Çevirmen: Mave
Bölüm 4
Yuder’in de ikinci bir cinsiyeti vardı. O bir Omega’ydı. Süvari birliğine kabul edilene kadar bu durum ortaya çıkmamıştı ancak birkaç ay sonra aniden kendini göstermeye başlamıştı.
Yıllar içinde, Yuder’e Omega olduğu için küçümseyerek bakan sayısız insan olmuştu. Uyandırılmışlar arasında, onu asla lider olarak kabul etmeyenler vardı.
Ancak onu açıkça Süvari birliğinden atamamalarının sebebi, herhangi bir Alfa’dan daha güçlü olması ve ne kızgınlık döngüsü yaşayan ne de koku yayan tek Omega olmasıydı.
Yine de Yuder, bu kadar güçlü olmasına rağmen, Omega’lara yönelik olan ayrımcılığı ve suçları tamamen engelleyememişti.
‘Yine aynı zamanlarda mı ortaya çıkacak?’
İkinci cinsiyetini henüz uyandırmamış olanlar, başkalarının ikinci cinsiyetini de fark edemezdi. Bu yüzden Yuder, Gakane’nin ve onunla konuşan kızın ikinci cinsiyetlerinin ortaya çıkıp çıkmadığını bilemiyordu.
“Şey… Yeteneğimizi açıklarken aynı zamanda göstermemiz de gerekiyor mu?”
“Gerekmiyor gibi görünüyor.”
Tam emin olmasalar da, kızın ifadesi Gakane’nin sözlerini duyunca daha da ciddileşti.
“Bu büyük bir problem…”
“Neden?”
“Yeteneğim… yani, biraz hazırlık gerektiriyor. Sonuçları da hemen görünmüyor.”
“Böyle bir yetenek mi var? Çoğu yetenek, büyü ya da kılıç kullanımı gibi, doğrudan görülebilir diye duymuştum.”
Gakane başını yana eğdi ama Yuder, kızın doğru söylediğinden hiç şüphe duymadı. İlk Uyanmışlar arasında sıra dışı yeteneklere sahip olanların az olduğu bilinmeyen bir gerçekti, ancak dünyada birçok farklı yetenek türü vardı.
Birkaç yıl içinde Uyanmışların sayısı artacak ve daha çeşitli yeteneklere sahip insanlar ortaya çıkacaktı. Ama yine de bu tür yetenek kullanıcıları nadirdi ve genellikle bedenlerini koruyacak güçleri olmadığı için çabuk ölürlerdi.
Eğer bu kız gerçekten yetenekli biri olmasına rağmen yeteneğini anlayamayan bir yetkiliye denk gelmişse, başvurusu reddedilmiş bile olabilirdi. Bu düşünce Yuder’in kıza olan ilgisini artırdı.
“Yeteneğin ne?”
Yuder’in aniden yönelttiği soru karşısında kız
şaşkınlıkla başını çevirdi. Bir an tereddüt etti ama sonunda itaatkâr bir şekilde cevap verdi.
“Dokunduğum her şeyin bilgilerini okuyabiliyorum.”
“Bilgi mi? Bu nasıl mümkün olabilir?”
“Şey, mesela bir nesneye dokunduğumda, hakkındaki bilgiler bir anda zihnime doluveriyor. Eğer bir kitapsa, kimin yazdığını ve içeriğininin ne olduğunu biliyorum. Ama her zaman olmuyor, sadece okunacak önemli bir bilgi varsa gerçekleşiyor. Yeni yapılmış nesnelerde hemen hemen hiçbir şey okunmuyor. Ayrıca bir şey ne kadar eski ve bilgi açısından ne kadar zenginse, okumam da o kadar uzun sürüyor. Şimdiye kadar çözebildiğim şeyler bunlar.”
“Vay be.”
Gakane’nin ağzı açık kalmıştı. Yüzündeki ifade, inanmakla inanmamak arasında gidip geliyordu.
“İnsanları da okuyabiliyor musun?”
“Bunu hiç başaramadım.”
‘Doğru söylüyor.’
Yuder, kızın gözlerinde samimiyeti görebiliyordu.
