Look at Me [Novel] 37. Bölüm: Arabulucu Min

Çevirmen: Ashily
“Görünüşe göre Müdür Bey son zamanlarda fotoğraf bile paylaşmıyor,” diye belirtti Doseon.
Bunun üzerine Seokchan kahkahayı patlattı. “Sorun paylaşımları değil. Tamamen eve kapandı ve dışarı çıkmayı reddediyor.”
Doseon endişeli bir şekilde sordu. “Peki ya iş?”
“Yapabildiklerimi devraldım ya da bir şekilde hallettim. Ancak imzası gereken dosyalar giderek birikiyor. Telefonlarını açmıyor ve tüm mesajlarımı görmezden geliyor.”
Doseon, durumun ciddiyetini fark ederek sessizliğe büründü. Seokchan derin bir iç çekti ve kaşlarının arasını ovarak devam etti. “İş bir yana, en çok düzgün bir şekilde yemek yiyip yemediğinden endişe ediyorum.”
Doseon irkildi. Giderek dalgınlaşıyordu ki aniden sarsıldı ve dikkati dağıldı. Sert bir şekilde “Afedersiniz…?” dedi. Seokchan için üzgündü ve bir kez daha yerini bilmediği için kendini azarladı ama söylediklerinden pişman değildi. Sitemkar bir şekilde konuştuğunun farkındaydı yine de buna engel olamamıştı. Heerak bir haftadır evine kapanmış haldeyse, sekreterinin hiç değilse onu kontrol etmeye gitmesi gerekirdi.
“Gittim—ya da en azından denedim,” diye yanıtladı Seokchan. Doseon’un sert tonundan rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Bunun yerine buruk bir kahkaha atıp sinirli bir iç geçirdi.
Seokchan’ın gözlüklerini yukarı itişini izleyen Doseon hızla sordu, “Ne demek oluyor bu?”
“Kapının önünde küfrettim. Umarım Müdür duymamıştır.”
Doseon istemsizce “Ne?” diye bağırdığında Seokchan acı bir gülümsemeyle soğuk kahvesine uzandı ve birkaç yudum içti.
“Ben onun sekreteri olabilirim ama aynı zamanda bir Alfa’yım. Kapıyı açtığımda, feromonları o kadar yoğundu ki, içeri bir adım daha atmaya cesaret edemedim…”
“Ah…”
“Feromonların kokusunu alır almaz bir adım daha atarsam öldürüleceğimi anladım— Ayrıca, kendi cinsimden birinin kasıtlı olarak yaydığı feromonların kokusunu almak midemi bulandırdı. Orada uzun süre duramazdım. İçeri girmekten o anda tamamen vazgeçtim.” Seokchan artık çaresizliğini ve endişesini saklamaya çalışmıyordu. Ya bunu saklamaktan vazgeçmişti ya da başından beri saklamayı düşünmemişti. Şu an yüzünde beliren yılgınlık, gözlerinde ve el hareketlerinde sürekli olarak kendini gösteriyordu.
Doseon bir süre hareketsiz oturduktan sonra güçlükle konuştu. “Sekreter Min, açıkçası ben…”
Seokchan birden irkilip elleriyle vazgeçercesine işaret etti. “Aaa dur! Hayır, hayır!”
Doseon şaşkınlıkla gözlerini açtı. “…!”
Seokchan mahcup bir gülüşle çenesini yukarı kaldırdı. “Doseon, Müdürle aranızda geçenlerin tamamını bana anlatacaktın, değil mi?”
“Ne? Evet, anlatacaktım…”
Seokchan Doseon’un cümlesini yarıda kesti. “Bana anlatma. Sakın.”
“Kusura bakma ama neden?”
“Sana söylemiştim. Müdürün ne kadar dar görüşlü olduğunu anlamıyorsun. Tüm ince ayrıntıları duyduktan sonra onun öfkesiyle nasıl başa çıkacağım konusunda hiçbir fikrim yok.
“…”
“Aranızda ne olduğunu bilmiyorum. Ve bilmekte istemiyorum. Her şey çözüldükten ve Müdür olup biteni mahcup bir şekilde gülerek bana anlattıktan sonra ancak o zaman kendisini biraz azarlayıp eğlenebilirim. Şu an burada seninle oturmamın tek sebebi başka çarem olmaması. Bunun düşüncesizce bir hareket olduğunu biliyorum ama bir şeyler yapmanı dileyerek buradayım ve dürüst olmak gerekirse bunu çözebilecek tek kişinin sen olduğunu düşünüyorum.”
‘Sekreter Min,’ diye düşündü Doseon, ‘Müdür Beyi ağlattım. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama sanırım benim yüzümden ağladı.’ Bu sözler sadece düşüncelerinde kaldı çünkü Seokchan bu konuyu tartışmak istemediğini açıkça belirtmişti. Aslında aralarında bir tartışma yaşanmamıştı. Seslerini yükseltmek için ne zamanları ne de istekleri olmuştu.
