Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE 26. BÖLÜM


***18. Kısım***

Chase’in Pitt’le olan buluşması birkaç gün sonra gerçekleşti. Chase bu süre zarfında, yoğun programını halledip bir gününü boşaltmaya çalışmıştı. Pitt için güçlükle bir gün ayarladıktan sonra, o günü mükemmel geçirmek için bir plan yapmakta yine zorluk çekti.

Aynı yaşlarda bir yeğeni olan Laura’dan tavsiye istediğinde, Laura istemsizce kendini pencereden dışarı bakarken buldu. Dünyanın yok olacağına dair bir işaret olmadığını gördükten sonra, kafası karışık olsa da içtenlikle tavsiye verdi. Ve nihayet o gün geldi.

*

*

“Chase, bu gözler ne böyle?”

Daha önce söz verdiği gibi Chase’in malikanesine giden Josh, onu görür görmez gözlerini kocaman açtı ve yüzünü dikkatlice inceledi. Chase, utanarak cevap verdi.

“Sadece biraz uykusuz kaldım.”

“Pek de biraz gibi durmuyor.”

Kızarmış ve kan çanağına dönmüş gözleri açıkça uykusuz kaldığını ve yorgunluğunu gösteriyordu. Şakacı bir şekilde konuşan Josh çok geçmeden alçak ve ciddi bir sesle ekledi.

“Bu kadar acele etme, vaktimiz bol.”

Bunu söyledikten sonra aşağıya baktı. Pitt yine Josh’un bacağına yapışmıştı.

“Pitt.”

Josh, tatlı bir şekilde konuşarak onu omzundan tutup öne doğru çekti. Pitt bugün, Josh’un annesinin yeni aldığı dar kenarlı bir hasır şapkayı, denizci kıyafetini ve şortu giymişti. Sabah aynada kendine bakan Pitt, TV’de izlediği bir çizgi film kahramanına benzediğini düşünerek oldukça mutlu olmuştu. Elbette, kahramanla tek benzerliği aynı şapkayı takıyor olmalarıydı ancak Pitt’in bu hali o kadar sevimliydi ki, Josh birkaç kez onun haklı olduğunu söyleyerek ona katılmıştı.

“Tatlı değil mi?”

Josh, Pitt’i Chase’in önüne çıkarırken sevgisini gizleyemedi ve Pitt’in yanağına öpücükler kondurdu. Pitt gıdıklandığı için güldü ama Josh’un ona istediği kadar sevgi göstermesine itiraz etmedi.

Chase onları sessizce izledi. Son bir öpücükle öpücükle dudaklarını çocuğun yanağına bastıran Josh, başını kaldırdı. Hemen ardından Chase ile göz göze geldi.

“Pitt.” Josh ağzını açtı. “Merhaba de, hatırlıyor musun? Bu, Chase Miller. Geçen sefer tanışmıştınız.”

Pitt başını kaldırdı ancak Chase’in yüzü onun için fazlasıyla yüksekteydi ve şapka çok büyük olduğu için başını kaldırınca burnunu kapattı. Josh gülerek Pitt’in daha iyi görebilmesi için şapkayı geriye doğru çekti. Ardından, Chase de onu takip ederek Pitt’in önünde tek dizinin üstüne çöktü.

“Merhaba, Pitt? Nasılsın?” Chase’in sesi her zamankinden daha yumuşaktı ama hafifçe titriyordu. Josh, onun gergin olduğunu fark etti ancak bunu görmezden geldi. Bunun yerine, kendisine tekrar sarılmak isteyen Pitt’i nazikçe uzaklaştırdı ve sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

“Pitt, babanın bugün işe gitmesi gerekiyor. Bunun yerine, Bay Miller’la vakit geçirebilir misin?”

“Ne?” Pitt şaşkınlıkla Josh’a baktı. Bu durum hiç beklemediği bir şeydi ve gözleri endişe ve kaygı doluydu.

“Ona Disneyland’e gideceğimizi söylemiştim.”

Josh, Chase’e fısıldadı ve Pitt’le konuşmaya geri döndü. “Bugün Disneyland kapalıymış. Bu yüzden başka bir lunaparka gidelim. Senin için bakıp geleceğim, sen de bu sırada Bay Miller’la bekleyebilir misin? Bunu yapabilirsin, değil mi?”

“Ben…” Pitt, birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve hemen cevap veremedi. Elleriyle oynaması ve vücudunu sallaması kaygısını açıkça belli ediyordu. Chase, içinde büyüyen endişeyi bastırmaya çalıştı. Şimdi bu fırsatı kaçırırsa, Pitt ile olan ilişkisini bir daha asla düzeltemezdi. Chase, Pitt’in tek bir gününü bile kaçırmak istemiyordu. O sırada, Pitt aniden Chase’e baktı. Göz göze geldikleri anda çocuk irkildi ve hızla Josh’a sarıldı. ‘Yine aynı şey mi oluyor’ diye merak ederek iç çekmek üzereydi ki, birden Josh’un sözleri aklına geldi.

