Look at Me [Novel] 3. Bölüm (Sadece 40.000 Won)

Çevirmen: Sion
Heerak’ın bu konuşmaya bir son vermesi gerekiyordu. Başı zonkluyordu ve kendini perişan hissediyordu, bu da devam etmesini imkansız hale getiriyordu.
“Doseon, benden istediğin bir şey varsa, lütfen çekinmeden söyle.”
“İstediğim bir şey mi?”
“Evet, para olup olmaması önemli değil. Bir araba veya bir ev iyi olacaktır. Senin için yapabileceğim bir şey olmalı. Herhangi bir şey seç.”
Tabii, eğer mantıksız bir istekte bulunursa ‘Şaka mı yapıyorsun‘ diye bağıracak ve uygun bir şey verip, onu sonsuza kadar rahatsız edemeyeceğini söyleyen bir belge imzalatacaktı.
Bir an düşündükten sonra Doseon, kararını vermiş gibi ağzını açtı. “Zaten aldım.”
“Aldın mı?”
‘Seokchan mı halletti?’ Heerak kafası karışmış bir şekilde gülümsedi. Seokchan genellikle hızlıydı ama bu kadar hızlı olacağını hiç düşünmemişti. Kendisiyle henüz doğrudan konuşmamış biriyle müzakere etmenin ve ona istediğini vermenin kolay olacağını sanmıyordu.
“Sekreterimle mi konuştun ben gelmeden önce?”
“Hayır, konuşmadım.”
Ciddi ifadesi biraz yumuşamıştı. O anda Heerak o gizemli gözlere merakla baktı. Doseon devam etti. “Aslında ben daha önce hiç kimseyle yatmadım. Bu benim ilk seferimdi.”
“…!”
Heerak oturduğu yerden ayağa fırladı şaşkınlıkla. O kadar şaşırmıştı ki, bilinçsizce hareket etti. Doseon başını hafifçe kaldırdı ve ona kuru gözlerle baktı. O sırada tekrar oturdu. Duygularını mümkün olduğunca yüzüne yansıtmamak şu anda yapabileceği tek şeydi.
‘Bakire miydi? Lanet olsun. Bu nasıl bir çılgınlık?’
Eğer Doseon ilk seferlerinde sorumluluk almak gibi eski moda bir şey talep ederse, Heerak soğukkanlılığını koruyamayacağından emindi.
“O gece elimi tuttuğunuz zaman, sizin gibi biriyle yatmak için hayatımda bir şansım daha olur mu diye merak ettim. Aslında ilk deneyimimi sizin gibi biriyle paylaşabildiğim için çok şanslıydım.”
Heerak biraz önceye kadar durumun saçmalığından dolayı hiçbir şey söylememişti. Şimdi neden bir şey söyleyemediğini bile bilmiyordu. Sadece ağzı açık bi şekilde onu dinlemeye devam etti.
“Bence o gece sizin için talihsiz bir kazaydı. Bunun için üzgünüm. Ama benim için güzel bir hatıra oldu. Çok teşekkürler.”
Konuşmasını bitirince Doseon başını eğdi. Heerak, önündeki adama bakarken dehşete düşmüş bir ifadesi vardı. Doseon ise işe geri gönderileceği anı bekliyor gibiydi.
“Güzel bir hatıra oldu. Öyle mi? Bu kadar mı? Bu yeterli mi?” Heerak’ın sesi nihayet çıktı. Yüz ifadesini bir şekilde idare edebildi ama sesinin derin bir utançla dolu olması hakkında hiçbir şey yapamadı.
“Başka neye sahip olmak isteyebilirim ki?”
“Benden maddi bir şey iste ki daha az suçlu hissedeyim.”
Çünkü bunu sonraya bırakırsa, daha zor ve yorucu olabilirdi. Sonradan başka şeyler isteyebilirdi. Heerak boğazına takılan diğer kelimeleri ağzından çıkarmamak için çabaladı. Bunun yerine tekrar tekrar iç çekti. Yapabileceği başka bir şey yoktu. Ne kadar nefes almaya çalışsa da hayal kırıklığına uğramış hissediyordu.
“Müdür bey, hiç bir şey olmamış gibi yapmak istiyorsunuz değil mi?”
Her seferinde Doseon Heerak’ı daha fazla şaşırtıyordu. Bu noktada, Heerak onun harika bir adam olduğunu bile düşündü. Gözünü bile kırpmadan bu soruyu nasıl sorabilmişti? Heerak kısa bir an durakladı.
“Evet.” Heerak gergin bir şekilde karşılık verdi ve çabucak kırışmış alnını ovuşturdu. Doseon ise bu cevabı bekliyormuş gibi sakince başını salladı. “O zaman öyle yapalım.”
