Look at Me [Novel] 25. Bölüm Müdür Bey

Çevirmen: Sion
Doseon her seferinde dürüstçe cevap verirdi. İltifat etmede çok becerikli değildi, bu yüzden her zaman Heerak’a harika ya da yakışıklı olduğunu söylemek gibi kısa övgüler yağdırıyordu ancak Heerak bundan memnun görünüyordu ve hoş bir şekilde gülümsüyordu.
Daha önceki iş deneyimleriyle kanıtlanan gevezelik ve dalkavukluk yeteneği Heerak’ın önünde işe yaramıyordu. Tek bir düzgün, gösterişli yorum düşünemiyordu ve kelime eksikliği yüzünden her zaman kendine kızıyordu. Gerginliği gün geçtikçe daha da kötüleşiyor gibiydi. Vücudu tamamen donduğu için, Doseon onu övmeyi zar zor başarabiliyordu. Yine de Heerak’a her yakışıklı dediğinde, Heerak gururla omuz silkip memnuniyetle gülümsedi. Doseon bu adamı izlemekten asla bıkmıyordu.
Heerak’ın yüzüne hareketsizce bakarken sadece göz kapaklarını oynattı. Heerak’ın her zaman ezici olan üstün yakışıklılığı, Doseon’un kalbinin acıyla çarpmasına neden oluyordu. Heerak’ı her gün gören ve gece gündüz ona yakın duran Seokchan’ın harika biri olduğunu düşündü.
Aslında Doseon da her zaman Heerak’ın yanında olmasa da onu neredeyse her gün görebiliyordu. Yine de Doseon’un Heerak’ı yakın mesafeden gözlemleyebilmesi gerçeği, alışamadığı bir şeydi. Önceden, Doseon’un bu adamı sadece medya aracılığıyla görebilmesi hayatın bir gerçeğiydi. Hodie’de çalışmaya başladığında Doseon, arada bir Heerak’ı uzaktan görmesine izin verildiği için son derece şanslı olduğunu düşünürdü ve zevkle titrerdi.
Ama artık birlikte yemek yiyorlar, boş zamanlarını birbirleriyle geçiriyorlar ve hatta geceleri sevişiyorlardı. Bunların hepsi şimdiki zamanda yaşanıyor olmasına rağmen, gerçekmiş hissettirmiyordu. Başına gelen bazı olayları düşündü ama hala her şey bir rüya gibiydi. Belki de Doseon gerçekten uyuyordu. Belki de bunların hepsi çok uzun bir rüyaydı.
“…!”
Doseon’un omuzları sarsıldı. Odadaki sessizlik bir ”bip” sesiyle bozuldu. Sanki rüyadan uyanma vaktinin geldiğinin bir işaretiydi.
Onu saran kollar hareket etti. Doseon içten içe küfretti ve hızla telefonunun sesini kıstı. Ancak Heerak’ın uyanmasını engellemek için çok geçti.
Heerak gözlerini halsiz bir şekilde açarken homurdandı. “Ahh. Gidiş vaktin geldi mi?”
Doseon’un daha önce defalarca duyduğu bir şey olan erken saat hakkında homurdandı. Yine de bu Doseon’un kalbinin hızla çarpmasına neden oldu.
“Bana yine vardiyamı değiştirmemi söylemeyeceksiniz, değil mi?”
“Tabii ki de hayır.”
Doseon oturdu. Heerak biraz yatakta kıvrandı ve ardından onu takip ederek yatakta doğruldu.
“Banyoyu kullanacağım. Biraz daha uyuyabilirsiniz, Müdür Bey.”
Heerak bunu duyar duymaz kaşlarını çattı. “Müdür Bey?”
“…”
Doseon, Heerak’ın sert yanıtını duyunca hızla çenesini indirdi. Sadece o hayal kırıklığı bakışından kaçmak istiyordu.
“Öff!”
