Çevirmen: Ari
Yuan Yuan’ın A şehrinden dönmesinden iki gün sonra, Xiao De ve Olivia da T şehrine dönmüşlerdi. Bu sefer eğlenebilecekleri yerlere direkt uçuş olmadığı için uzun süre orada kalmadılar.
Oraya gittiklerinde her gün güneşlenmişlerdi. Artık T şehrinde kar yağmak üzereydi ve hava o kadar soğuktu ki herkes donuyordu. Bu yüzden aceleyle dönüş bileti rezervasyonu yaptılar.
Xiao De, Chen Dong Lan’a son birkaç gündür ona baktığı için teşekkür etmek amacıyla akşam yemeği ısmarlamak istediğini söyledi.
Bu Xiao De’nin tarzı değildi ve dikkatlice sorduktan sonra, Chen Dong Lan’ın üvey babasının ona böyle yapmasını söylediğini öğrendi. Ayrıca, Chen Dong Lan’ı akşam yemeğine götürdüğü restoranın fişini geri getirmezse, arabasının debriyajına basamayacak hâle gelene kadar dövüleceğini söylemişti.
Ağabeyi olarak Chen Dong Lan’ın ilk tepkisi reddetmek oldu. Ama Xu Amca’nın niyetini öğrendikten sonra kabul etti.
Yakın olmadıkları için bunun formalite olarak yapılması gerekiyordu.
O gece yemek yedide ayarlanmıştı bu yüzden Chen Dong Lan’ın acelesi yoktu. İşten sonra her zamanki gibi sebze almaya gitti, sonra yemek yaptı.
Yuan Yuan onunla birlikte sebzeleri yıkıyordu. Chen Dong Lan’ın sadece bir kase pirinç pişirdiğini fark ederek şüpheyle sordu, “Neden sadece bir kişi için yemek yapıyorsun?”
Chen Dong Lan henüz Yuan Yuan’a söylememişti. “Kardeşim geri döndüğü için bugün dışarıda yemek yiyeceğiz.”
Yuan Yuan başını salladı. “Kaçta? Seni oraya götüreceğim.”
Chen Dong Lan doğal bir şekilde “Gerek yok.” dedi.
Yuan Yuan çaresizdi. Onun kadar inatçı olamazdı.
Saat sekize yaklaştığında Chen Dong Lan paltosunu giydi. “Dışarı çıkıyorum.” diyerek ayrılmaya hazırlandı. Yuan Yuan havanın soğuk olduğunu hatırladı ve bir atkı almak için odaya gitti. Doğrudan Chen Dong Lan’a yürüdü, omzundan tuttu ve atkıyı boynuna doladı.
Chen Dong Lan’ın yüzünün yarısı yün atkıya gömülmüştü, sadece bir çift göz görülebiliyordu ve o kadar boş bir ifade vardı ki gülünçtü.
“Bir daha üşütme.” Yuan Yuan, atkıyı çenesinin altına bastırarak düzeltmesine yardım etti.
Bunun yerine Chen Dong Lan başını eğdi ve yüzünün yarısını gizleyerek atkıyı tekrar yukarı çekti. “Teşekkürler…”
Çıkmak için kapıyı açtığında neredeyse eşiğe takılıyordu.
Chen Dong Lan soğuk rüzgarda yürüdü ama yüzü oldukça sıcaktı. Restoranda Xiao De ve Olivia ile buluştuğunda bile tamamen normale dönmemişti.
“Ge.” Onu görünce Xiao De’nin dudakları bir gülümsemeyle yukarı kalktı. İyice paketlenmiş bir kutuyu ona doğru itti. “Oradayken Ge için bir şeyler aldık. Olivia seçti ve senin beğeneceğini söyledi.”
Xiao De o kadar düşünceli biri değildi ve Chen Dong Lan, Xu Amca’nın niyetinin bu olduğunu biliyordu. Reddetmedi, kutuyu kabul etti. “Teşekkürler. Zahmet etmişsin.”
Olivia, Xiao De’ye sarıldı ve tatlı bir şekilde, “Gege aç ve bak,” dedi.
Açıkçası Chen Dong Lan, Olivia’yı pek sevmiyordu ama sonuçta o Xiao De’nin kız arkadaşıydı. Kibarca, “Önce yemek yiyelim. Yemeğimizi bitirdikten sonra bir göz atacağım. Teşekkürler.”
Olivia somurttu ama bir şey söylemedi.
