Koyu Switch Mode

Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme

Tüm Bölümler Look at Me [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ashily


Akşam yemeğinde bir yerde oturdular ancak Doseon, ne yediğini tam olarak anlayamadı. Heerak ara sıra ona kendi yemeğinden ikram edip çeşitli konular hakkında sohbet ederken, Doseon kendini başını sallarken buldu. Heerak’ın sesini ne kadar çok sevdiğini kelimelerle anlatmak zordu.  Heerak’ın kendine has nazik tavrı sözlerinin arasından adeta akıyor, Doseon’u oldukça mutlu eden rahatlatıcı bir melodi gibi kulaklarında çınlıyordu. Ancak şu anki ruh halinde, tek bir kelime bile duymuyordu. Zihninde sürekli, ‘Bugün söylemeliyim. Hemen eve gitmeli ve sabahtan beri kafamda dönüp duran bu düşünceleri Heerak’a anlatmalıyım,’ gibi düşünceleri tekrarlıyordu. Bu kararı içinde onay arayarak defalarca tekrar etti, durumun aciliyetini kendine hatırlattı.

Bununla beraber Heerak, Doseon’un tavırlarında bir tuhaflık olduğunu anlamış gibiydi. İkinci birlikteliklerinin hemen öncesinde olduğu gibi eve sessizlik içinde döndüler. Heerak, Doseon’a bir şey sorduğunda garip bir kısalıkla cevap verdiğini fark ederek arabayı sessizce sürdü.

Eve varıp oturma odasındaki kanepeye oturduklarında Heerak sessizliği bozarak “Pekala, ne söylemek istiyordun?” diye sordu.

Normalde, akşamları günün yorgunluğunu atmak için banyoya gidip ardından yatakta tutkulu bir gece geçirirler ya da birkaç şişe bira alıp, gece manzarasını seyrederken günlerinin nasıl geçtiğini konuşurlardı. Bu alışıldık rutinleri atlamak tuhaf geliyordu ama bunun üzerinde durmanın zamanı değildi. Doseon, gereksiz düşüncelerini ve duygularını bir kenara atarak, önündeki adama odaklandı.

‘Kafamda mı kuruyorum? O da en az benim kadar gergin görünüyor.’

Heerak, her zamanki gülümseyen tavrını koruyordu, ancak gözleri yüzeyin altında bir huzursuzluk taşıyordu. Aynı anda hem endişeli hem de beklenti içindeydi; gözlerinde bir duygu fırtınası vardı, bu da Doseon’un bir anlığına sessiz kalmasına neden oldu.

Eğer Doseon bu günü bir şey söylemeden geçirseydi, ertesi gün aklından geçenleri ifade edemediği için daha fazla strese gireceğini biliyordu.

‘Böyle bir belirsizlikle birkaç gün daha geçirmem mümkün değil.’

Doseon kararlı bir şekilde ona seslendi. “Müdür Bey.”

Heerak acı bir gülümsemeyle, “Gerçekten bu resmi hitabı bırakmalısın. Ayrıca, şu anda bana ‘Müdür Bey’ demek pek uygun değil, değil mi?” dedi.

“Şu anda mı?”

Doseon sertçe yutkundu, ani bir suçluluk duygusu göğsünü sızlattı. ‘Heerak, ne söylemek istediğimi nasıl anladı? Neden “Müdür Bey” demek şu an için uygun değil?’

Ama artık bu düşünceler sadece dikkatini dağıtan şeylerdi. Heerak ona hitap şekliyle ilgili bir sorun çıkarırsa, konuşma kesinlikle rayından çıkacaktı.

Doseon usulca bir iç çekti ve devam etti, “O zaman… bugün için, size Bay Cho diyeceğim, eğer size de uyarsa.”

“Eh, en iyisi olmasa da, ‘Müdür Bey’e kıyasla kabul edebilirim,” Heerak başını sallayarak kabul etti ve Doseon’un gözlerinin içine baktı, belli ki daha fazlasını bekliyordu.

Doseon artık tereddüt edemezdi. “Bir süredir bunun üzerinde düşünüyorum ama hep erteledim. Ancak daha fazla geciktiremem, bu yüzden bugün sizinle konuşmak istedim.”

“Dur.” 

Doseon konuşmasını bitirir bitirmez Heerak’ın yüzünün tamamen kızardığını fark etti ve bu, Doseon’u şaşkına çevirdi. Konuşmaya daha yeni başlamıştı ve bu tepki hiç beklenmedik bir şeydi. Heerak’ın daha sonra nasıl tepki vereceği hakkında hiçbir fikri yoktu ama bu beklediği şey değildi.