Heerak, Doseon’un ne demek istediğini anlamamış gibi ona bakarken Doseon ekledi. “O gece hiç olmadı. Yani benim için bir şey yapmanıza gerek yok.”
Ve ardından “Bitti değil mi?” Şeklinde bir yüz ifadesiyle Heerak’ın gözlerine baktı. Şimdi, durumu sona erdirme sırası Heeraktaydı.
‘Burada neler oluyor?’
Her türlü karmaşık duyguyu yaşıyordu. Konuşmada inisiyatifi kaybettiğini hissediyordu ve bu yüzden gururu biraz incinmişti. Onu en çok rahatsız eden şey, Heerak’ı yatıştırmak için karşı tarafın uzlaşmaya ve isteklerini yerine getirmeye istekli olmasına rağmen umutsuzca çözüm arayan kişinin kendisi gibi görünmesiydi.
“Sana güvenmemi nasıl beklersin? Bugün bir şey söyleyip yarın başka bir şey söyleyebilirsin, değil mi? Sadece benden bir şey, herhangi bir şey iste. Bu beni rahatlatacaktır,” diye çaresizlik içinde yalvardı.
Doseon bu teklifi düşünüyor gibiydi. “O zaman sadece 40.000 won istiyorum.” (ÇN: 29 dolar)
“40.000 won mu?”
Heerak bu rastgele görünen sayıyı anlayamadı ve giderek daha çok dehşete düşmüş hissediyordu ama Doseon ciddi bir ifadeyle başını salladı. Evet, o günkü motel ücreti 80.000 wondu.”
Sonunda Heerak tamamen mahvolmuş hissetti. İki elini başının etrafına sardı. “Ahahah.”
Güldü. Daha doğrusu acı bir kahkaha patlattı. Sadece Omegalarla yatan birinin bir Beta ile yatmış olması tuhaftı. Ama en tuhafı bu adamdı.
Gözlerinin önündeki Beta ona tahmin bile edemediği şeyler söylemişti.
Heerak hayatının en zor anlarında bile zamanı geri alma arzusuna sahip olmayı hiç düşünmemişti. Bütün bunlar bir deneyimdi ve bir deneyimin parayla satın alamayacağı bir şey olduğuna dair olumlu düşünmek isteyen bir yapısı vardı.
Ama bugün farklıydı.
Gerçekten zamanı geri almak istiyordu. bir önceki geceye, o geceye geri döndürmek istedi. Ne kadar iyi olurdu. Bu durumda söyleyecek bir şeyi yoktu. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacı varmış gibi görünüyordu.
Heerak, sonunda Doseon’un duymak istediği şeyi söylemeye karar verdi. Bu sözleri ağzından güçlükle çıkarabildi.
“O halde dışarı çıkıp işinize geri dönebilirsiniz…”
“Evet, Müdür bey. İyi günler.”
Doseon ona gitmesi söylendiği anda oturduğu yerden kalkmak için tereddüt etmedi. Ancak o zaman Heerak adamın sırtını daha sakin bir şekilde görebildi. Beyaz bir gömlek ve dar siyah bir pantolon giyen vücut, o gece yattığı çıplak sırtla kolayca örtüşmüyordu. Bu tavrı ve sesi sakin adamın o gece altında titreyen ve kendisinin de gerçekten arzuladığı kişi olduğuna inanamadı.
Ellerini tuttuğunda boynu kızaran o sevimli kişi nereye gitmişti? Heerak içini çekmeden edemedi. Seokchan için üzüldü ama gelecekte sarhoş olursa, hafta sonları bile olsa sekreterini arayacağına dair kendine söz verdi. Bu tuhaf deneyimin tekrar yaşanmasına izin vermesinin hiçbir yolu yoktu.
***
Cho Heerak, 32 yaşında.
HW Grup Başkanı Cho Haetak’ın dördüncü oğlu ve Baskın Alfa.
Heerak üniversiteden mezun olur olmaz, veraset savaşına ve şirketteki herhangi bir konuma ilgi duymadığını ifade etti. Kardeşlerinden çok daha fazla yükseğe tırmanmak istiyordu, onların ulaşmayı asla hayal bile edemeyecekleri bir yere.
Babası, çok aşırı zeki olmayan ama yeterince zeki olan en küçük oğlunu seviyordu. İlk başta, en küçük oğlunun şirketin yönetim mücadelesinde aktif olarak yer almasını içtenlikle arzuluyordu. Doğal olarak, Heerak’ın verasetten vazgeçmesine karşıydı.
Bu nedenle, Heerak’ın veraset savaşından vazgeçmesi anlık bir seçim değildi. Tamamen kurnazca hesaplanmış adımların sonucuydu. Elbette, bir şeyleri kaybetme riskini göze almıştı. Ama şansına güvendi.
