Look at Me [Novel] 18. Bölüm Akıl Hastalığı

Çevirmen: Sion
Son zamanlarda Heerak sık sık lüks mağazaları dolaşıyor ve bulabileceği tüm üst düzey tasarım kıyafetleri alıyordu. Arkadaşları veya görüştüğü müşteriler kendisine bir şeyin yakıştığından bahsedince, Heerak anında sipariş veriyordu. Aynı şekilde, eğer stilisti bir şey tavsiye ederse, pervasızca kredi kartını kullanıyordu. Her alışverişte sekreterinin şoktan ağzının açık kaldığını izlemek çok komikti. Sadece biriken stresini atmak için alışverişin terapi olduğunu iddia etti. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Seokchan buna inanmış gibi görünmüyordu.
Heerak, normalde stilistinin kıyafetlerini satın alması için kendi fikirlerine göre hareket etmesine düşünmeden izin verirdi. Ama bugünlerde, sıkışık programına rağmen birlikte alışverişe gitmek için kendi isteğiyle zaman ayırıyordu. Stilist ve Seokchan şok olmuş gibiydiler. Her zaman ilk elden işi ve imajına önem veren genel müdür bir gecede alışverişkolik olmuş gibi, lüks mağazalarda durmadan alışveriş yapmaya başlarsa elbette herkes şok olurdu.
Kıyafetler o kadar yığılmıştı ki, Heerak dairesinde başka bir giyinme odası daha yapmayı düşündü. Bir odasında düzenli olarak aldığı kıyafetler zaten vardı, ancak dün bile bir sürü özel sipariş vermişti. Siparişleri birer birer geldiğinde soyunma odası tamamen dolup taşmıştı. Yine de boy aynasının karşısında giysilere bakarken bir şeylerin eksik olduğunu hissetti. Seçim yapmakta zorlanmıyordu çünkü çok fazla seçeneği vardı; sorun şuydu ki hiçbir şey onun yakışıklılığına tatmin edici bir şekilde uymuyordu. Bunu duyarlarsa diğerlerinin alay edeceğinden emindi ama bu, Heerak’ın bugünlerdeki en büyük endişesiydi.
Kıyafetini, ayakkabılarını ve nihayet saatini seçtikten sonra dışarı çıkabildi.
Bunu her gece tekrarlarken, hep aynı düşünceye kapıldı. ‘Ne yapıyorum ben? Neden bu kadar ileri gidiyorum?’
Muhtemelen doğru olan birkaç cevap aklına geliyordu. Ancak henüz hiçbirini kabul etmek istemiyordu. Duygularını bu kadar kolay kabul etmenin doğru olup olmadığını merak etti. Bu duygular insanın içine bu kadar kolay yerleşebilir miydi? Peki bunu hemen kabul ederse, kendini rahat hisseder miydi? Sonra ne olacaktı? Keşke bu konuda daha fazla deneyimi olsaydı. Bu tür durumlara yeniyken nasıl sağlam yargılarda bulunulurdu? Heerak, ilişkilerdeki insanları yeni bir ışık altında incelemeye başlamıştı.
Heerak sonunda arabasına bindi. Direksiyonu tuttuğu andan hedefine ulaşana kadar geçen an onun için en sinir bozucu zamandı. Zaten diğer adamın yüzünü gördüğünde sırıtmakla o kadar meşguldü ki gergin olmaya vakti yoktu.
Yeterli zamanı olduğunda ve bir bilgisayar veya telefona erişebilir durumda olduğunda, Heerak internette geziniyordu. En son ve en sık aradığı kelimeler “randevu fikirleri” idi. İnternette gezinirken, “Bir randevuya çıkınca gezilecek bu kadar çok yer olduğunu ve yapılacak bu kadar çok şey olduğunu düşünmek… Çok şey kaçırdım” diye mırıldanmıştı kendi kendine, yine de gerçekten büyüleyici bir şey bulmakta zorlanıyordu.
Her şeyden önce, Heerak ve Doseon genellikle anca 01.00’dan sonra buluşabiliyordu. Çoğu randevu yeri bu saat durumundan dolayı eleniyordu. Ayrıca herhangi bir yere gitmek için de uygun bir zaman değildi, daha da fazlası olarak ikisi de işten yeni çıkmış oluyordu, bu yüzden onlar için yorucu olabilecek bir randevu planlamaya bile cesaret edemiyordu Heerak.
Zaman bir sorundu.
Ama açıkçası, bu Heerak’ın kendisi için ürettiği bir bahane de olabilirdi ve bu düşünce giderek daha mantıklı görünüyordu.
Randevu fikir listelerinin birçoğunda tavsiye edilen yerler arasında adını bir veya iki kez duyduğu yerler vardı. Basitçe söylemek gerekirse, onlar ünlü ve popüler mekanlardı. İncelediği zaman internete yüklenen resimlerde her zaman insanlar vardı. Az veya çok, insanlar her zaman tüm fotoğraflarda mutlaka yer alıyorlardı.
Heerak o resimleri gördüğünde kafasında bazı senaryolar canlandırdı.
