Koyu Switch Mode

Limited Possession [Novel] 11. Bölüm

A+ A-

Çeviren: Ari


Evlendikten sonra Tu Yan elindeki tüm işleri durdurdu.

Özel bir nedeni yoktu. Açıklamak zorunda olsaydı bu konuyu üç aşamalı sınıflara ayırmalıydı. İlk başta, çalışmak için havasında değildi. Kim evliliğe zorlandıktan sonra kameralara hiçbir şey olmamış gibi gülümseme havasında olurdu ki? Daha sonra ise onu ne yapacağına tamamen şaşırtan Gu Chenbai ile tanıştı. Bu kişinin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu gözlemlemek yarım ay sürdü; çalışmak aklına bile gelmedi.

Artık Gu Chenbai’nin iyi bir adam olduğunu bildiğine göre, işe geri dönebileceğini söylemek mantıklıydı ama yine de biraz tereddütlüydü: Gu Chenbai’yi boşanma anlaşmasını imzalamaya zorlamıştı ve dayanılmaz bir şekilde zorbalık etmişti. İşe geri dönerse herhangi bir şeyi filme almak iki ila üç ay sürecekti. Eve döndüğünde evlilikleri uzun sürmeyecekti, o zaman Gu Chenbai büyük bir kayıp yaşamaz mıydı?

Bu yüzden Gu Chenbai ona sorduğunda biraz dinlenmek istediğini, filme geri dönmek istemediğini söyledi. Gu Chenbai’nin ağzı, “Tamam, sana kalmış.” dedi ama gözlerindeki mutluluğu gizleyemedi.

Tu Yan düşündü: Gu Chenbai neden bu kadar aptal? Çoktan 26 yaşında ve hâlâ platonik bir lise öğrencisi gibi davranıyor, kim bilir neler peşinde.

Bugün çok şiddetli yağmur yağıyordu. Tu Yan yağmurlu günlerde hep uykulu hissederdi. Oyun oynarken başını yatak başlığına yaslamıştı ama göz kapaklarını daha fazla açık tutamıyordu. Telefonunu bıraktı ve bir süre uyudu. Uyandığında saat 18:30’du ve acıkmıştı, bu yüzden “Gu Chenbai,” diye seslendi ama kimse cevap vermedi.

Garip olduğunu düşündü. Terliklerini ayağına geçirerek yataktan kalktı, çalışma odasının kapısını iterek açtı ve Gu Chenbai’nin etrafta olmadığını fark etti.

Gu Chenbai eve gelmemiş ve hatta onu aramamıştı. Bunu yapması hiç mantıklı değildi. Gu Chenbai’nin yürüme yeteneği rahatsızlık verdiği için genellikle Hua Sheng ofisine gitmezdi. Gitmesi gerekiyorsa bile öğleden sonra saat 17.00 civarında eve dönerdi. Ayrıca Gu Chenbai, Tu Yan’a bir çocuk gibi bakıyordu, birkaç dakika geç kalsa bile ona söylerdi. Asla böyle yapmazdı, bir arama veya mesaj bile yoktu.

Tu Yan telefonunu aldı ve arama kayıtlarını karıştırıp tekrar tekrar Gu Chenbai’den gelen arama olup olmadığını doğruladı. Dışarıda sağanak yağmur yağıyordu. Tu Yan tarif edilemez bir şekilde paniğe kapıldı.

Tekrar tekrar tereddüt etse de Gu Chenbai’nin numarasını çevirdi. Sonuç olarak, yarım dakika boyunca kimse bip sesine cevap vermedi. Tu Yan bir şeylerin ters gittiğini hissetti, bu yüzden Gu Chaocheng’i aradı ve ona Gu Chenbai’nin işten ne zaman çıktığını sordu.

Gu Chaocheng öfkeyle, “Kocanın işten ne zaman çıkacağını bile bilmiyor musun?” dedi.

Gu Chaocheng’in sesini duymak Tu Yan’ı rahatsız ediyordu ama onunla tartışamazdı. Ne de olsa o, Tu Feihong’un alacaklısı ve Gu Chenbai’nin ağabeyiydi. Hakaretlerini yuttu ve öfkesini bastırdı, zar zor sakinleşerek konuştu, “Henüz eve gelmedi ve telefonuna ulaşamıyorum, o yüzden sana sormak için aradım.”

Gu Chaocheng dondu, “Chenbai henüz eve gelmedi mi? Ama saat beşten önce ayrıldı, asansöre binişini izledim.”

Telefonu kapattıktan sonra Tu Yan, Gu Chenbai’nin şoförünü aradı. Sürücü, “Genç Efendi Gu, bazı kek malzemeleri almak için süpermarkete gitmek istediğini söyledi. Onu dışarıda bekliyordum ama evde acil bir şey çıktı ve ilgilenmem için geri dönmem gerekiyordu, bu yüzden önce benim ayrılmama izin verdi. Daha sonra taksiye bineceğini söyledi. Sorun nedir? Genç Efendi Gu henüz eve dönmedi mi?”

Tu Yan bu sefer gerçekten paniklemişti. Gu Chenbai’nin gittiği süpermarketi not etti, paltosuyla maskesini aldı, kapının yanındaki şemsiyeyi kaptı ve dışarı çıkıp yağmura daldı.

Gu Chenbai’nin figürünü gözden kaçırmaktan korktuğu için her iki tarafa da bakarak evden toplu konutun kapısına kadar koştu. Çok hızlı koşuyordu ve üstelik bir maske takıyordu, kısa sürede nefesi kesildi. Yoldan geçen birinin onu tanımasına aldırmadan maskesini çıkardı.

Süpermarketin yiyecek bölümüne koşarken etrafına baktı, sonra bir süre girişte bekledi ama Gu Chenbai’yi göremedi.

Kalbi düştükçe düşüyormuş gibiydi.

Aniden gerçekten korkmuş hissetti. Bilinmeyen bir korku duygusu hızla ona saldırdı.

Yağmura tekrar dalıp kayıtları izlemek için sitenin güvenlik odasına geri dönmek üzereyken tanıdık bir figür gördü.

Gu Chenbai çok uzakta olmayan bir otobüs durağında oturuyordu. Paltosu yağmurdan sırılsıklam olmuş, şemsiyesi yanına yerleştirilmiş, saç tutamları alnına dökülmüştü. Yine de çok dik oturuyordu ve hiç de zor bir durumdaymış gibi görünmüyordu.

Etraftaki insanlar aceleyle koşuyorlardı, yağmur herkesin dengesini bozmuştu. Rüzgarın ıslık sesleri ve insanların bağırışları iç içe geçmiş, kulak zarlarını deliyordu. Yalnızlık temalı bir film sahnesi misali bu dünya tarafından terk edilmiş gibi sadece Gu Chenbai sessizdi.

Tu Yan ona doğru yürüdü.

Şemsiyeyi Gu Chenbai’nin başına tuttu. Gu Chenbai’nin tepkisi yarım kalp atışı kadar yavaştı. Başını kaldırdığında gözlerindeki ifade hafiften ağıra döndü, sonra aniden biraz canlılık eklendi. “Tu Bao, burada ne yapıyorsun?” dedi.

Tu Yan ancak o zaman Gu Chenbai’nin yüzünün ne kadar solgun olduğunu fark etti.

Ona soğuk bir şekilde baktı, “Telefonun nerede? Neden aramalarıma cevap vermedin?”

Gu Chenbai hemen cevap vermedi. Önce gözlerini yere indirdi, sonra Tu Yan’ın boyun eğmez bakışlarına alttan bakmak zorunda kaldı. Dudakları kıpırdadı ve sonunda utanarak gerçeği söyledi, “Telefonum su birikintisine düştü ve alırken biraz yavaştım, şimdiyse açamıyorum.”

Tu Yan’ın burnu sızladı. Ağzı, “Ne kadar aptalca,” dedi ama yine de elini Gu Chenbai’ye uzattı ve “Eve gidelim.” dedi.

Gu Chenbai elini tutup ayağa kalkarken vücudu aniden biraz sallandı. Tu Yan daha sonra koltuk değneğinin orada olmadığını fark etti.

“Az önce süpermarketten çıktığımda bir çocuk tarafından çalındı. O zaman çok fazla insan vardı, ben de geri çekildim. Onu aramadan önce kalabalığın azalmasını beklemek istedim ama bulamadım.”

Gu Chenbai konuşurken sanki yanlış bir şey yapmış gibi aşağı bakmaya devam etti.

O susar susmaz, Tu Yan arkasını dönüp uzaklaştı. Gu Chenbai arkasından seslendi ama diğerlerinin dikkatini çekmekten ve Tu Yan’ın tanınmasından korktuğu için hemen sessizleşti.

Tekrar oturdu ve bu yağmurun ne zaman duracağını merak etti. Durduğunda bile eve geri yürüyemeyebilirdi. Ancak birkaç dakika içinde Tu Yan’ın kendi arabasını sürerken kavşakta durduğunu gördü. Arabadan indi ve tek kelime etmeden bir şemsiye ile ona doğru yürüdü, sonra Gu Chenbai’nin kolunu omzuna koyarak ağırlığını onun üzerine vermesine izin verdi, “Yürüyebilir misin?”

Gu Chenbai, “Evet,” dedi.

Tu Yan bir elinde şemsiyeyi tutmak ve aynı zamanda Gu Chenbai’nin desteği olmak zorundaydı, bu yüzden yürümesi zordu. Gu Chenbai utanarak, “Tu Bao, neden yağmurun durmasını beklemiyoruz——” dedi.

“Hayır, konuşma, birazdan arabada olacağız.”

Bu nedenle, Gu Chenbai adım adım arabaya doğru yürürken dişlerini gıcırdatarak ağzını kapattı. Tu Yan şemsiyeyi Gu Chenbai’nin eline tutuşturdu ve arabanın kapısını açmak için eğildi. Gu Chenbai neredeyse düşüyordu, kafası az kalsın kapı çerçevesine çarpacaktı. Tu Yan elini yavaşça uzattı, engellemesine yardım etmek istedi ama başaramadı.

