Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 1. Kitap Bölüm 13: Kaybetme Korkusu
Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE BÖLÜM 13: KORKU
***8. Kısım***
Hastane oldukça sessizdi. Josh diğer korumalarla birlikte boş koridorda bekliyordu. Chase’in kaldığı odaya sadece menajeri, Laura ve korumaların başı girebiliyordu.
Hastaneye götürüldüğü yol boyunca Chase gözlerini bir kez bile açmamıştı. Bilinci tamamen kapalıydı, zayıfça nefes alması dışında ölmüş gibi görünüyordu. Elbette böyle bir şey yoktu. Josh mental olarak kendini toparlayıp gerekirse kalp masajı yapmak için yanına elektroşok cihazı bile almıştı. Arabada onun yanında giderken aklından binlerce düşünce geçti. Ama bunların arasında aklından geçen en güçlü düşünce Chase’in kanlar içindeki haliydi.
Şükür ki bilinci kapalıyken bir daha kan kusmadı.Tek sorun bu süre boyunca gözlerini bir kez bile açmamış olmasıydı.
Sonunda hastaneye vardıklarında Chase’i hemen acile götürdüler. Etrafını saran onca doktora ve yapılan her türlü teste rağmen Chase hala tepkisizdi.
Josh aklından geçirdiği olumsuz düşüncelerden dolayı kendine küfrediyordu fakat aklından geçen bu düşünceler azalmadan devam ediyordu. Chase’in solgun yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. Aynı şey tüm vücudunu kaplayan kanlar için de geçerliydi.
‘Tanrım, belki de vücudundaki tüm kan dışarı aktı.’
“Haa.” Josh iç geçirerek elini alnına koyduktan sonra titrediğini fark etti. ‘Sorun değil, doktorlar bir şeyler yapacaktır.’ Aynı sözleri kendi kendine tekrarladı ve Kendini bir kez daha teselli etti. ‘Sorun yok çünkü hastanedeyiz. Her şey yoluna girecek, yakında kendine gelecek.’
‘En kısa sürede.’
“Josh.”
Kendisine seslenildiğini duyan Josh irkildi, başını kaldırdığında karşısında Mark’ı buldu. Çattığı kaşlarında endişenin izi vardı. Mark, dalgınlıkla gözlerini kırpıştıran Josh’a “Yorgun musun? Çok şaşırdın mı?” diye sordu.
“Ne? Ah… Hayır, biraz.” Josh inkar etmeye çalıştı ama kekelemesine engel olamadı. Mark sanki bunu bekliyormuş gibi kaşlarını çattı ve ağzını açtı.
“Bu şekilde tepki verdiğine göre, sanırım C çok kötü durumdaydı. Laura sana kaç kişinin ağladığından bahsetti mi? Travma terapisine ihtiyaçları olabileceğini duydum.”
İnsanların bir filmde değil, gerçek hayatta böyle kanayan ve bayılan birini görmesi pek sık rastlanan bir şey değildi. Chase bir anda kanlar içinde yere yığılmışken travmadan bahsetmek çok normaldi.
Ama Josh’un durumu farklıydı. Koruma olmadan önce askerdi ve pek çok iğrenç ve perişan olaya tanık olmuştu. Gözlerinin önünde biri kanlar içindeyken üzülse bile şaşırması ya da paniğe kapılması mümkün değildi. Josh her durumda soğukkanlı olmaya alışkındı. Kasıtlı olarak soğukkanlılığını korumaya çalışmasa bile, böyle bir olayla karşı karşıya kaldığında duygularını yok sayıp ve harekete geçmek için eğitilmişti.
‘Ancak.’ Josh tekrar ellerine baktı. İlk bakışta hiçbir sorun yokmuş gibi görünüyordu ama bakışlarını odakladığında ellerinin hafifçe titrediğini görebiliyordu. Bunu fark ettiğinde sırtından aşağı bir ürperti geçti.
“Hala baygın mı?”
Josh cevap vermek yerine başka soru sorduğunda, Mark hastane odasının kapısına baktı ve başını salladı.
“Evet. Muhtemelen bir değişiklik olsaydı bunu hemen anlardın.”
Söylediği gibi, içeride herhangi bir değişiklik olduğuna dair bir iz yoktu. Chase gözlerini açmış olsaydı Laura hemen doktoru çağırırdı. Ama etrafın hâlâ bu kadar sessiz olması sağlık durumunda bir değişiklik olmadığı anlamına geliyordu.
‘Hah,’ Josh derin bir iç çekti. Hastane odasının kapısı uğursuz bir sessizlik içinde açılma belirtisi göstermedi ve zaman geçmeye devam etti.
*
*
Yarım günden fazla bir süre sonra Chase kendine geldi. Bu sırada korumalar, Laura’nın onlara ayarladığı hastanenin yakınındaki bir otelde dinleniyorlardı, vardiya değişikliği nedeniyle hastaneden ayrılmaktan başka seçeneği olmayan Josh, otele geldikten sonra uyuyakalmıştı ancak sabahın erken saatlerinde gelen telefonla hızla hastaneye doğru yola çıktı.
“Josh.”
Laura, Josh’u sanki dinlenirken hastaneye çağırılan oymuş gibi yorgun bir yüzle selamladı.
“Dinlenirken seni çağırdığım için kusura bakma. Bay Miller seni görmek istiyor… Ona mesai saati dışında olduğunu söylesem de dinlemedi. Sanırım Bay Miller sana çok güveniyor.”
“Sorun değil.”
Neyse ki Laura, Chase’in Josh’u neden çağırdığına dair kendi sonucuna varmış görünüyordu. Steward’ın muayenehanesinde ikisi arasında geçen konuşma büyük bir dönüm noktası olmuştu. O günden sonra, birlikte yalnız vakit geçirdiklerinde ya da Chase Josh’u çağırdığında pek şüphe duymadan onları yalnız bırakıyorlardı. Her halükarda, bu yanlış anlaşılma iyi bir şekilde sonuçlanmıştı, bu nedenle Josh bunu düzeltme zahmetine girmedi.
Josh hızla yürürken, onu hastane odasına götüren Laura kapıda durup ağzını açtı.
“Bu semptomlar için başvurabilecek doktorların sayısı sınırlı ben de Steward’la iletişime geçtim… Mümkün olan en kısa sürede gelip muayene olmasının iyi olacağını söyledi. Bay Miller kabul edip etmemeye seninle görüştükten sonra karar vereceğini söyledi.”
Josh kaşlarını çattı ama hiçbir şey söylemeden elini kaldırıp kapıyı iki kez çaldı. Laura kapıyı açana kadar sessizce ona baktı. Bir süre sonra odaya adım attığında, Laura kapı kapanmadan hemen önce yavaşça fısıldadı. “Steward’ın muayenehanesine gitmek için hazırlık yapacağım.”
Josh şaşkınlıkla sordu. “Bu saatte mi?”
Saat gece yarısını geçmişti ve onu muayene etmeyi teklif etmiştiler, bu bir yandan iyi bir şeydi ama öte yandan tedirgin ediyordu. Laura sakince cevap verdi.
“Steward çoğu zaman bütün gece laboratuvarda kalıyor. Bay Miller dışında başkaları da sıklıkla acil tıbbi tedavi görüyor.”
‘Muhtemelen Baskın Alfalardan bahsediyorsun.’ Josh sessizce başını salladıktan sonra kapıyı kapattı. Kapıya sırtını dönmeden önce tatlı koku onu karşıladı. Josh vücudunu saran feromonların tatlı kokusuyla yavaşça başını çevirdiğinde yatakta yatan Chase’i gördü.
Büyük cam pencereden giren ay ışığı Chase’in solgun yüzünü ortaya çıkardı. Josh’un kalbi bir anlığına sıkıştı. Birdenbire kanlar içindeki hali gözlerinde canlandı.
‘Hiç bu kadar korktum mu?’
Josh olduğu yerde durdu ve hareket edemedi. Mayınlarla gömülü tehlike bölgesinden geçerken bile şimdiki kadar gergin değildi. İlk kez birini kaybetme korkusu yaşamıştı. Aynı zamanda Chase’in onun için ne anlama geldiğini de öğrenmişti.
Alışkın olmadığı bu duyguya karşı ne tepki vereceğini bilemiyordu ancak Chase aniden hareket etti.
‘Ah.’
Kapalı olan göz kapakları yavaşça kalktı ve gözbebekleri yavaş yavaş ortaya çıktı. Mor gözleri daha da koyulaşmış, neredeyse siyaha dönmüştü. Odaklanmak için birkaç kez gözlerini kırpıştırırken, Josh kaşlarını çatıp sessizce izledi.
