kişiye baktığı daha rahat bir zamana geri dönebilmeyi diledi.
Yorum