Çevirmen: Ari
Aramayı sonlandırdıktan sonra, Aiden düşüncelere dalmış gibi görünüyordu. Aniden dünkü anılar zihnimde canlandı. Belirli hatalar kabaca aklımdan geçti. Ancak benimle hiç iletişim kurmayan Aiden muhtemelen hatırlamıyordu.
“Dün ne yaptığımızı hatırlıyor musun?”
“Öpüştük mü?”
“Minhyuk dinliyor. Sessiz ol.”
Bu sert cevabına karşılık ağzını kapatmaya çalıştım ama kendimi tuttum. Parmağımı ağzıma götürüp sessiz olmasını işaret ettim, sesini alçalttı ve bir kez daha konuştu.
“Seni öptüm mü?”
“Evet, sen…”
Konuştuktan sonra, garip hissettim ve yüksek sesle boğazımı temizledim. Elimin tersiyle dudaklarıma dokundum, Aiden’a baktım. Parlak bir şekilde gülümsediğinde hareketlerinde hiçbir tereddüt olmadığını hissettim.
“Başka?”
“Dokundun?”
“Ne tür bir dokunma?”
“Boynumu biraz öptün,” diye mırıldanırken Aiden başka bir şey söylemedi. Neyse ki, hatırlamıyor gibiydi, rahat bir nefes aldım. Düşüncelere dalmış bir şekilde parmaklarıyla oynadı ve sonra aniden sanki aklına bir şey gelmiş gibi bana doğru eğildi.
“Bunun yüzünden mi…”
Omurgamdan aşağı bir ürperti geçti. Kendimi toparlamama fırsat vermeden düşüncelerini dökmeye devam etti.
“Oraya dokundun.”
Dudaklarımdan bir soluk kaçtı. Oldukça sarhoş olmasına rağmen, bunu canlı bir şekilde hatırlıyor muydu?
“Telefon olduğunu düşündüm. Bilseydim dokunmazdım…”
“Telefon mu?”
Aiden, bunu söylememden hiç memnun değilmiş gibi görünüyordu.
“Telefonum o kadar büyük değil.”
“Biliyorum, biliyorum.”
Şu anda boyutu önemli değildi. Dokunduğum andaki sert dokusu aklıma geldi ve boynum bile kızardı.
“Bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum…”
Rastgele kelimeler mırıldanarak kalçalarımı geriye doğru kaydırdım, yatağa daha da gömüldüm. Bu durumdan kaçınmak için hiçbir bahanem yoktu ve bundan kaçmaya çalışırken ölmek üzereymişim gibi hissettim. Ona dokunmamış olsam da, ben uzaklaşmaya çalışırken Aiden bana daha da yaklaştı. Pürüzsüz üst gövdesi güneş ışığı altında parlıyordu. Düz boynuna ve omuzlarına gizlice bir bakış attım.
Dün geceki anılarla birlikte buna katlanmak zordu. Şimdiye kadar boyutu önemli değildi, ancak dün olanları hatırlamak beni kaygılandırdı. Aiden’ın tam boyutunu hatırlamaya çalışırken kendimi çöp gibi hissettim. Bu bir mahremiyet ihlaliydi.
“Neden bu kadar yaklaşıyorsun? Zaten sıcak.”
Ona dokunmaktan korktuğum için onu itemiyordum. Gözlerimi yavaşça kırpıştırırken, Aiden sanki bir şey söylemeye hazırlanıyormuş gibi dudaklarını büzdü.
“Seowon…” Konuşmaya devam etmek üzereydi ki, uzakta kaba bir esneme sesi yankılandı. Esneme sesi, sabahı delen bir rahatsızlık gibiydi.
Cümlesini bitiremeyen Aiden düzensiz nefesler verdi ve ben de garip durumu hafifletmek için zavallı Minhyuk’tan bahsettim.
“Minhyuk uyanmış gibi görünüyor.”
Hiçbir yanlış yapmamış olmama rağmen, korkunç bir şey yapmışım gibi titredim. Hâlâ bana yakın olan Aiden geri çekildi, ısının sebebi uzaklaşmış olmasına rağmen vücudum sıcaktı.
Bir şişe maden suyunu içen Aiden, ardından sert omuzlarını ovuşturdu. Çok fazla şey gördükten sonra nereye bakacağımı bilemediğimden bakışlarımı çevirdim. Rahatsızlığımı hisseden Aiden, biraz gergin bir yüzle gülümsedi ve şöyle dedi, “Ben gidip yıkanacağım.”
