Look at Me [Novel] 1. Bölüm (Gizemli Omega)

Çevirmen: Sion
Gözlerini açtığında yalnızdı.
‘Sen bir delisin.. Dün gece gerçekten kendinde değildin.. Düşündüğünden daha sarhoştun.’
Aklına gelen ilk düşünce buydu. Gözlerini bu kadar bakımsız bir yerde açmayı beklemiyordu. Heerak yatakta dalgın dalgın oturdu ve boş boş güldü.
Eski moda bir kibrit kutusu, çok sayıda nöbetçi masöz telefon numarası içeren iş kartı ve bir kutu mendil. Yan taraftaki komodinin üstündeki şeylere bakarken kahkahası derinleşti. Tüm bunların içinde yalnızca saati, araba anahtarları ve cüzdanı ona tanıdık geliyordu.
Hafif bir duş almak istedi ama banyo kapısını açar açmaz fikrini değiştirdi.
Heerak kıyafetlerini eski askıdan aldı. Tüm bu saçmalıklara rağmen kendini tutamadı ve kahkaha patlattı.
Oraya nasıl geldiğini bile bilmiyordu. Elbiselerini düzgünce askıya asacak kadar bilinci açık olmazdı, bu yüzden bunu onun için kimin yaptığını tahmin etmesine gerek yoktu.
‘O adam kimdi?’
Bunu düşünmek bile kafasının zonklamasına neden oldu. Çığlık atmasına sebep olacak kadar döküntü halde olan banyo, askıda düzgünce asılı olan giysileri ve kimliği bilinmeyen gizemli bir Omega. Böyle şeyleri daha fazla düşünecek zamanı yoktu. Motelden ayrılma zamanının yaklaştığını söyleyen bir telefon görüşmesi sayesinde uyanmıştı. Her neyse, kısaca oradan çıkması gerekiyordu.
Heerak resepsiyondan bir ipucu aldı. Dün gece sarhoş olduğu için bir adamın ona yardım ettiğini ve buraya getirdiğini öğrendi. Yattığı adamın kim olduğunu öğrenmek, içinde bir saplantı haline dönüşüyordu. Adamın kıyafetlerini ve görünüşünü sordu, ama memur ona şaşkın şaşkın baktı ve şöyle dedi. “..Şey, o fazlasıyla normal gibiydi.”
Heerak ‘Güvenlik kamerasına bakabilir miyim?’ diye sormak istese de bunu göze alamadı. Tanınan bir yüze sahipti. Söylediklerine çok dikkat etmesi gerekiyordu.
Eğer ‘Beni getiren kişinin yüzünü doğrulamak için bana güvenlik kamerasını gösterebilir misiniz?’ Diye sorarsa muhtemelen kim olursa olsun bunu şüpheli bulurdu. Ve yine muhtemelen, resepsiyonda görevli olan kişi buna izin vermezdi.
Heerak dışarı çıktı ve bir süre boşluğa baktı. İçinde bulunduğu oda kalın perdeler ile kapatılmıştı. O yüzden gece veya gündüz olduğunu anlamakta zorlanmıştı. Şimdi güneş ışığı, göz kamaştırıcı bir biçimde sokakları aydınlatıyordu. Şaşkın hissetti.
Saatin kaç olduğunu merak etti ve cep telefonundan saate baktı. Saat 13:35’ti.
Cep telefonunu çıkardığında dolayı, bir telefon görüşmesi yapmaya karar verdi. 2 numaralı tuşa bir kaç saniye basılı tutarken ekranda Min Seokchan belirdi.
– Müdür bey? Ne oluyor… Bir sorun mu var?
Karşı taraf açmadan önce telefon zar zor iki kez çaldı. Sesi şaşırmış ve endişeli geliyordu. Min Seokchan, Heerak’ın sağ kolu ve sekreteriydi. Yüz kereden fazla duymuş olmasına rağmen sekreterinin sesini duyunca ilk defa gerçekten çok mutlu oldu Heerak. Böyle hissedeceği bir günün geleceğini hiç düşünmemişti.