‘Ama kelimeler her zaman gerçeği yansıtmaz. Bu yetenek, birinin yalancı olarak damgalanmaya neden olacak en muhtemel yeteneklerden biriydi. Muhtemelen daha önce başvuru bile yapamamış ya da reddedilmişti.’
Dokunduğu nesnelerin bilgilerini okuyabilmek… İlk bakışta ne kadar olağanüstü olduğu anlaşılmayan bir yetenekti.
Ama ya bu yetenek gelişirse? Ya insanları, doğayı ve hatta gözle görünmeyen şeyleri bile okuyabilecek hale gelirse?
‘Herkes onu istemeye başlar.’
Bu yetenek sadece etkileyici olmakla kalmaz, aynı zamanda korkutucu bir silaha da dönüşebilirdi. Kim tarafından kullanıldığına bağlı olarak, insanları kurtarabilir ya da yok edebilirdi.
Bu düşünceler birdenbire Yuder’in aklına eski, neredeyse unutulmuş bir bilgiyi getirdi.
‘Düşününe, birkaç yıl önce… Duvern Kralı’nın geleceği okuyabilen bir Uyanmış elde ettiğine dair söylentiler vardı.’
Duvern, Orr İmparatorluğu’nun batı sınırında yer alan bir vasal devletti*. Kralın geleceği okuyabilen bir Uyandırılmışa sahip olduğunu iddia etmesi, karanlığa sürüklenen dünya düzeni karşısında endişelenen Yuder’in dikkatini çekmişti. Bu yüzden birliğinden birini durumu araştırması için göndermişti.
Ancak araştırma için gönderdiği kişi geri geldiğinde, geleceği okuyabilen Uyanmışın çoktan öldüğünü, Duvern’in siyasi entrikalarına kurban gittiğini ve aslında Orr İmparatorluğu’ndan giden biri olduğunu söylemişti.
O zamanlar Yuder, eğer gerçekten geleceği okuyabilen biri olsaydı bu kadar kolay ölmezdi diye düşünerek bu bilgiyi uydurma saymış ve unutmuştu.
Ama şimdi karşısında dokunduğu nesnelerin geçmişini okuyabilen biri varken, belki de böyle bir yeteneğin gerçekten var olabileceğini düşündü.
Belki şimdilik sadece geçmişi okuyabiliyor olabilirdi, ama belki de yeteneği gelişirse geleceği bile okuyabilirdi.
Yuder’in bilgiye ihtiyacı vardı, hemde geçmişte sahip olduğundan çok daha fazlasına. Bunu yapmak için de, tıpkı karşısındaki kız gibi yetenekli insanları Süvari birliğine kazandırmalıydı.
Yuder, sırada kaç kişi kaldığını kontrol etmek için göz gezdirdi. Hâlâ yaklaşık yedi kişi vardı. Bu yeterli bir süreydi.
Cebini yoklayarak tanıdık bir şey buldu. Yuder, cebinden eski bir bileklik çıkardığında hem kız hem de Gakane şaşkınlıkla ona baktı.
“O ne için?”
“Bunu oku.”
Kız, aniden kendisine uzatılan bilekliği tereddütle aldı.
“Ben mi? Ama size söyledim, yeteneğim her şeyde çalışmıyor… Ha!?”
Tam konuşurken birden durdu. Yuder, kızın tüm vücudundan yayılan bir enerji fark etti. Bu da yeteneğinin Kızıl Taş gücüne dayandığını kanıtlıyordu.
“Bunu yapan kişi yaşlı bir adam… Senin büyükbaban mı?”
“Doğru.”
“Anlıyorum. Yaklaşık yedi yıl önce… Ölmeden hemen önce sana vermiş. Yu…der… Yuder? Adın bu mu?”
Yuder cevap vermek yerine sadece dudaklarının kenarını hafifçe kaldırdı.
“Yeteneğin gerçek.”
“Sana söylemiştim.”
“Ama yetkililer muhtemelen buna inanmaz.”
Yuder’in soğuk sözleriyle birlikte kızın yüzü gerildi. Gakane, haksızlık olduğunu söyleyecek gibi ağzını açtı ancak Yuder onun tepki vermesine fırsat vermeden devam etti.
“Bu yüzden, yetkililer yeteneğini anlatmanı istediğinde, bize anlattığın gibi anlatma. Onlara yeteneğinin muazzam bir yıkıcı güce sahip olduğunu söyle.”
