Look at Me [Novel] 5. Bölüm (Birlikte Akşam Yemeği)

Çevirmen: Sion
Heerak’ın dudakları durumun gülünçlüğü karşısında hafifçe yukarı kalktı.
“Yoon Doseon, benimle yattığın için kendini başka konumda mı hissediyorsun?”
Etkileyici ve bariz bir provokasyondu. Bu adamın lanet olası düz yüz ifadesini bozabilirse kendini daha iyi hissedebilirdi. Ancak adamın ifadesi hiç değişmedi. Doseon sadece yavaşça gözlerini kırptı ve gerçekten çok üzgün bir ses tonuyla ağzını açtı.
“Gerçekten üzgünüm, Müdür bey. Ne demek istediğinizi anlayamadım.”
Heerak hayal kırıklığı içinde bağırdı. “Sana sadece sana 40.000 won vermemi istemiştin!” Sonrasında bir iç çekti. “Ah.”
Öfkesinin etkisiyle görüşü bulanıklaştı ve Doseon’un yüzünde anlık bir gülümseme gördü. Gülümseme sadece birkaç saniye sürmüştü ama Heerak’ı tamamen şaşırtmıştı. Bu kötü niyetli bir küçümseme ya da alaycı bir kahkaha değildi. Tarif etmesi zordu. Kelimelere dökmek zordu, ancak çok hoş bir gülümsemeydi.
“Evet, bunu söyledim.”
Düz yüz ifadesini geri kazanan Doseon ağzını açtı. Görünüşe göre Heerak’ın onun cevabını beklediğini sanıyordu. Heerak onun cevabını görmezden geldi ve Doseon’un yüzüne boş boş baktı. Doseon Heerak’ın derin bakışlarından kaçınmak için başını eğdi. Bu Heerak’ın hoşuna gitmedi.
“O-O zaman, benimle buluşmayı kabul edebilirdin!” Heerak sakinliğini yeniden kazanmaya çalıştı, ancak sinirliliği ses tonuna yansıdı ve her zamanki hoş tavrına dönmesini zorlaştırdı. Bu değişimden ötürü önündeki adamı suçlamaktan kendini alamadı.
“Benimle görüşmeden parayı nasıl almayı planlıyordun?”
Doseon şaşırmıştı.”Sekreterinizden duyduğum bu değildi.”
“Neydi peki?”
“Sekreter Min benimle yemek yemek istediğinizi söyledi. Yani…”
Doseon Heerak’ın yüzüne bakınca sessizleşti. Doğru bir karar almıştı. Eğer bundan daha fazla bahsetmiş olsaydı, Heerak gerçekten delirebilirdi.
“Nedenmiş? Ben sana parayı verirken birlikte yemek yiyebiliriz. Yoksa benimle yemek yemek istemiyor musun?”
Heerak sessizce güldü. Kendi söylediği kendi kulağına bile komik geliyordu. Çok çocukça ve hatta kabaydı. ”Ne? Hayır, öyle değil-”
“Öyle değilse sorun ne? Benimle yemek yeme fikrinden bile nefret mi ediyorsun?”
Doseon’un sözlerini kasıtlı olarak böldü ve sadece söylemek istediği şeyleri söyledi. Çocuksu ses tonu çok utanç vericiydi, bu yüzden aceleyle konuştu, ama sonra söylediği şey kulağa çok daha çocukça geldi.
Kafasından geçen tek şey buydu. Heerak kolunu kaldırdı ve parlak kahverengi saçlarını karıştırdı. Bu tuhaftı. Sakinliğini zar zor geri kazanabildi. Bir insanın önünde kendini bu kadar çaresiz görmek çok komikti.
Sessiz Doseon aniden ağzını açtı. “Sizin için bu gerçekten uygun mu?”
“Ne?”
“Normalde benim gibi biriyle yemek yemeniz gerekmez.”
“…”
Heerak’ın dili tutulmuştu.
Geçen sefer de bunu düşünmüştü ama Doseon’un çok garip bir konuşma tarzı vardı. Özgüveni düşük olan biri gibi değil de, çok doğal bir şeyi rahatça söyleyen biri gibi görünüyordu.
Bir an başını çeviren Heerak gülümsedi. “Senin gibi biriyle yemek yemek zorunda değilim. Benim hakkımda bunu mu düşündün? Yani beni üç kez reddetme sebebin bu mu?”
“Hayır, bunu nasıl yapabilirim. Böyle düşüneceğinizi bilmiyordum.”
“Artık biliyorsun. Sana ne düşündüğümü de söylüyorum. Ama sekreterim beni üç kez reddettiğini söylediğinde ne hissettim biliyor musun? Sana bizzat kendim sormadığım için bana gücendiğini düşündüm.”
“Asla! Kesinlikle hayır.”
Heerak içten bir şekilde gülümsedi. Doseon’un bir taş gibi dümdüz görünen yüzü sonunda biraz utanç içinde pembeleşmişti. Heerak bundan oldukça tatmin olmuştu. Çünkü artık bir insanla konuştuğunu hissedebiliyordu.
“Bundan sonra tekrar olur mu bilmiyorum, ama senden benimle yemek yemeni istediğim zaman, düzgün bir bahane bulman gerekecek. Anlıyor musun?”
“Üzgünüm.”
Doseon beline kadar eğildi ve özür diledi ama Heerak hâlâ başını sallıyordu.
“Hayır, şimdi özür dilemen gerektiğini söylemedim.”
Heerak konuşmasını bitirdikten üç dört adım sonra ilerledi. Doseon da yavaşça başını kaldırdı. İkisinin gözleri çok yakındı.
“Her neyse, bu sefer sekreterimin üç kez yaptığı ve reddedildiği teklifi yapmak için bizzat geldim. Lütfen benimle yemek ye. Beni tekrar reddetme. Bu olursa sanırım sekreterimi geri çevirdiğin zamandan daha fazla hüsrana uğrarım.”
Heerak, üç kez reddedildiğini özellikle vurguladı. Doseon’un dudakları mırıldandı. Bu sefer geri çevrilme şansı olduğunu düşünmüyordu. Bu durumda Doseon’un söyleyebileceği bir şey kalmamış olmalıydı.
“Hadi birlikte yemek yiyelim.”
Heerak kollarını uzatarak Doseon’un omuzlarını hafifçe destekledi. Kısa bir an için biraz üzgün hissetti, çünkü önündeki adam Betaydı. Eğer Omega olsaydı, ona istediğini yaptırmak için Baskın Alfa feromonlarını kullanırdı.
“Peki.”
Ellerinin altında ki omuzların sertleştiğini hissetti. Heerak gözlerini hafifçe kıstı. Önündeki adamın düşündüğünden daha gergin olduğunu hemen anlamıştı. Kızdığı ve çocukça sözler söylediği doğru olsa da, karşısındaki kişinin baskı altında olmasını asla amaçlamamıştı.
Şirketinin müdürü ile kapalı bir alanda olan Doseon’u düşündü ve buna CEO’nun bir anda öfkelendiğini de ekledi. Belli ki herkes bu şekilde gergin hissederdi. Heerak bir an düşündü ve dilini şaklattı. Sağ kolunu Doseon’un omzundan yavaşça kaldırdı. Ve orada oluşan gerilimi, işaret parmağı ve baş parmağıyla masaj yaparak yok etme dürtüsü ile savaştı..
“Sekreterime de böyle cevap verseydin iyi olurdu.”
Ah.. tekrar. Birkaç dakika önce gördüğü küçük gülümseme Doseon’un yüzüne yeniden yayıldı. Bu gülümseme onu gören insanların gerçekten kızarmasına neden olurdu.
“Şimdi konuyu açtığıma göre, hemen gidelim. Yarını bekleyemem.”
“Üzgünüm. Bu imkansız efendim.”
Heerak, bunun yeni bir reddedilmenin başlangıcı olduğunu düşündü. Onun tiksinti ve bıkkınlık dolu bakışını gören Doseon bir an duraksadı ve ağzını açtı
“Çalışmalıyım. Sizi burada bekleyerek çok zaman kaybettim. Şu anda mesai saatlerindeyim.”
Heerak yüksek sesle güldü. “Seninle yemek yemek isteyen kişi benim. Onlara bunu söylemen yeterli olacaktır.”
“Bu, işleri karmaşıklaştırır.”
Heerak tekrar güldü. Doseon’un demek istediği şeyi anlayabiliyordu. Bu durumda gerçekten zor bir duruma düşebilirdi. Amacı bunu görmezden gelmek değildi ama geri adım atmaya da niyetli değildi.
Yumuşak bir şekilde fısıldadı. “Şu anda çok açım. Beni halihazırda üç kez reddettiğin için kendimi çok kötü hissettim, bugün öğle yemeği yemekte çok zorlandım. Gerçekten midem ağrıdı.”
“Tekrar özür dilerim.”
Doseon bunu söylerken, Heerak özür dilemek için eğilmeye çalışan adamın omzundan sımsıkı tuttu. Şaşırmış bir bakışla ona dönen adam ve Heerak doğrudan göz göze geldiler.
“Benimle gel. Hadi gidip yemek yiyelim.”
Doseon sessizce gözlerini kırpıştırdı. Heerak başka bir şey söylemedi. En sonunda tereddütle başını olumlu anlamda sallayan adama gülmeden edemedi.
***
Çok geç de olsa da geç fark ettiği bir şey vardı. Şu anda ikisinin arasındaki güç dengesizleşmiş ve garip bir duruma dönüşmüştü.
