Look at Me [Novel] 21. Bölüm Büyümek

Çevirmen: Sion
“Bunu size şimdi söylemek istedim… Ah, yoksa bunu söylemem kabalık mıydı?”
Heerak hemen başını salladı.
“Hayır hayır. O yüzden değil. Mutluyum. Beni böyle gördüğün için…”
Heerak alnını ovuşturarak ateşini düşürmeye çalıştı. Dışarısı yaz gecesi olduğu için sıcaktı ama vücudundan gelen ek ısı daha boğucu hissetmesine sebep oluyordu.
Doseon daha sonra usulca fısıldamaya devam etti, “Neden doğru zamanı bulamadığınızı bilmiyorum ama lütfen bir dahaki sefere sormaktan çekinmeyin.”
“…!”
“Sanırım bana önceden söylerseniz daha iyi olur. Bu şekilde, sizin için perşembe günlerimi boşaltabilirim. Ve eklemek istiyorum ki, beni hep perşembe günleri davet etmek zorunda değilsiniz.”
Heerak’ın ağzı kısa bir iç çekişle açıldı. O, tek bir şeyi söylemek için çabalıyor ve paniğe kapılıyordu, ancak Doseon neredeyse hiç zorlanmadan istediği her şeyi söyleyebilmişti. Heerak bunun haksızlık olduğunu düşündü.
“Programına uyulmaya çalışılan tek kişi ben olduğum için kendimi kötü hissediyorum. Mesela siz de genellikle hafta sonları boş değil misiniz?”
“Ne? Ah evet! Çoğunlukla hafta sonları tatilde olurum.”
“Gündüzleri saat altıya kadar dışarı çıkabilirim. Eğer zamanında hazırlanabilirsem, sizinle randevuya ve vakit geçirmeye devam etmek için kesinlikle yeterli zamanım olabilir… Ahh! Müdür Bey?”
Heerak önündeki adamı kollarına aldı ve sıkıca kendine çekerek kucakladı. “Harika biri olduğunu biliyor muydun?” dedi, hayranlık dolu bir sesle.
Doseon kafası karışmış bir şekilde sordu, “Özür dilerim? Ben mi?”
“Evet Doseon. Söylemeye çalıştığım ve zorlandığım her şeyi o kadar kolay söyledin ki… Seni fazlasıyla kıskanıyorum.”
Doseon bunun hakkında biraz düşündü ve utangaç bir şekilde yanıtladı, “Sanırım benim gibi biraz gergin olmanız normal.”
“Ne? Sen gergin misin?”
‘Gerçi ben de bütün gün bunu hissettim, tahmin edebileceğinden çok daha fazlasını.’
Heerak son kısmı dile getirmedi. Bunu da söyleseydi zaten mahvolmuş imajı daha da zedeleyecekti.
“Ben her zaman gerginim. Hatta galiba biraz fazla gerginim. Daha düşünmeden, konuştuğunuz her şeye otomatik olarak cevap veriyorum ve cevabın eksik olduğunu fark edersem kötü hissederek bir şeyler ekliyorum. Sizin yanınızdayken yapabildiklerimin sınırı bu. Sizinle birlikte olduğum her an benim için konsantrasyonumun bir testiymiş gibi geliyor…”
Heerak kıkırdadı ve kollarındaki adamı daha sıkı tuttu.
‘Belki de o dışarıdan sakin görünmesine rağmen gerçekte çok çekingen biri.’
Birlikte oldukları ikinci sefer de Doseon gergin olduğunu söylemişti. Heerak, Doseon’un biraz sersemlemiş görünürken aşırı gergin olduğunu mırıldandığını açıkça hatırlıyordu.
“Gerildiğimde kafam düzgün çalışmıyor. Resmen donuyorum. Her şeyi derinlemesine düşünmek, bir şeylere anlam katmak ve sohbetin gidişatını kontrol etmek için yeteri kadar boş zamanım bile yok. Ve şimdi bahsettiğime göre, genellikle böyle hissettiğim için özellikle sizin karşınızda kendimi ekstra sıktığım ve ifadelerimi sert tutup düzeltemediğim zamanlar olmuş olmalı.”
