Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 106: Çift Taraflı Dünya
Çevirmen: Ari
Bölüm 106: Çift Taraflı Dünya
Shirley’yi gerçekten ağlatmak istediklerinde işbirliği yapmadı.
Bu onların beklediği bir şeydi.
Bir sistem NPC’si neden bu kadar itaatkar olsun ki?
İmkansız.
İki kardeş, kısa bacaklarını havada sallarken karınlarını tutarak kanepede oturuyorlardı.
Birbirinin aynı iki çift mavi göz, gözlerini kırpmadan You Huo’ya bakıyordu.
Soruya göre Sali açgözlü bir çocuktu. Karnı gerçekten de kız kardeşininkine göre biraz daha büyüktü.
Rahatsız ve biraz solgun görünüyordu. Bacaklarını sallarken karnını ovuşturmadan edemedi.
“Shirley, o kadar tokum ki.” Sali kaşlarını çatarak kız kardeşine fısıldadı.
Küçük kız kardeşi de şöyle cevap verdi: “Ben de biraz tokum.”
Sonra You Huo’ya baktı ve kıkırdadı, “Annem benim mantıklı bir çocuk olduğumu söyledi. Mantıklı çocuklar misafirlerle tartışmazlar. Bugün daha fazla ağlamak istemiyorum. Bana vursan bile faydası yok.”
Sali gizlice rahat bir nefes aldı.
Kız kardeşinin bu sözleri onu daha da güvende hissettirmişti.
Yakında duran Chu Yue bunu anladı.
Sali’nin tepkisi, ‘ölüm’, ‘Shirley’in ağlaması’ ve ‘karınlarının’ yakından ilişkili göründüğünü gösteriyordu.
Görünüşe göre… Birisi ‘öldüğü’ sürece Sali daha tok olacaktı.
Chu Yue kaşlarını çattı.
Yu Wen’in yüzü yine solgunlaşmıştı.
Shirley’nin kalın kirpikleri küçük kanatlara benziyordu. Onlara masumca baktı ve ardından geniş bir şekilde sırıttı.
Onlarla alay ediyor ve aynı zamanda kendiyle övünüyormuş gibi görünüyordu.
Bu çocuğun ifadesiz olması sorun değildi ama gülümsediği anda onlarda tuhaf bir his uyandırıyordu..
Sanki ruhuyla derisi birbirine uymuyordu.
Sanki boş bir kabuk giyiyordu.
“O aslında gerçek bir çocuk değil, değil mi…”
Chu Yue bunu mırıldandı.
“Çocuk değil mi?” Yu Wen bir an dondu ve aniden paniğe kapıldı, “Bu olabilir mi?”
You Huo kaşlarını çattı.
İlk sınavda yerini bir adayın aldığı avcıyı, köylü Zhao Wentu’yu ve cesedi Dük tarafından ele geçirilen Jiang Yuan’ı hatırladı…
Yu Wen dikkatlice ondan bazı bilgiler almaya çalışarak, “Sen kimsin?” diye sordu.
Oyuncak bebekle oynayan kız birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve hemen cevap vermedi.
Yu Wen aniden doğruldu ve onu işaret etti: “Sadece ben mi gördüm? Gözleri bir anlığına biraz şaşkın göründü.”
Küçük kız ona sadece baktı ve boş bir sesle şöyle dedi: “Ben Shirley’yim.”
“Ben Shirley’yim. Bugün çok fazla ağladım. Annem ve babam bunu bilseler üzülürler, bana vursan bile artık ağlamayacağım.”
Küçük kız tekrarladı.
Artık ağlamayacağını söylediğine göre, gerçekten ne yaparlarsa yapsınlar işe yaramazdı.
Sorunun öznesinin söylediği sözler kuralları temsil ediyordu. Yalan söylemesine gerek yoktu.
Üstelik Chu Yue, You Huo’yu çok iyi anlıyordu–
Gözetmen A soğuk ve mesafeli görünebilirdi ama aslında çok yumuşak kalpliydi.
Eğer bu iki çocuk gerçekten NPC’ye dönüştürülmüş sıradan insanlarsa kesinlikle onlara hiçbir şey yapmazdı.
Peki onları nasıl ağlatabilirdi?
Chu Yue endişeliydi.
You Huo aniden uzanıp Shirley’yi kanepeden kaldırdı.
Küçük kız şaşırmıştı. Kurtulmak için çabaladı: “Beni çekme. Ağlamayacağım.”
You Huo onu taşımaya karar verdi ve direkt merdivenlere doğru ilerledi.
Havada tutulan Shirley çılgınca mücadele etti ama ufak yapısıyla You Huo’nun kollarında küçük yaramaz bir hayvana benziyordu.
Yu Wen ve Chu Yue birbirlerine baktılar.
Yu Wen, “Ge?” diye seslendi.
Shirley, You Huo’yu tekmelemek istedi ama bacakları karşılık verecek kadar uzun değildi.
Buna rağmen Yu Wen küçük kızın yüzünde hâlâ bir gülümseme olduğunu fark etti.
İfadesi ve davranışları tamamen farklıydı.
Boynunun altında mücadele ediyordu ama boynunun üstünde gülümsüyordu.
Merdivenlerin yanında uzun bir ayna vardı.
You Huo yanından geçerken uzun, ince yansıması aynada parladı.
Ayna aniden hafifçe sallandı. Sanki birisi aynanın bir köşesine çarpmış ve aynanın biraz titremesine neden olmuştu.
Ancak hareket çok küçüktü. Hiç kimse fark etmedi.
Shirley’den başka hiç kimse.
Aynaya baktı ve aniden deli gibi mücadele etmeye başladı.
You Huo onu sıkıca tuttu ve aynanın yakınında durdu. Önünde bir buzdolabı vardı. You Huo, Shirley’i yere koydu ve oradan bir şey aldı.
Küçük kız kaçmak istedi ama ilk adımını attıktan hemen sonra yavaşça geri çekildi.
Umutsuz bir ifadesi vardı.
You Huo, “Yu Wen.” diye seslendi.
Yu Wen kanepenin etrafından dolaşıp yanına geldi. Chu Yue de benzer şekilde onu takip etti.
Yu Wen sordu: “Ge, ne yapıyorsun?”
You Huo elindeki nesneyi ona verdi. İki elini de Shirley’nin omzuna koydu ve onu sabit tuttu, “Önünde soy.”
Yu Wen aşağıya baktı. Kendisine kocaman bir soğan verilmişti.
Chu Yue şaşırdı. Başını çevirdi ve yüksek sesle güldü.
“Bunu nasıl düşündün? Bu kadar çok saçma fikir üretebilen biri olduğunu bilmiyordum.”
Shirley hâlâ mücadele ediyordu. Küçük bir kız olarak son derece güçlüydü.
Başka biri olsaydı muhtemelen onu tutamazlardı.
Yu Wen, Shirley’nin önünde diz çöktü ve acı bir şekilde soğanı soymaya başladı.
Yarım dakika sonra hepsi ağlıyordu.
You Huo uzun boyluydu ve başı başka tarafa dönük olduğundan gözleri sadece biraz ıslaktı ve Chu Yue biraz batma hissettikten kısa süre sonra kaçtı.
Yu Wen en talihsiz olandı. Shirley ile yüzyüze gözyaşı döktü.
Küçük kızın gözleri kırmızıydı ve yanaklarından büyük gözyaşı damlaları akıyordu.
You Huo bir elini serbest bıraktı ve buzdolabından başka bir soğan aldı, “Henüz bitmedi. Devam et.”
Yu Wen soğanı alamadan Shirley zihinsel ve fiziksel olarak tamamen çökmüştü.
Başını kaldırdı ve ağlamaya başladı. Gözlerinin her iki yanından da yaşlar akıyordu ama onlara bakarken gözleri hâlâ sonuna kadar açıktı.
Onu tutan ‘zorbaya’ baktı ve yumuşak bir şekilde kıkırdadı, “Seni görmek istemiyorum. Seni saklamak istiyorum.”
Küçük kız aniden bir güç patlaması yaşadı.
Büyük bir güçle You Huo’yu agresif bir şekilde itti.
Her şey bir anda olmuştu.
Yakınlarda gözlerini ovuşturan Chu Yue ve yüzü gözyaşlarıyla kaplı olan Yu Wen’in tepki verme şansı yoktu.
You Huo’nun vardı ama misilleme yapmaya niyeti yoktu.
Shirley’nin saldırısını kabul etti ve geriye doğru sendeledi.
Arkasında uzun bir ayna vardı. Çarptı ama ayna kırılmadı.
Onunla temas ettiği an sanki durgun bir göle düşmüş gibi hissetti– Aynaya çarptı ve içine düştü.
“Nereye gitti?” Chu Yue etrafına baktı ve onun gittiğini gördü.
You Huo ortadan kaybolmuştu. Kaybolmadan önce, sendeleyen ayak seslerinden ve yumuşak bir giysi hışırtısından başka hiçbir şey duymamıştı.
Yu Wen hemen ayağa kalktı ve aynaya doğru koştu.
Aynanın yüzeyi soğuk ve sertti. Eliyle acı verici bir şekilde aynaya vurdu ve bir süre boş boş baktı: “Ge… aynaya düştü.”
“Ne?” Chu Yu şaşkına dönmüştü.
“Bu doğru.” Yu Wen aynayı işaret etti, “Başımı kaldırır kaldırmaz elinin orada kaybolduğunu gördüm. Bu şekilde… içeri girdi.”
Sırtı aynaya dönük olarak ‘geriye doğru düşme’ hareketi yaptı.
“A?”
Chu Yu uzun adımlarla ilerledi ve aynaya kapı gibi vurdu.
Ayna hafifçe sallandı ama tepki gelmedi.
“You Huo?”
Chu Yue tekrar vurdu.
Hâlâ yanıt yoktu.
Aniden birisi sessizce geğirdi.
Chu Yue ve Yu Wen bakmak için döndüler– Shirley bir eliyle ağzını kapatmış masum bir şekilde onlara bakıyordu.
Ve çok da uzakta olmayan kanepede Sali’nin karnı daha da yuvarlaklaşmıştı.
Sefil bir halde kanepeye çöktü, “Shirley, ne yapmalıyım? Kusmak istiyorum.”
Shirley: “……”
Aynı zamanda sistem dünya çapında iki binden fazla sınav merkezinde duyurdu:
[197. sınav merkezinden aday You Huo, Shirley’i ağlattı… Tekrar ölü ilan edildi.]
Sınav görevlilerinin restoranında büyük ekran ‘ding dong’ sesiyle birlikte yenilendi.
Birisi altıncı kez ekranda belirmişti.
***
Yu Wen yerinde durdu. Elleri ve ayakları sıcaklığını kaybetmişti.
İki sevdiğini bir anda kaybetmişti ve kalbi bunu kaldıramıyordu.
“Jie…” Chu Yue’ye endişeyle sordu: “Gerçekten geri dönebilirler mi? Neden bu kadar paniklemiş hissediyorum?”
“Dönecekler.” Chu Yue’nin hiç şüphesi yoktu.
Yu Wen: “Neden bu kadar eminsin?”
Chu Yue şöyle dedi: “Ağabeyin kim? Gözetmen A. Ondan önce kim girdi? 001. Bu ikisi bir arada olunca ne olur biliyor musun?”
Yu Wen: “Ne?”
“Ne kadar saçma olursa olsun her durumdan kurtulabilirler.”
Yu Wen bir şey söylemek istedi ama durumun gerçekten de böyle olduğunu hissediyordu.
“Peki biz hâlâ burada değil miyiz?” Chu Yue kendini ve ardından Yu Wen’i işaret etti, “Biz hâlâ dışarıda olduğumuz sürece, tamamen ölmeyecekler.”
Yu Wen biraz sakinleşti.
“Hâlâ kaşlarını mı çatıyorsun?” Chu Yue devam etti, “O halde sana tekrar hatırlatmama izin ver. Şu iki çocuğun karınlarına bak. Geldiğimizde nasıl olduklarını hatırlıyor musun?”
Yu Wen şunu hatırladı: “Bu kadar şişkin değildi ve dişleri kanla lekelenmişti.”
“Bu doğru.” Chu Yue sehpanın üzerindeki kağıdı aldı ve hafifçe vurdu, “Burada onların genellikle aç olduğu yazıyor. Bu, midelerine giren her şeyin onlar tarafından sindirildiği anlamına gelir. Bu iki veledin karınları küçülmediği sürece senin ve diğerlerinin bir sorunu olmaz.”
Bu gerekçe oldukça ikna ediciydi.
Yu Wen, Sali’nin yanına oturdu ve gömleğini sıvadı. Sanki ulusal bir hazineyi koruyan biriymiş gibi çocuğun karnına baktı.
“……”
Sali dudaklarını düzleştirdi. Yüzüne kusmak istiyordu.
***
You Huo kendini karanlıkla çevrili buldu.
Sanki onu kaplayan kalın bir karanlık sis tabakası vardı. Ellerini göremiyordu ve hangi yöne baktığını da anlayamıyordu.
Bu tür saf karanlıktan hoşlanmazdı. Etrafındaki nem de gözlerini yakıyordu. Soğanla neredeyse aynı seviyedeydi.
Bu yüzden olduğu yerde çok uzun süre durmadı. Rastgele bir yön seçip yürümeye başladı.
Birkaç adım attıktan sonra bir ışık noktası gördü.
Önündeki manzara netleştiği anda You Huo şaşkına döndü.
Önünde ahşap zeminli bir oturma odası vardı. Bir tarafta kanepe ve sehpa, diğer tarafta ise banyo, mutfak… ve bodrum katı vardı.
Oturma odasında bir pencere bulunuyordu.
Doğu tarafında, dışarıdaki karanlık gece gökyüzünün yanı sıra eski sokak lambalarını da görebileceğiniz büyük bir Fransız penceresi vardı.
Oturma odası parlak bir şekilde aydınlatılmıştı.
Sali ve Shirley’nin evinin neredeyse aynısıydı.
Yalnızca iki fark vardı.
Oturma odasının tamamı sanki zeminde hafif bir eğim varmış gibi eğimliydi. You Huo hafif eğimin en yüksek noktasında duruyordu.
Ve oturma odasının düzeni gerçekte olanın tam tersiydi.
You Huo birkaç adım ileri yürüdü. Arkasını döndüğünde daha önce olduğu gibi merdivenlerin yanında durduğunu ve arkasında da büyük bir ayna olduğunu gördü.
Aynanın içinde bu evin gerçek oturma odası vardı.
Atlama ipiyle bir çift pupa gibi bağlanan Shirley ve Sali’yi açıkça görebiliyordu. Yatakta karınları açıkta yatıyorlardı.
Chu Yue, Yu Wen ile birlikte oturuyordu. Her ikisi de kırmızı bir kalem tutmuş, soruyu çözmeye çalışıyorlardı.
Düşüncelere dalmışken You Huo aniden birinin ona arkadan yaklaştığını hissetti.
Bu kişi, bir eliyle onun gözlerini kapattı ve aynadan uzaklaştırdı.
Yorum