Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Gece vakti orman kasvetli ve karanlıktı. Bir yerlerden bir karga, boğuk bir şekilde gaklıyordu. İnsan dışı bir bakış gibi görünen iki yeşil floresan ışık ara sıra ortaya çıkıyordu.

 

Chu Yu yürürken botlarının yumuşak sesini duyabiliyordu. Elinde olmadan yutkundu. İki parmağını birbirine sürterek etrafı aydınlatacak ılık ve sarı bir ışık demeti oluşturmak için bir ateş sembolü kullandı.

 

Uzak dağlarda ve kadim ormanlarda birisi geceleyin yürüyüşe çıktığında şeytanların sorun yaratmak için ortaya çıkması çok olasıdır. Neyse ki Chu Yu sadece kısa bir süre yürümüştü ki hemen aradığı şeyi buldu.

 

Yaşlı bir ağacın altında bir kadın oturuyordu, hafifçe öne doğru eğilmişti. Dolgun göğüslerini ve diğer yerlerini kapatmakta başarısız olan ince kırmızı bir tülbent giyiyordu. Uzun bacakları vardı ve teni, loş alev ışığında beyaz ve çok çekici gözüküyordu. Yüzü sevimli, tavrı ise cilveliydi. “Efendim, bacağım incindi, aciz kölenize eve kadar eşlik edebilir misiniz? Bu aciz köle, nezaketiniz için teşekkürlerini sunar.” derken gözlerindeki ifade neşeliydi.

 

Konuşurken dolgun göğüsleri inip kalkıyordu.

 

İnsan izi olmayan derin dağ ormanında bir insan mı? Sana eve kadar eşlik mi edeyim?

 

Kimi kandırmaya çalışıyorsun, seni sinsi cilveli o***pu!

 

Chu Yu’nun eli Xun Sheng’in kabzasındaydı fakat kadının arkasındaki kar beyazı tilki kuyruğuna bakarken belli belirsiz gülümsedi. Hafifçe öksürdü ve kibarca bir hatırlatma yaptı: “Kızım, kuyruğun.”

 

Kız ürkmüştü, cezbedici bir şekilde gülümsemeye devam ederek hızlıca ayağa kalktı. Chu Yu daha fazla aldatıcı söz söylemesine izin vermeden hemen ayağıyla kızın göğsüne bastırdı. Xun Sheng’i üç santim kınından çıkardı ve bu da soğuk bir dalganın, kılıçtan kızın boynuna doğru akmasına neden oldu.

 

Chu Yu gülümsedi. “Yaşamak istiyor musun?”

 

Kültivasyon seviyesini gizlemiş olduğundan bu tilki onun sadece Qi Arındırma aşamasındaki bir kültivatör olduğunu düşünmüştü. Karşı koyacak gücünün olmasını beklemiyordu. Beyaz ve korkmuş bir yüzle yalvarmaya başladı. “Usta, Usta… Usta kültivatör, lütfen canımı bağışla!”

 

Chu Yu: “Görünen o ki yaşamak istiyorsun. O zaman bana bir iyilik yap.”

 

İblis tilki Temel Oluşturma’nın erken aşamalarında olsa da bu tür iblisler savaşmakta iyi değillerdir çünkü yetenekleri insanları büyüleyerek kandırmaktır. Chu Yu, onun büyüsüne kanmamıştı bu yüzden tilki onunla savaşamazdı yani itaatkar bir şekilde emirlerini dinlemek zorundaydı.

 

Chu Yu ayağını çekti, tilkiye baktıktan sonra başını iki yana salladı. “Göğüslerini böyle açma, seni utanmaz iblis.”

 

Depolama yüzüğünden iyi kalite bir kıyafet takımı çıkarıp iblis tilkiye fırlattı.

 

Bu kadim ormanda yaşayan tilki daha önce hiç böyle bir hazine görmemişti. Böylesi pahalı kıyafetler aldığından şu anki durum onun için o kadar da kötü değildi. Olumlu yönde şaşırmış ve neşeyle kıyafetleri giymişti. Kuyruğunu sallayarak: “Köleniz Mei Er minnetar, efendim. Ölümsüz efendinin emri nedir diye sorabilir miyim? Bu köle yardım etmek için hayatını riske atmaya hazır.”

 

“Sahi mi?” Chu Yu ağaca yaslandı ve etrafına bakındı. “Bildiğin hiç kurt, kaplan veya benzeri iblis var mı?”

 

Tilki başını salladı. Chu Yu bir an olsun düşündükten sonra eğildi ve tilkinin kulağına birkaç cümle fısıldadı. Kafasının karıştığını görünce Chu Yu tilkinin ağzına bir hap tıkadı. Ellerini birbirine kavuşturup “Kalp Çürüten Hap.” dedi.

 

Açıkça tehlikeli olduğu belli olan hapın adını duyduğunda Mei Er dikleşti, göğsüne hafif hafif vurdu ve kısık bir sesle haykırdı. “Muhakkak bu görevi tamamlayacağım!”

 

Chu Yu gülümsedi. “O zaman sonra görüşürüz.”

 

Konuşmasını bitirdikten sonra Xun Sheng’i kınana soktu, alev demetini söndürdü ve kamp alanına geri döndü.

 

Chu Yu geri döndüğünde Xie Xi zaten oradaydı. Elinde hazırlamayı bitirdiği bir parça kürk vardı. Ateşe doğru yaklaşan Chu Yu’ya dönüp baktığında, yüzünde mağdurmuş gibi bir ifadeyle: “Shixiong nereye gitti?” diye sordu.

 

Chu Yu, Xie Xi’nin yanaklarını çimdiklemek ve okşamak için yanına gitti, kılını bile kıpırdatmadan: “Biraz sıkıldığım için dolaşmaya gitmiştim.”

 

Kahretsin, yalan üstüne yalan söylüyor.

 

Neden bilmiyor ama neyse ki Xie Xi işin arkasını bıraktı ve meselenin özüne inmedi. Xie Xi yalnızca Chu Yu’ya dik dik baktı ardından ona sarılıp sürtündü. “Shixiong uykum var.”

 

Chu Yu, gencin sırtını sıvazladı. Kürkü yere serip uzandılar fakat aniden Chu Yu bir şeylerin doğru olmadığını fark etti.

 

Gecenin gerçekten soğuk olmadığını bir kenara bırakırsak bu şey, Xie Xi, uyurken ona sarılmak mı istiyordu?

 

Bu çocuk yıllar geçtikçe çok daha yılışık oluyor. Chu Yu, onu sevgi dolu ve mis kokulu kadınlara sarılması için çiçek konağına götürmüştü fakat o, bunu reddetmişti. Tüm bunların yerine uyurken kaba bir adama sarılmayı seviyordu.

(ÇN: ‘Çiçek konağı’ ifadesini genelevin yumuşatılmış versiyonu gibi düşünebilirsiniz.) 

 

Chu Yu, oğlanı o yere götürmekle yaptığı hatayı uzun uzun düşündü. Xie Xi’nin sırtını sıvazladı. “Shidi, uyuyor musun?”

 

Xie Xi nazikçe bir ses çıkardı.

 

Chu Yu düşüncelerini düzenledi. Büyüleyici bir şekilde: “Shidi, kültivatör olarak görevimiz habis iblisleri yok etmenin dışında zayıf olanları korumaktır. Bu dünyada hiçbir kötülük yapmamış zayıf iblisler de mevcut. Eğer bir gün böyle bir iblis görürsen yardım eli uzatmalısın…”

 

Belirsiz bir ışık Xie Xi’nin gözlerinden hızla geçip gitti. Tembelce ‘mmh’ diye homurdandı ve Chu Yu’nun göğsüne sürtündü. Kokusunu alınca gözleri memnuniyetle kısıldı.

 

Chu Yu ciddiyetle öğüdüne devam etti fakat Xie Xi’nin tembel görünümünü görünce elinde olmadan kafasını okşadı. Şu bahtsız çocuk! Chu Yu ne yapabilir ki? Büyüdüğü için onu itaatkar bir şekilde dinlemeyecek artık.

 

Chu Yu’nun mutsuz olduğunu görünce Xie Xi hemen başını salladı. “Shidi, Shixiong’un dediği her şeye kulak verdi.”

 

Chu Yu, memnuniyetle gözlerini kapadı ve uyudu.

 

Aslında sadece gözünü kapatıp uyuma taklidi yapma niyetindeydi fakat gözünü kapattığında çok uykulu olduğunu fark etti bu yüzden çok zaman geçmeden gerçekten uykuya daldı.

 

Chu Yu gecenin ilerleyen saatlerinde uyanmıştı.

 

Gözlerini açtı, kafası karışıktı. Xie Xi’nin, onu sanki kıymetli bir şeyi kucaklarmış gibi sıkıca kavradığını hissedebiliyordu. Xie Xi’nin kolları etrafını sarmıştı ve bacağı, Chu Yu’nun bacakları arasında sıkışmıştı.

 

Sorun şuydu ki bir şey alt karın bölgesine baskı yapıyordu. Alnından soğuk terler akmaya başladı ve düşünmeden hareket etmeye cesaret edemedi.

 

… Bu çocuk ıslak bir rüya mı görüyor?

 

Chu Yu tüm bu durumun pek de hoş olmadığını hissetti.

 

Ana karakteri aydınlatmalı ve en kısa sürede bir harem kurmasına yardım etmeliydi! Şu zavallı çocuğun ne kadar aç ve susamış olduğuna bir bak… Ve de bir adam dışında dayanabileceği kimsesi yok. Bu kişinin hâlâ, muazzam ve etkileyici bir aygır harem ustası olamadığını düşününce, gerçekten acınası…

 

Chu Yu sessizce acıma duygusuyla iç çekti. Dönüp uzaktaki ormana baktı ve iblis tilkinin neden henüz ortaya çıkmadığını merak etti?

 

Yoksa tilki ‘Kalp Çürüten Hap’ denilen şeyin sadece satın aldığı bir şeker ilacı olduğunu anlamış mıydı?

(ÇN: Şeker ilacı; plasebo olarak da adlandırılan , ilaçmış gibi verilse de hiçbir tıbbi etkisi olmayan bir haptır. Bu hap, kişiyi psikolojik olarak rahatlatıp iyileşme beklentisi yaratır.)

 

Chu Yu hâlâ kafası karışık bir haldeyken kulağına belirsiz bir iç çekme sesi ulaştı. Bakmak için döndüğünde Xie Xi’nin uyanık olduğunu ve ışıl ışıl gözlerle yüzüne kitlendiğini gördü.

 

O bakış çok korkutucuydu. Chu Yu omurgasında bir soğukluk hisetti. Alt karın bölgesindeki şey henüz inmiş değildi bu yüzden beceriksizce geriye doğru hareket etti. Yüz ifadesini ayarladı ve şakayla: “Shidi, neyi hayal ediyordun?”

 

Xie Xi gülümsedi. “Shixiong’u hayal ediyordum.”

 

Chu Yu: “… ”

 

Buna daha fazla katlanamıyorum!

 

Neden bu küçük kardeş rüyanın ortasında uyanmıştı ki?! Aghh!

 

Xie Xi, Chu Yu’nun ifadesine baktı, sessizce onu bıraktı ardından gözlerini kırpıştırdı. Gözleri aniden bir sisle kaplandı. “Da Shixiong, çok rahatsız hissediyorum…” dedi, o kadar yumuşaktı ki zar zor duyuluyordu.

 

Chu Yu hemen aklındaki her şeyi bir kenara attı. Dehşete düşerek: “Ne?!”

 

Chu Yu tekrardan Xie Xi’nin kollarını tuttu ve nefesini tutarak ruhsal damarlarına biraz Qi gönderip dikkatlice vücudunu kontrol etti. Xie Xi de karşı koymadı. Usulca Chu Yu’nun göğsüne yaslandı, yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

 

Chu Yu, Xie Xi’yi oldukça uzun bir süre kontrol etti fakat yanlış bir şey bulamadı. Qi’sini çekmeden önce biraz tereddüt etti. Kollarında itaatkar bir şekilde uzanan gence bakarak: “Shidi, rahatsız edici olan yer neresi?”

 

Xie Xi, Chu Yu’nun elini kavradı ve tarif edilemez bir yere götürdü. Haksızlığa uğramış gibi acınası bir tonla: “Shixiong, burası rahatsız hissettiriyor.”

 

Chu Yu: “…”

 

BU NE LAN!!!

 

Kahraman, ne yapıyorsun?

 

Nasıl kendi ilahi askerini aşağılayabilirsin?!

 

Ağzının kenarları hafifçe yukarı kıvrıldı. Chu Yu gözlerini kapattı ve neredeyse patlak verecek alayını dizginlemeye çalıştı. Soğukkanlılığını geri kazandığında bakışlarını indirdi ve gözleri Xie Xi’nin saf gözleri tarafından yakalandı.

 

Aniden bir ihtimal geldi aklına.

 

Belki de… muhtemelen. Ana karakter hiç…

 

Ama… Ona kendini nasıl tatmin edeceğini öğretmeli miydi?

 

Hakkında endişelenecek çok şey var. Acaba bu, ikisinin üzerinde ne kadar psikolojik bir gölge oluştururdu…

 

Bir an sonra Chu Yu hafifçe gülümsedi. “Sıcak değil mi? Pekâlâ, sadece git ve nehre gir. Shixiong ile uyuduğun için sıcakladın bu yüzden bu gece tek başına uyuyacaksın.”

