Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 101. Bölüm

Çevirmen: Ashily
“Doğu’ya mı?”
Koi tam ‘Orada saat farkı ne kadardır acaba?’ diye düşünürken, Ashley sanki aklını okumuş gibi cevap verdi.
– 3 saat ileride.
“…Anladım.”
Bu durumda telefonla konuşmak da kolay olmayacaktı. Ne de olsa saat farkı ortaya çıkınca karşı tarafın saatine göre arama yapmak zorlaşıyordu. Bu düşünceyle morali bozulmaya başlamışken, birden Ashley konuştu.
– Koi, sana bir teklifim var.
‘Teklif mi?’ Koi şaşkın bir ifadeyle başını salladı.
“Ah, umm, nedir?”
Koi’nin sorusu üzerine Ashley hiç tereddüt etmeden konuşmaya devam etti.
– Şu anki işinden ayrılıp bundan sonra tamamen benim evimde çalışmaya ne dersin?
Koi şaşkınlıktan “Ne?” diye bağırınca, Ashley devam etti.
– Hafta sonları senin işin yüzünden görüşemediğimiz bir gerçek… Okuldayken de doğru düzgün birlikte olamıyoruz zaten. Hafta sonu bütün gün seni görmek istiyorum ama çalıştığın için bu da olmuyor.
Ashley’nin iç çekişi telefonun diğer ucundan duyuldu. Koi hem mahcup olmuş hem de Ashley’e acımış bir halde huzursuzca mırıldandı.
“Evet ama… Seninle birlikte olup bunun için para alırsam, seninle bu yüzden görüşüyorum gibi olmaz mı?”
– Tabii ki hayır, birlikte olmak için para teklif etmiyorum.
Ashley biraz alıngan bir tonla karşılık verdi. Bu tepki karşısında Koi ne diyeceğini bilemezken Ashley sesini yumuşatıp ekledi.
– Gelip kendi işini yaparsın. İşin bitene kadar seni rahatsız etmem. Ama işin biter bitmez hemen birlikte vakit geçiririz. Ne dersin?
‘Eğer durum buysa mantıklı.’ Aslında şu anki part time işinden sonra Ashley ile buluşması için çok az zamanı kalıyordu. En fazla 2-3 saat görüşebiliyorlardı, bu yüzden Ashley’nin memnuniyetsiz olması gayet normaldi.
“Ee, şey… O zaman… Bir hafta deneyeyim ve nasıl gittiğini görelim…”
Ne iş yapacağını bilmeden ve bu işi düzgün yapıp yapamayacağından emin olmadan hemen kabul etmek istemiyordu. Koi temkinli bir şekilde konuşunca, Ashley hemen kabul etti.
– Tamam, o zaman bu hafta sonundan itibaren başlamak sana uyar mı?
“Ne? Şey, tamam.”
Koi istemsizce cevap verdikten sonra düşünmeye başladı. ‘Bu hafta mı? Bu durumda şu anki part time işimden hemen ayrılmam gerekecek.’
‘Yeni bir iş bulmam zor olacak…’
Bir an karamsarlığa kapılsa da hızla başını iki yana salladı. ‘Önce bu işi deneyip sonra ne olacağını düşünmek daha mantıklı.’
“Tamam, uyar.” diye verdiği cevabın ardından Ashley’nin sesi duyuldu.
– Çok sevindim.
Sesi gerçekten rahatlamış gibi geliyordu. Bu Koi’nin de içini ısıttı. İstemsizce gülümseyerek sordu.
“Evinde çalışacak olmam hoşuna mı gitti?”
– Elbette.
Ashley hemen ekledi.
– Eve döndüğümde beni bekliyor olmanı istiyorum.
Bu sözler üzerine Koi’nin kalbi daha hızla atmaya başladı. ‘Tıpkı evliymişiz gibi…’ diye düşünürken Ashley gülerek konuştu.
– Kulağa yeni evlilermişiz gibi gelmiyor mu?
Koi cevap bile veremedi, sadece derin bir iç çekti. Ashley yine gülmeye başladı.
– Seni seviyorum, Koi.
“H-Hımm.” Koi kıpkırmızı bir yüzle ağzını açtı. “Ben de seni seviyorum.”
Ashley da daha tatlı bir ses tonuyla fısıldadı.
– Seni öpmek istiyorum.