“Joshua.” Kuru dudaklarından her zamankinden daha kısık bir ses çıktı. Boğuk ses Josh’un kalbinin daha da acımasına sebep oldu. “Hımm.” Josh boğazını temizledi ve yatağa doğru yürüdü. Chase hareket etmeden Josh’a baktı.
Josh sonunda yatağın yanında durdu ve Chase’e baktı. Chase karşısında kansız ve solgun bir yüzle yatıyordu. Josh güçlükle yutkundu, boğazının kuruduğunu hissetti. Yavaşça elini kaldırdı, Chase’in yanağına götürdü. “Chase.”
“Laura’yla ne yapıyordun?”
Sormak üzere olduğu ‘İyi misin?’ sözleri yarıda kesildi. Josh, çatlayan bir sesle konuşan Chase’in kan çanağı olmuş gözlerini geçte olsa fark etti.
“…Ne?”
“İkiniz konuşuyordunuz, her şeyi gördüm o yüzden yalan söyleme.”
Chase cümlesini bitirir bitirmez öksürmeye başladı. Şaşıran Josh hızla etrafına bakındı. Su bulmak için döndüğünde aniden Chase kolundan tuttu. Josh refleks olarak başını çevirdiğinde Chase’in şiddetle öksürdüğünü ve bileğini inanılmaz bir güçle tuttuğunu gördü. Sanki yeniden kan kusacakmış gibi şiddetli bir şekilde öksürmeye devam etse de, sıkıca Josh’un bileğini tutuyordu.
Josh “Sana su getirmeye çalışıyordum.” dedi ama Chase öksürdüğü için karşılık veremedi. Cevabı, sıkıca tuttuğu elinden yeterince açıktı. O kadar sert sıkıyordu ki Josh bileğindeki kan akışının durduğunu ve ellerinin uyuştuğunu hissetti. Sonunda Josh tekrar arkasını dönüp yatağın kenarına oturdu. Chase ancak onun kendisini bırakmayacağından emin olduktan sonra tutuşunu gevşetti. Yine de bu Josh’un gitmesine izin verdiği anlamına gelmiyordu ama ölümcül bakışları biraz olsun yumuşamıştı. Josh bunu gördü ve acı acı gülümsedi.
Başını eğerek “Acıyor.” dedi ve dudaklarını öptü. Tatlı feromon kokusuyla birlikte hafif bir ilaç kokusu da almıştı. Josh, dudaklarını araladı.
“İyi misin? Neden birdenbire böyle oldun?” Sonrasında şaka yollu bir şekilde ekledi. “Laura’yla beni kıskandığın için kan kusmadığına eminim.”
“…”
Chase hiçbir şey söylemedi. Tek yaptığı Josh’un bileğini tutan elini tekrar sıkmaktı. Josh istemsizce kaşlarını çattı, “Sadece şaka yapıyorum” dedi ve konuşmaya devam etti.
“İşle ilgili konuşuyorduk… Eğer benimle konuşan herkesi kıskanırsan ve her seferinde kanarsan, kısa sürede ceset haline gelirsin.”
Josh bileğini kaldırdı ve bileğini kolundan ayıracak kadar sıkı tutan Chase’in elinin üstünü öptü. Dudaklarını bastırıp bakışlarını indirip Chase’e bakarak muzip bir şekilde ekledi.
“Eğer ölürsen bana artık müdahale edemeyeceksin. Pitt’in yeni bir anne ya da babası olsa bile.”
Chase’in anında bembeyaz olduğunu ve gözlerinin genişlediğini gören Josh hemen sözlerini düzeltti. “Şaka yapıyorum, sadece hastalanmamanı söylüyorum.”
Chase hâlâ solgun bir yüzle ve inanamayan gözlerle Josh’a bakıyordu. Josh eğer onu olduğu gibi bırakırsa onun kan kusup tekrar bayılacağını düşündü.
‘Yine de kıskançlıktan böyle olması çok saçma.’
“Ne dediğimi duydun mu? Gidip Steward’a görünmelisin.” Hızla ses tonunu değiştirdi ve ciddi bir şekilde konuştu. “Başkasıyla konuştuğumu görmek istemiyorsan bir an önce iyileşmen lazım. Önce sebebin ne olduğunu öğrenmemiz gerekiyor.”
Chase inat etmeye devam etti, sesi çatlıyordu. “…Büyütülecek bir şey yok.”
Ancak sesi o kadar kısıktı ki anlaşılması güçtü ve yüzü eskisinden daha da solgundu. Josh, böyle devam ederse gerçekten bir şeyler olacakmış gibi hissetti.
