Çevirmen: Yuuki
Chen Ruxiu’nun göz kapağı seğirdi. “Gey misin?”
Fang Yiran hiç etkilenmemişti, onunla dalga geçti: “Senin ya da başkasının böyle düşünmesi umrumda değil. Çünkü bildiğin gibi ben ahlakı ve sınırları olmayan biriyim. Basitçe diğerlerinin benim hakkımda ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. Yapmak istediğim bir şey olduğu sürece ben-”
Konuşmayı bitiremeden önce Chen Ruxiu birden hareket etti.
Sadece hareket etmemiş ayrıca son derece dramatik bir şekilde de Fang Yiran’ın yakasını tutmuş ve şiddetle dudaklarını Fang Yiran’ın dudaklarına bastırmıştı.
-Chen Ruxiu düpedüz herkesin önünde Fang Yiran’ı öpmüştü.
O anda dersin başlamasına yalnızca beş dakika kalmıştı. Profesör henüz gelmemişti ama öğrencilerin çoğu çoktan oradaydı. Tüm sınıf, Chen Ruxiu ve Fang Yiran öpüşürken izleyen insanlarla doluydu. Atmosfer sessizleşti – o kadar sessizdi ki bir iğnenin düştüğü bile duyulabilirdi.
Fang Yiran bile afallamıştı. “S-sen… Neden beni aniden öptün? Kardeş, seninle dalga geçiyordum! O benim ilk öpücüğümdü! İlk öpücüğüm!”
İlk öpücüğüydü! Ve artık gitmişti! Bir şaka yüzünden çalınmıştı!
…Ama dürüst olmak gerekirse, Chen Ruxiu’nun dudakları yumuşaktı, jöle gibiydi, hafif tatlıydı ve soya sütü tadı geliyordu.
Bir sevgiliye fısıldıyormuş gibi, sonunda dudakları ayrıldığında Chen Ruxiu, Fang Yiran’ın gözlerinin içine baktı ve “Bu doğru. Genç Efendi Fang istediğini kesinlikle yapabilir. Fakat bu deyişi unutma: ‘Çıplak ayaklı biri, ayakkabı giyenlerden korkmaz.*” Yani, tıpkı senin gibi, ben de diğerlerinin ne düşündüğünü önemsemem.”
(ÇN: Bu ifade “Kaybedecek bir şeyi olmayan kişi, güçlü ya da avantajlı görünenlerden korkmaz” anlamına gelir. Bu deyim, genellikle bir tarafın kaybedecek hiçbir şeyi olmadığında, daha güçlü veya daha çok avantaja sahip olan birine karşı cesurca davranabileceğini anlatmak için kullanılır.)
Şu anda ifadesi, cehennemden sürünerek çıkan kinci bir hayaletinki gibi kasvetliydi. Fang Yiran başta gırgırına konuşmuştu lakin bilmeyerek Chen Ruxiu’nun bamteline dokunmuş olabileceğini fark etti. Chen’in tavrındaki ciddiyeti sezdi ve hemen ciddileşti.
“Üzgünüm, bu şakayla çok ileri gittim. Öyle söylememeliydim.” Fang Yiran hemen hatasını kabul etti, genellikle şımarık bir varis olarak görülen biri için bu, nadir bir sorumluluk duygusuydu. “Bir daha sana böyle şeyler söylemeyeceğime söz veriyorum. Sakinleş, benim seviyeme düşme ve seni üzmesine izin verme.”
Chen Ruxiu’nun sessizliğini bozmadığını görünce Fang Yiran dişlerini gıcırdattı ve “Pekâlâ, özür olarak bu bardaktaki tüm ‘sos aromalı Da Hong Pao’yu kafama dikeceğim. İşe yarar mı?”
Bununla birlikte kahramanca bardağı kavradı ve tereddüt etmeden bütün sıvıyı bir çırpıda içip bitirerek sözünde durdu.
Ancak o zaman Chen Ruxiu kalemini tekrardan eline aldı, kayıtsızca inci gibi bir yatay çizgi çizdi. “Umrumda değil. İstediğini yap.”
Fang Yiran hemen ne demek istediğini anladı. “Pekâlâ, o zaman o bir bardak… Jizhi Tang’lı* soya sütünü de içeceğim. Yeterli olmalı, değil mi?”
(ÇN: Jizhi Tang (急支糖) Çin’de yaygın olarak bilinen bir bitkisel şurup markasıdır. Genellikle öksürüğü hafifletmek ve boğazı yatıştırmak için kullanılır. Ana bileşenleri arasında bitkisel özler, bal ve çeşitli geleneksel Çin tıbbı malzemeleri bulunur.)
Bunu söyledikten sonra tek seferde kafasına dikti, boğazı biraz ağrımıştı.
“Pekâlâ.” dedi sakin bir ses tonuyla Chen Ruxiu, “Seni affediyorum.”
Fang Yiran burnunu ovuşturdu ve homurdandı. “Küçük ayakçı da neymiş? Daha çok kendime bir dede almışım gibi.”
Bahis; Chen Ruxiu’nun, Fang Yiran’ın uzun süreli ayakçısı olmasıyla sonuçlanmıştı.
“Dersten sonra markete gitmek için benimle kapıda buluş.” dedi Fang Yiran.
“Hayır.” Kitaplarını toplayan Chen Ruxiu bir an bile düşünmeden reddetti.
Fang Yiran kaşını kaldırdı. “Neden olmasın?”
Chen Ruxiu bakışlarını kaldırdı ve çaresizce iç geçirdi. “Genç Efendi, ben öyle aylak bir insan değilim, hâlâ gitmem gereken bir işim var.”
“Hâlâ geçen seferki kulübe mi gidiyorsun?” Fang Yiran dilini şıklattı.
“Hayır, sadece o seferlik oradaydım.” Chen Ruxiu o günkü olayı anımsadı. “O gün hakkında – teşekkür ederim.”
Fang Yiran kıkırdadı. “Hey Chen Ruxiu, mazoşist falan mısın? O gün seni içmeye zorladım ve seninle uğraştım yine de sen bana teşekkür mü ediyorsun?”
“Bana o klubün tekin bir yer olmadığını hatırlattığın ve maaşımı almama yardım ettiğin için teşekkür ederim.” dedi içtenlikle Chen Ruxiu. Kısa bir tereddütten sonra ekledi: “… Hâlâ gençsin. Sürekli içmek için öyle yerlere gitmemelisin; sağlığın için hiç iyi değil. Ayrıca hastanede sağlık kontrolü yaptırmayı dikkate almalısın.”
“Ne demeye çalışıyorsun, örnek öğrenci Chen? Zayıf ya da hasta olduğumu mu ima ediyorsun?” Fang Yiran burnundan soluyordu ama yine de kendini savunmayı seçti. “…O kulübe ilk defa gittim. O gayrimeşru çocuk, toplantı yeri olarak belirlemişti orayı. Hiç pis alışkanlıklarım yok ve düzenli olarak sağlık kontrollerine gidiyorum. Çok düşünme.”
“Mm, ah, bu iyi o zaman.” Chen Ruxiu’nun cevabı sakindi, özellikle bu konuyla ilgilenmiyormuş gibiydi.
Fang Yiran, diğerinin ilgisizliğini hissetti ve sinirli bir şekilde dişlerini gıcırdattı. “Ben gayet sağlıklıyım! Bana inanmıyor musun? Kanıtlamamı ister misin?”
Chen Ruxiu göz ucuyla ona baktı, bakışları iki üç saniye can alıcı malum bir yerde dolandı ardından başka tarafa döndü. Yavaş yavaş “Sana inanıyorum. İyisin.” dedi.
Soğuk ve sakin güzellik başını eğdi, bakışları görünürde anlamlıydı, övgüsünü sunarken tonu her zamanki gibiydi.
Böyle kibar bir cevapla karşı karşıya kalınca Fang Yiran’ın öfkesi anında yitiverdi. Ancak, bir nedenden ötürü boğazında garip bir kaşıntı oluştu ve göğsündeki ateş daha da alevlendi.
“Eğer orada değilsen, o zaman nerede çalışıyorsun?” Fang Yiran boğazını temizledi ve konuyu değiştirdi.
“Özel ders veriyorum.” Chen Ruxiu ciddiyetle cevapladı. “Lise matematiği öğretiyorum.”
“Öğretmen olmaktan zevk alıyor musun?” Fang Yiran elinde olmadan kendi bakış açısından durumu hayâl etti. “Başkalarının evine gitmek aslında oldukça tehlikeli.”
Chen Ruxiu’nun yanıtı şaşırtıcı bir şekilde sakin tavrından farklıydı. “Fena değil. Daha çok ücretini seviyorum.”
“Artık gitme. Sana para vereceğim.” Fang Yiran düşünmeden ağzından kaçırdı. “Sana bir sürü para vereceğim. Sadece tüm gün benimle kal.”
Fang Yiran, tam Chen Ruxiu’nun asil ruhlu bir cevapla onu reddedeceğini düşündüğü sırada diğer kişi parlak bir şekilde gülümsedi ve “Olur.” dedi.
Fang Yiran bu beklenmedik yanıt tarafından hazırlıksız yakalanmıştı. Chen Ruxiu’nun tavırlarında hiç doğru gelmeyen bir şeyler vardı.
Kendi kendine düşündü: Chen Ruxiu, gerçekten o kadar mı paraya sıkıştın?
Ama sormadı, Chen Ruxiu’nun gururunu incitir diye korktu.
–
Fang Yiran hemen oracıkta Chen Ruxiu’ya para transferi yaptı ve Chen Ruxiu, Fang Yiran’ı markete kadar takip etti.
Girişte “Bırak da alışveriş arabasını ben iteyim. Ne de olsa para aldım.” diye teklifte bulundu.
“Paradan bahsetme.” Fang Yiran kaşlarını çattı, açıkça memnuniyetsizdi. Göz ucuyla Chen Ruxiu’nun ince bileklerine baktı ve ekledi: “Çok zayıfsın. İtmen mümkün olabilir mi ki? Kendim yapmam daha iyi olur. Sadece beni takip et; hızlı olacak.”
“Pekâlâ.” Diğer kişi kendine bir görev vermekte ısrarcı olduğu için Chen Ruxiu’nun hiçbir itirazı yoktu.
Fang Yiran bir alışveriş arabası kaptı ve Chen Ruxiu yanında dururken marketin içine itti. Her nasılsa ikisi arasındaki mesafe açıklanamayacak bir şekilde azaldı.
“Bu arada, ilkokullu küçük kuzenim birkaç gündür benimle kalıyor. Onun için biraz atıştırmalık almam lazım.” dedi Fang Yiran öksürerek, sesi fark edilebilecek derecede boğuktu. “Çocuklar için uygun ve sağlıklı bir şeyler düşünmeme yardımcı olur musun?”
Gerçekten de küçük bir kuzeni vardı fakat geçmişte çocuk ne zaman gelse Fang Yiran onun için nadiren bir şey hazırlardı. Bir oyun konsolu vermiş olması bile yeterince çok şey yapmış gibi görülebilirdi.
Fakat bu akşam, Chen Ruxiu’ya dışarı çıkmayı teklif etmek istediğinde bir bahane bulması gerektiğini hissetti. Chen Ruxiu’nun çelimsiz figürünü görünce onun muhtemelen çok fazla yemek yemediğini anlamıştı.
Açık bir şekilde Chen Ruxiu para sıkıntısı çekiyordu, bu yüzden muhtemelen kendine para harcamaya istekli değildi. Onu markete götürüp onun için biraz atıştırmalık almak kötü bir fikir gibi görünmüyordu.
Bu, Fang Yiran’ın düşüncesiydi sonuç olarak. Chen Ruxiu onun kardeşi olduğu için patronun astıyla ilgilenmesi çok doğaldı, değil mi?
“Elbette, bir şeyler almana yardım edeceğim.” Chen Ruxiu çoktan para aldığı için bu isteğini seve seve kabul etti. Tereddüt etmeden malzemeler seçmeye başladı, rafın yanına çömeldi ve bir kutu şeker aldı. “Bu marka oldukça iyi, özellikle de ananas aromalı olan.”
Fang Yiran göz ucuyla şekerlere baktı ve sıradan bir şekilde “Çocuklar gerçekten bunu sever mi?” diye sordu.
‘Çocukluk’tan bahsedilince Chen Ruxiu’nun gözleri bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Yani, bir çocukken beğenmiştim.”
Fang Yiran, gülümsemesinden dolayı hafifçe kızardı ve “O zaman ananas aromalı alalım. Hadi… dört kutu olsun.”
“Dört kutu çok değil mi?” Chen Ruxiu kibarca onu sorguladı.
İkisi markette malzemeler almaya devam etti. –
“Bu marka kola harika, çok gazlı.”
“Dört kutu al.”
“Bu kurabiyeler iştah açıcı. Küçükken yılbaşında yerdim.”
“İki kutu al.”
“Bu misket limonu aromalı cips en iyisi”
“Misket limonu aromalı mı? Dört paket, o zaman.”
Alışveriş arabası dolup taşmak üzereyken Chen Ruxiu tekrardan onaylamaktan kendini alamadı. “…Bu büyük hediye paketi de mi? İkisi de?”
“Evet, bir sorun mu var?” Fang Yiran bunun hakkında olağandışı bir şey olduğunu düşünmedi.
Chen Ruxiu onu ikna etmeye çalıştı. “Bu biraz fazla değil mi? Sadece bir çocuk içinse bu kadar fazla hazırlamana gerek yok. Dönüş yolunda götürmesi de zahmetli olacak.”
“Çoktan aile arabasını bizi alması için ayarladım.” dedi Fang Yiran kendine güvenerek. “Bunun hakkında çok endişelenmene gerek yok, her şey kontrolüm altında.”
“Ah, pekâlâ o zaman.” Yüreğine su serpilen Chen Ruxiu, tekrar durmadan önce birkaç adım atmıştı.
“Sorun ne? Birdenbire afalladın mı?” Fang Yiran da durdu ve ona bakmak için döndü.
Chen Ruxiu hafifçe kızarmış gözlerini silmek için elini kaldırdı, bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “… Hiçbir şey. Sadece aniden duygusallaştım. Ailen olmak böyle bir nimet demek ha.”
Fang Yiran, ailesinin ona iyi davranmadığını düşündü ve cevap vermeden önce bir an olsun durumu değerlendirdi. “Yalnızca ne yapmalıysam onu yapıyorum. İmrenmeye değmez. Eğer ailen sana karşı iyi değilse, üzülme. Artık benim kardeşimsin. Derler ki ‘Abla anne yarısıdır, küçük erkek kardeş ise erkek kardeş yarısıdır.’ Benim için yarım bir aile üyesisin. Seninle ilgilenebilirim.”
Bu ‘küçük erkek kardeş, erkek kardeş yarısıdır’ de neyin nesi? Ne kadar saçma. Chen Ruxiu gülmekten kendini alamadı.
“Hayır, hiç de bile.” Chen Ruxiu gülümseyerek başını iki yana salladı. “Ailem bana çok iyi davranıyor. Daha iyi olamazlardı.”
“Peki, o zaman üzücü şeyler hakkında düşünmeyi bırak. Gidip hesabı ödeyelim.” Diğerlerini teselli etmekte iyi olmayan Fang Yiran sadece düşüncesizce onun düşüncelerini bölmüştü ve kasiyere “Lütfen bana iki büyük poşet verin ve malzemeleri ikiye bölün.” dedi.
Chen Ruxiu şaşkınlıkla ona baktı. İki poşet almak mantıklıydı. Sonuçta Genç Efendi Fang Yiran bir poşete sığmayacak kadar çok şey almıştı.
Ama özellikle malzemeleri ikiye bölmek. Onları başka birine vermeyi mi planlıyordu?
Chen Ruxiu, o ekstra kısmın kendisi için olabileceğini asla hesaba katmadı bile. Merakla sordu: “Diğeri kimin için? Kendin mi yiyeceksin?”
“Sorma.” Fang Yiran hırçın bir şekilde sorudan kaçındı. “Kampüs dışında mı yaşıyorsun? Adresini ver bana, daha sonrasında seni eve bırakacağım.”
“Pekâlâ.” Chen Ruxiu akıllıca kendini, daha fazla soru sormaktan alıkoydu.
“Maddi sıkıntıların varsa, peki neden kampüs dışında yaşıyorsun?” Fang Yiran burnunu sokmaktan kendini alamadı. “… Nerede yaşadığına müdahale etmeye çalışmıyorum ama onun yerine o parayla yurtta kalıp öğünlerini düzeltmek daha iyi olmaz mı?”
“Herkesin farklı ihtiyaçları vardır.” dedi basitçe Chen Ruxiu, daha fazlasını anlatmaya niyeti yoktu.
“Hah, sormamışım gibi davran.” Diğer kişinin cevap vermeye niyeti olmadığı için Fang Yiran kendini utandırdığını hissetti.
Chen Ruxiu önceki konuya döndü. “O zaman lütfen beni Birinci Devlet Hastanesi’ne bırak.”
“Ne?” Fang Yiran yanlış duyduğunu düşündü. “Demin Birinci Devlet Hastanesi’nde yaşadığını mı söyledin?”
“Hm.” Chen Ruxiu hımlayarak cevap verdi. “Annemin böbrek yetmezliği var. Onunla birlikte hastanede kalıyorum.”
O anda birdenbire Fang Yiran’ın aklına çok yerinde bir ifade geldi: Ben tam bir aptalım.
Yorum