Koi, kalbinin yerinden çıkacağını hissetti. Hızla bir eliyle göğsünü tutup cevap verdi. “Be-ben de.”
Ashley yine güldü ve “Seni seviyorum.” diye fısıldadı. Koi bu sefer derin bir nefes alıp net bir şekilde cevap verdi.
“Ben de seni seviyorum.”
Her zaman olduğu gibi vedalaşmak istemeyip birkaç kez geri döndüğü yolculuklardan farklı olarak, şimdi telefonu kapatmak daha da zor geliyordu. Koi bir türlü veda edemeden kararsızca bekledi. Ashley de aynı durumdaydı ama gerçeklik buna izin vermiyordu. Derin bir iç çekişle konuştu.
– Artık gitmem gerekiyor.
Koi dalgınca dinledikten sonra gözlerini şaşkınlıkla açtı.
“Şimdiden gidiyor musun?”
Ashley acı bir gülümsemeyle “Evet,” dedi.
– Sadece üç saat önce bir telefon aldım ve şu anda havaalanındayım. Uçağım kalkmak üzere, o yüzden telefonu kapatmam gerektiğini söylüyorlar.
Koridorun karşı tarafındaki koltukta oturan sekreter, ona bakıyordu. Babasının özel jetinde son telefon görüşmesini yapan Ashley, bir kez daha Koi’ye onu sevdiğini söyledikten sonra konuşmayı bitirdi.
Koi, bir süre elindeki telefona baktıktan sonra onu göğsüne bastırdı. Sanki Ashley’nin nefesi orada kalmış gibi geliyordu.
Ashley de benzer şekilde telefonu kapattıktan sonra bir süre ekrana bakmaya devam etti. O an her şeyi bırakıp onun yanına koşmak istese de kendini tuttu. Telefonu kapatmasını bekleyen hostes konuştu.
“İhtiyacınız olan bir şey var mı, Bay Miller?”
Ashley, önünde duran hostesten cips isteyip dışarıya baktı. Uçak kalkışa hazırlanıyordu.
“Arkadaşınız için endişelenmeyin. Gereken her şeyi yapacağız.”
Sekreterin sesini duyan Ashley ona baktı.
“Maaşın düzgünce ödendiğinden emin olun. Bunu bildiğinizi varsayıyorum.”
“Elbette. Bay Miller, çalışanları söz konusu olduğunda hiçbir masraftan kaçınmaz.”
Sekreter, doğrudan ona bakarak ekledi. “Muhtemelen biliyorsunuzdur.”
Ashley cevap vermeden başını çevirdi. Hostes, içinde cips olan tabağı önüne koyup yerine döndü. Konuşma burada bitti sanmıştı ki sekreter beklenmedik bir şey söyledi.
“Kesinlikle Bay Miller’ın kanından olduğunuzu belli ediyorsunuz. Çünkü karşılık olmadan harekete geçmiyorsunuz.”
Yine de Ashley babasına karşı gelemeyeceğini biliyordu. Ama ona küçük bir takas teklif etmişti,* onun küçük meydan okuma eylemini babası şaşırtıcı şekilde kabul etmişti. Ashley babasının asıl niyetini merak etti ama nasılsa istediğini elde ettiği için bunun önemsiz olduğunu düşündü.
*(ÇN: Sanırım Ashley babasının yanına gitmeyi Koi’nin evinde çalışması karşılığında kabul etmiş.)
“Bildiğim tek şey bu,” diye yanıtladı Ashley.
Sekreter hafifçe gülümsedi, ardından her zamanki ifadesiz yüz ifadesini takındı. Onu görmezden gelen Ashley, dışarı bakmaya devam etti.
Uçak yavaşça hareket etmeye başladığında hüzünlü bir duygu kapladı içini. Koi’yi şimdiden özlemeye başlamıştı.
***
“Haahh.”
Koi, havuzun üzerindeki tüm çöpleri kepçeyle temizlerken derin bir nefes alarak doğruldu. Sanki çok zaman geçmiş gibi hissediyordu ama aslında pek vakit geçmemişti. Bugün yapması gereken tek şey buydu. Havuzun çevresinde yavaşça dolaşıyor, en ufak bir toz zerresi görse kepçeyi suya daldırıyordu. Ancak tüm çabasına rağmen işini bitirdiğinde sadece bir saat kadar geçmişti.
‘Böylesine basit bir iş için bu kadar çok para aldığıma inanamıyorum.’
Koi, içten içe bir suçluluk duygusu hissetti. İlk maaşını aldığında, yanlış bir şeyler olduğunu düşünmüştü. Harcadığı zaman, önceki işinden çok daha azdı ama günlük kazancı üç katına çıkmıştı. Bu kadar fazla ödeme yapmalarında bir yanlışlık olmalıydı.
– Hayır, doğru bir miktar.
Ashley’nin önerisiyle maaşını ödeyen kişiyi aradığında, diğer kişi umursamaz bir tavır takındı.
– Az olduğunu biliyorum ama yaptığın iş çok fazla değil. Bay Miller geldiğinde iş yükünü artırmasını isteyebilirsin.
“Az mı?” diye istemsizce bağırdıktan sonra hemen özür diledi. Ödeme yanlış değildi. Hakikaten bu kadar çok para ödeniyordu ve bunun Ashley’nin arkadaşı olmasıyla ilgisi yoktu. Görevlinin tavrına bakılırsa burada çalışan herkes aynı miktarı alıyordu. Ve bu, fazla bir miktar bile sayılmazdı.
‘Demek ki Ashley bana torpil geçmiyor.’
Bu düşünceyle rahatladı. Özellikle Ashley’e olan minnettarlığı, onu bir an önce görme isteğini daha da arttırdı. Onu hemen görmek istiyordu.
Bu para, üniversite giriş sınavına yeniden girmesine ve bağımsızlık hayaline büyük bir destek olacaktı. Koi, daha da hevesle çalışmaya ve talimat verilmemiş işlere de gönüllü olmaya başladı. En önemlisi, her gün Ashley’nin odasını mutlaka temizliyordu.
‘Döndüğünde yapmak isteyeceği ilk şey odasında dinlenmek olacaktır.’
Bu düşünceyle havuzu temizledikten sonra, içeri girip ellerini ve ayaklarını yıkadı, ardından Ashley’nin yatak odasına yöneldi.
Önce yatağın tozunu alıp toparladı, ardından toz alma püskülüyle mobilyaların tozunu almaya başladı. Buranın Ashley’nin odası olduğunu düşündüğünde, kendini oraya daha da bağlı hissetti ve her zamankinden daha fazla çaba harcayarak odayı temizledi. O kadar hevesle temizliyordu ki, yan sehpanın arkasındaki tozu almak için bir ayağını kaldırdığı sırada dengesini kaybetti ve sehpa devrildi.
“Ah, ahhh!”
Sehpanın düşmesine engel olmuştu ama bir çekmece kendiliğinden dışarı kaydı. Şaşkınca çekmeceye bakan Koi, gördükleri karşısında şok oldu. Çekmece, bir yığın prezervatifle doluydu.
“Ah…”
Birkaç saniye boyunca donakaldı. ‘Ne gördüm ben?’ Koi, gözleri kocaman açık şekilde bakakaldı. Birinin bu kadar çok prezervatif alacağını hiç düşünmemişti.
Hayır, Ashley’nin prezervatifi olduğunu düşünmüştü ama bu kadarını beklemiyordu. En az birkaç paket gibi var gibi görünen prezervatiften yalnızca bir paket alan Koi’nin ağzı açık kalmıştı.
‘Bu kadarını ne yapacak ki?’
Ne için olduğu belliydi. Ayrıca, onları yan sehpadaki çekmecede tutmasının nedeni de gayet açıktı. ‘Gerektiği anda kolayca ulaşılabilir olması için.’
‘Tabii, mantıklı.’
Koi titreyen eliyle prezervatiflerden birini alıp incelerken, diğer eliyle ağzını kapattı. Devasa bir boyuttaydı. Hayatında bu kadar büyük bir prezervatif görmemişti. Kendi aldığı en büyük prezervatif, bunun yanında çocuk oyuncağı gibi kalıyordu.
Şoktan nefesinin kesildiği anda telefonu çalmaya başladı. “Hiiyh…”
Koi, telaşla telefonunu eline aldı ve ekrana baktığında irkildi.
Arayan Ashley’di.
************************************************************************************************
Koi’nin bu masum halleri bana inanılmaz kahkaha attırıyor ya. Aşırı komik geliyor. Çocuklarını doğurduktan sonra da böyle mi merak ediyorum. Keşke öyle bir hikaye gelse. -Ashily
Yorum