Gözleri tekrar buluştu. Doseon yüzünü indirir indirmez, yanaklarını saran iki el yüzünü tekrar kaldırmıştı. Bu yetmezmiş gibi, Heerak’ın gözleri yaklaştı. Burunları birbirine değebilecek kadar yaklaştığında Heerak, “Söyle bana, ben kimim?” diye fısıldadı.
Düşündükten sonra, Doseon mırıldandı, “Bunu görmezden gelemez misin? Bunu net bir kafayla söylemeye kendimi ikna edemiyorum.”
“Yani seks yaptığın zamanlar dışında kafan her zaman net. Neden aklı başındasın? Bu iyi değil. Ben senin yanındayken 7/24 hep aklımı kaçırıyorum ki bu gerçekten çok büyük haksızlık,” dedi Heerak, ifadesini pek değiştirmeden.
Doseon buna cevap vermeyi giderek daha zor buldu. Tereddütle kıvranmaya devam etti, bu da Heerak’ın kaşlarının kıvrılmasına neden oldu.
“Çabuk söylemeyi dene,” diye bastırdı.
Doseon kısa bir iç çekti. Bundan kaçınamayacaksa, üstesinden gelmek daha iyiydi.
“He-Heerak,” diyerek isteksizce bitirdi ama Heerak tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi.
“Gayet güzel. Bana böyle demeye devam edersen kendini geliştireceğini düşünüyorum.”
Birlikte odadan çıktılar. Doseon, Heerak’ı daha uzun uyuması için ikna etmeye çalışsa da Heerak yerinden kıpırdamadı ve onunla birlikte yıkanmak istedi. Küvete çok sık birlikte girdikleri için, Doseon buna çoktan alışmıştı.
Birlikte banyo yapmak sorun değildi.
Heerak, Doseon’u Hodie’ye bırakacağını söyledi. Bugün, her zaman olduğu gibi, Doseon buna ihtiyacı olmadığını söyledi ama tamamen görmezden gelindi. Bu evde çok fazla zaman geçirdiği için Doseon’un kıyafetleri ve iç çamaşırları çoktan soyunma odasının bir bölümünü dolduruyordu. Sadece bu da değil, Heerak’ın aldığı ve Doseon’un bunların içinde iyi görüneceğini düşündüğü için aldığını söylediği birkaç giysi daha vardı. Doseon, onları kabul edemeyeceğini ve bunaltıcı olduğunu söyleyerek birkaç kez reddetmişti ancak geri dönen cevap her zaman aynıydı.
“Zaten satın aldım, ne yapabilirim? Ya giyeceksin ya da atacağım.”
Doseon buna mantıklı bir cevap bulamayınca şimdilik sadece kıyafetleri kabul etmeye karar verdi. Ancak, bu kıyafetleri kabul ettiğini söylemesine rağmen Heerak’ın dairesindeki dolaba asmak ve giymemek, Heerak’ı rahatsız etmiş gibi görünüyordu. Bunun çöpe atmaktan farkı olmadığını söyledi ve sonunda her banyodan sonra aldığı kıyafetleri Doseon’a giydirdi.
Doseon için kıyafet seçip onu giydirdikten sonra Heerak hazırlandı.
Zamanını soyunma odası kapısının önüne boş boş bakarak geçirdi. Heerak, Doseon’un kıyafetlerini seçmek için haddinden fazla zaman harcardı ama kendi kıyafetini seçerken de eşit derecede zaman harcıyordu. Doseon, Heerak’ın neden sürekli olarak bu konuda bu kadar çok zaman harcadığını bilmiyordu. Hatta Heerak giyecek hiçbir şeyi olmadığından şikâyet ediyordu ve bunun üzerine Doseon ne diyeceğini bilemezdi. Askılardaki diğer giysiler elbise değilse neydi?
Doseon, geniş soyunma odasının önünde ilk kez durup takım elbiseleri ve aksesuarları bir odada dizilmiş olarak gördüğünde yaşadığı şoku hatırladı.
“Nasıl görünüyorum?”
Heerak nihayet ortaya çıktı. Heerak ona yaklaşıp sorduğu anda, Doseon otomatik olarak, “Yakışıklı görünüyorsun,” dedi.
Daha sonra Heerak’ın kıyafetine bakmak için gözlerini indirdi. Doseon, aslında siyahın erkek takım elbiseleri için en uygun renk olduğunu düşünürken, olabilecek en değişken rengin lacivert veya gri olduğunu düşünürdü; ancak, Heerak’a bakıldığında durum böyle değildi. Tıpkı Heerak’ın alışılmadık yörüngesi gibi, takım elbiseler de bir istisnaydı.
Heerak üzerindeki canlı, şarap renkli takım ile tam bir tablo gibiydi. Temiz ve açık teni, kemik yapısı, figürü ve oranlarıyla birlikte hiçbir eksiği yoktu, bu yüzden diğerleri ona her zaman hayranlıkla bakardı. Heerak’ın diğer erkeklerin giymekten çekindiği bir kıyafeti rahatça taşıyabilmesinin nedeni, tepeden tırnağa mükemmel olmasıydı. Bu, Doseon’un Heerak’a olan hayranlığından kaynaklanan bir yanılsama değildi. Heerak’ı tanıyan herkes buna katılacaktır.
‘Keşke bugün de kıyafetinin bir fotoğrafını gönderseydi’ diye düşündü Doseon içten içe. Heerak, Doseon’a telefonunun galerisinde onun adının yazılı olduğu bir klasör yapmasını söylediğinde, Doseon bunun nedenini merak etmişti. Kısa süre sonra Heerak, sosyal medyada hiç olmayan fotoğrafları günde en az bir kez mesaj yoluyla göndermeye başlamıştı. “Müdür Bey” etiketli klasöre kaydedilen fotoğrafların sayısı çığ gibi büyüdü.
Her neyse. Doseon dudaklarını kıpırdattı. Heerak’ın her zamanki gibi yakışıklı olduğu yadsınamaz gerçeği kafasında belirip dursa da arzuladığı başka bir şey vardı. Doseon en azından bunu gündeme getirmesi gerektiğini düşündü.
“Müdür Bey.”
Normalde bu, Heerak’ın canını sıkacağı noktaydı ama bu sefer Heerak bunu dikkate almadı. Bunun yerine, garip bir şeyi yakalamış gibiydi ve gözlerini kıstı. Aceleci bir tonda,
“Ne oldu bir sorun mu var?”
Doseon hızla başını salladı. “Hayır sorun yok…”
Merak dolu gözlerle karşılaşmak biraz rahatsız ediciydi. Doseon, Heerak’ın bakışlarından kaçınmak için gözlerini çevirdi ve zayıf bir sesle, “Size bir dileğimden bahsedebilir miyim?” diye mırıldandı.
“Nedir? Lütfen çabuk söyle.”
Heerak bilmemeye dayanamayacakmış gibi görünüyordu. Bu konuşmaya başladığı için pişman olmasına rağmen, Doseon onu daha fazla uzatamazdı. Pişman olmak için çok geçti ama birdenbire bunu istemenin doğru olup olmadığını merak etti. Zaten istediği bir şey olduğunu söyledi, bu yüzden bunu daha fazla uzatmanın iyi olmayacağını düşündü. Doseon, Heerak’ı görür görmez aklına gelen şeyi yavaşça fısıldadı.
“Keşke bu gömlek yerine V yaka bir üst giyseydin.Bu sadece benim dileğim değil, sanırım birçok kişi de aynı fikirde olacaktır.”
Heerak’ın gözleri genişledi ve başını eğdi. “Ne? Bu gömlek bana yakışmıyor mu?”
Doseon bunu hemen şiddetle reddetti. “Hayır, bu dünyada içinde iyi görünmeyeceğin hiçbir şey olduğunu düşünmüyorum.”
