Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 100. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***100. Kısım***
Koi işe dönüp çalışmaya başladığında bile hissettiği utanç bir türlü geçmemişti. Prezervatif almanın bu kadar utanç verici olduğunu hiç düşünmemişti. Elbette daha önce hiç böyle bir şey satın almadığı için bu doğal bir durumdu.
‘Ash’in kesinlikle çok fazla tecrübesi vardır, değil mi?’
“Ah.”
Bunları düşünen Koi’nin aklına aniden başka bir düşünce daha geldi.
‘Ash’in zaten prezervatifi yok mudur?’
“Tabii ki de vardır!”
Farkında olmadan bağırıp başını elleri arasına aldı. Ashley’nin, Koi’den önce birçok kız arkadaşı olmuştu. Doğal olarak bu konuda deneyimli olmalıydı ve bu durumda prezervatif onun için temel bir gereçti. Zaten Ashley gibi kibar birinin prezervatifsiz bir şey yapması düşünülemezdi.
“Hayır ama yine de erkek olarak bunu benim hazırlamam gerek.”
Koi, prezervatif alırken dedenin kendisine verdiği nasihati hatırlayarak düşündü. ‘Ya Ash’in prezervatifi yoksa? Sonuçta, gerçekten ihtiyacın olduğunda yanında olmaması gibi bir uğursuzluk var.’
‘Ve başka bir kızla kullanmak için aldığı prezervatifi benimle kullanması biraz garip olmaz mı?’
Ufak bir umutla başını kaldırdı. Ancak bir sonraki an, yüzünü ekşitip mırıldandı.
“Yine de bu kadar utanmaktan daha iyiydi.”
“Aaaah!” Tekrar bağırdı ve başını elleri arasına aldı. Hangi bahaneyi öne sürerse sürsün yine de bu yaptığı aptalca bir şeydi. Şansına komşu kasabaya gitmişti, ya başta düşündüğü gibi burada almış olsaydı…
Kamera tam olarak kasanın üstündeydi, bu yüzden Koi’nin ne satın aldığı hemen görülecekti. Prezervatifi part time çalıştığı dükkandan almayı düşünmüştü ama sonradan fikrini değiştirip, erkenden kalkıp komşu mahalleye gitmişti. Koi bunu yaptığı için gerçekten mutlu oldu. Bu kararı aldığı için kendini tebrik etti.
İçinden ‘Her halükarda hazırlıklı olmakta zarar yok.’ diyerek elini pantolonunun cebine götürdü. Cebindeki küçük kutunun şişkinliği, yüzünün tekrar kızarmasına ve kalbinin hızla atmasına neden oldu.
‘Sonunda yapacağız.’
Bu düşünceyle birlikte sakinleşemedi. Kıpır kıpır hareket edip sabırsızca bir o yana bir bu yana dolanırken aniden telefonunu çaldı. Arayan dükkanın sahibiydi.
“Alo?”
Aceleyle telefonu açtığında, telefonun diğer ucundan soğuk bir ses duyuldu.
– Orada tek başına ne yapıyorsun? Delirdin mi?
Görünüşe göre güvenlik kamerasından onu izliyordu. Koi, istemsizce kameraya baktıktan sonra bakışlarını hızla yere çevirdi.
“Şey… Sadece… Egzersiz yapıyordum. N-Ne oldu?”
Utanarak kekelemesinin ardından, dükkan sahibi ilgisiz bir şekilde konuşmaya devam etti.
– Bu yılki Şükran Günü’nde çalışacaksın, değil mi?
Şaşkınlıkla “Efendim?” dediğinde ve dükkanın sahibi tekrar sordu.
– Zaten fazla iş olmuyor. Çalışırsın, değil mi?
Söylediklerinde pek de yanılmıyordu. Böyle günlerde Koi her zaman çalışırdı, o yüzden bu yıl da farklı olmayacağını düşünmek mantıklıydı.
Ama bu yıl farklıydı.
“Şey… Bir planım var.”
Koi’nin sözleri karşısında dükkan sahibi duraksadı.
– Ne? Plan mı?
Belirgin şaşkınlık karşısında Koi, göğsünü gere gere cevap verdi.
“Evet, bir arkadaşımın evine davet edildim.”
‘Erkek arkadaşımın.’
