Çevirmen: Ashily
***81. Kısım***
Ashley kaşlarını çatarak sordu. Koi sessizce elindeki şeyi uzatıp bekledi. Ashley ona güvensiz bir ifadeyle baktıktan sonra isteksizce uzattığı şeyi aldı.
Elini açtığında gördüğü şey küçük bir şekilde katlanmış 2 dolarlık bir banknottu. Bu, Koi’nin her zaman yanında taşıdığı şeydi. Ne kadar eski olduğunu belli eden buruşuk banknot yıpranmış ve yırtılmıştı.
Ashley bir süre banknota baktıktan sonra Koi’ye geri uzattı.
“Benim de 2 dolarım var.”
Ashley, Koi’nin sırf maçı kazanmak için yıllarca hazine olarak sakladığı uğurlu parasını vermesinin saçma olduğunu düşündü. Ama Koi parayı geri almak yerine ellerini arkasına sakladı ve konuştu.
“Eminim, bu 2 dolardan yoktur.”
Gülümsedi. Ashley, Koi’nin bir şekilde ortamı yumuşatmaya çalıştığını fark etti. Bu çaba, Ashley’nin kötü ruh halini biraz da olsa iyileştirdi ve Ashley gülümsedi. Koi rahat bir nefes aldığında Ashley parayı tekrar uzattı.
“Buna gerek yok, bu senin için değerli bir şey.”
Koi, onun nazik sözleri karşısında gözyaşlarına boğulacak gibi oldu ama kendini zorlayarak gülümsedi ve bir eliyle onun elini iterek konuştu.
“Ben zaten dileğimi gerçekleştirdim.”
“Dilek mi?”
“Evet,” diyerek Koi başını salladı. “Seni tanıdım ya.”
(ÇN: Arkadaşlar unutanlar olabilir. 12. Bölüm’e dönüp bakarsanız Koi’nin, Ash’e kalan parasını verdiği bir kısım var orada kendi uğurlu parasını cebinden düşürüyordu. Bu para o para. 2 dolar iyi şansın sembolüdür ve dilek parası olarak da kullanılır.)
Ashley tek kelime etmeden ona baktı. Koi, gülümsemeye devam ederek titreyen sesiyle ekledi. “Bu 2 doları sana veriyorum, çünkü dileğimi gerçekleştiren kişi sensin.”
Ashley’nin nutku tutuldu. Sanki bir şeyle çarpılmış gibi şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Koi’nin bunun nedeni hakkında hiçbir fikri yoktu ve iyi bir şey olduğu sürece bir önemi de yoktu. ‘Ashley mutlu olsun yeter.’
Koi kocaman bir gülümsemeyle konuştu. “Umarım kazanırsın ve istediğin şeyi elde edersin.”
Ashley sadece sessizce ona baktı. Bir süre birbirlerine baktılar. Söylenecek çok şey vardı ama akıllarına hiçbir kelime gelmedi. İkisi de farklı nedenlerle duygulanmıştı ve konuşamıyordu.
“O zaman.” Koi konuşmaya devam etti. “Ben önce gidiyorum.”
Arkasını dönüp yedek kulübesine yöneldi. İkinci periyot yakında bitecekti. Ve onun rolü de burada sona eriyordu.
Beklendiği gibi, Ariel da dahil olmak üzere herkes yedek kulübesindeydi. Onu ilk fark kaptan yardımcısı konuştu.
“Hoş geldin, Koi. Tam zamanında geldin, neredeyse seni aramaya gidecektik.”
Koi, gergin bir şekilde gülümsedi ve başını salladı. Ariel ona baktı ve gülümsedi. Koi gülümsemesine karşılık verdi. Bir şekilde rahatlamış hissediyordu. İkinci periyodun sona erdiğini bildiren korna sesi çaldı ve buz pistine çıktılar.
***
“Ah, Ash.”
“Ash, nasılsın? İyi misin?”
Yedek kulübesinde amigo takımının koreografisini izleyen buz hokeyi takımı geç gelen Ashley’i görünce ona heyecanla seslendiler. Her zamanki gibi kaotiktiler ama bu kez gözlerinde bir parça endişe vardı. Ashley biraz utanarak ensesini kaşıdı.
“Artık iyiyim, özür dilerim.”
“Ah, çok şükür.”
“Evet, buna sevindim..”
“Hala 3. periyot var!”
Takım arkadaşları sırayla konuşarak Ashley’nin sırtını ve kollarını sıvazladılar. Ashley teker teker herkese sarıldı.
Buz üstünde amigo takımının gösterisi hala devam ediyordu. Tabii ki Ashley, Koi’yi hemen buldu. Hokey sopasını tutan ellerini istemsizce sıktı.
< Umarım kazanırsın ve istediğin şeyi elde edersin. >
‘Elbette, Koi.’
‘Az kalsın aptalca bir kıskançlık yüzünden her şeyi mahvedecektim. Kendine gel, Ashley Dominique Miller.’ Kendi yanağına sertçe bir tokat attı ve eldivenlerini giyip bir sonraki maça hazırlanmaya başladı. Gözleri her zamankinden daha güçlü bir kararlılıkla parlıyordu.
*
*
Amigo gösterisi nihayet sona erdikten sonra Koi, daha önce olduğu gibi yedek kulübesine koştu. Nefes nefeseydi ama öncekinden çok daha iyiydi. Bunun nedeni ilk gösteriye kıyasla bu sefer daha sakin hareket edebildiği için değil, aynı zamanda kalbini biraz olsun rahatlatabildiği içindi. Ashley’nin maçı kazanmasını gerçekten istiyordu. Bu yüzden en değerli hazinesini ona vermişti ve buna hiç pişman değildi.
Koi ‘Hem Ash hem Al, ikisi de değer verdiğim arkadaşlarım, sorun değil.’ diye düşündü ve kendini hazırladı. Maç bittiğinde Ashley muhtemelen ilk önce Ariel’a koşacaktı.
Beklendiği gibi üçüncü periyot başladığında, Ashley’nin hareketleri bir önceki maçtan tamamen farklıydı. İlk periyottan daha çevik ve sert oyunuyla kalabalık hemen coştu ve tezahürat yapmaya başladı. Amigo takımı da heyecanla bağırarak ellerini havaya kaldırıyor ve Buffalo sloganları atıyordu.
Koi, onların arasında heyecanla maçı izliyordu. Tam o sırada Ashley, pakın peşinde koşarken iki rakip savunma oyuncusu tarafından sıkıştırıldı.
‘Çık oradan, Ash!’
İçinden heyecanla bağırırken, rakip takım Ashley’nin kaçtığını sandı ama aniden birini sertçe itti. Hazırlıksız yakalanan oyuncu sendeleyip geri çekildi ve Ashley bu fırsatı kaçırmayarak pakı uçurdu. Bekleyen Bill pakı yakalayıp yeniden kaleye attı. Kalabalık tezahürat yapmaya başladı.
Pak ağlara gitti ve skor yeniden yükseldi. Üst üste üç gol atınca atmosfer tamamen kızıştı.
“Kazanacağınızı mı düşündünüz? Biz kazanacağız!”
Amigo takımından bir kız çığlık atarak sevinçle bağırınca, diğerleri de ona katıldı.
“Tabii ki kazanacağız! Çok fazla tezahürat yaptık!”
“Evet, bizim takım yenilmez!”
“Buffalo, Buffalo!”
“Vaaaooo!”
Ariel bile çığlık atarak coşkuyla kollarını sallıyordu. Maçın bitmesine çok az zaman kalmıştı. 2. periyotta rakip takımın da oyunu takip etmesiyle skor birbirine çok yaklaşmıştı. Elbette onlar da bunun farkındaydı. Bu yüzden son ana kadar pes etmemeye kararlıydılar.
“Uaaaah!”
Daha önce Ashley ile yumruk yumruğa kavga eden oyuncu bağırarak pakın peşinden koştu. Ashley de peşine takıldı ve durum bire birdi. Rakip takımın oyuncusu bilerek sağa sola hareket ederek Ashley’i sinirlendirmeye çalıştı.
“Yumuşak vuruş. Buna vuruş mu diyorsun sen?”
Önceki kışkırtmalara göre pek ciddiye alınacak bir şey değildi. Ashley güldü. “O yumuşak vuruşla burnu kanayan kimdi?”
“Şanslıydın.”
“Evet, senin gibi bir pısırıkla oynadığım için de şanslıydım, değil mi?”
“Ne dedin? Seni…” Tam küfür edecekken Ashley hızla pakı çaldı. Anlık şaşkınlık yaşayan rakibini geride bırakan Ashley bağırdı. “Ve sen de lanet olası bir aptalsın!”
“Hey, seni s*kik!”
Öfkeden deliye dönen oyuncu hemen peşinden koştu. Önlerinde savunma oyuncusu vardı ama Ashley hızla yön değiştirip yanından geçti.
“Bill!”
“Yakaladım!”
Anında fırlattığı pakı kapan Bill hızla ilerledi. Çok az zaman kalmıştı. Son hücumdu. Eğer bu golü atamazlarsa, maç uzatmaya gidecekti. Bu durumda, ilk kim gol atarsa o kazanacaktı.
Ashley böyle bir risk almaktan çekinmiyordu, sadece maçın uzaması düşüncesine katlanamıyordu.
‘Bu kesinlikle son olmalı.’ Tüm gücüyle koştu.
Rakip takımın oyuncusu onu engellemeye çalışarak tüm hızıyla peşinden geldi ama onun hızına yetişemedi ve doğrudan bariyere çarpıp kaldı. “Ahh…!”
Hızla ilerleyen Bill kaleciyle karşı karşıya geldi. Kaleci geçen sezonun en iyi kalecisi olarak övülmüştü. Bugün Buffalo’nun birçok golünü engellemişti.
Vücudunu gererek gözleriyle pakı takip ediyordu. Savunduğu kalenin bir boşluğu olmadığı izlenimini veriyordu. Bill de bu baskı altında tereddüt etti.
Sonra rakip takımın bir oyuncusu yolunu kesti. Pakı çalmaya çalışırken, Ashley araya girdi.
“Ah!”
“Uhh!”
Her taraftan bağırışlar yükseldi. Pak yere kaydı ve herkesin bakışları bir anda oraya odaklandı. Ardından kaleci pakı durdurmak için hamle yaptı. Hayal kırıklığı ve rahatlama karışımı bir iç çekiş her yerden duyulurken, Ashley hızla sopasını salladı.
Tok bir ses duyuldu. Kaleci şaşkınlıkla kollarını uzattı. Havada süzülen siyah nesne herkes tarafından açıkça görülebiliyordu. 3 saniye. 2 saniye.
“Vaaaooo!”
Pakın ağlara girdiği anda korna çaldı ve maç sona erdi. Seyirciler ayağa kalktı ve “Stars and Stripes Forever” çalmaya başladı.
(ÇN: Müzik aşağıda yer alıyor.)
Yorum