Doseon aralarındaki belirsiz ilişkiyi nasıl sona erdirebileceğine dair birkaç spekülatif senaryo düşünmüş, tam anlamıyla bir tartışma olmasa da küçük bir çekişmeye girebileceklerini hayal etmişti. Ancak, tahminleri gerçeğin çok uzağındaydı. Heerak’ın gözyaşı dökmesi, o günün son anlarında hayal ettiği ihtimallerden biri bile değildi.
“Doseon, iletişim bilgilerim sende var, değil mi?”
Bu sözler umutsuzca son bir umut ışığına tutunmaya çalışan birinin hareketleri gibi görünüyordu. Doseon, çaresizce mırıldanan Seokchan’a istemsiz bir sempati duydu. Ancak bu umut ışığının ne kadar parlak olduğunu garanti edemezdi. Aslında, bu ışığın tamamen sönmemiş olması rahatlatıcı olurdu.
Doseon isteksizce gülümsedi ve başını salladı. “Evet, var.”
Sonunda, Seokchan’ın yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı ve Doseon’un ellerini tuttu. Bu hareket tıpkı bir dua hareketini andırıyordu. Sanki Seokchan, Doseon’dan bir şey rica ediyor gibiydi. Doseon da buna istemsizce bir gülümsemeye karşılık verdi.
“Aramanı dört gözle bekleyeceğim. Herhangi bir yanıtı büyük bir memnuniyetle kabul edeceğim, bu yüzden lütfen benimle en kısa sürede iletişime geç.”
“Anladım.”
Seokchan yavaşça eğildi. “Seni bu duruma soktuğum için gerçekten özür dilerim. Böyle bir istekte bulunmak zorunda kaldığım için en az senin kadar rahatsızım ama umarım beni anlıyorsundur.”
Doseon karşılık olarak hızla eğildi. “Sorun değil, Sekreter Min. Gerçekten iyiyim. Seni endişelendirdiğim için özür dilerim.”
İkili bir süre daha karşılıklı özür dilemeye devam etti.
Kafenin geniş camlarının ötesinde güneş batmaya başlamıştı.
***6. Kısım***
Kapıyı açtığı anda Doseon’un içinde bir mide bulantısı oluştu.
Her şey gayet yolundaydı, ta ki Seokchan onu karmaşık güvenlik aşamalarından geçirip çatı katındaki dairenin ön kapısına kadar getirene kadar. Seokchan şifreyi fısıldayıp bir hayalet gibi ortadan kaybolmuştu. Doseon, şaşkınlık içinde kaşlarını çattı. Şifre garip bir şekilde tanıdık geliyordu; herkes, kimlik numaralarının ilk birkaç hanesini bilirdi.
Hala bir şüphe duygusu besleyerek numaraları tuşladı. Kısa bir süre sonra kilit, tık sesiyle açıldı. Kapı kolu, Heerak’ın şifreyle ilgili çekincelerine rağmen kolayca döndü.
İçeri adımını attığı anda, sırtından aşağı bir ürperti indi ve tarif edilemez bir dehşet duygusu onu sardı.
Doseon “Ugh,” diyerek inledi.
Sanki burada ürkütücü bir varlık gizleniyordu. Sebebini tam olarak anlayamasa de midesi bulandı ve başı döndü. Mobilyalar ve duvar kağıdı bile dans ediyormuş gibi görünüyordu. Tekrar ürperdi. Bir Beta olarak bile, Doseon burada bir şeylerin ters gittiğini hissedebiliyordu. Seokchan’ın o anki küfürünü hatırladı. Şimdi nedenini anlıyordu.
Doseon terliklerini giydi ve ön koridora adım attı. Oturma odası kapkaranlıktı. Koridordaki otomatik ışıklar söndüğünde, etrafındaki her şeyin zifiri karanlığa gömüleceğinden korktu. Tüm pencereler karartma perdeleriyle kapatılmış olmalıydı. Sabah saat on olmasına rağmen bu karanlık hiç mantıklı gelmiyordu.
Dikkatli adımlarla yürüyen Doseon duvarı yokladı ve sonunda bir düğme buldu. Hiç tereddüt etmeden düğmeye bastı. Loş turuncu yan ışıklar etrafı aydınlattı.
“…!”
Doseon’un yeniden görmeye başladığı ilk şey Heerak’tı. İçten içe Heerak’ı yatak odasında bulmayı bekliyordu, bu yüzden manzara onu şaşırttı. Beklenmedik karşılamayla birlikte sarsıldı.
Heerak, kanepede uzanmış, bir koluyla gözlerini kapatmıştı, bu yüzden yüz ifadesi görünmüyordu. Doseon derin bir nefes aldı ve yavaşça ona yaklaştı.
“Demek bugün Perşembe,” diye konuştu Heerak.