“Neyin olduğunu öğrenmek için Steward’a muayene ol. Tek yolu bu.”
Josh da onunla görüşmesi konusunda isteksizdi ama Laura’nın söylediği gibi Chase’in mevcut durumuyla ilgilenecek tek kişi oydu. Chase de artık inat edecek bir durumda olmadığının farkındaydı, bu yüzden susmaya devam etti. Josh sanki onu rahatlatmak istercesine alnına dökülen saçlarını geriye attı. Bir an için açıktaki alnına baktı ve dürtüsel olarak onu öptü.
“İyi olacaksın.”
Josh’un tesellisine karşılık Chase hiçbir şey söylemedi. Elini boynunun arkasına koyup onu kendine çekti. Josh, Chase’in gergin olduğunu ancak dudakları buluşunca fark etti.
“Seninle olacağım, Chase.” Josh dudaklarını öptükten sonra alnını alnına bastırdı. “Asla yanından ayrılmayacağım. O yüzden endişelenme.”
Yine de Chase’in ifadesi değişmedi. Odasından bu şekilde çıkarsa Chase yine yalnız kalacaktı ve Josh konusunda gergin hissedecek, türlü türlü her şeyler hayal edecek ve çılgınca bir endişe duyacaktı.
Sessizce ona bakan Josh ağzını açtı. “Chase, seni işaretlememi ister misin?”
Bu sözler üzerine Chase’in gözleri genişledi. Josh, genişleyen gözlerinde üzüntüyü ve güzelliği aynı anda gördü. Chase bir an için ne tür bir ifade takınması gerektiğini bilemedi. Josh alçak sesle konuşmaya devam etti.
“Seni işaretlersem hayatım boyunca başka kimseyi işaretleyemem. Ta ki ikimizden biri ölene dek.” Bir anlık duraksamanın ardından Josh muzip bir şekilde ekledi. “Ne düşünüyorsun? O zaman rahatlar mısın?”
O zamana kadar konuşmayan Chase ağzını açtı. “…Gerçekten yapacak mısın?”
Josh, inanmayan bakışları karşısında acı bir şekilde gülümsedi. “Aslında bunu evlendikten sonra yapmayı planlamıştım… ama yapacak bir şey yok. İşareti saklamanın birçok yolu olmalı. İşaretleri olan Alfa ve Omega aktörler çekimleri olduğunda kapatıyorlar, değil mi? Düğünümüzü çekimler bittikten sonrası için yavaş yavaş planlamak daha iyi olur çünkü iş her şeyden önce gelir.”
Chase hâlâ büyülenmiş gibi bir ifadeyle “Gerçekten senin için sorun değil mi?” diye sordu.
Josh omuz silkti. “Biriyle her konuştuğumda kan kusarsan bu çok zor olur.”
Chase bir süre konuşmadı. Gözünü bile kırpmadan Josh’a baktı. Ancak Josh, mor gözlerinin yavaş yavaş koyulaştığını açıkça görebiliyordu. Chase ağzını açtı ama ses çıkaramadı. Dudaklarını diliyle birkaç kez ıslattıktan sonra nihayet konuşabildi.
“…Seni seviyorum Joshua.” Chase bunu çatlak ve boğuk bir sesle söyledikten sonra ağzını kapattı. Ama bu kadarı yeterliydi. Josh başını eğdi ve dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ben de seni seviyorum, Chase Miller.”
Kalbi Chase’in üstüne çıkmayı isteyecek kadar hızlı atıyordu ama yumruklarını sıktı ve kendini tuttu. Bunun yerine dudaklarını ayırdı ve hafifçe gülümsedi.
************************************************************************************************
Selam ballar ♥
Bu bölümü çevirirken gerçekten üzüntü duydum. Chase’in hastaneye kaldırılması kanlar içinde yatması ve birbirlerine duyduğu aşk yürek burkucu. Tabi yazarın hastane fantezisine değinmeden geçmemek gerek. Tüm karakterlerini hastaneye yatırmaya bayılıyor bu kadın.
Bu canım serimin yan hikayesine artık final vermek için büyük heyecan duyuyorum ama hızlı olmakla aramdaki ilişki ters orantılı olduğu için fazla da bir şey diyemiyorum. Bir aksilik çıkmazsa haftaya iki bölüm birden yayında olacak. O zamana dek mutlu bir hafta diliyorum ♥♥
Yorum