Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 29. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***29. Kısım***
“Bundan sonra kendine daha iyi bak.”
“Ah, hm.” Koi başını salladı ama çöp kutusuna atılan ekmek için duyduğu üzüntüyü göz ardı edemedi. ‘Bu bir israf, küflü kısmı çıkarsaydım onu yiyebilirdim.’ (ÇN: Arkadaşlar küflü bir yiyeceğin küflü olmayan kısmında da larvalar vardır yani bir yerinde gördüyseniz yemeyin.)
Pişmandı ama artık çok geçti. Kısa süre sonra Koi’nin aklı başka düşüncelerle doldu. “Peki sen iyi misin? Çok acıkmış olmalısın.”
Aynen öyleydi. Ashley midesi küçülecek kadar acıkmıştı ama hâlâ yapacak işleri vardı.
“Daha da önemlisi burada ne yapıyorsun? …Bu saatte.”
Hemen bir bilet alıp gitmesi gerekiyordu ama ağzından çıkan başkaydı. Koi, için için inleyen Ashley’den tamamen habersiz, hızla cevap verdi.
“Dönem başında olduğumuz için çok meşgulüm. Daha önce özel aktivitelere ya da gönüllü faaliyetlere katılmak için vaktim olmamıştı…”
Devamındaki kelimeler sanki utanmış gibi silinip gitti. Ashley de başını salladı ve geçiştirdi. Bu saatte Koi ile okulda karşılaşmayı hiç beklemediği için şaşırmıştı ve nasıl tepki vereceğini bilememişti. Belki de aç olduğu içindi. Yine de sinirleri bozulmak yerine giderek yatıştı. Üstelik Ashley kahkahalara boğulacakmış gibi hissediyordu bu yüzden dudaklarının kenarlarını aşağı doğru zorladı ve kendini tutmak için elinden geleni yaptı.
‘Çabucak bir bilet alıp gitmeliyim. Bu en mantıklısı.’
“İki bilet.”
“Ne?” Koi gözlerini kırpıştırıp ona baktı. Ashley her kelimeyi heceleyerek tekrar konuştu.
“Bilet, lütfen. Hoş, geldin, partisi, için.”
“A-Ahh.” Sonunda anlayan Koi başını salladı. Ashley hızla kasaya koşacağını düşünmüştü ama Koi duraksadı ve oradan ayrılmadı. “Affedersin…Üzgünüm ama bitti.”
“Ne?” Bu kez Ashley anlayamadı. Koi derin bir nefes aldı, verdi ve ardından daha net bir ses tonuyla konuştu. “Hepsi satıldı. Yani artık hiç bilet kalmadı.”
Ashley hiçbir şey söylemeden ona baktı. Onun hareketsiz durduğunu ve gözünü dahi kırpmadığını gören Koi içten içe endişelendi.
Birkaç saniye sonra Ashley sert bir sesle konuştu. “Hiç biletin kalmadı mı?”
Koi, sanki bastırdığı öfkesi patlamış gibi bir anda çıkan ses karşısında irkildi ve güçlükle başını salladı.
“Hı-hımm…. son iki bilet kısa bir süre önce satıldı. Yaklaşık yarım saat önce…”
Koi kekeleyerek durumu gereksiz ayrıntılarla açıklamaya başladı.
“Sanırım 10. sınıftaydı ve kız arkadaşıyla gideceğini söylemişti. Biletlerin tamamının tükendiğine dair oraya bir yazı koymam gerekirdi ama şu anda burada kimse olmayacağından, kapatmadan önce asmayı düşünüyordum. Kusura bakma, geleceğini bilseydim satmazdım… Henüz almadığını hiç düşünmemiştim. Üzgünüm.”
Defalarca özür diledi ama bu hiçbir şeyi değiştirmedi. İhtiyacı olan tek şey özür değil, bir biletti. Ashley’i normal hayatına döndürecek bir bilet.
Ancak plan daha başından ters gitmişti. Koi’yi bir daha görmemeye karar vermekten bilet almaya kadar hiçbir şey planlandığı gibi gitmedi. Üstelik çok açtı.
‘Neler oluyor tanrı aşkına?’
Ashley bir eliyle gözlerini kapattı ve acıyla inleyerek başını geriye eğdi. Sadece bir hoş geldin partisi için neden böyle bir hayal kırıklığı yaşıyordu
“…Haa.”
Birkaç saniye daha geçtikten sonra Ashley nihayet gerçeği kabul etti. Cevap vermek hiç de zor değildi. Gerçek basitti. Başı beladaydı.
Ashley geri çekildi, çantasını taktı. Ve bu lanet okuldan çıkmaya hazırlandı.
“Görüşürüz Koi.” Vedalaşıp arkasını döndü.
O ana kadar ürken Koi aniden bağırdı. “Bir dakika bekle, Ash!”
Ashley bu sefer bozuk süt verip vermeyeceğini merak ederek arkasına döndüğünde Koi cebinden bir şey çıkarıp uzattı.
“Al bunu.”
“…Bu da ne?” Bunu garip bir ses tonuyla söylediğinde Koi tek kelime etmeden kağıdı Ashley’e uzattı. Ashley isteksiz bir ifadeyle kağıdı aldı ve katlanmış yerleri tek tek açtı. Önce parti kelimesini, sonra tarihi, sonra da hoş geldin kelimesini gördü.
Katlanmış her kısım açıldığında Ashley’nin ifadesi yavaş yavaş değişti. Koi ifadesindeki değişimi sevinçle izledi. Sonunda tüm bileti açtığında Ashley ona şaşkın bir yüzle baktı.