İçinden eklediği bu cümleyle yüzü istemsizce kızardı. Farkında olmadan gülümserken, dükkanın sahibi kısa bir sessizlikten sonra kekelemeye başladı.
– O-O zaman o gün çalışmayacak mısın? Gerçekten mi?
“Evet, dinleneceğim.”
Dükkan sahibi bir süre sessiz kaldı. Sessizlik biraz rahatsız edici hale geldiğinde, pek isteksiz bir ses tonuyla “…Fazladan ödeme yapsam da mı olmaz?” diye sordu.
Koi, bu beklenmedik teklif karşısında şaşkınlıkla irkildi. Şimdiye kadar fazla mesai yapsa bile bir kuruş fazla almamıştı. İlk defa böyle bir teklif alıyordu.
“Şey…”
Bir anlığına tereddüt etti ama çabucak kendini toparladı. Ashley paradan daha önemliydi. Terazinin net şekilde ağır basan tarafıyla Koi, kararlı bir şekilde cevap verdi.
“Teşekkürler, ama dinlenmek istiyorum.”
– Haa…
Dükkan sahibi derin bir iç çektikten sonra hırçın bir sesle bağırdı.
– Gerçekten de kendi kafasına buyruk ve nankör bir çocuksun.
Ardından küfür ederek telefonu yüzüne kapattı. Koi bir süre elindeki telefona şaşkınlıkla baktı. Yapacak bir şey yoktu; şu anda yapması gereken daha önemli bir şey vardı.
Cebindeki prezervatifi bir kez daha yoklayarak kendine cesaret verdi. ‘İyi şeyler düşün. Önünde seni bekleyen güzel şeyler var.’
‘Sadece Ashley’i düşün.’
Onu düşündüğünde dudakları kendiliğinden yukarı doğru kıvrılıyor, kalbine bir huzur doluyordu. Bir arkadaşının evinde kalacağını babasına önceden söylemeye karar vermişti.
Son zamanlarda babası, ona eskisine göre daha yumuşak davranıyordu. Onunla sıcak bir şekilde konuşmasa da artık daha az içki içiyor ve Koi ile karşılaştığında yemek yiyip yemediğini ya da gününün nasıl geçtiğini soruyordu. Tabii Koi hala ondan korktuğu için yalnızca kısa yanıtlar veriyor ve fazla konuşmuyordu. Ama bu bile Koi için büyük bir huzur kaynağıydı.
‘Hepsi Ash sayesinde gerçekleşti.’
Onunla çıkmaya başladığından beri hayatında sadece güzel şeyler oluyordu. Ashley, Tanrı’nın Koi’ye bir hediyesi olmalıydı. Koi kocaman bir gülümsemeyle telefonunun takvimini açarak kalan günleri kontrol etti.
‘Çok az kaldı.’
Telefonunu göğsüne bastırıp derin bir nefes aldı. Şimdiye kadar yaşadığı en heyecan verici ve sabırsızlıkla beklediği Şükran Günü gelmek üzereydi.
Ta ki Ashley’den beklenmedik bir telefon gelene kadar.
*
*
Koi bu ani haber karşısında şaşkınlıkla bağırdı.
“Ailenin evine mi gidiyorsun?”
Telefonun diğer ucundan derin bir iç çekiş sesi duyuldu.
– Özür dilerim, Koi. Büyük beklentiler içine girdiğini biliyorum.
“Şey, sorun değil.” Koi hemen onu teselli etmeye çalıştı. “Şükran Günü elbette aileyle geçirilir. Sorun değil, gerçekten.”
Ashley bir kez daha derin bir iç çekti. “Haaah…”
Koi’yi babasıyla baş başa bırakmak zorunda kaldığı için çıldıracak gibiydi. Üstelik büyük ihtimalle bu günü dört gözle bekliyordu.
Hepsinden kötüsü, önce Koi’yi heyecanlandırıp sonra bu planı bozan kendisiydi. Ama babasına karşı gelemezdi. Koi ile çıkmaya başladığından beri defalarca hissettiği hayal kırıklığını bir kez daha hissetti.
‘Henüz reşit değilim.’
Hiçbir güce ya da hakka sahip olmamanın verdiği çaresizliği Ashley içine atmak zorundaydı. Babasının emirlerine itaat etmezse neler olacağını bilemezdi. Muhtemelen Ashley’i takımdan çıkartırırken neler yapabileceğini göstermek istemişti.
Gücünü sergileyerek Ashley’nin başkaldırmasına fırsat vermeden onu ezmek için.
Ve bu yöntem işe yaramıştı da. Ashley babasına karşı gelme isteğini tamamen kaybetmişti. Bir yandan da mezun olana kadar babasının gönlünü hoş tutmayı planlıyordu. Reşit olduğu anda her şeyi kendi istediği gibi yapabilecekti. En kötü ihtimalle üniversiteden vazgeçmek zorunda kalsa bile, liseyi bitirmek zorundaydı. ‘Koi’nin iyiliği için.’
– Özür dilerim, Koi.
Ashley içtenlikle tekrar özür diledi. Koi ise bir kez daha “Sorun değil,” dedi. Ashley Şükran Günü’nde Koi’yi daha da yalnız hissettirdiği için kendini affedemiyordu. Ama en çok nefret ettiği şey, yine o adamdı.
– Koi, bu sadece bu yıl böyle olacak. Gelecek yıldan itibaren her yıl birlikte olacağız, söz.
“…Tamam.” Koi kısa bir cevap verdi. “Dört gözle bekliyorum.”
– Tamamdır.
Başını sallayan Ashley konuyu değiştirdi.
– Şükran Günü’nde başka bir planın yoktu değil mi? Sonuçta bana söz vermiştin.
“Şey… Evet.”
Koi biraz tereddüt etse de onayladı. ‘Keşke Şükran Günü’nde çalışacağımı söyleseydim’ diye düşündü ve bu geç kalmış pişmanlıkla içi sıkıldı. Onun ruh halini fark eden Ashley konuştu.
– Ne oldu?
“Ha? Şey, biliyorsun.” Koi bir süre duraksadı, sonra mümkün olduğunca neşeli bir şekilde cevap verdi. “Çalıştığım yerin sahibi Şükran Günü’nde çalışmamı istemişti ama ben reddettim. Ama önemli değil, uzun zamandır dinlenmiyordum zaten…”
Olabildiğince rahat bir şekilde verdiği cevaptan sonra kısa bir sessizlik oluştu. Ardından Ashley beklenmedik bir teklifte bulundu.
– Öyleyse benim evimde çalışmaya ne dersin?
Şaşkın bir şekilde “Ne? Senin evinde mi?” diye soran Koi’ye Ashley cevap verdi.
– Evet. Şükran Günü’nden itibaren uzun bir tatil var. Çalışanların çoğu izne ayrılacak. Onların yerine çalışabilir misin? Çok zor işler yapmayacaksın. Havuzdaki çöpleri temizlemek ya da her gün bir odayı toparlamak gibi şeyler.”
O devasa malikaneyi baştan sona temizlediğini hayal ederek kısa bir an ürperen Koi, hemen kendine geldi.
“Günde bir oda mı?”
– Evet. Yapabilirsin, değil mi?”
“Ah…”
Tabii ki yapabilirdi. Ama asıl sorun işin çok kolay olmasıydı.
“Bu, işin bir gerçekten bir anlamı var mı…?”
Koi temkinli bir şekilde sorduğunda, Ashley çabucak cevap verdi.
– Tabii ki. Eve döndüğümde toz dolu olmasından hoşlanmıyorum.
Haklıydı. Her gün titizlikle temizlenmiş, her daim ışıl ışıl parlayan o dev malikaneyi düşündüğünde söyledikleri oldukça mantıklı geliyordu.
“Peki, ne zaman döneceksin?”
Koi tekrar sorduğunda, Ashley kısa bir süre sessiz kaldı. Bir şeyleri kontrol eder gibi duraksadıktan sonra cevapladı.
– On gün sonra.
“On gün…”
Farkında olmadan mırıldanan Koi, hızla boğazını temizledi.
“Peki, nereye gidiyorsun? Yani ailenin evi nerede…”
Ashley derin bir iç çekişin ardından cevap verdi.
– Doğu’ya gidiyorum.
************************************************************************************************
Kiss me if you can okuyanlar için alakasız bir bilgi vereyim. Ashley ve Koi şu an Batı’da. Ama normalde Ashley Doğu’da yaşıyor.
Chase’in evi de Batı’daydı. Chase ironik bir şekilde babaları gibi evden uzaklaşınca Batı’da yaşamayı tercih etmiş. – Ashily
Yorum