Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 114: Top Sektirmek
Çevirmen: Ari
Bölüm 114: Top Sektirmek
Yu Wen, bir öğrencinin doğal içgüdüleriyle soruyu okuduktan hemen sonra ciddi bir şekilde düşünmeye başladı.
Onun soruya derin çatık kaşlarla baktığını gören Yang Shu’nun kafası karışmıştı: “Amacımız yanlış anlamak değil mi?”
Yu Wen: “…Ah, doğru.”
Kalemini salladı ve 100 yazdı.
Hayatında ilk kez bu kadar kaba bir şekilde yanlış bir cevap yazıyordu.
Masanın diğer tarafında yayılmış olan Sali ve Shirley, sanki bir aptala bakıyormuş gibi birkaç kez Yu Wen’e baktılar.
Bu sefer tereddüt etmeye gerek yoktu. Kağıdın üzerinde hemen kırmızı bir çarpı belirdi ve Yu Wen hemen cevabın üzerini çizdi.
Sonraki saniye aynalar kırmızıya dönmeye başladı. Tuvalet masası, mermer masa tablaları ve cam pencereler gibi tüm yansıtıcı yüzeylerden yoğun, kırmızı kan sızmaya başladı.
Yu Wen hariç diğerleri ilk kez bu sahneyle karşılaşıyorlardı.
Bunu bizzat deneyimlemek ile kenardan izlemek arasında büyük bir fark vardı. Bir an için grup tepki gösteremedi.
Ayna tuhaf bir aile portresi gibi yüzlerini yansıtıyordu.
Onlar orada hareketsizce kendi yansımalarına bakarken yüzlerindeki kan lekeleri açgözlülükle geziniyordu. İfadeleri tamamen donmuştu ve bir an için sahte insan yüzlü maskeler takıyormuş gibi göründüler.
Herkes aynanın tuzağına düşmüştü.
İki çocuk, yetişkinlerden oluşan grubun arkasındaki kanepede oturuyordu. Bir oyuncak bebek gibi gözlerini kırpıştırdılar ve bacaklarını birbirleriyle senkronize bir şekilde salladılar. Sanki çok ilginç bir şey izliyorlardı.
Tam herkesin yüzündeki kan çizgisi hareket etmek üzereyken ayna aniden hareket etti.
Pat–
Pat—
Pat—-
Pat—–
Shirley: “………”
Sen buna aynaya vurmak mı diyorsun? Resmen aynayla güreşiyorsun!
Sanki birkaç yumruk ya da birkaç tekme atılmış gibiydi.
Yamyam ayna tüm bu güçten dolayı çatlamak üzereydi.
İçerideki kişinin çok kötü bir ruh halinde olduğu ve özellikle sabırsız olduğu belliydi.
Dört kısa bacak sallanmayı bıraktı.
İki küçük çocuk da sessizce uzaklaşıp kanepenin köşesine sokuldu.
Sali, bulanan ve kuruyan midesini birkaç kez tuttu.
Sanki bir hayaletle karşılaşmış gibi, aynadaki kan lekeleri çılgınca aynanın köşesine doğru hücum etti ve kenarlarda kaldı.
“Şşş—” Kasılan Lao Yu aniden hareket etti.
Yanağındaki kanlı bölgeye dokundu ve acıyla tısladı, “Lanet olsun, yanağım acıyor.”
Herkes birbiri ardına kendine geldi ve aynalardan birini uzun aynaya doğru hareket ettirmeden önce hızla uzaklaştılar.
Pat–
Vuruş aniden durdu.
Uzun aynanın yüzeyi bir göletin yüzeyi gibi dalgalanıyordu. Güzel, ince bir el çerçeveyi yakalamak için uzandı ve hemen ardından uzun bir bacak dışarı çıktı…
Aynadan ilk olarak You Huo ayrıldı ve ardından Chu Yue ve son olarak da Qin Jiu geldi.
Sali’nin midesi sönmüş bir balon gibiydi. Bir anda tekrar çökmüştü.
Kuru bir şekilde öğürdü ve bir çift yaşlı gözle kanepeye cansız bir şekilde yayıldı.
Wu Li onu işaret etti ve Shu Xue’ye öğretici bir ses tonuyla şöyle dedi: “Ondan öğren. Doktorlar bile numara yaptığını anlayamaz.”
Shu Xue: “……Hayır, teşekkürler.”
Bu üçünün dönüşüyle herkes çok mutlu olmuştu. Ayrıca konuşmak istedikleri birçok şey vardı.
“Ge, bugün çok kötü bir şey oldu—”
“Sonra konuşalım.”
You Huo, Yu Wen’in akşam haberini böldü.
Hız kesmeden doğrudan merdivenlere yöneldi. Hareketi o kadar hızlıydı ki, diğerleri o geçerken bir hava akımı hissetti.
Büyük adımlarla merdivenleri üçer üçer çıktı. Karanlık ifadesi ve çatık kaşları Yu Wen’i o kadar korkuttu ki nefes almaya cesaret edemedi.
Arkasını döndüğünde Chu Yue’nin ifadesinin de çok kötü göründüğünü gördü. Sanki yılbaşında biri borç verdiği parayı geri almaya gelmiş gibiydi.
“S-sorun ne?” Yu Wen çekingen bir sesle sordu.
Diğerlerinin de kafası karışıktı.
Yu Wen sormayı bitirdiğinde çoktan ikinci kata ulaşmıştı.
Odanın kapısını itti ama sanki bir şey hatırlamış gibi tekrar dışarı çıktı. Kendini korkuluktan destekleyerek soğuk bir ifadeyle diğerlerine baktı, “Yiyecek hangi dolapta?”
Yu Wen: Ha???
Diğerleri zamanında tepki veremedi. Fakat Qin Jiu başını kaldırdı ve cevapladı: “Dolabın solundaki ikinci yerde.”
You Huo odaya geri döndü.
Kısa bir süre sonra elinde büyük bir çantayla geri geldi.
Kimse yaklaşma fırsatı bulamadan çoktan çantayı karıştırmış ve bazı şeyleri kanepeye atmıştı.
Qin Jiu birini havada yakaladı ve Chu Yue’ye vermek için döndü.
Chu Yue’nin yüzündeki kara bulutlar soldu. Ardından teşekkür etmek için mırıldandı: “Teşekkürler. Nihayet yeniden yaşayabilirim.”
Herkes daha yakından baktı— Kuru bisküvi???
“Lanet olsun…..” Yu Wen göğsünü okşadı, “Bunun önemli bir şey olduğunu düşünmüştüm. Um… Ge, neler oluyor?”
You Huo büyük çantayı sehpanın üzerine koydu ve kurutulmuş eti çıkardı.
Yu Wen’in ‘Ge’ diye seslendiğini duyunca, onaylayan bir ses çıkardı ve başını kaldırıp baktığında Yu Wen’in bunu Qin Jiu’ya söylediğini gördü.
Kurutulmuş dana eti çiğneyen You Huo: “?”
Qin Jiu tek kaşını kaldırdı.
Yu Wen başını kaşıdı, “Ge’m çok aç görünüyor, bu yüzden onu sorularla rahatsız etmeyeceğim. Umm… Ge–”
“Soyadım ‘Umm’ değil.”
Yu Wen, sonunda “Ge” ön ekini kaldırmayı başarana kadar bir süre uğraştı.
“…….”
Lao Yu’nun yüzü acıyordu.
Yüzündeki kanı sildi ve vefasız oğlunun, yeğeninin erkek arkadaşını ‘ağabeyi’ olarak tanımasını izledi.
You Huo buna hiç dikkat etmedi. Qin Jiu’nun yanına oturdu ve kurutulmuş dana eti yemeye devam etti.
Çok aç olsa bile yemeği hemen yutamazdı. Kurutulmuş sığır eti biraz sert olduğundan temiz bir şekilde çiğnerken yanakları biraz hareket ediyordu.
O ve Chu Yue gerçekten açlıktan ölüyordu. Konuşacak enerjileri yoktu.
Böylece onlar sessizce yemek yerken, Qin Jiu onların yerine açıklamaya yardım etti.
“Aslında bu kadar uzun süre yemek yemedikten sonra aç kalmanız normal.” Wu Li düşüncelerini ortaya koydu, “Fakat bu diğer olasılıkları dışlamıyor.”
Herkes Sali’ye baktı.
Bu sınavda üzerlerinde en güçlü izlenimi bırakan şey Sali’nin midesiydi.
Bu çocuk her zaman iki uç durum arasında gidip geliyordu; ya “neredeyse aşırı yemekten patlayacak” ya da “neredeyse açlıktan ölecek” idi. Mesela artık ayna boş olduğundan Sali’nin midesi de inmişti. Düz bir çizgi halinde düzleşen dudaklarıyla yemek yemek isteyen ama yemeye cesaret edemeyen bir görünümü vardı.
“O velet yüzünden asimile olmuş olamazsınız değil mi?” Yu Wen biraz telaşlanmıştı.
“Bu mümkün.” Üç bisküvi yiyen Chu Yu, aşırı açlığının bir kısmını gidermeyi başarmıştı, “Aynaya bakarken biz de bu olasılığı düşündük. Aslında bu bir asimilasyon meselesi olabilir.”
“Ama neden?”
“Çünkü biz de ‘aynanın içindeki biri’ olarak görülüyoruz.” Qin Jiu, “Aynada yaşayıp aynadan çıkabilmek, bu iki çocuğun yapabileceği bir şey.” dedi.
Herkesin ifadesi daha da kötüleşti. Odadaki atmosfer gerginleşmişti.
Sali’ye asimile olmak iyi bir şey değildi.
“Fakat durum böyle olmayabilir de.” Qin Jiu devam etti, “Sonuçta aynadaki üçümüz de aynı şeyleri yaşadık ama sadece o ikisi açtı ve ben hiçbir şey hissetmedim.”
“Hımm…” Orada bulunan herkes bakıştı. İfadeleri biraz tuhaftı.
You Huo son lokmasını yuttu ve biraz su almak için mutfağa gitmeden önce Yu Wen’e sordu, “Bu ifaden ne?”
Yu Wen tereddütle, “Aynanın içinden bizi göremedin mi?” diye sordu.
“Evet neden?”
“O zaman sabah burada konuştuklarımızı bilmiyor musun?”
You Huo durakladı ve bir yudum su aldı, “Bir süre sonra kalktım ve dikkat etmedim. Ne konuştunuz?”
Yu Wen konuşmakta biraz tereddüt etti. Sonunda konuşan Yang Shu oldu: “Dün gece uyurgezerlik yaptım ve kapıda durup top sektiriyordum.”
You Huo: “Ne sektiriyordun?”
“Lastik bir top.”
Yang Shu, Shu Xue’yi işaret etti ve şöyle dedi: “Kulağa saçma gelmiyor mu? İlk başta inanmadım ama Xiao Xue bunu videoya çekmeyi başarmıştı. Daha sonra parmaklarımın biraz tozlu olduğunu fark ettim, bu yüzden…”
Yüzü düştü, “Ben de spekülasyonlarınıza katılıyorum. Muhtemelen bir asimilasyon durumu.”
Wu Li hemen ekledi, “Başta bundan bahsetmek istemedim çünkü bunu etkileyen subjektif faktörler olabilir, ama ben de bütün gün biraz açtım. Bir şeyler yedikten sonra bile.”
Ne zaman bir şeyle karşılaşsa, ona yönelik bir model veya eğilim bulmaya çalışmaktan hoşlanıyordu.
“Ben şahsen aynaya giren herkesin asimilasyondan az ya da çok etkileneceğini düşünüyorum ama bu farklı boyutlarda ve fiziksel farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir. Etki muhtemelen orada ne kadar uzun süre kalınırsa o kadar artıyor; Kim aynanın içinde daha uzun süre kalırsa muhtemelen en çok etkilenen kişi olacaktır.”
Sadece biraz aç hisseden Wu Li ile karşılaştırıldığında, bütün gece aynada kalan You Huo ve Chu Yue o kadar acıkmışlardı ki, önlerine çıkan herkesi yeme isteği bile duyuyorlardı.
“Bu iki kardeş farklı davranıyor, dolayısıyla asimilasyonumuz da biraz farklı. Aç kalayım diye Sali tarafından asimile edildim. Xiao Yang’da, Shirley tarafından asimile edildi ve topu sektirmeye başladı.”
“Üçünüz orada en uzun süre kalanlarsınız, dolayısıyla asimile olmanız kaçınılmaz.” Wu Li, Qin Jiu’ya baktı, “Eğer hiç aç hissetmediysen muhtemelen…”
Muhtemelen plastik top sektirecekti.
Qin Jiu: “…….”
Büyük ustanın yüzündeki ifade çok korkutucuydu. Bu bakışla karşılaşan diğerleri hareket etmeye cesaret edemediler.
Sadece You Huo umursamadan bir kalıp çikolatayı sakin bir şekilde çıkardı ve ambalajı yavaşça yırtarken aniden bir kahkaha attı.
Bir parça koparıp yanındaki kişiye uzattı. Dudaklarındaki küçük gülümseme hâlâ oradaydı, “Al, rahatlaman için.”
Qin Jiu dudaklarının kıvrılmış köşelerine baktı ve çikolatayı bıkkınlıkla aldı, “Unut gitsin. Seni güldürmeyi başardıysa bu bir kayıp değil.”
Ancak bunlar yalnızca spekülasyonlardı. Henüz hiçbir şey doğrulanmamıştı.
Bir şeyi daha net kaydedip kaydedemeyeceklerini görmek için evin çeşitli köşelerine tam şarjlı birkaç telefon yerleştirdiler.
Saat 21.00’de sınav merkezindeki uyku saati yeniden başladı ve herkes kısa sürede kendi odalarında uykuya daldı.
Bütün gece ayakta kalmaya alışmış olan Yu Wen tam bir gece kuşuydu.
Buradaki sınavlarda biyolojik saati bazen çalışıyor, bazen de arızalanıyordu. Şanslıysa sabaha kadar uyuyabilirdi ama eğer şanssızsa… uyandığı an giderek daha uyanık hale gelirdi ve tekrar uykuya dalmak onun için artık mümkün olmazdı.
Bu akşam şansı çok yaver gitmişti.
Fakat gece saat 03.00 sıralarında yarı uykulu haldeyken sabit, ritmik bir ses duydu.
İlk düşüncesi basketbol takımının yeniden antrenmanlara başladığı oldu. Top sürme sesine bakılırsa kaptanları olmalıydı.
Kaptanın topu sektirmesi, biraz sağır edici hale gelene kadar giderek yaklaştı.
Yu Wen “Sahaya sonra çıkacağım” diye mırıldandı ve arkasını döndü.
Birkaç saniye sonra tepki verdi ve hemen gözlerini açtı.
Ne antrenmanı?
Ne kaptanı!
Daha sonra yatağının yanında birinin durduğunu gördü. Kıyafetinin kolları dirseklere kadar kıvrılmıştı ve her sektirmede bileği hareket ettiğinden ön kolunun kaslı hatları özellikle belirgindi.
Pencerenin dışından arka bahçedeki lambanın ışığı içeri süzülüyordu. Yüzünün yarısı ışık altında ve yüzünün yarısı gölgelerle örtülü olan bu kişi ona yukarıdan bakıyordu.
Yu Wen taşlaşmış bir şekilde öylece oturdu.
Qin Jiu onun önünde durup plastik bir top sektiriyordu…
Aklından anında üç düşünce geçti—
Basketbol oynuyormuş gibi görünüyor.
Çok yakışıklı.
Bugün öleceğim.
Yu Wen hemen ayağa fırladı ve mümkün olan en yüksek hızla ikinci kata koşarken çaresizce bağırdı: “GEEE— YARDIM ETTT!!!”
Yorum