Caddede yürürken Doseon biriyle omuz omuza çarpabilirdi. Belki onlara çarpmaz ama gömleği bir başkasına sürtünebilirdi. Veya Doseon kalabalığın içinde Heerak’ı gözleri ile aradığı sırada, yanlışlıkla kalabalığın içinde rastgele bir kişiyle göz göze gelebilirdi. İnsanlar Doseon’a bakabilirdi.
Sadece düşüncesi bile korkunçtu.
Mesela iki gün önce Heerak, Doseon ile birlikte markete gitmişti. Diğeri, işte meşgul olduğu için doğru dürüst yemek yemediğini bu yüzden de biraz acıktığını söylediğinde Heerak, marketi düşündü. Bakkal yiyecekleri hakkında sosyal medya da soru paylaştığı zaman, “Biliyor muydunuz?
Marketten bir şeyler satın almak ve dışarıdaki masalarda yemek yemek eğlenceli bir deneyim.” Cevabını almıştı daha önce. Bunu Doseon ile deneyimlemek istediğini düşündüğü için marketi önerdi.
O gün Doseon yemeğin ücretini ödemeyi teklif etti çünkü Heerak onu her akşam iş çıkışı aldığı için zaten taksi ücretini biriktiriyordu. Doseon bunu söyleyerek ödeme yapacakken Heerak karşı çıkınca sessiz gece, bir inatlaşma ile gürültülü hale gelivermişti. Heerak Doseon’un ödeme yapmasını engellemek için sesini yükseltince Doseon vazgeçen taraf oluvermişti. Ama tam ödeme yapıp çıkacakları zaman Doseon mahcup bir gülümseme ile çalışandan çıkardıkları gürültü için özür dileyince Heerak kanının çekildiğini hissetti. Tuhaf veya kötü olan şey özür dilemek değildi, Doseon ve market çalışanının birbirleri için sundukları gülümsemeydi, Heerak’ı kızdıran şey. Çalışanın gözlerinin içinde Doseon’un sıcak gülümsemesini görünce zoraki şekilde Heerak da kendini gülümsemeye zorladı. Ama görüntü Heerak’ın zihnine kazındı ve tekrar tekrar oynatıldı.
‘Bu kadar sinirlenecek bir şey miydi bu olan? Bu, neredeyse kafasında patlayacak kadar kontrol edilemez bir öfkeyi hak eden bir olay mıydı?’
Eve geldikten sonra yatağında uzun uzun düşündü, ancak tek bir cevap bulabildi.
Olanlar sıradan bir olaydı. Üzerinde durulması gereken bir şey değildi. Uyuyana kadar öfkeyle dişlerini gıcırdatmasını gerektirecek bir şey yoktu ortada. Rahatsız olmasının bu derecesi, asıl Heerak’ta bir sorun olduğu anlamına geliyordu. Kendini deli gibi hissetti.
‘İşaretleme…’
Aklına gelen tek kelime buydu. Ayrıca hissettiği bu durumu mükemmel bir şekilde açıklayabilecek tek kelime de buydu. Bunun imkansızlığına acı acı sırıttı ama bu kelimeyi kafasından bu kadar kolay silemedi.
Adamla geçirdiği ikinci geceyi hatırladı.
Heerak, Doseon’u işaretlemek istemişti. O gece onun içine düğüm atmak istemişti. Bunların düşünce olarak kalmasının nedeni, onun mükemmel özdenetiminden kaynaklanmıyordu. Bunun nedeni, anormal zihinsel durumuna rağmen, partnerinin bir Omega olmadığını ve düğümlemenin yoğun fiziksel acı verdiğini hatırlamasıydı, bu yüzden arzusunu içinde tutmuştu. Asıl endişesi, Doseon’un hissedeceği muazzam acının gereksiz olmasıydı. Asla gerçekleşmeyecek işaretleme ve düğümleme ile ona acı çektirmesi anlamsızdı.
Bu düşüncelerinin ötesine bakıldığında, o gece o odada uyuduktan sonra kalan yoğun feromon kokusunu da hatırlıyordu… Heerak bu düşünceyi de kafasından attı. Ayrıca seksin oldukça yoğun olduğu gerçeğini bir kenara bırakırsak, bütün gece gerçekten çılgına dönmüştüler. O gece yaşanan şok edici olaylara hangi şekilde bakarsa baksın her gün daha da büyük bir sorun oluyordu.
Markette hissettiği duyguları “işaretlemeyi istemek” olarak açıklayabilirdi. Ancak Doseon gibi bir Beta’da işaretleme tamamen imkansızdı. Bunu fark ettiğinde, Heerak anlaşılmaz bir hayal kırıklığı hissetti. Sadece hayal kırıklığına uğramış hissetmiyordu. Bu hisleri karanlık ve kasvetli bir bataklıktı.
Doseon’u işaretleyebilseydi bunların hiçbiri olmayacaktı. Market çalışanı hiç konuşamayacaktı, Doseon cevap vermek zorunda hissetmeyecekti ve Doseon, Heerak’ın moralinin bozuk olduğunu sadece ona bakar bakmaz fark edecekti.
‘Öyle olsaydı çok güzel olurdu.’ Heerak, böyle hissederken kalabalık bir yerde flört etmesinin, anlamsız olacağını düşündü. Kendini Doseon’un önünde gülümsemeye zorlayabilirdi ama zaman geçtikçe kaygısı artıyordu.
Aslında öfke kontrolü sorunları yaşıyor olamazdı, değil mi?
Hala bu konuda şaka yapabilirdi ve kendi kendine gülebiliyordu. Doseon ile ilgili olmadığı sürece her şey hayatında aynıydı. Doseon işin içindeyken tam bir deli olduğu gerçeği dışında, günlük hayatı değişmedi.
Heerak’ın şu anki durumu bu olduğundan, Doseon’un nasıl çalıştığını hayal etmemeye çalışıyordu. Doseon’un forma olarak giydiği beyaz gömleğini çıkardığını, dudaklarını gömleğinin yakasının altına gömdüğünü ve bir ısırık izi bıraktığını hayal ettiği zaman düşüncelerini durdurmuştu. Doseon’un misafirleri nasıl karşıladığını düşünmek bile istemiyordu. Bunun düşüncesi bile kanını kaynattı.
‘Bunu hayal etmek kesinlikle zararlı olurdu.’
Örneğin Doseon’un kimin için yemek, kime alkol servisi yaptığını ve ne tür siparişler aldığını düşünmemeliydi. Alfa, Beta veya Omega, Doseon’la kimin fazla samimi olduklarına dair herhangi bir bilgi alabilir miydi? Heerak, Doseon’un davranışlarıyla ilgili her küçük ayrıntıyı ve şube müdürü Moon veya Seokchan’dan öğrenebilirdi aslında.
Bunu düşünmesi de bir sorundu. Hatta bu oldukça büyük bir meseleydi, çünkü Heerak’ın bu tür sorumsuz bir istekte bulunması açıkça gücünü kötüye kullanması olurdu.
Düşüncelerinde “Sanırım deliyim” den “Gerçekten deliyim” e geçtiğinde Hodie’nin önündeydi çoktan. Heerak bugün Hodie’nin önünde durmadı, bir blok ötede durdurdu arabasını. Doseon’un şaşırmış yüzünü bu sayede görmek istedi.
Saate baktı. Doseon’un işten çıkmasına yaklaşık 10 dakika vardı. Her zaman en az 30 dakika önce orada olmak istiyordu ama bunu asla başaramamıştı. Bunun nedeni, zamanının yetmemesiydi. Olağan bir durumdu, çünkü evden çıkmadan önce boy aynasının önünde yaygara yapıyordu her gün.
Boş yolun kenarına arabasını park etti ve indi. İyi görünüp görünmediğini anlamak için penceresindeki yansımasından görünüşünü kontrol etti.
Kıyafetini iki veya üç kez kontrol etti ve yolda yeni bir kırışık oluşmadığından emin oldu.
Son zamanlarda hep böyleydi.
Fotoğrafının çekilebileceği bir yerde bulunduğunda veya televizyonda bir programa katılmayı kabul ettiğinde her zaman görünüşünü dikkatle inceliyordu. Çünkü Doseon’un fotoğraf kaydetmeyi sevdiğini ve Heerak’ın olduğu programları izlediğini biliyordu. Doseon’un hangi fotoğrafları veya şovları göreceğini bilmiyordu. Bu yüzden yüzünü herhangi bir yere de paylaşması gerektiğinde, görünüşüne her zamankinden daha fazla dikkat etti. Tabii ki Doseon’la buluşmaya gittiğinde de bu değişmezdi.
“Dışarı çıktı, çıktı,” Dedi yüksek sesle, sanki onu gördüğünü yüksek sesle kendine teyit etmesi gerekliymiş gibi çocukça saf bir heyecan vardı içinde.
Doseon’u uzaktan gördü.
Heerak birkaç kez derin nefes aldı. Kaygısının azaldığını hisseder hissetmez Doseon’a doğru yürüdü. Caddeyi geçip taksi durağına gitmeden önce Doseon’u yakalaması gerekiyordu.
Heerak, Doseon’a doğru koştu. “Doseon!”
Doseon irkilip yavaşça arkasını döndüğünde Heerak tam onun önündeydi. Doseon, gecenin derinliğini aydınlatıyormuş gibi görünen ışıltılı yüze karşı şaşkınca gözlerini kırptı.
“Müdür Bey, bugün yine mi geldiniz?”
Sürpriz, kendi yolunda bir başarılıydı. Doseon sakin görünüyordu ama Heerak gözlerindeki şaşkınlığı okuyabiliyordu. Heerak kıkırdadı. “Neden? Beni gördüğüne sevinmedin mi?”
Doseon hızla başını salladı. “Hayır, mutluyum, ama…”
Sonra temkinli bir ifade takındı ve yavaşça devam etti.
“İşten sonra dinlenmelisiniz ama son zamanlarda işim her bittiğinde beni görmeye geldiniz. Bu konuda kendimi kötü hissediyorum ve sizin için endişeleniyorum.”
Yorum