Eşsiz bir konum elde edebilmesi ve ciddi şekilde başarılı olabilmesi için ebeveynlerine ve yönetim kuruluna sürekli üstün sonuçlar göstermesi gerekiyordu. En küçük olarak doğduğu için, zaten abilerine ve ablasına karşı olan dezavantajının üstesinden gelmesi, onlardan daha çok çalışması ve çabalaması gerekiyordu. Başka bir deyişle, son çocuk olmak aynı zamanda kaybeden olmak anlamına da gelebilirdi.
Heerak her şeyi detaylıca düşündü.
Nihai bir zafer elde edebileceği gibi dibe de çakabilirdi. Ayrıca kardeşleri ile ilişkisi de bozulacaktı. Boğucu ve sıkıcı bir hayat sürdürmesi gerektiğini ve sonunda şansı yaver gitmezse kaybeden olarak etiketleneceğini düşündü. Kısacası, onun kaderi bu olabilirdi.
Böyle bir hayat hakkında ne kadar düşünürse düşünsün, eğlenceli değildi. Bunu istemiyordu.
En azından bir çocuk veraset savaşından geri çekilirse daha iyi olmaz mıydı? Duygularını en içten şekilde babasına iletmeye çalışsa da babasını ikna etmek hiç kolay değildi. Bu yüzden Heerak taktik değiştirdi. Babasını kontrol ve ikna edebilecek tek kişi, erkek bir Baskın Omega olan annesiydi.
Annesinin desteğini alması akıllıca bir karardı. Onun en büyük destekçisi olmuştu ve Heerak’ın tek ihtiyacı olan şey buydu. Babası sadece çocuklarına karşı güçlüydü ama annesine karşı hiç şansı yoktu. Annesinin babasını nasıl ikna ettiğini bilmiyordu ama sonunda özgürlüğü için izin verildi.
Kardeşleri, veraset savaşından çekilen küçük kardeşlerini her zaman yanlarında tutmak istediler. En iyi anlaştığı kardeşi olan ablasıyla haftada bir yemek yerdi. Abileri ile de çok iyi bir ilişkisi vardı sık sık golf oynayarak veya başka etkinlikler ile onlarla vakit geçiriyordu.
Heerak, stratejisinin sorunsuz ilerlediğini düşündü. Ağzında gümüş kaşıkla doğduğu için zaten çok dikkat çekici bir hayat yaşıyordu. Ama şimdi, başkalarının imrendiği bir hayat yaşıyordu.
Tabii ki sorunların olduğu, her şeyin planlandığı gibi gerçekleşmediği zamanlar oldu, ve bu kesinlikle eğlenceli değildi.
Annesinin yardımıyla açtığı franchise cafe büyük bir bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Hiç kâr elde edemediği için değildi. ama Heerak sektörde ki en iyi cafe olamadığı için bunu büyük bir yenilgi olarak görüyordu. Ne yaparsa yapsın insanların sadece kahve satın almak için şafakta sıraya girdikleri büyük markayı yenemedi. Halkla ilişkiler ekibini agresif bir şekilde sıkıştırıyordu, ancak en üst sırayı asla alamadı. En iyisi olmadığı sürece savaşmanın bir anlamı yoktu. Böylece Heerak markayı erkenden sattı ve daha iyi bir seçeneğe yöneldi.
Yedek planı gıda sektörüne yönelmekti. Heerak, salata barını merkeze alan bir aile restoranı olarak <Sartago>yu piyasaya sürdü. Hem ebeveynleri hem de kardeşleri, işin başarısı konusunda zaten şüpheciydiler ve bunun ona zarar vereceğini söylediler. Ancak Heerak bu işten kolayca vazgeçmedi.
Ayda bir kez, dünyanın bir yerini seçiyor ve o bölgenin temsili yemeklerini özel bir salata barı ile sunuyordu. Bir ay Busan’dan gelen buğday eriştesi, bir sonraki ay, Chicago tarzı pizza çıkacaktı.
Yıkıcı bir başarı elde etti. Uzun zamandır beklediği meyveyi sonunda rahatça yiyordu. Bir noktada restoran şubelerinin sayısı arttı ve marka artık Kore’nin tüm bölgelerinde popüler hale geldi. Çok fazla bir şey beklemedikleri halde onun için yatırım yapan kardeşleri, en küçük kardeşlerinin başarısının karşısında gururla gülümseyip ona inandıklarını söylediler.
Sonunda çeşitli haber dergilerinde popüler aile restoranları sıralandığında, Sartago’yu listenin en üstünde görmenin sevinci Heerak’ı memnuniyetle güldürdü.
Yorum