Bu sefer Xiao De ve Olivia yine ithal içki sipariş ettiler. Chen Dong Lan her zamanki gibi sadece su sipariş etmek istedi ama Olivia, Chen Dong Lan’ın menüsünü tuttu ve gülümseyerek, “Bu restoranın bir tür ünlü meyve suyu olduğunu biliyorum. Gege’nın sipariş vermesine yardım edeceğim.”
Onun bu kadar hevesli olduğunu gören Xiao De, abisine iyi niyet göstermeye çalıştığını düşündü ve o da peşinden gitti. “Çok iyi. Ge, senin için sipariş vermesine izin ver.”
Chen Dong Lan, Olivia’nın coşkusunun garip olduğunu hissetti ama Xiao De bunu desteklediği için başını salladı ve kabul etti. “Seni rahatsız etmem gerekecek.”
Olivia mutlu bir şekilde menüye baktı. Onu çok mutlu gören Xiao De’nin yüzünde de kocaman bir gülümseme vardı.
Chen Dong Lan, endişelerinin gitmesine izin vermekten kendini alamadı. İlişkiler böyleydi. Dışarıdan gelenler bir şeyin ne kadar uygunsuz olduğunu düşünürse düşünsün, ilgili taraflar bundan hoşnut olduğu sürece, diğerlerinin eleştirmeye hakkı yoktu.
Birkaç dakika sonra garson, Chen Dong Lan’a meyveli koku yayan bir bardak portakallı içecek getirdi. Soda gibiydi ama ne olduğunu bilmiyordu.
Yemek yerken Xiao De aniden sordu, “Ge, hiç annemi ve babamı ziyaret etmeyi düşündün mü?”
Chen Dong Lan, bu soruyu Xiao De’nin mi yoksa annesi ve üvey babasının mı sormak istediğinden emin değildi. Ama onları lisenin üçüncü yılından beri görmemişti ve gelecekte de görmenin gereksiz olduğunu düşünüyordu.
“İşle çok meşgulüm, bu yüzden korkarım ki gidecek zamanım yok.”
Xiao De buna inanmış gibi görünmüyordu. “Şirketinin yıllık izni yok mu? Üç gece olmasa da bir gün kalman yeter.”
“İki gün seyahat etmek zorundayım, bu benim için çok yorucu olur. Annem ve Xu Amca’yla bu durumda buluşmak iyi olmaz.” Chen Dong Lan içecekten bir ağız dolusu yudumladı ve kasıtlı olarak konuyu geçiştirdi. “Çoktan mezun oldun. Şimdi ne yapacaksın?”
Ağabeyinin sorusu onu utandırdı. İşi hakkında soru sorduğunu duyunca, onun hakkında konuşmayı daha da zorlaştırıyordu. “Grubumuz için hâlâ hazırlık yapıyoruz.”
Müzik okumuştu ve üniversite yıllarında arkadaşlarıyla birlikte bir gruptaydı. Bir işi varmış gibi görünüyordu ama aslında bunu takılmak için bir bahane olarak kullanıyordu ve gerçekten hiçbir şey yapmıyordu.
Chen Dong Lan bu yüzden utandığını bilmiyordu, cesaret verici bir şekilde, “Bu iyi. Aynen böyle devam et.” dedi.
“Tamam…” Xiao De isteksizce konuyu değiştirmek istedi ama Chen Dong Lan’ın iyi görünmediğini fark etti.
“Ge, yüzün neden bu kadar kırmızı?”
Chen Dong Lan elini alnına koydu. Çok sıcak hissediyordu. “Biraz öyle gibi görünüyor.”
Bir süredir başı dönüyordu ama loş ışıklar yüzünden olduğunu düşünerek pek umursamamıştı.
Xiao De başını salladı ve geçiştirdi.
Birkaç dakika sonra rahatsızlığı giderek yoğunlaştı ve Chen Dong Lan başını ellerinin arasına alarak kaşlarını çattı.
Olivia’nın gözleri büyüdü ve kıkırdadı. “Gege’nın kafası gitmeye başladı.”
“Ne?” Xiao De hatırladı ve Chen Dong Lan’ın yarı bitmiş portakallı içeceğini alarak koklamak için burnuna götürdü. “Via, bu bir meyve suyu değil. Alkollü.”
Olivia neşeyle güldü. “Evet, bu restoranın meşhur alkollü içkisi çok aldatıcıdır. Daha önce içemeyenler alkollü olduğunu anlayamaz. Üstelik yüzdesi de düşük değil.”
