Koyu Switch Mode

Comeback: No Choice But… 5. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Khentimentiu


 

Yeouido’ya çalışmaya giden bir beyaz yakalı… Bir oyuncunun profil fotoğrafına benzeyen o resme baktı. Bunu aklından geçirse de tek kelime edemedi. O, toplumsal olarak inanılmaz derecede dikkate değer biriydi. Choi Hong-seo’nun gözünde, dünyadaki her şeyi yapabilecek bir yeteneğe sahip gibi görünen bir adamdı. 

 

Üstelik ondan on iki yaş büyüktü. Güçlü bir fiziği vardı ama yine de biraz sakar, biraz mahcup bir hali vardı. Garip bir şekilde bu hali ona sevimli geliyordu. Dudakları belli belirsiz kıpırdadı, sanki gülümsemek ister gibi… Ama sonunda sadece dişlerinin arasına sıkıştırıp sustu. 

 

Bu garip duraksama… Neden kelimeleri dile getiremiyordu? Yabancılık hissinden mi? Utangaçlıktan mı? Yoksa cesaretinin eksikliğinden mi? 

 

Zihninde yankılanan sorularla kalbi daha da hızlandı. Göğsünde bir şeyin aniden büzülüp genişlediğini hissetti, kanı bir anlık panikle daha hızlı pompalanıyordu. Parmaklarıyla dudaklarının çatlamış derisini yolarken haberlere gözü takıldı. 

 

Günün en dikkat çeken başlığı ekranında belirdi: 

 

“Başkan Yardımcısı Lee Hae-seong Yarın Kanada’ya Gidiyor… Kuzey Amerika İş Gezisi Sonuçlarına Dair Beklentiler” 

 

Habere tıkladığında, önceki bir iş gezisi öncesinde havaalanında düzenlenen basın toplantısından bir fotoğraf çıktı karşısına. 

 

Lee Hae-seong, Kore’nin diğer önde gelen iş insanlarına kıyasla halkın gözünden nispeten uzak biriydi. Bu durum, üçüncü nesil girişimciler olan kuzenleri tarafından yönetilen Hanseo Grubu ailesiyle tam bir tezat oluşturuyordu. Hanseo kardeşleri, medyanın ilgisinden pek hoşlanmasalar da özel hayatlarının zaman zaman basına yansımasına karşı büyük bir itirazda bulunmuyorlardı. 

 

Ancak Lee Hae-seong bambaşkaydı. O, yalnızca şirketini yönetmeye odaklanan, sessiz ve “gizemli” biri olarak biliniyordu. İnsanlar, ARA Elektronik’in ve sonrasında ARA Grup’un CEO’su olan bu adamın sinema tutkunu olduğunu, hatta ARA sermayesiyle ilgisi olmayan birçok filme kişisel olarak yatırım yapıp yapımcılığını üstlendiğini bilmiyordu. Yine de bu, büyük bir sır sayılmazdı. 

 

Asıl bilinmeyen şey, onun tam anlamıyla bir kamera koleksiyoncusu olduğu ve fotoğrafçılığa duyduğu tutkuydu. Öyle ki, bugüne kadar birkaç sergi açmış ama bunu sahte isimler kullanarak yapmıştı. Bu gizemi yalnızca bir kişi biliyordu: Kişisel sekreteri dışında, bu sırrı paylaşan tek kişi Choi Hong-seo’ydu. 

 

Fotoğrafçılık, onun kimseye göstermediği, sadece kendisi için var olabildiği tek kaçış noktasıydı. Sorumluluklarından, unvanlarından, iş dünyasının katı kurallarından sıyrılıp bir insan olarak var olabildiği nadir alanlardan biriydi. 

 

Choi Hong-seo, titreyen parmaklarıyla ekranı aşağı kaydırmaya devam etti. Geçmişin izlerine doğru derin bir yolculuğa çıkıyordu. 

 

“ARA Başkan Yardımcısı Lee Hae-seong gizlice ve acil bir şekilde Tayland’ın Bangkok kentine hareket etti… Sebebi ne?” 

“Lee Hae-seong, bitkin bir halde ülkeye dönüyor.” 

“Lee Hae-seong, izin aldıktan sonra tatil villasına kendi aracını kullanarak gidiyor, bazı çevreler ‘sağlık sorunları’ konusunda endişeli.” 

 

ARA Elektronik’teki faaliyetlerine dair haberler arasında gezinen Choi Hong-seo’nun bakışları, özellikle bazı başlıklarda takılı kaldı. Tarihlere göz gezdirirken hepsinin, Bangkok’ta 32. Kattan atladığı zamanın hemen sonrasına denk geldiğini fark etti. 

 

Demek… Bangkok’a gelmişti. 

 

Choi Hong-seo’nun dudaklarını yolan eli bir an durdu. Gözleri, titreyerek ekrandaki satırları tek tek takip etti. Lee Hae-seong, onun atlayışından hemen sonra aceleyle Bangkok’a gitmişti ve bu yolculuğun ARA ile resmi bir bağlantısı yoktu. O halde, bu acil gidişin Choi Hong-seo’nun kazasıyla ilgili olduğu düşüncesi pek de temelsiz sayılmazdı. 

 

Peki… Sonrasında ne olmuştu? 

 

Onların ilişkisi neydi? 

 

Lee Hae-seong, ona karşı hayal kırıklığı mı hissetmişti? Muhtemelen. Ya da belki… X Grubu skandalının tamamını öğrenmiş ve böylece ona dair tüm duygularını kaybetmişti. 

 

Bundan sonra onunla ilgili hiçbir şey kalmamıştı… Lee Hae-seong’un geleceğinde ona yer yoktu artık. 

 

Seocho-dong’daki evinin otoparkından çıkarken direksiyonu tutan silüeti, gece karanlığında ve koyu renk camların ardında belli belirsizdi. 

 

Ama sorun değildi. 

 

Yüzü… Her zaman nazik ve sıcak bir ifadeyle dolu olan o yüz, şimdi daha sert, daha keskin hatlarla ona yabancı geliyordu. Yine de… Onu hâlâ bu dünyada, nefes alırken görmek güzel bir histi. 

 

Fakat artık her şey bitmişti. 

 

Lee Hae-seong’un nezaketi, şefkati, temkinliliği ve sırları… Bunların hiçbiri artık ona ait değildi. Choi Hong-seo, hepsini kendi elleriyle ona geri vermişti. Hayır, belki de Lee Hae-seong, onları geri aldığını düşünmüyordu bile. Belki de onlar acımasızca çöpe atılmıştı. 

 

Tıpkı 32. Kattan aşağı savurduğu bir parça kâğıt gibi… 

 

Choi Hong-seo’nun sadece parmakları değil, tüm bedeni titremeye başladı. Midede büyüyen bulantı, boğazını yakan o tanıdık his… Ona, bir şeyler yolunda gitmediğinde hemen yardım çağırması söylenmişti. Ama bir hemşirenin gelmesini bekleyecek halde değildi. 

 

Tek kişilik hastane odasının içindeki banyoya doğru hızla ilerledi. Yavaşça yürüyebiliyordu belki, ama koşmak hâlâ imkânsızdı. Nefesini dengelemeye çalışırken dizleri birkaç kez boşaldı. Sonunda lavabonun kenarına tutunarak banyoya ulaştı. 

 

Bilinci yerine geldiğinden beri boğazından yalnızca üç-dört yudum su geçmişti, ama yine de bilinmeyen, sarımtırak bir sıvıyı çıkarana kadar kusmayı sürdürdü. 

 

Ayağa kalkmaya çalışırken birkaç kez sendeledi, sonra lavabonun kenarına sıkıca tutunarak dengesini sağlamaya uğraştı. Islak avucuyla dudak kenarlarını silerken, istemeden de olsa gözleri aynadaki yansımasıyla buluştu. 

 

“…” 

 

Su, lavabonun içine dökülmeye devam ediyordu. Kesintisiz, durmaksızın. 

 

Choi Hong-seo ise çığlık bile atamıyordu. 

 

Ona hastane odasında sıcak sözler söyleyen insanları garipsiyordu. Ama bunda şaşılacak bir şey yoktu. Onlardan daha yabancı olan bir şey vardı. 

 

Ayna karşısında gördüğü yüzü. 

 

* 

 

Yaz mevsiminin sonuydu. 

 

Hâlâ sıcak günlerdi, ama kavurucu sıcağın biraz olsun hafiflediği hissediliyordu. 

 

Lee Hae-seong, pencere kenarındaki tekli koltukta oturuyordu. Elindeki tablet ekranına gözlerini dikmişti. Parmaklarının arasındaki sigaradan yükselen duman, alışılmadık derecede soluktu. 

 

Son zamanlarda Bundang ve Seocho-dong arasında gidip gelmiş, sonunda Hannam-dong’daki bu malikâneye yerleşmişti. Burası zaten ona ait olan bir mülktü, ama bugüne kadar hep kiraya vermiş, bir gün bile içinde yaşamamıştı. 

 

Burası, Choi Hong-seo’nun grup üyeleriyle birlikte kaldığı son yerdi. Ve o kaza’dan sonra, burayı bir başkasına kiraya vermek hiç mümkün olmamıştı. Bu yüzden de uzun süre buraya adım atmaktan çekinmişti. 

 

Sanki… Choi Hong-seo’nun izlerini korumaya çalışan biri gibi. 

 

Ama aslında o izleri kontrol etmek, onun artık burada olmadığını teyit etmekten başka bir şey değildi. Ve bu evde kalmak, hâlâ canını yakıyordu. 

 

Ama artık, onu unutmaya çalışmaktan vazgeçmişti. 

 

Çünkü yeterince denemişti ve artık biliyordu… Çabalamak faydasızdı. 

 

Tıpkı birini sevmemeye çalışmanın anlamsız olduğu gibi, birini unutmaya çalışmak da beyhude bir uğraştı. 

 

Unutmaya çalışmaktansa, onu özlemek daha kolaydı. 

 

Çünkü ne kadar unutmak istese de, onu yine de aynı şekilde özlüyordu. 

 

Lee Hae-seong, gözlerini tablet ekranına sabitlemiş, sigarasının külünü ağır hareketlerle kül tablasına silkeliyordu. Ekrandaki haberleri dikkatle okuyordu. Konu, kuzeni Lee Seo-kyung… Daha doğrusu, Lee Seo-kyung’un ölümüydü. 

 

Her şey “X Grubu skandalı” ile başlamıştı. Olayların fitilini ateşleyen kıvılcım buydu. 

 

Başlangıçta, yalnızca birkaç eğlence kanalında ve video paylaşım sitelerinde konuşulan bir söylenti olarak ortaya çıkmıştı. Eski bir idol grubu üyesi olarak çıkış yapan oyuncu X’in, geçmişte bir host kulübünde çalıştığı ve ünlü olduktan sonra bile bağlantıları aracılığıyla gizlice işler almaya devam ettiği iddia ediliyordu. 

 

Skandal kısa sürede alevlendi. Medya ve halkın gözü, kimliği belirsiz X’in üzerine çevrildi. 

 

Birkaç isim hedef gösterildi. Olay büyüdükçe, yanlışlıkla X sanılan bir oyuncu büyük bir çıkmaza sürüklendi. Sonunda, baskıya dayanamayarak hayatına son vermeye kalkıştı. Şans eseri kurtulmuştu, ama bazı insanların çılgınlığı burada durmadı. 

 

Tam o sırada, olay bambaşka bir noktaya evrildi. 

 

Ortada bir X vardı, evet. Ama onu bu karanlık dünyanın içine iten asıl kişi başkaydı. Araştırmalar derinleştikçe, X’i fuhşa ve sömürüye zorlayan asıl figürün, onun çalıştığı ajansın CEO’su olduğu ortaya çıktı. 

 

Ve işte o an, tüm oklar UB Ajans’ın CEO’su Myeong Do-hoon’a döndü. 

 

Bu gelişmeyle birlikte, internette hızla yayılan bir başka iddia vardı—X’in gerçek kimliği: Choi Hong-seo. 

 

Myeong Do-hoon’un apar topar yurt dışına kaçmaya çalışırken havaalanında yakalanması ve Choi Hong-seo’nun Bangkok’ta kaldığı otelin 32. Katından atlaması arasında sadece birkaç saat vardı. 

 

Ve “X Grubu Skandalı” adı verilen sömürü piramidinin en tepesindeki isim… 

 

O kişi, Hanseo Grubu’nun yönetim kurulu üyesi ve Lee Hae-seong’un kuzeni Lee Seo-kyung’du. 

 

Lee Hae-seong, onu adalet karşısına çıkarmak için beklenmedik bir müttefikle iş birliği yaptı—Lee Seo-kyung’un küçük kardeşi ve aynı zamanda yıllardır süregelen düşmanı, Lee Han ile. 

 

Lee Han, ağabeyine karşı içinde yıllardır büyüttüğü kini artık açıkça dışa vuruyordu ve hukuki yolların yetersiz kalacağını düşünüyordu. Onun gözünde, intikam şahsi alınmalıydı. 

 

[“Hiç düşündün mü?” demişti ona, alaycı ama aynı zamanda buz gibi bir sesle. 

“Onun da bir kolunu kesmek istediğin oldu mu? Tıpkı senin sevdiğin kişinin çaresizce atlamak zorunda kaldığı gibi… Onu da aynı yüksekliğe çıkartıp, tekrar tekrar aşağı itmek istemez miydin?” 

“Eğer sevdiğim birine böyle bir şey yapılsaydı… En azından ağabeyimi öldürür, tüm mal varlığını da elinden alırdım. Yani, bence sadece yasal ceza ile affedilmesi mümkün değil.”] 

 

O zamanlar, Lee Hae-seong bu teklifi reddetmişti. 

 

Ama sonra fikri değişti. 

 

Çünkü öğrendiği gerçekler, her şeyin çok daha korkunç olduğunu gösteriyordu. X Grubu Skandalı’nı kasten alevlendiren ve Choi Hong-seo’yu “X” olarak lanse eden kişi, bizzat Lee Seo-kyung’du. 

 

Choi Hong-seo’ya dokunmamalıydı. 

 

Ama bunu yaptı… Ve artık bunun bedelini ödemek zorundaydı. 

 

Etiketler: novel oku Comeback: No Choice But… 5. Bölüm, novel Comeback: No Choice But… 5. Bölüm, online Comeback: No Choice But… 5. Bölüm oku, Comeback: No Choice But… 5. Bölüm bölüm, Comeback: No Choice But… 5. Bölüm yüksek kalite, Comeback: No Choice But… 5. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X