‘Yani nasıl göründüğünün farkındaydı.’
Heerak kahkahayla cevap verdi, “Haklısın. Kendimi oldukça bunalmış hissediyordum.”
“Üzgünüm. Ben çok çok üzgünüm. Ama ne zaman böyle olsam, tahmin ettiğinizden en az iki kat hayır, çok çok daha fazla gergin olduğumu bilmenizi isterim.”
Heerak’ın yüzündeki zevk ve mutluluk daha da derinleşti. “Peki hep böyleysen, ileride ne yapacaksın?”
“Bilmiyorum. Keşke biraz daha güçlü olabilseydim.”
Heerak artık etrafta bu şekilde dolanmanın zamanı olmadığını anladı. Uzun zamandır beklediği izin eline geçtiğine göre, geriye kalan tek şey Doseon’u kendi evine götürmekti.
Doseon’u tekrar arabaya oturtmak için kucaklaşmayı bıraktı. Ama göz göze geldikleri anda Doseon beklemediği bir şey söyledi, “O zaman bir süreliğine evime uğrasam iyi olur.”
Heerak kaşlarını çatarak ona sorgulayıcı bir bakış attı. Doseon kısa bir gülümsemeyle devam etti, “Çünkü sizin evinizde kalmaya gidiyoruz. Geçen sefer kıyafetlerinizi ödünç almama izin vermiştiniz ama üzerime oldukça bol oldular. Kendi kıyafetlerimi getirsem daha iyi olur diye düşünüyorum.”
“Ahh…”
Heerak için bu iyiydi. Başını salladı ve “Tabii, devam et,” dedi.
Doseon, “Çok uzun sürmez,” diye yanıtlarak arkasını döndü.
Daireden içeri girdiğinde Heerak daha fazla dayanamadı ve stresinin tamamı boşalmış gibi çöktü.
Doseon onun çekici olduğu söylemişti.
“Haa.” Derin bir iç çekti.
Parmaklarını birkaç kez saçlarının arasından geçirdi ve aptal gibi sırıttı. Nasıl bu kadar aptal olmaya devam edebiliyordu? Bugün yapabileceği tüm hataları yaptığını hissetti. Yine de Doseon hala onun çekici olduğunu düşünüyordu.
“Bu gerçekten… Ahh çok değerli bir his. Neredeyse canımı bile acıtıyor.
Heerak avuçlarıyla göğsüne sertçe masaj yaptı. Nihayet bugün anlamıştı.
Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
***
Bu görüntü her yönüyle profesyonel bir fotoğraf çekimini andırıyordu.
Seokchan, reklamlar için birkaç modelle bir ara buluşma ayarlamıştı ve birkaç kez fotoğraf çekimlerini ziyaret etmişti, ancak her seferinde aklına en iyi model olarak Genel Müdür Heerak geliyordu. Bir model kiralamak için gerçekten de binlerce dolar harcamalarının gerekip gerekmediğini tekrar merak etti.
Başlangıçta, Seokchan bu konuyu şaka yollu düşünmüştü ama bugünlerde, Genel Müdürün bir reklam çekmesini önermeyi ciddi olarak düşünüyordu.
Müdürün cevap olarak sadece güleceğini ve saçmaladığını söyleyeceğini biliyordu. Çünkü Genel Müdür, imajını röportajlar, sosyal medya ve hatta televizyon programları aracılığıyla zaten halka gösteriyordu. Ama yine de zaman geçtikçe, şirket için en iyi modelin Genel Müdür olacağı zihninde giderek daha belirgin hale gelmişti.
Her halükârda, takdire şayan ve yakışıklı Genel Müdürü şu an kendi masasında oturuyordu, gözleri ekrana sabitlenmişti. Şık bir takım elbise giymiş olan müdür, içtenlikle ekrana bakarken, her açıdan o kadar parlak ve zarif görünüyordu ki, onu bu haliyle gören herkes kesinlikle hayran kalırdı.
Ancak, muhteşem Genel Müdürün parıldayan gözlerle baktığı internet sitesinin içeriği, günün şu saatine ve bir ofise çok da uygun değildi.
Genel Müdürün coşkuyla yaptığı alışverişin içeriği bir seks için kullanılabilecek bir kayganlaştırıcı losyondu.
…Saat sadece sabahın 10’uydu.
“Müdür Bey,”
Seokchan kendini zorlayarak konuşmaya başladı. Heerak’ın omuzları irkildi ve başını kaldırdı.
“Sanırım biraz fazla ileri gittim.”
“Evet, hatta hemen yanınızda durduğumu bile unuttunuz değil mi?”
“Şey, görüyorsun ya… Hmm, sanırım bu sefer kokusuz daha iyi bir seçim olur. Aromalı kayganlaştırıcı biraz fazla olabilir.”
“Öyle mi?”
Seokchan gerçekten de hiç bilmek istemediği ve merak etmediği bilgilere cevap verdikten sonra derin bir iç çekti.
Heerak’ı bir yetişkin ürünleri satan web sitelerinde farklı yağlarla ilgili yorumları okurken bir kereden fazla yakalamıştı. İlk başta dehşete kapılmıştı ve “Sabahın bu kadar erken saatlerinde ne yapıyorsunuz? Bunu ofiste yapmanın uygunsuz olduğunu düşünmüyor musunuz?” demişti.
Heerak kıs kıs gülerek onu şöyle yanıtlamıştı, “Bu ofise randevusuz gelebilecek senden başka kimse var mı?” Seokchan bundan sonra sadece çenesini kapalı tutabilmişti.
‘O gün’ den sonra, Genel Müdür bir şekilde garip davranmaya devam etmişti.
“O gün” ile Seokchan, Müdür Beyin sinirden dişlerini gıcırdattığı, Yoon Doseon ile yapacağı müzakereyi başarıyla bitirmeye kararlı olduğu günü kastediyordu.
Heerak ona hiçbir ayrıntıyı söylememişti. Seokchan için o gün olanlar, gelişigüzel bir şekilde Heerak gizli olduğunu ima ettiği anda, belirsizleşmişti. Belki de Heerak, Seokchan’a detayları anlatmanın zamanının daha gelmediğini düşünmüştü. Ve Seokchan’a göre Heerak’ın kendisi de neyi, nasıl ve hangi noktaya kadar söylemesi gerektiğini bilmiyor gibiydi.
Ya da durum böyle değilse bile, belki de Seokchan’a hiçbir şey söylemek istemiyordu, nokta.
Seokchan ona müzakerenin nasıl gittiğini açık açık sormuştu. Heerak çok kısa ve öz bir cevap vermişti, ”Başarısız”.
Seokchan’ın işlerin beklenmedik bir yolda ilerlediğini sezebilme sebebi Heerak’ın gözleriydi. O gözler bir başarısızlık için fazla parlaktı.
Heerak’ın gururu eşsizdi, bu yüzden başarısızlıktan bahseden üzgün bir Heerak’ın gözlerinde asla böyle bir bakış olamazdı. Öfkeden köpürecek ve ortalığı dağıtacaktı eğer başarısız olsaydı. Tansiyonu fırlamış gibi görünecek ve bazı küfürler savuracaktı. Bu Seokchan’ın çok iyi tanıdığı Genel Müdürdü.
Ama hiçbir şey o gün ile sınırlı kalmadı ve o günden sonra da akıl almaz şeyler olmaya devam etti.
Başlangıç olarak, Heerak kendini alışverişe kaptırmıştı. Aslında şimdiye kadar her şeyi stilistine bırakan biriydi Heerak. Kendisi gibi mükemmel birinde her şeyin iyi görüneceğini ve alışveriş için harcadığı zaman içinde bir belge daha okumayı tercih edeceğini küstahça savunan adamdı.
Bu yüzden Genel Müdürün bizzat lüks mağazalara gittiğini ve bir şeyler satın almak için dolaştığını görmek, alışılması zor bir manzaraydı. Tabii ki Seokchan, Heerak’ın stresini alışveriş yoluyla attığına inanmıyordu. Genel Müdür de bunu özel olarak Seokchan’ı kandırmak için söylememişti. Muhtemelen bu adam için bu sadece bir bahaneydi.
Ayrıca, Heerak buluşma saatlerine karşı katı bir şekilde sadıktı. Randevularına zamanında gelmeyen insanlardan nefret ederdi. Birini bekleyerek zaman kaybetmekten daha çok nefret ederdi. Ve Heerak, nefret ettiği şeyi başkalarından isteyecek türden biri değildi, bu yüzden her zaman zamanında olması gereken yerde olurdu. Bu nedenle, özel durumlar olmadıkça, özel sekreteri olarak Genel Müdüre eşlik etmek, hayatı cehennem gibi yaşamak demekti. Seokchan, hep söz verdiği saatten 10 dakika önce gelen Genel Müdür yüzünden her zaman gergindi.
Buluşma yerinde olması gereken saat geçmesine rağmen Müdürün gelmediği ilk gün Seokchan ya dünyanın sonunun geldiğini ya da Heerak’ın başına korkunç bir şey geldiğini düşündü.
Heerak’ı aramakla kaybedecek zamanı yoktu. Seokchan endişeyle Heerak’ın çatı katı dairesine daldı.
Heerak o anda soyunma odasındaydı. Seokchan’ın en büyük korkularının aksine patronunun yüzü gayet sağlıklıydı, bu en azından rahatlatıcıydı. Ama kesin konuşmak gerekirse, Heerak tamamen iyi görünmüyordu.
Heerak’ın boy aynanın önünde takım elbiselerinden birini ya da diğerini vücuduna dayadığı sırada yüzü oldukça karanlıktı.
Heerak, bugün “o” olduğunu hissettirdiği hiçbir kıyafetinin olmadığını söylediği zaman Seokchan buna ne diyebilirdi ki? Dikkatli bir şekilde düşündükten sonra, yalnızca “Anlıyorum” yanıtını verebilmişti.
Ve hepsi bu değildi. Heerak, sanki görev için rapor veriyormuş gibi birine her gün kıyafetlerinin fotoğraflarını gönderiyordu. Seokchan ilk başta onları sosyal medyaya yüklediğini düşünmüştü ama durum hiç de öyle değildi.
Seokchan, Heerak’ı değiştiren o ”birinin” kim olduğunu düşündüğünde, aklına gelen bir kişi vardı. Tabii ki, Heerak Seokchan’a kendisi söylemeden önce konuyu açmayı planlamıyordu.
Genel Müdürün mesaj attıktan sonra gelen yanıtı gördüğü anda rahatlamış bir gülümsemeye sahip olmadan önce sabırsızlıkla telefonuna bakması da günlük rutin haline gelmişti bile.
Bunun dışında başka şeyler de vardı. Seokchan’ın onları gündeme getirip yoluna koymazsa gelecekte büyük baş ağrılarına sebep olacak şeylerdi bunlar.
Başlangıçta, Genel Müdür rastgele randevularını programından iptal etmesini istediğinde Seokchan zor zamanlar geçirmişti, ama şimdi tam tersi oluyordu. Heerak daha çok işine odaklanmıştı. Daha doğrusu odaklanmak yerine, Heerak tüm işini tek seferde yapmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. İşkolik Genel Müdür son zamanlarda mümkün olduğu kadar çok izin almak için daha da fazla çalışıyordu. Özellikle perşembe günlerini tamamen boşaltabilecekse eğer, Heerak her şeyi yapacakmış gibi görünüyordu. Heerak artık ara sıra hafta sonları işe gidiyor ve hatta nefret ettiği fazla mesaiyi bile yapıyordu.
Genel Müdür farklı biri oluyordu.
Seokchan, onun neden değiştiğine dair bir güçlü sezgiye sahipti.
Bir Beta ile yatmanın şokundan dolayı dünyanın sonu gelmiş gibi göründükten sonra, patronunun bu hale gelmesiyle içten içe dalga geçse bile Seokchan, bunu asla yüksek sesle söylememişti. Bu sözleri dudaklarına koymaya cesaret edememesi, Genel Müdüre olan sadakatinden dolayı değildi. Heerak muhtemelen gelecekte bir gün Seokchan’a kendisi her şeyi söyleyecekti.
Yorum