Aiden ayrılırken yaklaşan ayak seslerini duydum. Çok geçmeden suçlu tekrar belirdi ve bir kez daha yüksek sesle esnedi.
“Açlıktan öleceğim.”
“Çok içtin. Miden iyi mi?”
“Evet, iyiyim.”
Minhyuk, şişmiş yüzünü örterek umursamazca cevap verdi. Yine de, bu evin sahibi olduğum ve bir şeyler yapmak zorunda hissettiğim için isteksizce de olsa ayağa kalktım.
Aiden ayrıldıktan sonra Minhyuk’un ayak sesleri yaklaştı. Neden orada bir heykel gibi dikildiğimi merak ederek bir süre bana baktı ve boynumu işaret etti.
“Buranı sivrisinek ısırmış.”
Minhyuk’un söylediği sözler ani farkındalıkla yüzüme çarptı. Elimle boynumu aceleyle örterek aynaya yaklaştım. Şaşkın görünen Minhyuk, hemen arkasını döndü.
Parlak güneş ışığına güvenmesem bile, açıkça görülebiliyordu. Şişmiş iz şüphesiz bir öpücük iziydi. Sarhoşluğun etkilerinin bu kadar derin izler bırakan bir öpücüğe yol açacağını düşünmemiştim.
Beceriksizce saklamaya çalışırken ikinci suçlu belirdi. Hâlâ ıslak olan saçlarını bir havluyla siliyordu, üst bedeni çıplaktı. Bilinçsizce, ayağımı yere vurdum ve sessizce boynumu işaret ettim, Aiden sanki önceden biliyormuş gibi kızardı.
“Çok güzel.”
Onu azarlamalı ve bir daha böyle şeyler yapmamasını söylemeliydim ama yapamadım. “Güzel, güzel, güzel…” sözcükleri kulaklarımda nazik bir sesle yankılandı.
Kısa süre sonra Aiden’ın kulakları da benimkiler kadar kızardı. Az önce benim olduğum aynanın önünde dururken umursamazmış gibi davrandı. Saç kurutma makinesini açmasını izlerken bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladım.
…Sanki konuşmayı unutmuşum gibi dudaklarımdan hiçbir kelime çıkmadı. Sonunda, tek bir suçlayıcı kelime bile edemeden öfkeyle odadan çıkmak zorunda kaldım.
Minhyuk’un ısrarı üzerine, akşamdan kalmalığımıza iyi gelmesi için ramen yemeye karar verdik. Geçen seferki gibi, Aiden kahvaltıyı atladı ve ben Minhyuk’un karşısına oturarak erişteleri hüplettim. Minhyuk rameni yerken gözleri Aiden ve ben arasında gidip geldi.
“Genellikle orada oturduğum için garip değil mi?”
Okul günlerinde evini ziyaret ettiğimde, Minhyuk neredeyse her zaman yanıma otururdu. Doğası gereği sürekli homurdansa da benim için her şeyi yapan bir insandı ve tek arkadaşım olduğu için bu çok doğaldı. Tekrar ne hakkında konuştuğunu merak ettim, bu yüzden onu belirsiz bir şekilde dinledim ve erişteleri yemeye devam ettim. Birdenbire, Aiden’ın kollarını kavuşturduğunu gördüm.
“Buna alışmalısın.”
Sesi yumuşaktı ama tonunda hafif bir keskinlik vardı. Minhyuk, o hassasiyeti anlayamayarak homurdandı.
“Daha ben alışmadan ayrılmayacak mısın?”
Aiden’ın tek zayıf noktasını seçip onu böyle bıçaklaması kabalıktı. Çubukları bırakıp bu konuyu açan Minhyuk’a baktığımda kalbim duracak gibi oldu.
Aiden’ın ne cevap vereceğini bekleyerek sessiz kaldı. Fakat sonra bakışlarımla karşılaşan Minhyuk hemen özür diler gibi bir ifade takındı.
“Yaklaşık bir hafta kaldı, değil mi? Sen gittikten sonra, Jung Seowon’un saçmalıklarıyla tekrar uğraşmak zorunda kalacağım. Bu yüzden, lütfen en azından burada olduğun süre boyunca ona iyi bak.”