“Ne?”
“Ne demek istiyorsun?”
Hem Gakane hem de kız aynı anda başlarını yana eğdi.
“Yetkililer sadece başvuruları kabul ediyor. Kapalı alanda doğrulaması zor görünen yetenekleri test etmeye pek uğraşmazlar. Aslında, okuduğun bilgileri doğru şekilde kullanırsan, bu yetenek düşmanları yok etmek için harika bir silaha dönüşebilir. Yani yalan söylemiş olmazsın. Gerçek sınava girdiğinde ise, sınav yetkililerine yeteneğini doğru şekilde anlatır ve eski bir nesne getirip test etmelerini istersin. Şimdilik önemli olan başvurunu başarıyla teslim etmen. Başvuramazsan, başka bir şansın olmayacak.”
Yuder’in sesi son derece sakindi, neredeyse duygusuzdu. Ancak bu sakinlikle söylenen sözlerin içinde beklenmedik bir keskinlik yatıyordu.
Bu bir hile sayılabilirdi, ama yalan değildi. Gakane ve kız, Yuder’in sınav sürecini bu kadar iyi bilmesine kısa bir süre şaşırdılar, ancak ardından hayranlık duymaya başladılar.
“Vay be, gerçekten işe yarayabilir mi?”
“Süvari birliğine ne kadar çok katılmak istediğine bağlı.”
Geçmişte Yuder, böyle bir şeyi asla söylemezdi. Ama aynı süreçten geçmiş, Süvari birliğinin bir üyesi olmuş, dünyanın adaletsizliğine tanık olmuş ve sonunda ölümden dönmüş biri olarak artık bakış açısı değişmişti.
Şu anki Yuder için Gakane ve bu kız, koruması gereken genç ve yeni Uyanmışlardan biri gibiydi. Geleceklerini tahmin edemese de, onların hâlâ büyük bir potansiyele sahip olduklarını biliyordu.
Yardımı bir zorunluluktan doğmuştu ama aynı zamanda eski bir Süvari komutanı zihniyetinden tamamen sıyrılamamış olması da biraz buruk hissettiriyordu.
“Evet, haklısın. Yetkililer sadece kayıt memuru, sınav görevlisi değiller. Eğer başvuru bile yapamazsak, başka bir şansımız olmayacak.”
Gakane, hayranlıkla Yuder’in omzuna hafifçe vurdu. Kız da bir an düşündükten sonra kararlı bir şekilde başını salladı.
“Öyle yapacağım. Tavsiyen için teşekkür ederim. Bu arada, kendimi tanıtmamıştım. Benim adım Kanna.”
“Zaten okuduğun gibi, bu adam Yuder ve ben de Gakane Bolunwald. Umarım hepimiz başvurularımızı başarıyla teslim eder, Süvari Birliği’ne kabul edilir ve tekrar görüşürüz.”
Gakane’nin sözleri üzerine Kanna gülümsedi. Yüzü artık daha rahattı.
“Güzel olurdu. En azından hayali bile.”
“Sıradaki, içeri girsin lütfen”
Sonunda Kanna’nın sırası gelmişti. Önlerinde başka kimse kalmamıştı. Kanna derin bir nefes aldı, el sallayarak vedalaştı ve içeri girdi. Giriş ve çıkış ayrı tasarlandığı için onu tekrar görüp göremeyeceklerini bilemiyorlardı.
Eğer başvurusu kabul edilirse, sınav salonunda veya Süvari Birliğinde tekrar karşılaşabilirlerdi. Ama kabul edilmezse, bir daha görüşemeyebilirlerdi.
“Yuder, hiç heyecanlanmıyor musun?”
Gakane, Kanna ile daha sonra nasıl iletişimde kalabileceğini düşünen Yuder’e garip bir ifadeyle sordu.
*Vasal Devlet: Vasal devlet kendinden üstün bir devlet ya da imparatorluğa Orta çağ Avrupasındaki feodal vasallığa benzer bir şekilde bağlı olan devlettir. Bağlılıklar sıklıkla askeri destek karşılığı bir takım imtiyazlar vermek şeklinde gerçekleşir.
Yorum