Heerak, parmaklarını açarak bir durmasını işaret ederken diğer eliyle de kendini yelpazeledi. “Üzgünüm, Doseon. Bana biraz zaman ver. Çok uzun sürmeyecek.”

“Tamam,” Doseon Heerak’ı yakından izledi ve birkaç derin nefes aldığını fark etti. Şaşırtıcıydı; Doseon gergin hissediyordu ama Heerak da bir o kadar gergin görünüyordu. Herkes gerginliğini farklı şekilde gösteriyordu ve Heerak da kendi yöntemleriyle sinirlerini yatıştırmaya çalışıyor gibiydi.

Heerak, “Doseon, devam etmeden önce bir mazeret sunabilir miyim?” diye sordu.

“Afedersiniz? Mazeret mi?” Doseon, bu beklenmedik sözcük karşısında şaşkınlıkla ağzını açtı.

Heerak, Doseon’un tepkisini izleyerek utangaç bir şekilde yanağını ovuşturdu ve isteksizce itiraf etti, “Sana nasıl göründüğümü bilmiyorum ama bu konuda oldukça tecrübesizim. Bazı şeylerde iyi olabilirim ama genel olarak özgüvenim düşük. Sanırım sana biraz fazla ileri gitmiş olabilirim ama saçma görünür diye bir şeyleri doğru yapıp yapmadığımı sormak istemedim.”

Doseon bu açıklama karşısında defalarca gözlerini kırpıştırdı.

‘Heerak ne demek istiyor? Neden şimdi bunu gündeme getirdi?’ Doseon, Heerak’ın neden birdenbire bu bilgiyi paylaştığını hiç anlamamıştı.

Doseon’un kafasının karıştığını gören Heerak sözlerine devam etti. “Her neyse, ben de söylemek üzere olduğun şeyi sen söylemeden önce gündeme getirmek istedim. Ama bu şekilde engellenmeyi beklemiyordum. Benden önce davranacağını hiç düşünmemiştim.”

“Afedersiniz? …Ah.” Doseon, nihayet konuşmalarının bağlantısını kurdu. ‘Demek ki Heerak da bu konuyu konuşmayı planlıyordu.’ Doseon, Heerak’ın bu konuyu ilk olarak onun açacağını nasıl tahmin ettiğinden emin değildi ama tek bir cümleyle özetledi. “Müdür Bey her zamanki gibi etkileyicisiniz.”

Heerak sıcak basmış görünüyordu. Takım elbisesinin ceketini çıkardı, koltuğa fıtlatıp klimayı açtı.

Heerak’ın hareketlerini gözlemleyen Doseon, diplomatik olmaya çalışarak mırıldandı, “O zaman, Bay Cho, önce siz başlayabilirsiniz.”

“Hmmm.” Heerak başını elleriyle kapattı, bir süre düşünmek için başını avuçlarının içine indirdi. Sonrasında yavaşça doğrulup oturdu. Yüzü hala kıpkırmızı olsa da, daha sakin görünüyordu ve gözleri huzur veriyordu.

“Hayır, önce sen başla. Ben bir adım geride kaldığımı kabul edeceğim. Hem, sen konuşmayı başlatsan da, sonradan söz hakkım olmayacak diye bir şey yok.” 

Bu mantıklıydı. Nihayetinde son kararı verme gücü Heerak’ın elindeydi.

Doseon, onaylar bir şekilde başını sallayarak yavaşça konuşmaya başladı. “Bay Cho, bugün bahsetmek istediğim şey…”

Önündeki adamın, dudaklarının köşelerine elleriyle baskı yapmaya başladığını fark etti. Doseon kısa bir süre duraksamak zorunda kaldı, çünkü her şeyi tek seferde söylemek istiyordu. Sayısız kez prova ettiği konuşmayı, zihninde saklı tuttuğu kelimeleri paylaşmanın tam sırasıydı.

Doseon, içten içe 40.000 won’u vermesini umarak, “Bana tam olarak 40.000 won vereceğiniz tarihi öğrenmek istedim. Ya da teklifiniz hala geçerliyse, maddi tazminatı,” diye sordu.

Başka türlü bir tazminat, bu konuyu açmaktan rahatsızlık duymasına neden olacaktı. ‘O gece ne kadar maddi tazminata dönüşecek? Heerak’ı tatmin etmek için ne kadar talep etmeliyim?’ Sonuç ne olursa olsun, Doseon o parayı kullanamayacağını biliyordu.

Uzun bir sessizliğin ardından Heerak ona seslendi. “Doseon.” 

Doseon Heerak’a dikkatle bakarak hemen cevap verdi. “Efendim?”

