Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 80. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***80. Kısım***
Maç başlamıştı ama Koi, konsantre olamıyordu. Ariel’ın keyifsiz bir şekilde içeri girdiğini görmüştü. Kaptan yardımcısı, geride kalan çocuklara her şeyin yolunda olduğunu belirtmek için el sallayınca Koi de olay çıkarmak istemediği için diğerleriyle birlikte yedek kulübesinde kaldı.
Ashley’nin maçını izlemek istese de, aklı sürekli Ariel ve kaptan yardımcısının kaybolduğu yere gidiyordu. Aynı durum amigo takımındaki kızlar için de geçerliydi.
“Ashley, gerçekten hayal kırıklığı yarattı.”
Kızlar, fısıldayarak konuştu.
“Evet, maç sonrası birlikte eve dönüş partisine gideceklerini düşünmüştüm.”
“Dün de koridorda bekliyordu.”
“Flört etmek içindi sanırım. Ama yine de hayır.”
Kızların kesin tavırları Koi’nin kafasını karıştırmıştı.
‘Ashley bugün Ariel’a yeniden çıkma teklif edecekti…’
Ariel’ın onu reddeceğini düşününce endişelendi. ‘Ne kadar hayal kırıklığına uğrayacak kim bilir?’
‘Benim yüzümden.’
Koi suçluluk duygusu içinde başını kaldıramadı. ‘Burada daha fazla kalamam. Gözlerden uzak bir yere gitmeliyim.’
Tam bu düşünceler içindeyken, aniden tribünlerden bir çığlık koptu. ‘Gol mü oldu’ diye düşündü ama tamamen yanılmıştı.
“Aman tanrım, kavga çıktı!”
Amigo takımından biri bağırdı. Koi, refleks olarak başını çevirdi ve gözleri fal taşı gibi açıldı. Ashley, rakip takımın oyuncusuna yumruk atıyordu.
*
*
Maç başladı ama Ashley hiç odaklanamıyordu. Az önceki durum hala zihninde capcanlıydı. Gözlerinin önünde bacaklarını kaldırarak dans eden Koi’nin görüntüsü varken odaklanması mümkün değildi. Bunun ahlaksızca bir şey olduğunu biliyordu ama böyle bir durumda nasıl sakin kalabilirdi ki?
Koi, tüm okulun önünde o harika bacaklarıyla dans etmişti.
Bu anı oldukça çarpıtılmış bir şekilde hatırlıyordu ama gerçeği sorgulayacak durumda değildi. Öfkeden gözleri kör olmuştu. Bu yüzden birkaç küçük hata yaptı ve bu hatalar kısa sürede büyük kayıpla sonuçlandı. Hatalar artınca, diğer oyuncular da durumu fark etmeye başladı. Pakı kovalarken tedirgin bakışlar atılıyordu ve Ashley’nin davranışları ilk periyottan o kadar farklıydı ki diğer oyuncular tedirgin olmaya başladı. Sonunda Bill, dayanamayarak yanına geldi ve konuştu.
“Sorun ne Ash, kendini iyi hissetmiyor musun?”
Endişeli bir sesle konuşmasına rağmen, Ashley ona bakmadan yanıtladı.
“Bir şeyim yok, maça devam et.”
Bill daha fazla konuşamadı ve geri çekildi.
‘Kendine gel, Ashley Dominique Miller. Şu anda maçın ortasındasın.’
Bill’e boş yere kızdığını biliyordu. Ama duygularını kontrol edemiyordu. Önündeki pakı kovalamaya devam eden Ashley, sonunda açık verdi. Karşı takım bu fırsatı kaçırmadı ve hızla gol attı.
Tribünlerde hem tezahürat hem de tezahüratlara karışan yuhalamalar yükseldi. Ashley, derin bir nefes aldı ve belini doğrulttu. Kafası karmakarışıktı. Alçak sesle küfrederek bir sonraki atak için arkasını döndü ancak az önce golü atan rakip oyuncu yanına geldi. Gülümseyerek Ashley’le alay etti.
“Hey, güzel pastı. Yine bekliyorum.”
“Şu p*ç…”
Yön değiştiren Bill, bu sözleri duyduğu anda öfkelenmeye başlamıştı ki, Ashley aniden sopasını ve eldivenlerini fırlatıp yüzüne yumruk attı. Tribünlerden büyük bir tezahürat yükseldi.
“Ben de bunu bekliyordum! Sonunda!”
“Vur, Vur! Daha sert vur!”
“Buffalo, Buffalo!”
“Geri çekilme, çenesine vur!”
Kavga eden oyuncuların yumruklaşması tribünleri daha da coşturdu. Maç boyu çok sayıda gol atılmasına rağmen ilk kez bu kadar yüksek bir tezahürat vardı. Bu, buz hokeyinin bir güzelliği olsa da, onu izlerken Koi’nin kalbi acıyordu.
(ÇN: Arkadaşlar, buz hokeyinde dövüşmek belirli derecede serbestmiş hatta Kuzey Amerika profesyonel liginde dövüşler oyunun bir parçası kabul edilirmiş. Bazen sırf takımın moralini yükseltmek için bile kavga ediyorlarmış. Yine de çoğunlukla bu kavgalar cezasız değil. Kavgaya dahil olan oyuncular ya belirli bir süre ceza alır ya da direkt maçtan atılır.)
‘Aman Tanrım! Gerçekten kötü olacak!’