– Müdür bey?
“Pıffft… Ahahaha.. ÇOK KOMİK.”
Şafaktan şu ana kadar kaybolmuş olan gerçeklik hissi yavaşça geri geliyordu. Gülümsemeyi bırakamadı. ‘Rüya mı?’ Kafasında sürekli bu soru dönüyordu.
– Müdürüm, bir ihtimal…
Seokchan şikayetçi bir tonda mırıldandı. Bugün Cumartesiydi.
Hafta sonu hiç aramayan patronunun sadece gülmek için telefonunu eline alması mümkün değildi.
– Sarhoş musunuz?
“AHAHAHA! Hayır!”
Ardından,
“Alkol yüzünden bir sorun yaşıyor olmama rağmen,” diye ekledi Heerak..
Seokchan telefonun diğer ucundan sessizce içini çekti. Sonra hemen onunla buluşacağını söyledi. Heerak bunu mutlulukla kabul etti. Hâlâ birini görmek, dün gece ve bu sabah başına gelen tuhaf deneyimi anlatmak istiyordu.
Motelin otoparkında, diğer tüm araçlardan daha fazla göze çarpan arabasına bindi. Şimdi düşününce tekrar midesi bulandı. Gerçeğe döndüğünde başı ağrımıştı ve midesi boştu. Heerak telefonunun mesaj kısmını açtı. Seokchan’a mesaj atarak akşamdan kalma hissini hafifletecek bir şeyler almasını söyledi ve ardından arabasını çalıştırdı.
***
Seokchan Heerak’ın istediklerini yapmakta her zaman iyiydi.
Paketlenmiş ramen, Heerak’ın akşamdan kalma konusunda kendini iyileştirmek için çoğunlukla yediği yiyeceklerden biriydi. Aynı zamanda akla gelen ilk yemekti. Eve gelir gelmez rahatlatıcı bir duş aldı ve en sevdiği kanepeye oturdu.
Alkolün yan etkileri, ona akşamdan kalma ilacı da getiren sekreteri sayesinde iyileşmişti. Patronunun yemeğini bitirmesini sabırla bekleyen Seokchan sonunda konuştu.
“Ne oldu?”
“Hmmm.”
Heerak bir sigara çıkardığında, Seokchan doğal olarak bir çakmak çıkardı. Sigaranın ucu alev alırken Heerak’ın gözleri büyüdü. “Banyo yaparken düşündüm ama pek bir şey hatırlamıyorum.”
“Lütfen bana hatırladığınız her şeyi anlatın.”
Sekreterinin sözleri üzerine Heerak bir kez daha hafızasını temizlemeye çalıştı.
Arkadaş grubu ile olan buluşması Heerak’ın yöneticisi olduğu işletmelerden biri olan <Hodie> adlı yerde olmuştu. Hodie’nin sadece rezervasyon sistemiyle işletilen ve çeşit çeşit büyüklükte olan yaklaşık 20 özel odasından birindeydiler.
İlk başta, böyle bir yerin rahat olacağı gibi basit bir fikirle başlattığı bu sistem kulaktan kulağa yayıldı ve şimdi iş adamları ve zenginler arasında oldukça popüler bir mekandı. Gizli toplantı yapmak isteyenler gelip orada buluşuyorlardı.
Heerak ve arkadaşlarının içki alışverişi yaptıkları yer Hodie’nin en büyük özel odasıydı. Orada başkalarının ne görüp duyacağını düşünmeden kapalı bir alanda istedikleri kadar içtiler ve çocuklar gibi sohbet ettiler.