“Ahaha!”
Heerak neşeyle güldü. Omzu her sallandığında saçları da onunla birlikte dalgalanıyordu. Bu yakışıklı adamın gülüşünü izlerken, Doseon gözleri iyileşmiş gibi hissetti. Hiçbir hareketi kaçırmadan onu izledi. Kalbi otomatik olarak ısındı. Bunların iyi düşünceler olmadığını biliyordu ama kalbinin bir yanı coşkuyla şişmeye başladı. Başlangıçta sayısız sosyal medya takipçisinden biri olan Doseon, hepsini geride bırakarak Heerak’ın gülen yüzünü yakından izleme ayrıcalığına sahipti. Biraz kendini beğenmiş hissetmekten kendini alamadı.
Heerak büyük adımlarla kendisine yaklaştı. Doseon’un yanağını hafifçe çimdikledi ve gözleriyle gülümsedi.
“Bunu her seferinde söylüyorum. Bana iltifat ettiğinde gülümseyemez misin? Bunların düz suratla söylenecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Yine de kendimi iyi hissettim.”
“Ben de merak ediyorum. Acaba senin yanında ne zaman daha az gergin hissedeceğim? Dürüst olmak gerekirse, bazen o günün belki de hiç gelmeyeceğini düşünüyorum.”
“Günün birinde senin ışıl ışıl gülümsediğini kesinlikle göreceğim. Her neyse, neden V yaka?”
“Çünkü gömlek dekoltenizi göstermiyor.”
Heerak beklenmedik bir şey duymuş gibi gözlerini kırpıştırdı ve muzip bir surat ifadesi takınarak nazik bir şekilde, “Geceleri yeterince görmedin mi?” diye fısıldadı.
“Ben gördüm, ama senin çevrendeki insanlar bundan mahrumlar.”
Doseon, böyle bir manzarayı paylaşmanın iyi olduğunu düşündü. Gömleğin Heerak’ın göğsünde düğmeli olduğunu görmek tatmin edici değildi.
Heerak’ın dediği gibi, sadece onun köprücük kemiğini değil, Doseon haftada birkaç kez tüm vücudunu görüyordu. Bir şekilde bu mümkün olmuştu. Heerak’ın vücudunda bir kusur bulmak çok zordu ama hepsinin içinde onun köprücük kemikleri, Doseon’un birkaç kez nefesini tutmasına neden olmuştu. Zarif yakası olan bir gömlek ile harika bir uyum sağlayacağından emindi.
“Hmm.”
Doseon, düşünceli bir şekilde mırıldanan Heerak’a baktı. Yüzündeki gülümseme biraz solmuştu. Doseon yanlış bir şey söylediğini düşünerek endişelendi ve tam bu düşünce aklına gelir gelmez Heerak sesinden hoşnutsuz olduğu anlaşılacak şekilde
“Bu biraz şey… beni biraz tuhaf hissettiriyor,” dedi.
Heerak belli belirsiz gülümseyerek devam etti, “Keşke biraz daha sahiplenici olsaydın. Neden etrafımdaki insanlara karşı düşünceli davranıyorsun? Ne kadar yakışıklı olduğumu gören ve bilen tek kişi olmak istediğini söyleseydin, bence harika hissederdim.”
Doseon içtenlikle sordu, “Ama senin ne kadar çok yakışıklı olduğunu bilmeyen var mı?”
“Eh, sanırım yok.”
Önce Heerak güldü ve Doseon sanki Heerak’tan etkilenmiş gibi gülümsedi. Kendi gözleri, sanki haklı olduğunu doğrulamak istercesine zevkle parladı ve işte o zaman Doseon, ”Ah, gülümsüyorum” diye fark etti.
Diğerlerinin önünde doğal bir şekilde beliren gülümsemesinin Heerak’ın önünde kolayca kendini göstermemesi, Doseon’u hep zorluyordu ama şimdi tatmin olmuş hissetti.
Yorum