Xiao De ciddi görünüyordu. “Via, Gege’dan özür dile.”
Olivia onun kağıttan bir kaplan* olduğunu biliyordu ve gülmeye devam etti. “Üzgünüm, Gege. Senden içtenlikle özür dilerim.”
Ç/N: Gerçekte korkunç olmayıp kendini korkunç gibi göstermeye çalışmak.
Chen Dong Lan kaşlarını çattı, baş ağrısı ve baş dönmesi iyice kötüleşmişti, Olivia’nın sözlerini anladığını bile ifade edemedi.
Chen Dong Lan’ın kızgın olmadığını, aksine rahatsız olduğunu görünce Xiao De biraz endişelendi. “Ge, alkole alerjin mi var?”
Chen Dong Lan başını salladı.
Xiao De rahat bir nefes aldı. “Bu…”
“İyi” kelimesi çıkmadan önce bir gümbürtü duydu ve Chen Dong Lan masaya yığıldı.
“Ge!” Xiao De oturduğu yerden fırladı ve Olivia şok oldu.
Chen Dong Lan az önce kafasını vurduğu için biraz ayılmıştı. Dik oturmak istedi ama yapamadı. “Xiao De, üzgünüm… Önce eve gitmem gerek.”
Xiao De onu tuttu. “Peki. Seni eve götüreceğim.” Olivia’dan kartıyla faturayı ödemesini istedi ve fişi saklaması gerektiğini hatırlattı.
Chen Dong Lan eve yalnız gidemeyeceğini biliyordu, bu yüzden reddetmedi.
“Şeyde yaşıyorum…” Chen Dong Lan sanki bir ders kitabı okuyormuş gibi adresini okudu, sonrasında hissettiği rahatsızlıktan ötürü bir daha ses çıkarmadı.
Olivia hesabı çabucak ödedi ve güçlükle ikisi Chen Dong Lan’ı yarı taşıyarak yarı destekleyerek taksiye bindiler.
Ev restorana çok uzak değildi. Taksi varmadan önce sadece on dakika kadar yol almıştı. Ama bu kadar kısa sürede bile Chen Dong Lan pencerenin önünde uyuyakalmıştı ve uyandırılamıyordu.
Xiao De, Chen Dong Lan’ın hangi katta oturduğunu bilmiyordu, bu yüzden Olivia’dan sürücüye fazladan para ödemesini istedi ve bir süre beklemesini istedi. Chen Dong Lan’ın bir arkadaşıyla yaşadığından bahsettiğini hatırlıyordu bu yüzden cebindeki telefonunu aradı ve kayıt kısmına baktı.
Başta abisinin oda arkadaşını bulmadan önce birçok arama yapması gerektiğini düşündü, ancak Xiao De telefon kayıtlarına baktı ve çok uzun bir süre boyunca Chen Dong Lan’ın sadece kendisiyle ve “Yuan Yuan” adında bir kişi ile iletişim kurduğunu gördü, bu yüzden doğrudan Yuan Yuan’ı aradı.
Durumu açıklar açıklamaz Yuan Yuan telefonu kapatmıştı. İki dakika içinde taksinin önünde belirdi.
“Merhaba…” Xiao De, Yuan Yuan’ı gördü ve onu dikkatle selamladı.
Yuan Yuan onu görmezden gelerek doğrudan Chen Dong Lan’ı kontrol etmeye gitti. Gerçekten de, telefonda söylendiği gibi bilinçsiz kalana kadar içmişti. Kırmızı yüzü pencereye dönüktü, solukları kısa fakat hızlıydı. Uykuya mı dalmıştı yoksa bayılmış mıydı belirsizdi.
“Bir bardak içse bile sarhoş olur. Kardeşi olarak bunu bilmiyor musun?” Yuan Yuan, Xiao De’ye komuta etti. “Onu ben taşıyacağım. Sen yardım et.”
Xiao De utandı ve Chen Dong Lan’ı kaldırmasına yardım etti.
Onu sırtında sabitledikten sonra, Yuan Yuan’ın gergin ifadesi sonunda biraz rahatladı ve korkmuş Olivia’nın ruh hâli normale döndü.
“Onu geri getirdiğin için sağol.” Yuan Yuan uzaklaşmadan önce Xiao De kendini dışarı attı ve aceleyle onu takip etti.
Yuan Yuan ona baktı. “Yardıma ihtiyacım yok. Geri dönebilirsin.”