<Endişelenme, seni sevecek. Çünkü…> 

Chase bu cümlenin sonunu duymamıştı. Ancak bir şekilde biliyormuş gibi hissediyordu.

‘Bir deneyelim bakalım.’

Kuru bir yutkunma sonrası, Chase konuşmaya başladı.

“Pitt.”

Adını yumuşak bir sesle söyleyince, şaşkınlıkla sıçrayan çocuğun sırtı göründü. Onu kucaklamak istese de kendini tuttu ve tekrar konuştu. “Bugün benim izin günüm ama birlikte oynayacak bir arkadaşım yok. Pitt, benimle oynar mısın?”

“…”

“Ne?” Nazik sözleri karşısında çocuk bir an tereddüt eder gibi oldu, sonra dikkatle başını çevirdi. Gözleri tekrar buluştuğunda, Chase fırsatı kaçırmadı ve gülümsedi. Gülümsediğinde Josh’un nasıl da büyülenmiş gibi ona baktığını biliyordu. Tahminleri doğruysa Pitt de aynı tepkiyi gösterecekti. Ve tahmini doğru çıktı.

“Ah…” Pitt, Josh ile aynı ifadeyle Chase’e boş boş baktı. Başını çeviremedi ve ağzı açık bir şekilde Chase’in yüzüne bakarken, Chase’in içindeki endişe kayboldu ve yerine özgüven geldi.

Chase gülümsemesini saklamadan başını kaldırdığında, kendisine aynı şekilde bakan Josh ile göz göze geldi. Josh ve onun minyatürü aynı anda büyülenmiş gibi ona bakarken, Chase kendini tutamayıp gülmeye başladı. Chase’in gülüşünü gören Pitt, gözlerini kırpıştırdı ve sıkıca tuttuğu Josh’un gömleğini yavaşça bıraktı. Gözleri hala Chase’e kilitlenmişti. Pitt’teki değişikliği fark eden Josh hızla konuştu.

“O zaman Pitt, burada Bay Miller ile kalmanın bir sakıncası yok değil mi?”

“…Evet.” Pitt cevap verdikten sonra Josh’a döndü. Yuvarlak yanaklarının kızardığını gören Josh, dayanamayarak onu öpücüklere boğdu.

***

“Hey, buradayız.”

Çınlayan zilin sesiyle başını kaldıran Mark, elini salladı. Josh, üyelerin oturduğu masaya doğru yürüdü. Ardından gelen garson, ince kaplamalı tek sayfalık bir menüyü bıraktı ve gülümsedi. Josh da gülümsemesine karşılık verdi. Garson gittikten sonra, onları izleyen Henry konuşmaya başladı.

“Seni sadakatsiz pislik, kaç kere söyledim sana yüzük tak diye? Ha, kaç kere?”

Josh bugüne kadar sadece gülüp geçmişti ama artık dinleme zamanı gelmişti. Laura’yla konuştuğu için kıskanıp öfkelenen Chase’i hatırlayan Josh, artık alışkanlıkla başkalarına gülmeyi de bırakması gerektiğini düşündü. Ancak bu kararlılığı çok uzun sürmedi. Kısa süre sonra siparişi almaya gelen garson ona dönüp gülümsediğinde yine gülümsemişti.

“Hah.” Ardından gelen pişmanlıkla iç çeken Josh başını salladı. Hayatı boyunca böyle yaşadığı için bunu düzeltmek kolay olmayacaktı.

‘Bu düzeltmeye değer bir alışkanlık mı ki?’

Biriyle göz göze geldiğinde gülümsemek onun için doğal bir şeydi, bu yüzden bunu ilk kez düşünüyordu.

‘Henry ile her göz göze geldiğimizde gülümsediğimi sanmıyorum.’

Bakışları sandviçinden büyük bir ısırık alan Henry’e kaydı. Henry –hiç gülümsemeyen bir yüzle– bir elinde sandviçle diğer elinin yüzük parmağını gösterdi. Josh sadece gülümsedi ve başka tarafa baktı.

“Nasıl gidiyor? Yurttan ayrıldığınızı duydum.”

Josh’un sorusuna, kahvesinden bir yudum alan Mark cevap verdi. “Bir süreliğine motele taşındık. Orada daha fazla kalmamız mümkün değildi.”

Henry, “Orada kalmaya devam etsek de kimsenin haberi olmaz gibiydi, pek gerek yoktu sanki.” diye homurdandığında, Isaac ona karşı çıktı.

“Güvenlik görevlileri fark ederdi, sürekli devriye geziyorlar.”