Heerak’ın davranışları garip görünüyordu.

Ağzı açık kalmıştı, başta ifadesiz olan yüzünde bir dizi duygu belirmişti. Doseon’a neşeyle bakan gözler, odağını kaybetmiş ve ardı ardına göz kırpıyordu. Onun birden dalıp gittiğini görmek, Doseon’un içini endişeyle doldurdu. Konuyu nihayet açmanın rahatlığını bile hissedemedi. Doseon, Heerak’ın daha önce hiç görmediği ifadesini gözlemlerken boğazının sıkıştığını hissederek sadece sertçe yutkundu.

Duygusuz gözler ona döndü. Doseon gözlerini kaçırmak istedi ama bunun yerine bu dürtüyle savaştı ve sert ifadesini korudu. Yanakları ve çenesini o kadar sıkmıştı ki her an spazm geçirebileceklerini hissetti. Bu anı sadece kendini tutarak atlatabilirdi. Aksi takdirde, ağzını kapatamayabilir ya da yüzünü asabilirdi.

Ortam giderek daha da gerginleşti. Göz göze geliyorlardı ama gerçek bir iletişim gibi hissettirmiyordu. Doseon, kafasının daha da karıştığını hissetti. Hatta dalıp gittiğini ve serseme döndüğünü bile hissetti. 

Heerak zar zor adını söyleyebilmiş ama konuşmaya devam edememişti, bu da Doseon’un tedirginliğini arttırmıştı. Bir şeyler söylemesi gerektiğini hissetti ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Heerak’ın neden şoka girdiğini anlayamıyordu, doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyordu.

Heerak sonunda, “Biliyorsun,” diye söze başladı.

Doseon, hazır bir şekilde cevap verdi “Evet?” Karşısındaki adamın sesindeki zayıf ton yüzünden biraz tedirgin olmuştu. Heerak’ın zaten yumuşak olan sesi o kadar cılızlaşmıştı ki, Doseon’un onu duymak için çaba vermesi gerekiyordu. Heerak’ın sesindeki boğuk ve kısık ton Doseon’un vücudunu ürpertti.

“Söylediklerin şaka değildi, değil mi?”

Doseon hızla “Değildi,” diye cevapladı. Heerak için yapabileceği başka bir şey yoktu.

Onu beklemek, izlemek ve dinlemek— Doseon’un anlayış belirtisi gösterme çabalarıydı bunlar.

Heerak hızlı cevap karşısında irkildi. Doseon Heerak’ın yüzünün çöktüğünü, gözlerinin endişeyle titrediğini fark etti. Bu kez Doseon’un nutku tutulmuştu. Karşısındaki adamın duygusal olarak dengesiz olduğu, tek bir bakışta belliydi.

Doseon’un gözleri büyüdü.

Heerak’ın bir zamanlar pembe renkte olan yanakları tamamen solmuştu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Titreyen dudakları, bir şeyler söylemek ister gibi hareket ediyordu ama hiçbir kelime çıkmıyordu.

Doseon’un kendi yüzü de Heerak’ınkine benzer şekilde solmuştu. Nedenini bilmiyordu ama Heerak’ın ifadesine bakarak bir şeylerin çok yanlış gittiğini anlayabiliyordu. Sadece nedenini anlamıyordu ve bu hayal kırıklığı onu yiyip bitiriyordu.

Doseon’un dizindeki iki el yavaşça kalktı. Heerak gözlerini kapadı ve tamamen hareketsiz kaldı.

“Müdü—…” Doseon’un sesi cümlenin ortasında kesildi, bugün ona Bay Cho demesi gerektiğini hatırladığı için değil, gözlerinin önünde şok edici bir şey yaşandığı için.

Şıp, şıp, şıp.

************************************************************************************************

Heerak, Doseon’u durduğu yerde sanırım evlenme teklifi etmesini bekliyordu bunları söylemesini değil. O yüzden şoka giriyor. 

Aslında ne kadar hassas varlıklarız hepimiz. Sevgisizliğin içinde sevgiyi arayıp umutsuzca ona tutunmaya çalışıyoruz. Doseon Heerak’la aynı dili konuştuğunu henüz fark edemedi. Bu da ikisini çok kırdı. Yine de aynı şeyleri paylaşan kalpler kolay kolay bağını koparmaz. Ortada konuşarak çözülmeyecek hiçbir sorun yok. Bakalım yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırıp iletişimlerini kuvvetlendirebilecekler mi? -Ashily

Etiketler: novel oku Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme, novel Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme, online Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme oku, Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme bölüm, Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme yüksek kalite, Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Look at Me [Novel] 35. Bölüm: Gecikme" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık