Koyu Switch Mode

Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4

A+ A-

Ye Zhou çok sevinmişti. Kimlik kartını aldı ve “Teşekkür ederim Gege.” dedi.

“Bu gece nereye gitmeyi planlıyorsun? Bir oda ayırtmana yardım edeyim mi?”

Ye Zhou aceleyle Shang Jin’e veda etti ve telefonu kapattı. Telefondaki uçuş bilgilerini gösteren metne baktı. “Hayır, A Şehrine geri dönüyorum.”

“Uçağın yarın değil miydi?”

“Shang Jin az önce bana bu akşam için bir bilet aldı…”

Ye Heng şaşırmış şekilde Ye Zhou’nun yanına oturdu, kendisi için bir fincan sıcak çikolata sipariş ettikten sonra, “Haksızlığa uğramandan korkuyor.”

Ye Zhou kahvesini küçük bir kaşıkla karıştırdı. “Haksızlığa uğramak nasıl olur da olmaz zaten? Bu sonucu uzun zamandır bekliyordum. Aslında pek üzgün değilim.”

“Gerçekten Shang Jin’e kızgın olduğun için gelmedin mi?”

Ye Zhou inanamayarak, “Nasıl olabilir?” dedi. Ye Heng, kendisi ve Shang Jin arasındaki “kötü” ilişkiyi bilseydi asla böyle bir soru sormazdı. Samimi olmasalardı, dövülerek öldürülse bile harekete geçerek “düşmanını” bulmakta isteksiz olurdu.

“O zaman seni birazdan havaalanına götüreceğim.” Garson sıcak çikolatayı Ye Heng’e getirdi. Ye Heng bir yudum aldı ve “Şimdi geri dönmekle uğraşmak istemiyorum.” dedi.

“Zaten benimle gelirsen döndüğün için sana kızacaklar. Her neyse, şimdi geri dönmek sadece istismar istemekten başka bir şey değil.”

Ye Heng iç çekti, “Ben senin gibi değilim.”

Ye Zhou ekşi bir sesle, “Ah, bu doğru! Sen ebeveynlerin gururusun.”

Ye Heng gülümsedi ve başını salladı. Anne babasının ona karşı tutumundan değil, onlara karşı olan duygularından bahsediyordu.

“Ailemiz bana iyi gibi görünse de sırf onların kibirlerini tatmin edebildiğim için. Görüyorsun, korudukları imaj bozulunca hemen yüzlerini dönüyorlar. İstedikleri sadece yüzlerine insanların hakkında konuşabilecekleri bir ışığın parlaması. Tabii artık yaşlandıklarına göre birçok şeyi görebilirler, ancak yüzeydeki uyumu koruyarak kabullenemiyorlar. Aslında evden ayrıldığımdan beri geri dönmeyi hiç düşünmedim.”

O sırada tercih listesini doldururken Ye Heng edebiyat bölümünü seçmek istemişti ama annesi ona finans bölümünü seçtirtti. Ye Anne gençken ticarete atılamadığı için evlendikten sonra tüm hayatını okulda harcadı. Çocukları olduğunda onların ideallerini gerçekleştirebileceklerini umarak, başaramadıklarını çocuklarına dayatmaya başladı. Ye Heng direnmek istedi ama Ye Zhou’nun çalışma odasında ödevler yazdığını gördü. Başlangıçta Ye Zhou’ya karşı biraz suçluluk hissetmişti, Ye Anne’nin bunları Ye Zhou’ya zorlayacağından korktu, bu yüzden kabul etti.

Kim zamanı geldiğinde bu küçük kardeşin gönüllü olarak finans bölümünü yazacağını bilebilirdi ki.

Ama şimdi, çoktan düşünmüştü. Sonuçta ekonomik temel üstyapıyı belirler. Ekonomik tarafı kavrayabildiği için, mutlak karar verme yetkisine sahipti ve ebeveynlerinin herhangi bir işine müdahale etmesi daha zor olacaktı.

Ye Zhou kafasını kaldırdı ve şaşkınlıkla Ye Heng’e baktı. Ye Heng’in bu kadar çok konuştuğunu ilk kez duyuyordu. Büyürken, ailesinin avuçlarındaki hazinenin Ye Heng olmasını her zaman kıskanmıştı. Ye Heng’in ebeveynlerine karşı hissettiklerinin o kadar da derin olmamasını beklemiyordu.

“Duygular gibi şeyler en iyi onu yaşayan kişi tarafından bilinir.” Ye Heng pencerenin dışında düşen kara baktı ve sandalyeye yaslandı. “Ama yine de sana katılıp katılmadıklarını söylemek istiyorum, günler her zaman senindir.”* dedi. Ye Heng en önemli noktayı söylemedi. Televizyon programlarında her zaman sonuna kadar sabretmenin diğerlerinin yılmaz kalplerini harekete geçireceğini söylüyorlardı. Fakat hayat bir TV programı değildi. Ye Zhou’nun istediği şey duygulardı ama ebeveynleri sadece menfaat istiyordu. Duyguları menfaat karşılığında takas etmek, Ye Zhou’nun samimiyetini zedelemekten başka bir şey değildi.

Ç/N: Yani önünde daha bir sürü gün var sabredersen kabullenirler demek istiyor.

Ye Zhou’nun iki eli çenesini destekledi. Ye Heng’e baktı ve “Birden bir abimin olmasının gerçekten güzel olduğunu hissettim.” dedi.

Ye Heng bir an şaşırdı, sonra uzandı ve Ye Zhou’nun alnına hafifçe vurdu. “Sonunda fark ettin.”

Ye Zhou hiç acımayan alnına dokundu ve kıkırdadı, “Bunu uzun zaman önce fark etmiştim.”

Zamanı geldiğinde Ye Heng, Ye Zhou’yu doğrudan havaalanına götürdü.

Ye Zhou tekrar A Şehrine döndüğünde gerçekten bir gerçek dışılık duygusuna sahipti. Öğleden sonra ailesiyle tartışmayı yeni bitirmişti ve göz açıp kapayıncaya kadar tanıdık yere geri dönmüştü.

“Ye Zhou.”

Önündeki kişiyi sadece bir haftadır görmemişti ama Ye Zhou uzun zamandır ayrı olduklarını hissetti. Shang Jin’den önce koştu ve ondan yarım metre uzakta durdu. “Ben…”

Shang Jin kaşlarını çattı ve eliyle nazikçe yüzüne dokundu.

Ye Zhou’nun yüzü dışarıdaki soğuk rüzgardan dolayı zaten biraz uyuşmuştu, bu yüzden Shang Jin tarafından dokunulsa bile fazla bir şey hissetmiyordu. Shang Jin’in ifadesine bakan Ye Zhou konuşma niyetini erteledi. Boynunu büzdü ve “Önce geri dönelim.” dedi.

Geceleri havaalanının dışında çok az insan vardı. Shang Jin, Ye Zhou’nun elini tutup onu otoparka götürdü. Arabaya bindiklerinde Shang Jin parmaklarıyla Ye Zhou’nun çenesini tuttu, arabanın ışığını kullanarak yanağına tekrar baktı.

“Önemli değil. Yarına kadar iyi olacak.” Shang Jin’in onu yanlış anlamasından endişelenen Ye Zhou, “Annem çok ani vurdu ve ben bunu beklemiyordum. Yoksa kesinlikle kaçardım. Ayakta durup insanların bana vurmasına izin verecek kadar aptal mıyım?”

“Aptal değil misin?” Shang Jin, Ye Zhou’nun soğuk yüzünü öptü, onu serbest bıraktı ve emniyet kemerini bağlayarak arabayı çalıştırdı. “Ye Dage’dan annen sinirliyken dışarı çıktığını duydum. Aptal mısın, değil misin? Bir şeyler yaparken stratejiye dikkat etmelisin. Bazen çok zeki oluyorsun, bazen de ölesiye aptal.”

Ye Zhou fısıldadı, “Demek Gege beni sana ispiyonladı.”

Shang Jin homurdandı. Tabii ki bu, Ye Heng’in Ye Zhou’yu ondan önce azarlamaya dayanamamasındandı, bu yüzden Shang Jin’e bunları anlatmıştı.

Kiraladıkları daireye dönen Ye Zhou, Shang Jin’in ayrıldığına dair hiçbir işaret olmadığını gördü ve “Eve gitmeyecek misin?” diye sordu.

Sırtı ona dönük olan Shang Jin, yumurtaları yumurta pişiricisine koydu ve kayıtsızca “Burası da evim.” dedi.

Ye Zhou’nun kalbi aniden aşırı derecede düzensizdi…

Ertesi gün Ye Zhou telefondaki seslerle uyandı. Döndü ve Shang Jin’in telefonda fısıldadığını duydu. Diğeri telefonu kapattıktan sonra Ye Zhou yüksek sesle sordu, “Kimdi o?”

“Babam öğlen birlikte yemek yememizi söyledi.” Shang Jin bir kazak giymişti, saate baktı ve “Dage öğleden sonra üçte havaalanına varacak.” dedi.

“Evet, onu öğle yemeğinden sonra alalım.”

Shang Jin dolaptan ceketini aldığında aniden bir şey hatırladı ve “Dage çoktan 30 yaşında değil mi? Neden hâlâ bir kız arkadaşı yok?”

“Ben de garip buluyorum. Sonuçta yetenekli ve yakışıklı. Nasıl bu kadar uzun süre A Şehri’ndeyken onu bir kadınla yakın yürürken bile görmedim?” Ye Heng ile karşılaştırıldığında, küçük kardeş olarak Ye Zhou biraz daha hızlıydı.

“Onu gördüğünde sorarsın. Çabuk kalk. Birazdan dönüyoruz.”

Tabii ki Yeni Yılı ilk kez Shang Jin’in evinde geçireceklerken çok geç kalamazlardı. Ye Zhou meyveyi ve sütü ziyaret yerine kadar taşıdı.

“Amca, Teyze, Yeni Yılınız Kutlu Olsun.”

“Yeni Yılın Kutlu Olsun.”

“Zhou Zhou Gege, Mutlu Yıllar!” Shang Youyou, hoplayıp zıplayarak geldi ve Ye Zhou’nun bacağını tuttu, ona gülümseyerek başını kaldırdı.

Shang Jin eşyaları Ye Zhou’nun elinden aldı. Ye Zhou, Shang Youyou’ya sarılıp “Küçük prenses, Yeni Yılın Kutlu Olsun.” dedi. Cebinden küçük kırmızı bir zarf çıkardı ve “Bu senin için, küçük prensesin yeni yılının sağlıklı ve güvenli geçmesini diliyorum.” dedi.

Shang Youyou doğrudan onu eline aldı ve “Teşekkürler Zhou Zhou Gege!” dedi.

Shang Youyou ile bir süre oynadıktan sonra küçük kız Qin Fei tarafından alındı. Ayrılmadan önce Qin Fei, Ye Zhou’ya kırmızı bir zarf verdi. Bu Ye Zhou’yu biraz utandırdı. Çoktan büyümüştü, kırmızı zarfı kabul etmeye nasıl cüret ederdi. Ama onun aksine Shang Jin sakince, “Kabul et.” dedi.

“Ailenin meselesini biliyorum.” Shang Qingping gazeteyi bıraktı, Ye Zhou’ya baktı ve “Bazen ebeveynlerin de uyum sağlamak için zamana ihtiyacı olur.” dedi.

Ye Zhou başını salladı ama aslında bunu içten içe kabul etmemişti. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen ebeveynlerinin köklü fikirlerinin değişmesi zordu. Tıpkı geçmiş yirmi yıl gibi hâlâ sıralamanın çok önemli olduğunu düşünüyorlardı.

“Çekilecek bir şey değil.” Shang Qingping gazeteyi katladı ve sehpanın üzerine attı. “Shang ailesinin bir çocuğu olarak, lisansüstü okulu bitirdikten sonra istersen okumaya devam edebilirsin. Ya da okumak istemiyorsan aile işini devralabilirsin…”

Shang Jin, Shang Qingping’in sözünü kesti, “Hayatımızı istediğin gibi düzenleme.”

Shang Qingping mahcup bir şekilde, “Sana sadece bir yol öneriyorum, hepsi bu. Ayrıca, şirketimi devralmazsan kime bırakılacak?”

Shang Jin, Yeni Yıl boyunca bir anlaşmazlık yaşamak istemedi. Babasının sağlığı şimdi çok iyiydi. İstifa etmek isteseydi en az on ya da yirmi yıl sonra olurdu.

Birkaç kişi birlikte oturdu ve güncel olaylar hakkında konuştu. Saat 11:30’da Qin Fei onları öğle yemeğine çağırdı.

Ye Zhou’yu son derece seven biri olarak Shang Youyou, Ye Zhou’nun yanında oturmakta ısrar ederken Shang Jin, Shang Youyou’nun diğer tarafında oturuyordu. İki oğlan ortadaki küçük prensesin işaret ettiği tabakları alarak beklediler.

Ye Zhou, Shang Youyou’ya baktığı için yemeğe konsantre olamasa da ruh hâli evde olduğundan çok daha iyiydi.

Öğle yemeğinden sonra Ye Zhou, kardeşinin A Şehrine gelmesine daha zaman olduğunu gördü, bu yüzden oturma odasının bir köşesine oturdu ve oyuncaklarıyla oynaması için Shang Youyou’ya eşlik etti. Yanlarındaki tablette Shang Youyou’nun en sevdiği animasyon açıktı.

Oyunun yarısında Shang Youyou aniden ayağa kalktı ve bir şey aramak için oturma odasının etrafında bir daire çizdi. Kapının önündeki saksıya koştu, diz çöküp bir çiçek aldı. Sonra küçük eli arkasında, utangaç bir şekilde Ye Zhou’nun önüne yürüdü ve başı aşağıda kıkırdadı.

Ye Zhou neler olup bittiği konusunda emin değildi.

Ve Shang ailesinin kanepedeki babası ve oğlu da Shang Youyou’nun hareketlerini anlamadılar.

Shang Youyou elini çıkardı ve çiçeği uzattı. “Zhou Zhou Gege, seninle daha sonra evlenebilir miyim?”

Ye Zhou biraz şaşırmıştı.

Shang ailesinin babası ve oğlunun yüzleri aynı anda karardı.

Düğün marşı tablette oynamaya başladı. Ye Zhou video içeriğine baktı ve anında fark etti. Gülümsedi ve “İlk kez evlenme teklifi alıyorum. Çok mutluyum.”

Shang Youyou’nun çiçek açan gülümsemesi daha da parlak hâle geldi.

“Ama bu doğru değil.” Shang Jin, Ye Zhou’nun arkasından yürüdü. Yerde oturan Ye Zhou’ya bakarak eğildi ve onun sol elini tuttu. Sağ elindeki bir şeyi hızlıca Ye Zhou’nun eline geçirdi ve ardından diğerinin elini orijinal yerine geri koydu.

Shang Youyou kaşlarını çattı ve “Ama Zhou Zhou Gege ile bir aile olamam. Sadece evlenerek bir aile olabiliriz.”

Shang Jin çömeldi ve “Kim öyle söylüyor? Zhou Zhou Gege benim ailem. Sen de benim ailemsin. O zaman Youyou ve Zhou Zhou zaten bir aile, yani başka bir şey yapmanıza gerek yok.”

Küçük prenses Shang Youyou, her zamanki gibi kandırıldığını hissetti, ancak çürütmenin bir yolunu bulamadı. Onay için Ye Zhou’ya baktı. “Öyle mi?”

O sırada karşı tarafın beyni yüzük parmağındaki sıcaklık yüzünden çoktan boşalmıştı. Shang Youyou kendine gelmeden önce tekrar sordu. Sakinmiş gibi davranıp “Tabii ki, uzun zamandır bir aileyiz.” dedi.

Shang Youyou sadece o zaman pes etti.

Shang Jin, Shang Youyou’nun başına dokundu ve Ye Zhou’ya, “Dage yakında gelecek. Hadi havaalanına gidelim.”

Ye Zhou saate bile bakmadı ve ayakkabılarını değiştirmek için çıldırmış şekilde girişe gitti.

Shang Jin onu takip edip Shang Qingping’e veda etti. İki adam birlikte dışarı çıktılar.

Asansör bodrum katına geldi, sessiz park yerinde neredeyse hiç kimse yoktu.

Ye Zhou, Shang Jin’in bir adım arkasındaydı ve bir şey söyleyeceğini düşünerek ona baktı. Ancak Shang Jin, Shang Jin’di: Kimse onun kadar sakin olamazdı.

Bodrumdaki loş ışıktan geçerken yüzük parmağında parıldayan ışığı hâlâ görebiliyordu. Ye Zhou, umursamaz suçluya bir bakış attı, kendini tutamadı ve onu tekmeledi.

Shang Jin’in gri yün gömleğine hemen bir ayak izi damgası vuruldu.

Shang Jin’in dönüp “Şiddet kullanma.” demekten başka seçeneği yoktu.

Ye Zhou elini önüne koydu ve bir açıklama için acı bir şekilde yüzük parmağındaki şeyi işaret etti.

“Aslında dün sana vermek istemiştim.” Shang Jin elini tuttu ve onu yavaşça park yerine doğru götürdü. “Ye Zhou, izin ver birlikte bir ev kuralım. Bu evin sahibi sen ve ben olalım. Kimse bizi bu evden kovamaz. Bu ev sadece ikimize ait. Birimiz ayrıldığında, ev artık yuva olmaz.”

Ses düşer düşmez Ye Zhou, kalbinde kaynayan binlerce duyguyu hissetti.

Ye Zhou parmaklarını kaydırarak on parmağının birbirine geçmesine izin verdi.

“Yüzüğü ne zaman aldın?”

“Dün.”

Ye Zhou başını eğdi ve dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Dün evden kovuldu ve bugün Shang Jin ona bir ev verdi.

Büyürken belki de her iki insan da haksızlığa uğradı ve ikisi de bundan şikayet ettiler. Bugüne kadar Ye Zhou aniden bu adaletsizliklere maruz kaldığı için mutlu oldu: Limondan sonra gelen çilekli şeker gibi, tatlılık kalbinin derinliklerine indi.

Ye Zhou yumuşak bir sesle, “Teşekkür ederim.” dedi.

Shang Jin, “Değiştir.” diye homurdandı.

“Seni seviyorum.”

“Ben de.”

Son.

ETTILH’i tamamen bitirdik? Okuyan ve yorum yapan herkese çok teşekkürler?

Hoşçakalın!

Etiketler: novel oku Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4, novel Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4, online Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4 oku, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4 bölüm, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4 yüksek kalite, Everyone Thinks That I Like Him [Novel] Extra 4 light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X