Gu Chenbai yerleştikten sonra Tu Yan arabanın kapısını kapattı ve sürücü koltuğuna doğru yürüdü.

Yandaki otobüste birinin onu meraklı bir ifadeyle izlediğini belli belirsiz hissedebiliyordu. Sebepsiz yere sinirlendi, gözlerindeki hançerle ürpertici bir bakış attı ve kişi hemen korkuyla başını çevirdi.

Eve geldiklerinde Gu Chenbai üşütmemek için aceleyle Tu Yan’ı duş almaya götürdü. Tu Yan soğuk bir bakışla sırılsıklam Gu Chenbai’yi banyoya itti ve ona sinirle baktı, “Kendine dikkat et!”

Gu Chenbai duvar tarafından desteklenirken durdu, ifadesi biraz karmaşıktı. Yumuşakça konuşurken ses tonu da biraz tuhaftı, “Tu Yan, özür dilerim, sana rahatsızlık verdim.”

Tu Yan duraksadı ve Gu Chenbai’ye inanamayarak baktı.

“Her zaman kendime çok güvenirim, yani her şeyi yapabilirim.” der demez, Gu Chenbai arkasını döndü ve kendi duşuna girdi.

Tu Yan, kapının yanındaki ayakkabı dolabındaki alışveriş poşetlerini gördü, içinde tiramisu malzemeleri vardı.

Daha dün rastgele söylemişti ve Gu Chenbai bugün yağmur yağmasına rağmen satın almak için dışarı çıkmıştı, hatta kendini bu hâle sokmuştu.

Aslında Gu Chenbai çok gururlu bir insandı. Gururunun kelimeler ve eylemlerle süslenmesine gerek yoktu. Tu Yan’a alçakgönüllülükle davranıyor olsa bile, Tu Yan onu sadece kandırdığını, ona bir çocuk gibi davrandığını ve öz saygısını gerçekten düşürmediğini hissedebiliyordu.

Ancak şimdi fiziksel engeli için özür diliyordu.

Tu Yan için sorun çıkardığını düşünmüştü.

Tu Yan kalbinde gazlı bir içecek patlamış gibi hissetti, ekşi ve acıydı, bu şişlik onu hasta hissettirdi.

Ne diyeceğini bilemediği için sadece ısrarla Gu Chenbai’yi banyoya doğru iterek duş alması için ısrar etti, sonra odasına koştu ve pijamalarını almasına yardım etti.

Tu Yan kendi banyosunda duş aldıktan sonra odasından çıktı ve önce iki paket yemek sipariş etti. Daha sonra Gu Chenbai’nin odasına gitti ve Gu Chenbai’nin yatağında oturup telefonuyla uğraştığını gördü.

Tu Yan elinde kuru bir havlu tutarken ona doğru yürüdü. Tu Yan’ın geldiğini hisseden Gu Chenbai telefonunu bıraktı. Tu Yan ağzını açmadan önce havluyu kollarına attı, ardından yatağına tırmandı, yorganı kaldırdı ve oturdu. Sakin bir ifadeyle, “Kafamı sil,” diye emretti.

Gu Chenbai afallamıştı, birkaç saniye sonra ancak kendine gelebildi. Havluyu açtı ve nazikçe kurutmadan önce Tu Yan’ın saçına örttü.

Tu Yan tek kelime etmeden Gu Chenbai’ye yaslandı. Kısa bir pijama takımı giyiyordu, çıplak bacağı yanlışlıkla Gu Chenbai’nin dizine değdi. Hemen geri çekmedi ve Gu Chenbai de kıpırdamadı. Atmosfer, Tu Yan’ın havayı dolduran duş jeli kokusuyla yavaş yavaş belirsizleşiyordu.

“Hâlâ telefonunu açamıyor musun?”

“Mn.”

“Gu Chaocheng telefon satmıyor mu? Yarın bir tane göndermesini iste,” Tu Yan başını kaldırdı, kirpikleri havalandı, “Bu telefonda önemli şeyler var mıydı?”

Gu Chenbai, “Mn, senin birçok resmin var,” dedi.

Tu Yan kıkırdadı. Gu Chenbai havluyu bıraktı ve ardından sessizce Tu Yan’a baktı. Uzun bir süre sonra, “Aslında daha önce fiziksel kusurlarım yüzünden kendimi asla aşağılık hissetmedim. Ama bugün, orada görünmez olmayı diledim çünkü beni darmadağın hâlde görmeni istemezdim——”

Gu Chenbai sözünü bitirmeden önce Tu Yan ona sarıldı.

Tu Yan’ın kucaklaması küçüktü ve yeterince sıcak değildi.

Ama inisiyatif alması bile tüm sözleri yenmişti.

Etiketler: novel oku Limited Possession [Novel] 11. Bölüm, novel Limited Possession [Novel] 11. Bölüm, online Limited Possession [Novel] 11. Bölüm oku, Limited Possession [Novel] 11. Bölüm bölüm, Limited Possession [Novel] 11. Bölüm yüksek kalite, Limited Possession [Novel] 11. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X