Minhyuk, Aiden’ı suçlamaya çalışmıyordu; sadece her şeyin benim için daha rahat olmasını istiyordu. Kaşlarımı çattım, tüm bu sözleri dinlerken arkadaş olmanın ne anlamı olduğunu merak ettim. Minhyuk önemli anlarda her zaman benim tarafımı tutardı ama her zaman olgunlaşmamış küçük bir kardeş gibi görünürdü, bu yüzden çok fazla hayal kırıklığına uğramıştım. Hoşnutsuz yüzüne baktığımda, hemen göz temasından kaçındı ve bir şeyler söylemeye çalışmayı bıraktı. Aiden elini bana doğru uzattı ve soluk bir tenle konuştu: “Ona iyi bakacağım, bu yüzden endişelenme.”
Gerginliği azaltmak için gülümserken içimden güven verici tavrını takdir ettim. Gözlerimiz buluştuğunda, Aiden nazik bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Hiçbir şey olmamış gibi rameni yemek istiyordum ama nedense gözlerimi Aiden’dan alamıyordum. Gözleri dünyadaki herkesten daha güzel bir renge sahipti. O da benim gibi dalmıştı ve hareket etme belirtisi göstermiyordu.
Aiden’ın adem elması duyulabilir bir şekilde hareket etti ve göğsümde ritmik bir çarpmaya neden oldu. Rahatsız edici derecede uzun bir süre birbirimize baktıktan sonra, Minhyuk şaşkınca bize baktı.
“İkiniz de erkeksiniz, bu duygusal tavırlar da ne?”
Minhyuk’un alaycı sözleriyle pek ilgilenmedim. İkimiz de boğazımızı temizledik ve bakışlarımızı kaçırdık. Boğazım o kadar tıkanmıştı ki lokmamı yutmakta bile zorlandım. Benden farklı olmayan Aiden ise sadece su içti.
“Aiden etrafta olmadığında bile iyiyim. Bu yüzden sıkılmam konusunda endişelenme, tamam mı?”
Ortamı yumuşatmaya çalıştım ama Aiden huzursuz görünüyordu.
“Bensiz nasılsın?”
“Çocuklar bana zorbalık yapsa bile hepsini dövüyorum ve zorbalığa uğramadığımdan emin oluyorum.”
Minhyuk aniden, “Ama ilk başta böyle değildin.”
“Seul’de de böyle miydi?”
“Köy çocukları kadar değil.”
Bu sefer Aiden konuştu: “Çocuklar sana vuruyor mu?”
“Ciddi anlamda değil.”
“Vuracak ne var ki?”
Göz bebeklerinin ileri geri titrediğini gördüğümde gururumu gizlemek zordu.
“Küçükken hep böyleydi.”
Hoşnutsuzca konuştum ve ramen kasesini ittim. Yemek yememe izin verilmediğinde yemeyi çok istiyordum ama izin verildiğinde ilgim kayboluyordu. Minhyuk beni gözlemledi ve sinsice dilini çıkardı.
”Sevimlisin, bu yüzden seni şımartıyorum ama çirkin olmak zor olmalı.”
“Bakıcımmışsın gibi konuşma.”
Son zamanlarda görünüşüme aşırı derecede önem veriyordum, ama Minhyuk muhtemelen bunu bilmiyordu.
“Hiç düzgün konuşmuyorsun…”
Acımasızca yanağımı çimdikleyerek beni azarladı. Yüzümü buruşturdum ve mücadele ederken Aiden hızla Minhyuk’un bileğini yakaladı.
“Dokunma.”
“Ah! Kahretsin, bırak lan.”
Minhyuk’un belirgin sıkıntısına rağmen, Aiden pek bir ifade göstermedi. Aiden’ın tutuşu o kadar güçlüydü ki Minhyuk’un eli titriyordu. Morarmış bileğimi düşünerek, Aiden’a gizlice müdahale ettim, ya da daha doğrusu, müdahale ediyormuş gibi yaptım.
“Acıyor olmalı,”
Mırıldanırken dudaklarım aşağı doğru kıvrıldı. Aiden onaylamayan bir bakış attı ve sonunda Minhyuk’un bileğini bıraktı. Oturduğum sandalyede biraz kıpırdandım.
Aiden’ın eli çekilir çekilmez, Minhyuk hoşnutsuz bir ifadeyle bileğini ovuşturdu. Sevinç ifademi gizlemek için gizlice ağzımı kapattım. Normal şartlar altında, Minhyuk her iki yanağımı da çimdikler ve onları kırmızı ve şiş bırakırdı. Ramenimi bitirmesem de sadece benim tarafımda olan birinin olması düşüncesi bile beni tatmin etti.
Artık sakinleşen Aiden nazikçe, “Yemeği bitirdin mi?” Diye sordu.
Başımı salladığımda, Minhyuk rahatsız olmuş gibi bulaşıkları toplarken bileğini kıtlattı.
Yorum