İlişkilerindeki güç dinamikleri onun isteği dışında değişmiş gibi görünüyordu. Heerak başlangıçta anlaşmayı başlatmanın bir yolu olarak akşam yemeği önermiş olsa da, şu anda sanki gerçekten Doseon ile bir yemek yemek istiyormuş gibi görünüyordu. Gidişatı düzeltmek için artık çok geçti, bu yüzden bu düşünceleri aklından çıkarmaya karar verdi.
VIP odasının bulunduğu sekizinci katta, mükemmel sekreteri sayesinde hiç kimsenin olmadığını düşündü. Davranışları daha da pervasızlaştı çünkü onları görecek gözler yoktu. Bu sayede Heerak, isteksiz olan Doseon’un bileğini sertçe yakaladı ve güvenli bir şekilde yeraltı otoparkına ulaşmayı başardı.
Saat 16:00’dı.
Akşam yemeği için biraz erkendi. Ve Doseon’u başarılı bir şekilde yanındaki koltuğa oturttuktan sonra, araba ile binaların etrafında dolaşmak ve yolu uzatmak fena bir fikir gibi görünmüyordu.
Heerak yan tarafına bakarak onu izledi. Doseon ciddi bir yüzle dümdüz karşıya bakıyordu. Her zaman gergin bir şekilde dik olan omuz, boyun ve vücut, o anda daha gergin görünüyordu.
Seokchan, Doseon’un onu tekrar reddettiğini söylediğinde o kadar öfkelenmişti ki feromonlarını Hodie’ye kadar yaymıştı. Öfkeden oluşan yoğun feromonlar şu anda hala arabanın içinde vardı.
Doseon’un Beta olmasından dolayı bir kez daha üzgün hissetti. Eğer Omega olsaydı şimdi nefes nefese kalırdı ama Doseon gözünü bile kırpmıyordu ve eşsiz ifadesini rahatça koruyordu. Yüksek seviyedeki feromonlara karşı tamamen bağışıktı. Bu yeniydi, ama aynı zamanda bir Betanın arabasının yanındaki koltukta oturuyor olması daha şaşırtıcıydı.
“Şimdi düşündüm de.” Heerak boğazını temizleyerek konuştu. Doseon’un başını çevirip ona baktığını hissedebiliyordu.
“İşinin saat 18:00 de başladığını sanıyordum.”
“Evet öyle.”
“Benim yüzümden mi erken geldin bugün? Şimdi üzgün hissediyorum.”
Doseon cevap vermekte tereddüt etti. Heerak sanki hiçbir şey söylememiş gibi aceleyle gülümsedi ve sonra Doseon’un konuşmaya devam etmesi için ısrarcı bir şekilde bekledi.
“Bay Min, eğer gelmezsem evime geleceğini söyledi.”
“Bu da ne? Oh! haha.. Neden? Niye?”
“Sizinle yemek yemeyi tekrar reddedersem, Sekreter Min, bu sefer pes etmeyeceğini ve evime gelip kapının önünde diz çökerek bana yalvaracağını söyledi.”
Seokchan çok çalışmıştı. Heerak acı acı gülümsedi ve gücünü direksiyonu tutan eline verdi.
“Çok şaşırdım.”
“Evet.. Ben de şaşırdım.” Ardından devam etti. “Sekreter Min’e bunu yapmasına gerek olmadığını ve sizinle yüz yüze görüşeceğimi söyledim. Nerede olduğunu sorduğumda Hodie de olduğunu söyledi ve ben de oraya geleceğimi söyledim.”
Ne olursa olsun bu, Seokchan’ın tüm dramalarının işe yaradığı anlamına geliyordu. Bu sayede bu Beta şimdi onun yanında oturuyordu. Heerak, başına açtığı onca sıkıntıdan dolayı sekreterini yemeye veya içmeye davet etmeye karar verdi.
“Ne istersin? Yemek istediğin bir şey var mı?”
“Bana her şey uyar.”
“Peki sevmediğin veya yiyemediğin bir şey yok mu?”
“Seçtiğiniz şeyi mutlaka yiyeceğim.”
Heerak kahkaha attı ve Doseon ona şaşkın bir bakış attı. Heerak buna aldırış etmedi, gülümsemesini sürdürdü.
Epey zor bir gün olacağa benziyordu.
Normalde bir çalışan ve yönetici arasındaki ilişkinin resmi olacağını bilmesine rağmen ikisi arasında çok daha katı bir ilişki var gibi görünüyordu.
Bunun Doseon’un kişiliğinden dolayı olduğunu düşündü. Bir insanın kişiliği bir anda 180 derece değişemez.
Ne olmuştu peki? Bu adamın neyine çekildiğini ve neden onunla yattığını çözemiyordu.
Yorum