Tabii kaç şişe içtiğini de hatırlayamıyordu. Hatta arkadaşlarından biri erkenden başını masaya koyup jet-lag yüzünden saat farkına henüz uyum sağlamadığını söylediğinde herkesin birlikte güldüğünü hatırladı. Kısa süre sonra arkadaşları birer birer sinek gibi düşmeye başladı. Ve sonra konuklar yavaş yavaş ortadan kayboldu. Geride kalanlar ise mekan görevlileri tarafından yardım alarak evlerine geri döndü.
Son ana kadar teyakkuzda ve dinç kalan Heerak, Hodie’nin şube müdüründen bir şoför çağırmasını istedi. Sarhoş olduğu için kendini iyi hissetmiyordu. Bu yüzden biraz temiz hava almak istedi.
Arkadaşlarının dışındaki insanlara darmadağınık bir görünüm göstermek istemiyordu. Başı döndüğü için biraz tökezledi ama yürüyemeyecek kadar değildi. Şube müdürüne arabasının anahtarını verirken ön bahçeye oturacağını ve şoför geldiğinde onu gecikmeden oraya göndermesini söyledi.
Heerak ona astlarının önünde ne yaptığını anlatırken Seokchan’ın ifadesi yavaşça karardı. Ardından ifadesine uygun bir sertlikle mırıldandı.
“İmajınızı hatırlayın. Yaptığınız yanlıştı. Beni aramalıydınız.”
“Aslında bunu yapmam gerektiğini düşündüm ama hafta sonuydu. Sekreterim de dinlenmeli.”
Onun neşeli sesini duyan Seokchan içini çekti. “Daha sonra bayılmadınız, değil mi?”
“Ha. Arabanın arkasında birinin omzunda uyuyakaldığımı hatırlıyorum. Tekrar uyandığımda seks yapıyordum. Sonra hayatımda ilk kez bir motel yatağında gözlerimi açtım.”
“En önemli noktaları atladığınızı düşünüyorum. Başka bir şey hatırlamıyor musunuz?”
“İşte sorun bu.” Seokchan bir an düşündü ve sonra ağzını açtı. “Önce şube müdürü Moon’a soracağım. Sürücü şirketiyle iletişime geçersek, arabanızı kimin sürdüğünü öğrenebilir, böylece size kimin yardım ettiğini bulabilir ve dün size omzunu veren kişi hakkında fikrimiz olabilir.”
Heerak gülümseyerek. “Hayır. Sormak faydasız. Sıradan bir adam olduğuna eminim,” dedi
“Bunu çoktan biliyor musunuz? Nereden duydunuz?”
“Motelden ayrılırken resepsiyondaki kişiye sordum. Hatta ondan güvenlik kamerasını görmeme izin vermesini isteyecektim.”
“Evet.. güvenlik kamerası. İşte bu.”
“Ha?”
“Neden Hodie’nin güvenlik kamerasını kontrol etmiyoruz?”
“Eh..”
Heerak’ın gözleri parladı. Sonunda rahatladığını hissetti.
“Yani, henüz kesin nedeni duymadım. Neden o adamı bulmak istiyorsunuz?”
“Bence yatakta harikaydı. Farklı bir Omegaydı. O kadar havalıydı ki, çıldırana kadar belimi hareket ettirdiğimi hatırlıyorum.”
Seokchan acı acı güldü. Heerak da onunla güldü.
“Anlıyorum ve?..”
“Prezervatif takmadım”
Seokchan bu sefer biraz ciddi görünüyordu. Patronu için ‘içkinin sorunlara yol açtığı’ tamamen doğruydu.
“Sanırım onu bulmalıyım.”
“Onu bulmalıyız.”
Bu kişinin hamileliğinin sorumluluğunu almak için ona geleceğini hayal etmek zor değildi. Omegayı şişmiş göbeğiyle onu işaret ederken ve cesaretle sorumluluğunu talep ederken kolayca hayal edebiliyordu.
İnsanların duyguları hakkında pek bir şey bilmiyordu ama bundan daha korkunç bir şey olmadığından emindi, bu yüzden rahatsız hissediyordu.
Yorum