Doseon beklenmedik sesle sarsıldı ve olduğu yerde donakaldı. Heerak’ın uyumadığı belliydi, belki de Doseon’un gelişiyle ya da ışıkla uyanmıştı.
Doseon, her zamanki alışkanlığıyla hızlıca toparlanarak “Evet, öyle,” dedi.
“Perşembe… Dünyadan elimi eteğimi çektiğimden bu yana epey zaman geçmiş olmalı,” diye mırıldandı Heerak, kolunu yüzünden indirip doğrulurken. Bu görüntü Doseon’u en çok etkileyen şey oldu. Heerak’ın doğuştan gelen yakışıklılığı bir haftada kaybolmamıştı, ancak eskisinden oldukça farklı görünüyordu. Bitkin ve solgundu. Doseon, Seokchan’ın Heerak’ın yemek yiyip yememesi hakkındaki endişelerini hatırladı ve şimdi bunun yerinde bir kaygı olduğunu görebiliyordu. Bu kısa süre içinde Heerak gözle görülür şekilde kilo vermişti, bu da son zamanlardaki yemek yeme alışkanlıklarını ele veriyordu.
Heerak karşısındaki kanepeyi işaret ederek, “Otursana, öyle dikilip durma,” dedi.
“Tabii.” Doseon hızla yürüyerek Heerak’ın karşısındaki koltuğa oturdu.
Heerak, Doseon’un yüzüne yumuşak bir gülümsemeyle baktı, gözleri kısılmıştı. “İzin gününü böldüğüm için özür dilerim.”
“Özür mü? Neden?”
“Seni buraya Seokchan gönderdi, değil mi? Muhtemelen seni gelmeye zorladı.”
Heerak tamamen haksız değildi. Burada bulunmasında Seokchan’ın büyük bir rol oynadığını inkar edemezdi ama Heerak’a da kolayca boyun eğemezdi. Doseon’dan bir iyilik yapması istenmişti, bunu yapmaya zorlanmamıştı. Seokchan’a Heerak’ı ziyaret etmek istediğini bildirmek tamamen kendi kararıydı. Heerak’ın nasıl olduğunu merak ettiği için buraya gelmişti.
Doseon sessizliği kısa bir ifadeyle bozdu: “Bu yalnızca Sekreter Min’in ricası değildi.” Heerak buna ufak, bitkin bir gülümsemeyle karşılık verdi; bu halsiz ifade Doseon’un yüreğine dokundu.
“Öyleyse?” diye sordu Heerak.
Doğru kelimeleri bulmakta zorlanan Doseon, “Senin için endişelendim,” dedi.
“Neden?”
“Çünkü…” Doseon sözlerini tamamlayamadan sustu.
Heerak, alaycı bir tonla, “Beni incittikten sonra beni teselli etmeye mi çalışıyorsun?” dedi.
“Müdür Bey…”
Heerak sözlerini “Benim için neden endişelenesin ki? Sonuçta kalbimi paramparça eden sendin,” diye devam ettirdi.
Doseon, “Özür dilerim,” dedi. Sesi içtenlikle doluydu.
Buna karşın Heerak, sert bir şekilde bakarak. “Neden özür diliyorsun? Neden? O gün beni ne kadar aşağılanmış ve üzgün hissettirdiğini biliyor musun?”
Doseon sessiz kaldı.
Heerak neredeyse ağlamak üzere görünüyordu ve Doseon bunu görmekten acı çekiyordu. Onun gözlerine bakmaya cesaret edemeyip başını öne eğdiğinde Heerak’ın titreyen sesini duydu.
“Ne zaman böyle hissetmeye başladın? Tanışmamızın ardından ne kadar süre geçtikten sonra 40.000 won ve tazminat hakkında düşünmeye başladın? İlk başta buna şiddetle karşıydın, peki niye fikrini değiştirdin? Benden maddi bir şey almanın senin için dayanılmaz olacağını söylemiştin!”
Doseon dikkatle dinliyordu, açıklamak istiyordu ama Heerak’ın sözünü kesemiyordu.
“Senin için acı çektiğimi görmek eğlenceli miydi? Benim o kadar da etkileyici olmadığımı mı düşündün? Yapışkanlığımdan bıktın mı? İlgini mi kaybettin? Artık benimle birlikte olmak istemediğin için parayı alıp gitmeyi mi planlıyordun?”
“Müdür Bey, bu doğru değil…”
“Lütfen bana böyle hitap etme!” Heerak’ın sesi sert bir şekilde yankılandı. Doseon dudaklarını birbirine bastırdı, yanıt vermekte tereddüt etti.
“Bunca zamandır beni hiç Heerak Cho olarak görmedin mi diye düşünmeden edemiyorum. Belki de ben senin için sadece zengin bir yöneticiydim ve sen benden yüklü miktarda para koparmayı planlıyordun… Bu sefil düşünceleri beslemeye devam etmek istemiyorum.”
Yorum