Xiao De kendini suçlu hissetti. “Rahat hissetmeden önce Ge’nın iyi olup olmadığını görmem gerekiyor.”
Yuan Yuan hafifçe kaşlarını çattı, iki saniye tereddüt etti ama reddetmedi.
Xiao De, Olivia’ya talimat vermek için döndü, “Via, otele geri dön ve beni bekle.”
Sadece bir cümle söylemek için dönmüştü ama Yuan Yuan çoktan uzaklaşmıştı. Xiao De yetişmek için hızla koşmak zorunda kaldı.
Chen Dong Lan sırtındayken Yuan Yuan onun sıcak ve nemli nefesindeki alkolün tatlı kokusunu hissedebiliyordu.
Başta çok kızgındı ama şimdi kalbi yumuşamıştı. Uzun boylu olmasına rağmen Chen Dong Lan’ı taşımakta pek zorluk çekmiyordu.
Gerçekten… bir dakika bile rahatlayamıyordu ve sürekli onu izlemek zorundaydı.
Eve girdikten sonra Yuan Yuan onu yatağa yatırdı ve Xiao De’den ayakkabılarını çıkarmasına yardım etmesini istedi. Islak bir havlu almaya gidip Chen Dong Lan’ın yüzünü sildi.
Havlu soğuk suyla ıslatılmıştı. Alnına her dokunduğunda başını hafifçe çevirip mızırdanıyordu.
Xiao De, Chen Dong Lan’ın ayakkabılarını çıkardı ve beceriksizce sordu, “Bu… bunları nereye koymalıyım?”
Yuan Yuan kapıyı işaret etti ve “İçinde terlikler olan bir ayakkabı rafı var. Ayakkabılarını değiştirip oraya koyabilirsin.”
Xiao De, başını eğip çizmelerine baktı ve daha da garip hissetti.
Ayakkabılarını değiştirdikten sonra Chen Dong Lan’ın odasına geri döndü. Yuan Yuan başucunda oturmuş onunla ilgileniyordu. Xiao De kendini gereksiz hissetti ama öylece dönüp gidemezdi. Başında durmuş, abisini sıkıntı içinde izliyordu.
“Xiao De, sana böyle diyebilir miyim?” Yuan Yuan aniden onunla konuştu.
Artık Yuan Yuan az öncekine göre çok daha arkadaş canlısı görünüyordu ve bu Xiao De’yi rahatlattı. “Evet, peki ben nasıl hitap etmeliyim?” Bunu söyledikten sonra onun adını zaten bildiğini hatırladı, “Sana Yuan Ge diyeceğim.” dedi.
Yuan Yuan, “…”
Bu gerçekten Chen Dong Lan’ın kardeşi miydi?
Öksürdü. “Kardeşin bir gece dinlendikten sonra iyileşecek. Artık gidebilirsin.”
Xiao De başını salladı, ayrılmak için acelesi yoktu. “Bir süre kalacağım.”
İsim alışverişinden sonra Xiao De rahat bir nefes aldı ve rahatladı. Artık burada kalmaktan rahatsız hissetmiyordu. Chen Dong Lan’ın odasına baktı ve kalbini bir aşinalık hissi doldurdu.
Aslında, ağabeyini daha iyi tanımak istediği bir zaman olmuştu. O sırada Chen Dong Lan lisedeydi ve o da ortaokula yeni başlamıştı. Ailesi, yurtdışına gitmenin temellerini atmak için onu her gün okumaya zorluyorlardı. Bu yüzden çok isyankardı. Chen Dong Lan bir hafta içinde onunla bir cümleden fazla konuşmuyordu, gözleri soğuk ve gizemliydi. Böylece ağabeyinin odası, keşiflerinin hedefi haline geldi. “Gege’nın odasında saklanan şey.” bilmek istediği sır oldu.
Şimdi sekiz yıldan fazla bir süre sonra bile, bir kez hatırladığında tekrar yaklaşmaya cesaret edemeyen o meraklı çocuk hâline gelmişti.
Xiao De, Chen Dong Lan’ın elleri ve ayakları düzgünce yerleştirilmiş bir şekilde uyuduğunu gördü ve gülmekten kendini alamadı. “Gege eskiden de böyleydi. Uyumadan önce hangi duruştaysa, uyandığında da o duruşta olurdu. O zamanlar yatağı tek kişilik olmasına rağmen iki kişiye bile yeterdi. Ellerini ve ayaklarını her zaman yorganın altına sokar, bir yumru gibi kıvrılır ve yatağın her iki yanında çok fazla boşluk bırakırdı.”
Xiao De hiç durmadan hatırladı, Yuan Yuan’ın duymak istiyormuş gibi göründüğünü görünce tek nefeste devam etti.
“Aslında Ge’nın odasında özel bir şey yoktu. Garip bulduğum tek şey kitaplığıydı. Sosyal bilimler ve popüler bilim kitaplarıyla doluydu. Ama beklenmedik bir şekilde orada bir şiir koleksiyonu vardı ve bu aşk şiirlerinden oluşuyordu ‘Portekizce Sonnet Koleksiyonu’ adını her zaman hatırlamışımdır.”
Yuan Yuan dışarıdan herhangi bir tepki vermedi ama içten içe şaşırmıştı. Chen Dong Lan’ın okuduğu türden kitapların ne kadar sıkıcı olduğunu biliyordu. Birlikte yaşamaya başladıklarından beri sadece kimya kitapları okumuştu ve onunla tamamen uyumsuz olan aşk şiirleri koleksiyonu bir yana, hiçbir edebi esere dokunmamıştı.
Xiao De ayağa kalktı ve Chen Dong Lan’ın kitaplığında onu aradı. “Ge lisedeyken üç yıl boyunca o şiir koleksiyonunu çok göze çarpan bir yere koymuştu. Hâlâ etrafta olup olmadığından emin değilim.” Kitapları en üst raftan aşağıya doğru karıştırdı, kapakları hasarlı birçok eski kitap gördü ve sonunda rafın köşesinde “Portekizce Sonet Koleksiyonu”nu buldu.
Şaşkınlıkla kitabı çıkardı ve Yuan Yuan’a verdi. “Bak, gerçekten bu aşk şiirleri kitabını okuyordu. Ge’nın onu bu kadar uzun yıllar elinde tutacağını düşünmemiştim.”
Yuan Yuan almadı. O ve Chen Dong Lan, başlangıçta kararlaştırılan şekilde birbirlerinin kişisel eşyalarına asla dokunmamışlardı. Ama Xiao De’nin aynı fikirde olmadığı açıktı. Chen Dong Lan’ın kapalı dolabını karıştırmazdı ama açık kitaplıktan eski bir kitap çıkarmayı da önemli bulmuyordu.
Yuan Yuan almadığı için Xiao De onu ellerine vermeye zorlamadı. Şiir koleksiyonunu bir kenara bıraktı ve diğer kitapları büyük bir ilgiyle taradı.
Eski şiir koleksiyonu Yuan Yuan’ın hemen önündeydi ve daha önce okuduğu versiyonlardan farklıydı. Yarı merakı ve yarı okuma sevgisi tarafından yönlendirilen Yuan Yuan, sonunda kitabı aldı ve incelemeye başladı.
İçindeki sayfalar sararmıştı ve açıldığında eşsiz bir eskilik kokusu yaydı. Yuan Yuan sayfaları çevirirken, gazete kupürü içeren bir sayfada aniden durdu.
Chen Dong Lan tarafından eklenmiş bir şey miydi?
Yuan Yuan kupürü çevirdi. İçindekileri okuduktan sonra kalbi çılgınca çarpmaya başladı ve kitabı sertçe kapattı.
Parmak uçları titredi.
Eskiliğinden dolayı oldukça hassas hâle gelen bir gazete kupürüydü.
Gri mürekkep ve blok harfler vardı.
Gazete kupürü onun ve Chen Dong Lan’ın ortaokulundan kalmaydı ve okul içinde yayınlanan bir okul gazetesindendi. Kesilen kısım Yuan Yuan ile ilgiliydi. Ortaokulun ikinci yılında okul sporları karşılaşmasında dört yüz metre rekorunu kırmıştı. Okul gazetesinin o sayısında, çok küçük bir alanda, onun podyumda dururken çekilmiş bulanık bir resmiyle haber yapılmıştı.
O yıl ki bölüm açıkça onunla ilgiliydi, ama buna fazla dikkat etmemişti. Fakat başka biri onu kesip aşk şiirleri koleksiyonuna saklamıştı.
Burada bazı şeyler açık bir şekilde ortadaydı.
Dünyada ender bir fırsatı bekleyen pek çok şey vardı. Bir kez kaçırıldığında, sonsuza kadar beklemeye alınırdı.
Ama bir kez başladı mı, kontrol edilemezdi.
Yorum