Bu sözlerin ardından Henry sessizce Isaac’in ayağına masanın altından sertçe bastı. Isaac acı içinde inlerken, bunu gören Seth konuşmaya başladı.

“Mark’ın ailesi gelecek, biz de henüz bir plan yapmadık. Her neyse, biraz dinlenmeyi düşünüyorum. Seyahat etmek de fena fikir değil.”

Seth’in önünde bir Küba seyahat rehberi duruyordu. Josh’un bakışlarını fark eden Seth, konuştu. “Puro almak için.”

“Puro içmiyorsun ki?”

Josh’un sorusuna Seth aynı şekilde cevap verdi. “Küba’ya gidersem içmeyi düşünüyorum.”

Belirsiz bir plandı. Josh, Seth’in henüz bir plan yapmadığını düşündü. Seth, hızla konuyu değiştirdi “Sen nasılsın? Her şey yolunda mı?” diye sordu.

“Eminim yapman gereken çok şey vardır, yardıma ihtiyacın olursa ben… öhömm.”

Düşünmeden bir teklifte bulunan Mark, hemen ardından Henry’nin ters bakışlarıyla karşılaştı ve konuşmayı bitirdi. 

Araya giren Isaac konuştu. “Medya sessizdi, ne zaman duyuracaksınız?”

“Bilmiyorum, belli değil.”

Josh’un cevabına Seth karşılık verdi.

“Pitt’e söyledin mi? Tepkisi nasıldı?”

Bu sözler, herkesin dikkatini çekti. Ne de olsa hepsi Josh’un tek başına doğurup büyüttüğü Pitt’i bir yeğeni gibi seviyordu. Josh tereddüt etmeden cevap verdi.

“Henüz söylemedim. Biraz daha yakınlaştıktan sonra söylemek daha iyi olur diye düşündüm.”

“Yakınlaşmak mı, onunla mı? Ah.”

Josh, çabucak susan Isaac’i görmezden gelerek devam etti.

“Evet, hala biraz yabancı hissediyor… Bu yüzden birlikte zaman geçirmeleri için onları yalnız bıraktım ve buraya geldim.”

Mark şaşkınlıkla sordu. “Onları yalnız mı bıraktın? C ve Pitt’i?”

Chase’in mizacını iyi bildikleri için, endişelerini gizleyemiyorlardı.

“Onun kendi oğlu olduğunu biliyor, değil mi?”

Henry’nin şüpheci sorusuna, Josh başını salladı. Durumu fark eden Isaac onu azarladı. “Ne olursa olsun, C kendi çocuğunu dövecek değil ya.”

“Kendi çocuğunu dövmeyen ebeveyn mi var?”

Henry hızla cevap verdi. Sesi alaycı değildi. Gerçekten de tüm ebeveynlerin çocuklarını dövdüğüne inanıyordu. Josh, onun bu görüşünü düzeltmedi ama bir gün evlenip çocuk sahibi olmak isterse, ciddi bir konuşma yapmanın iyi bir fikir olacağını düşündü. Tabii ki, bunu sadece Josh düşünmedi. 

Anlamsızca elindeki broşürü sallayan Seth konuştu. “Hala inanamıyorum. Melek Pitt’in şeytanın oğlu olduğuna.” Josh’a göz ucuyla baktı ve ekledi. “Geçen gün bir makale okudum, İngiltere’de bir Omega, Alfasız hamile kalmış ve çocuk doğurmuş.”

“İngiltere makalelerine inanıyor musun?” Henry onunla alay etti ama Josh soğukkanlılıkla cevap verdi.

“Pitt bizim çocuğumuz, C ile benim.”

Seth hızla elini kaldırarak onu durdurdu. “İkinizin yattığını söylemene gerek yok.”

Bunun ardından Josh sustu. Yine bir sessizlik oldu ve bu kez Mark konuştu. “Janet gelecek hafta çocuklarla birlikte gelecek. Bir haftalık tatil yapmayı düşünüyoruz, siz ne yapacaksınız?”

Ardından hangi sahil iyi, hangisi kötü, hangileri şunun için iyidir, hangileri bunun için kötüdür, hangileri araştırılmalıdır diye bir tartışma başladı.

Onların sohbetine katılan Josh bir yandan düşündü. ‘Acaba her şey yolunda mı?’

************************************************************************************************

Selam bebekler ♥ 

Bu bölümde Chase’in, Josh ve Pitt’in ona aynı şekil baktığını fark ettiği yerde bastım kahkahayı. Buraları kaç kez okursam okuyayım aynı tadı almak muazzam. Bir yandan da heyecanla serinin webtoonunu bekliyorum. Umarım webtoon gelmeden kalan son iki bölümü yayınlayıp finali vermiş olurum. Sonraki bölümde görüşene dek kendinize sevgiyle bakın. Öpüldünüz? -Ashily

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 3. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X