“Bu da nereden çıktı?” Ashley’nin sorusu üzerine Koi gururlu bir yüzle gülümsedi.
Ashley öfkesini bastırıp “Her şeyin satıldığını söylemiştin. Bu da nereden çıktı? Benimle dalga mı geçiyorsun?” diye sorduğunda Koi gülümsemesi hiç değişmeden cevap verdi. “Bana hediye olarak verildi.”
“Hediye mi?”
“Evet.” Koi başını salladı. “Bay Bacon, kafeteryaya yardım ettiğim için teşekkür ederken bunu bana verdi.”
“Bunu sana verdi.”
“Evet.” Koi, Ashley’nin sözlerine ürkek bir şekilde karşılık verdi. “Kız arkadaşım yok ve giyecek kıyafetim de.” Dürüstçe itiraf etti ve olabildiğince sakince konuştu. “Yani bunu senin alman çok daha anlamlı olacak.”
“Hayır, bekle, bekle bir dakika.” Kafası karışan Ashley bir elini uzatıp sözünü kesti. “Şu anda anlamıyorum. Hediye olarak aldığın şeyi bana mı vereceksin? Boşu boşuna?”
“Evet elbette.” Koi bu çok normal bir şeymiş gibi başını salladı. “Eğer senin içinse, bu boşuna değil.”
“…”
Ashley hiçbir şey söylemeden ona baktı. Ardından gelen sessizlikten utanan Koi kulaklarını oynatarak konuştu.
“Bak, ekmeğin bozulduğunu gerçekten bilmiyordum. Özür dilerim.”
Ashley mırıldandı. “Bu kadar yeter.”
Sesi konuşmak için sanki kendini zorlamış gibi çıkmıştı ama aklına daha fazlası gelmiyordu. Koi’nin bileti ona kendi isteğiyle vereceğini hiç düşünmemişti. O sadece Ashley’e bir şey vermek istiyordu.
‘Karşılığında hiçbir şey almadan.’
Ashley ağzını açtı. Koi’nin gözleri parlayarak onun bir şey söylemesini bekledi.
“…Benim için bir şeyler yapmayı bu kadar çok mu seviyorsun?”
Koi tereddüt etmeden soruyu yanıtladı. “Tabiki de.”
Ashley tekrar sordu. “Neden?”
Koi bu kez de hızlıca cevap verdi. Ancak o an Ashley için çok yavaş geçti.
Koi ışıldayan gözlerle, kocaman bir gülümsemeyle ve sevinçten kızaran yanaklarla “Çünkü senden hoşlanıyorum.” dedi.
Ashley sanki bir şey çarpmış gibi sersemledi. Kalbi dibe çökmüşte, sonra tekrar yukarı çıkmış gibiydi. Ardından nabzı deli gibi atmaya, yanakları ısınmaya, kulaklarında havai fişekler patlamaya başladı, titreme parmak uçlarına kadar yayıldı. O an sanki uçuyormuş gibi hissetti.
‘Ah.’ Artık gerçeği daha fazla inkar edemeyeceğini fark etti.
‘Onu seviyorum.’
Başta ona duyduğu his sempatiydi. ‘Peki bu duygu ne zaman bu kadar değişti?’
Ashley düşündü. ‘Belki hâlâ ona sempati duyuyorum.’
Ama Ashley bunun bir yalan olduğunu çok iyi biliyordu. Çünkü kalbinin sempatiden dolayı böyle atması mümkün değildi.
Aniden yüzüne hüzünlü bir gülümseme yayıldı.
Bir süreliğine Koi’den uzak durmanın saçma bir fikir olduğunu düşündü.
Düşündükçe daha da saçma gelmeye başladı. Herkes Koi’nin erkek olduğunu biliyordu. Bu doğal bir gerçekti.
‘Ama ne olmuş yani?’
‘Hızla atan kalbim, heyecanlı nefeslerim ve titreyen gözlerim sadece sana odaklanmış durumda.’
Uzun bir sürenin ardından Ashley ağzını açtı. “…Koi.”
Koi hemen tepki verdi. “Evet?”
Söyleyeceklerinin tek kelimesini bile kaçırmamak için dikkatle dinlediği açıkça görülüyordu. Ashley’nin dudakları kendiliğinden aralandı.
“Benimle gitmek ister misin? Hoş geldin partisine.”
“N-ne?” Koi şaşkınlıkla bağırdı. Ashley gerçekte bir seri katil olduğunu itiraf etse bu kadar şaşıramazdı. Koi gözleri fal taşı gibi açık bir şekilde önce geri adım attı sonra ileri adım attı.
“Benimle hoşgeldin partisine mi gitmek istiyorsun?”
“Evet.” Ashley başını salladı. “Eğer gideceğin başka biri varsa…”
“Hayır, yok. Benim için öyle biri olamaz! Ben Connor Niles’ım!”
“Biliyorum.” Ashley kahkahayı patlattı. Koi yüzü utançtan kızarmasına rağmen söylemesi gerekeni kararlılıkla söyledi.
“Ashley Miller bunu zaten biliyor olabilir ama Connor Niles hayatında onun gibi birine hiç sahip olmadı.”
“Bu harika.”
Koi düşünmeden tekrar sordu. “Ne?”
Yanlış duyduğumu sanmıştı. Ama Ashley yüzünde bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti. “Hayatının geri kalanında sadece bana ihtiyacın var.”
Yorum