Buz hokeyinde yumruklaşmalar sık görülür. Elbette Ashley ve Bill gibi diğer oyuncular da zaman zaman yumruk yumruğa kavga ediyorlardı.
Ama Koi için şu anda önemli olan tek şey Ashley’di. Diğer oyuncular kavga etse biraz şaşırırdı ama bu kadar endişelenmezdi. Rakip oyuncu Ashley’e her saldırdığında kalbi sıkışıyordu. Koşup yardım etmek istiyordu ama sadece yük olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden yedek kulübesinde beklemekten başka şansı yoktu.
Elbette bu şekilde tepki veren tek kişi Koi’ydi. Az önce Ashley hakkında dedikodu yapan ve olumsuz konuşan amigo takımı şimdi kollarını sallayarak kavgayı destekliyorlardı. Koi endişeyle izlerken, rakip oyuncu kolunu uzattı.
‘Ashley dayak yiyecek!’
Koi bu görüntüyü görememek için gözlerini sımsıkı kapattığı anda birden coşkulu bir tezahürat yükseldi. Atmosfer bir anda değişmişti, yavaşça gözlerini açtığında rakip oyuncunun burnunu tutarak çömeldiğini gördü.
“Harika bir yumruk!”
Amigo takımından bir kız kıkırdadı ve parmağını yukarıya kaldırdı. Ancak o zaman Koi, derin bir nefes alarak rahatladı. Rakip oyuncunun burnu kanadıktan sonra hakem onları ayırdı. Ardından Ashley’e 5 dakika maçtan uzaklaştırılma cezası verdi.
“2. periyodun bitmesine 5 dakika kaldı.”
Tribünlerden yuhalamalar geldi ama yapılacak bir şey yoktu. Ashley, yere fırlattığı sopasını ve eldivenlerini alıp yavaş adımlarla yedek kulübesine döndü. Takımın morali iyi görünüyordu ama Ashley’nin yüz ifadesi hala kötüydü. Amigo kızlar da dahil olmak üzere herkes ona baktı ama hiçbir şey söylemedi. Ashley, onları görmezden gelip yedek kulübesinden ayrıldı.
Koi, bir süre tereddüt ederek orada durdu. ‘Ne yapmalıyım? Arkasından mı gitmeliyim?’
‘Bu gidişle maçı kesinlikle kaybedeceğiz.’
‘O zaman ne olacak? Ashley yine Ariel’a teklif eder mi?’
Koi, cevabı bilmiyordu. Kalbinin bir köşesinde karanlık bir kıskançlık belirmişti.
‘Maçı kaybedersek…
‘Ash, Al ile tekrar çıkamayabilir…’
Kalbi korkunç bir hızla çarpıyordu. Avuç içlerinde soğuk terler birikti ve başı döndü.
‘Eğer, gerçekten böyle olursa…’
Ashley ve Ariel’ın birlikte olduğunu hayal etmek kalbini sızlatıyordu. Bunu gerçekten görme düşüncesi bile onu korkutuyordu.
‘Ash, Ariel ile tekrar çıkamazsa…’
İçinde belli belirsiz bir kötülük kabardı. Ağzı kuruyordu ve tedirgin hissediyordu. Daha fazla dayanamayarak gözlerini sıkıca yumdu. İkisinin gülerek konuştuğu anları net bir şekilde hatırladı. ‘Eğer, bu imkansız hale gelirse…’
‘Ash büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak.’
Koi, yavaşça gözlerini açtı. Kalabalığın tezahüratları kulaklarında yankılanıyordu. Arkasını dönüp yavaşça Ashley’in kaybolduğu yöne doğru ilerledi.
Ashley, koridordaki bir bankta tek başına oturuyordu. Kalabalığın tezahüratları duyulmuyordu, kendi nefesinin sesi bile duyulmuyordu. Bu sessizlikte, Koi Ashley’e doğru yavaş adımlarla ilerledi. Ashley ayak seslerini duymuş olmalıydı ama kıpırdamadı, dirseklerini dizlerine dayamış, ellerini yüzüne gömmüştü.
Sonunda Koi, ondan birkaç adım ötede durdu. Konuşmaya çalıştı ama kelimelerin dudaklarından dökülmesi biraz zaman aldı.
Boğuk bir sesle adını söyledi. “…Ashley.”
Ashley’nin omuzları titredi ve kısa bir süre sonra yavaşça başını kaldırdı.
Yüz ifadesi her zamanki halinin aksine perişan görünüyordu. Şu anda ne kadar hayal kırıklığına uğramış olabileceğini düşününce Koi’nin kalbi yeniden sızladı.
Ashley konuştu. “…Neden buradasın?”
Koi birden ona boş boş bakmakta olduğunu fark etti. “Şey…”
Buraya kadar bir şekilde gelmişti ama sözcükler ağzından kolayca çıkmıyordu. Tüm cesaretini toplayarak konuştu.
“Endişelenme. Maçı… kazanacağız, bundan eminim.”
Sesi kendine bile acınacak derecede titrek geldi. Koi sustuğunda, Ashley alaycı bir şekilde gülümsedi. Onun alaycı gülüşü, Koi’nin sahip olduğu son cesareti de tamamen yok etti. Aralarına yine garip bir sessizlik girdi.
Söyleyecek çok şeyi vardı ama hiçbirini dile getiremedi. Ne yapacağını bilemeyen Koi, sonunda konuşmayıp eteğini kaldırarak iç ceplerden birinden bir şey çıkardı ve Ashley’e uzattı.
“…Bu da ne?”
Yorum