 

Xie Xi’nin kaşları kalktı. Cevap vermedi ve acele etmeden ayağa kalkıp Chu Yu’nun kıyafetlerini çıkarmak veya yırtmak istiyormuş gibi dik dik baktı.

 

Chu Yu, bakışın tüyler ürpertici olduğunu düşündü ve nedensizce bunaldığını hissetti.

 

Cübbe yere düştü ve ay ışığında gencin ince bedeni ortaya çıktı. Chu Yu göz ucuyla baktıktan sonra öksürdü ve gözlerini kaçırdı.

 

Beklentisinin aksine bu küçük velet iyice olgunlaşmıştı.

 

Bir su sesi duydu. Chu Yu sinsice kalmak için bu fırsatı kullandı, iblis tilkiyi bulmak için ormana girmek istiyordu.

 

Tilki, iblis bir kurt tarafından kovalanmış gibi davranacağını kabul etmişti böylece ana karakter aydınlanmak için klasik ‘kahraman güzelliği kurtarır’ sahnesini oynayabilirdi… O tilki, buluşma yerinden sıvışmış mıdır ki?!

 

Chu Yu, ormanlık alana sıvışıp gitmeyi denedi fakat zar zor bir adım attıktan sonra ani bir rüzgar geçti yanından. Hemen ardından hazırlıksız Chu Yu bir ağacın gövdesine itildi. İtildiğinde başının arkasını ağaca vurdu bu da gözünden yaş gelmesine sebep oldu.

 

Xun Sheng’i kınından çıkarmak üzereydi ki tanıdık bir ses yükseldi. “Shixiong nereye gidiyor?”

 

Chu Yu bir anlığına sessizleşti. Bakışlarını kaldırdığında soğuk terler içinde kaldı ve gönülsüzce gülümsedi. “…Shidi.”

 

Bu çocuk ne zaman ona fark ettirmeden yaklaşmıştı?

 

Ve ayrıca bu ağaca yaslama olayı da neyin nesi?

 

Xie Xi’nin üzerinde tek bir kıyafet parçası bile yoktu. Islak siyah saçları, boynuna ve omuzlarına yapışmıştı, su damlaları göğsünden akıyordu ve bu ona tarif edilemez türden utanmaz bir güzellik katıyordu.

 

Xie Xi’nin gözleri kararmıştı ve dudakları gergindi. Chu Yu’ya yaklaşırken gözlerinin içinde soğuk bir ateş yanıyormuş gibiydi. “Shixiong o iblis tilkiyi bulmaya mı gidiyor?”

 

Chu Yu ürkmüştü. “Sen…”

 

Önceden Xie Xi tarafından takip mi edilmişti?

 

Agh… Çocukluk deneyimlerinden dolayı Xie Xi ortalama insanlardan daha hassastı. Chu Yu’nun performansı da çok şüpheliydi zaten. Xie Xi’nin, ne yaptığını görmek için onu takip etmemesi garip olurdu.

 

Chu Yu donakalmıştı. Soluk ışıkta Xie Xi’nin yüzü aşırı derecede kasvetliydi. Muhtemelen Chu Yu’nun tutumuna sinirlenmişti.

 

“Üzgünüm…” Chu Yu dikkatlice Xun Sheng’e dokundu. Bu durum berbattı fakat açıklama yapmaya çalışmadan kaçamazdı. “Aslında bunu senin için yapıyordum.”

 

Nitelikli bir aygır harem ustası olmak için yatak yetenekleri aktif edilmelidir… O kahrolası roman, ana karakteri her gördüklerinde kendilerini üstüne atan kızların yazıldığı diğer aygır romanları gibi değildi.

 

Bunu yüksek sesle söyleyemedi.

 

Xie Xi’nin kalbine gelirsek… Tamamen soğuktu. Buna sabırla dayanmıştı. Chu Yu’nun omuzlarındaki elleri aniden gerginleşti. Dişlerini gıcırdatırken yüzündeki ifade garip bir şekilde değişti. “Anlamıyorum!”

 

Derin bir nefes aldı ve sinirli bir şekilde: “Anlamıyorum! Da Shixiong benim niyetimin farkında olduğundan beri neden beni diğer kadınlara itiyor?! Eğer Da Shixiong benden hoşlanmıyorsa o zaman Shidi’ye gitmesini söylesin!”

 

…..

 

Chu Yu: “.. Ha?”

 

Ne niyeti?

 


 

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 18: Güzellik Banyosu" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık