Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak

A+ A-

Çevirmen: Yuuki

 


Chu Yu sözlerini bitirdikten sonra diğer herkes ona ya şaşkın, ya iğrenmiş ya da alaycı bir ifadeyle baktı. Bazıları kendi aralarında fısıldaşmaya bile başladı.

 

“Ah, Song Shixiong’a saygı göstermeyen de kim? Demek o… ”

 

“Chu Yu’nun aşırı kibirli olduğunu duymuştum tch tch gerçekten gözleri çok yukarıda. Basitçe gidip birkaç düşük seviye şeytani canavar öldürürler diye düşünmüştüm.”

 

Song Jingyi de ona bakmak için dönmüştü, gözleri parladı. “Chu Shidi, senmişsin. Eğer Chu Shidi istekli değilse o zaman bu pek iyi olmaz. Arkandaki Xiao Shidi de mi senin gibi isteksiz? Ancak bu yolculuk Qi Arındırma aşamasındakiler için çok tehlikelidir.”

 

Chu Yu arkasındaki yapışkan koalaya baktı ve bu çocuğun sadece tembel olduğunu, kendi başına uçabileceğini söylemek üzereydi ki Xie Xi gözlerini kaldırdı. Chu Yu’ya sıkıca sarıldı ve aheste aheste: “Nezaketiniz için teşekkür ederim, yalnızca Shixiong’umu takip etmek istiyorum. Shixiong nereye, ben de oraya.”

 

Song Jingyi açıkça reddedildiği için yüzü biraz çirkinleşti. “… O zaman siz ikiniz kendi başınıza gideceksiniz, değil mi?”

 

Chu Yu gülümseyip Xie Xi’nin başını okşadı. Xun Sheng’i hareketlendirdi ve kılıcın açık mavi ışığı parlak bir şekilde ışıldamaya başladı. Bir çalkalanma sesiyle diğer müritlerin üstüne çıktı . Kaşla göz arasında kayboldular.

 

Her neyse, orijinal Chu Yu soğuk, zarif ve çekici bir mizaca sahipti yani muhtemelen Yuan Chen Tepesi’nin baş müridi dahil bu insanların hepsini reddederdi.

 

Chu Yu’nun figürü kaybolduğu zaman önünde konuşmaya cesaret edemeyenler hemen düşüncelerini dile getirmeye başladılar.

 

“Sadece Temel Oluşturma’nın orta aşamasında olan biri! Ailesinin geçmişine güveniyor, ne kadar da harika biri ama! Chu Yu’ymuş! Hah, kokuşmuş balık!”

(ÇN: ‘Yu’ balık anlamına geliyor.)

 

“Bence ilk ölen o olacak.”

 

“Shidi’si de dik kafalı. Song Shixiong’un iyi niyetli teklifini reddetmeye cüret etti.”

 

…..

 

Her kafadan bir ses çıkıyordu ve seslerin birçoğu ayıplama doluydu. Song Jingyi hafifçe gülümsedi, bir süre konuşulanları dinledikten sonra: “Hepimiz aynı sektin müritleriyiz, diğerlerinin arkasından konuşmamalıyız.”

 

“Shixiong, Chu Yu düpedüz seni adamdan saymıyor ve göz ardı ediyor. Sekt ustası olduğun zaman sana düzgünce hizmet edebilecek mi?”

 

“Zor durumda olan birine el uzatmayan ve yoldaş sekt müritlerinin arasındaki arkadaşlığı umursamayan o kokuşmuş balığın aksine Song Shixiong çoktan bir sekt ustasının yüce gönüllülüğüne sahip.”

 

Müritler, Song Jingyi’ye övgüler yağdırdılar. Çok neşeli bir şekilde birini kötülerken diğerini de pohpohluyorlardı. Ancak birkaç kadın mürit kaşlarını çattı, Song Jingyi’ye hoşnutsuzlukla bakıp içten içe onu küçümsediler.

 

*****

 

Chu Yu hızlı bir şekilde uçup gitmişti. Doğal olarak, diğerlerinin içerlemiş şikayetlerini duymamıştı, zaten duysa bile umrunda olmazdı.

 

Bu süratte Fang Ye Şehrine gitmek yaklaşık yarım ay sürecekti. Her neyse, yeterli zamanları vardı. Öğleden sonraya kadar uçmalarının ardından Chu Yu ve Xie Xi küçük bir kasabada mola verdiler. Chu Yu, kıyafetlerini ve saçını düzeltti, güzelce bir manzara resmedilmiş olan bir yelpaze çıkardı ve hafifçe salladı.

 

Xie Xi, Chu Yu’ya baktı, Shixiong’un çok çekici olduğunu düşünüyordu. Bu dünyada Shixiong’dan daha çekici kimse yoktu.

 

Soğukkanlı davranan Chu Yu dönüp sersem Xie Xi’ye baktı. Kaşları kalktı. Yelpazeyi kapattı ve Xie Xi’nin kafasına vurdu. “Sorun ne?”

 

Xie Xi hemen kendine geldi, kulakları kızardı ve dudakları mühürlendi.

 

Chu Yu, bu yetişkin ve yakışıklı gence bakarken memnundu. Xie Xi’nin kafasına dokundu ve nazik bir şekilde: “Shidi artık büyüdün…” Bir harem kurmak için birkaç seksi yetenek öğrenmenin zamanı geldi.

 

Bir süreliğine durakladıktan sonra gülümsedi. “Senin için dünyayı keşfetme ve yeni şeyler öğrenme vakti.”

 

“Bir şeyler… öğrenmek mi?” Xie Xi başını eğdi ve Chu Yu’ya boş gözlerle baktı.

 

Chu Yu, diğerinin saf bakışlarıyla karşılaştı ve açıklanamaz bir suçluluk hissetti. Kuru kuru öksürdü. “Gel benimle.”

 

Xie Xi itaatkar bir şekilde Chu Yu’yu şehre kadar takip etti. Chu Yu mutluydu çünkü uzun zamandır bir ölümlü şehrinde bulunmamıştı. Etrafa bakındı.

 

Chu Yu atıştırmalık yemeyi severdi fakat bu dünyaya geldiğinden bu yana hiç yiyememişti. Tanghulu’yu gördüğünde hemen iki tane aldı. Birini Xie Xi’ye verdikten sonra etrafa bakınarak yavaş yavaş elindekini yedi.

(ÇN: Tanghulu; çeşitli meyvelerin, özellikle Çin alıcının bambu bir çubuğa geçirilerek üstünün eritilmiş şekerle kaplanmasıyla yapılır. Çin’in geleneksel atıştırmalığıdır.)

 

Xie Xi, atıştırmalıktan oldukça zevk alan Chu Yu’ya, ardından elindeki şekere baktı. Gözlerini kırpıştırdı ve yavaşça küçük bir ısırık aldı.

 

Chu Yu’nun yemekle meşgul olduğunu görünce tanghulu’sunu göz ardı ederek: “Shixiong, bunu beğenmedim.”

 

Chu Yu etrafa bakınıyordu bu yüzden Xie Xi’nin küçük tuzağını fark etmedi. Sadece ‘ah’ dedi ve seve seve meyve şekerini kabul etti, hiçbir terslik sezmedi.

 

Xie Xi’nin gözleri parladı. Gülümserken kaşları kalktı ve diğer müritlerin fısıldaşmalarından dolayı düşen morali biraz yükselmişti.

 

Chu Yu doğru yeri bulana kadar şehri dolaştılar. Bir eliyle Xie Xi’nin içeri girmesi için işaret etti. Gülerek: “Shidi! Daha önce hiç şarap içtin mi?”

 

Xie Xi dürüst bir şekilde başını iki yana salladı.

 

Chu Yu gülümsedi. “Gel, Shixiong’unla biraz şarap iç – birkaç kadınla içki partisi yapalım.”

 

Yol boyunca Chu Yu insanların dedikodularını dinlemişti ve kırmızı ışıklı mahalledeki hiçbir yerin; karşı konulamaz, cazibeli ve çekici kadınların bulunduğu Yangchun’u gölgede bırakamayacağını öğrenmişti.

 

Burası Yangchun Genelevi’ydi.

 

Chu Yu kol yenlerini sıvadıktan sonra Xie Xi’nin genelev binasına girmesine önderlik etti.

 

İçeri girmişlerdi fakat gecenin güzel kadınlarıyla dolu avluya baktığında Xie Xi’nin yüzü karardı.

 

Chu Yu aşırı para harcayıp evin önde gelen dört kadınını topladı ve hepsini yemek odasına götürdü. Bunlar yaşanırken Xie Xi’nin yüzü kararmaya devam etti.

 

Chu Yu güzellikler tarafından çevrilmişti ve Chu Yu’ya bakarken Xie Xi’nin gözünde belirsiz bir ateş yandı. Eğer sağduyusu onu durdurmasa bu yeri ateşe verirdi.

 

Yüzü çok çirkinleşmiş olsa bile birisi korkusuzca yanına geldi.

 

“Bu küçük çocuk oldukça üzgün görünüyor. Neresi acıyor? Bu kölenin bakmasına izin ver…”

 

Bunları söylerken bir çift zayıf ve yumuşak el Xie Xi’nin göğsüne yanaştı ve yavaşça kıyafetlerin içine sızdı.

 

Xie Xi sanki bir yılan tarafından dokunulmuş gibi tiksinti duydu. Artık sabrının sınırındaydı. Kadını iterken yüzü donuktu. “Defol!”

 

Chu Yu birkaç bardak şarap içmişti. Bu bedenin alkol toleransının fena olmadığını düşünmüştü fakat pek de öyle değildi, şu anda biraz sarhoş olmuştu. Xie Xi’nin kızgın sesini duyunca kaşları kalktı ve birazcık kendine geldi.

 

Kadınların gitmesi için işaret yaptı. Xie Xi sert bir şekilde masaya vurdu. Öfkeyle Chu Yu’ya baktı ve dişlerini gıcırdattı. “Shixiong, neden böyle ahlaksız, utanmaz bir yere geldik?!”

 

… Seni aydınlatmak için.

 

Chu Yu ağzını açtı fakat yüksek sesle söylemeye cesaret edemedi. Gözleri şu anda biraz bulanıktı. Önünde bir sürü Xie Xi görüntüsü olduğundan uzun süre kafa karışıklığı içinde bakakaldı. Elini sallayarak: “Shidi… Buraya gel.”

 

Xie Xi, yanakları kızarmış ve gözleri mahmur bir hâlde önünde duran alışılmadık Chu Yu’ya baktı. Duraksadı, öfkesi yok olmuştu ve Chu Yu’ya yaklaştı.

 

Chu Yu birkaç tane Xie Xi figürü görüyordu fakat yine de ona bir kadeh şarap vermeye çalıştı. Gülümseyerek: “Shidi sinirlenme… Gel, bu şarabı iç…”

 

Xie Xi, aptal aptal sırıtan Chu Yu’yu dikkatlice süzdü. Uzun bir süre sonra iç geçirdi. Kadehi almak üzereydi ki Chu Yu aniden elindeki kadehi bıraktı. Şarap kadehi, yere düştü ve bir kırılma sesiyle parçalara ayrıldı.

 

Xie Xi: “… Shixiong, sarhoşsun.”

 

Chu Yu kaşlarını çattı ve masaya baktı fakat başka bir kadeh bulamadı. Bu yüzden hiç uğraşmadan elini uzattı ve şarabı avucuna döktü. Xie Xi’yi kavrayıp yakınına çekti. “Gel Shidi… Bu bir kadeh şarabı iç…”

 

Beyaz yeşim avuç tam önündeydi, şarap hafifçe dalgalanıyordu. Xie Xi önündeki avucun narin dokusuna baktı. Uzun bir süre sonra dudaklarının köşeleri, gizemli bir gülüşle kıvrıldı ve yavaşça başını alçaltıp Chu Yu’nun avucundan şarabı içti.

 

Chu Yu’nun hafif, soğuk ve narin kokusu şarabınkiyle karışmıştı. Oldukça mest ediciydi. Xie Xi küçük bir avuç şarabı içip bitirdi, yüzü biraz kızarmıştı ve gözleri solgun bir ışıkla dalgalandı.

 

Chu Yu elini geri çekmek üzereydi ki Xie Xi aniden elini tuttu. Gözlerini kaldırıp Chu Yu’ya baktı ve gülümsedi. Başını tekrar alçaltıp neredeyse saygılı bir şekilde Chu Yu’nun parmak uçlarından bileğine kadar öptü, bir santimini bile atlamadı.

 

Bileğini tutup Chu Yu’ya bakarken başını eğdi ve gülümsedi. “Shixiong’a misafirperverliği için çok teşekkür ederim. Bu şarap baya lezzetli.”

 

Chu Yu başını salladı, kafası karışıktı ve bir bebek kadar masumdu. Xie Xi’yi görebilmek için gözlerini kıstı fakat net bir şekilde göremedi. Taşındığını hissetti ve refleks olarak ellerini Xie Xi’nin boynuna doladı.

 

İçten içe bağırdı: Prenses Tarzı Taşıma! Prenses Tarzı Taşıma! Ana karakter, kötü adamı bu şekilde taşıyamazsın!”

 

Xie Xi, Chu Yu’yu yatağa yatırdı ve Chu Yu’nun huzurla uyuyan yüzünü seyretti. Üç yıldır birlikte uyuduklarından doğal olarak bu güzel yüzü dikkatlice izlemek için sayısız imkanı olmuştu.

 

Uzun ve eğimli kaşlara, hafif gül rengindeki göz kenarlarına, narin burun kemiğine ve solgun, şeftali çiçekleri gibi pembe dudaklara baktı.

 

Xie Xi elini uzattı ve Chu Yu’nun yüzünün ana hatlarını takip etti. Parmakları Chu Yu’nun dudaklarına değdiği anda Xie Xi’nin nefes alışverişi yavaşça hızlandı.

 

Parmak uçları o pembe ve yumuşak yere dokundu. Biraz ıslaktı ve hafifçe açılıp kapanıyordu. Xie Xi bir süre dik dik baktı ve fısıldadı. “Shixiong?”

 

Chu Yu hâlâ sersem bir haldeydi. Bir şeyler duymuştu ve ‘Shidi’ diye cevap vermek üzereydi ki dudakları bir şey tarafından engellenmişti.

 

Xie Xi çokça arzuladığı yumuşak dudakları öpmek için eğilmişti. Birden bütün vücudu sıcakladı. Karşı koyamayıp Chu Yu’ya sarıldı ve onu daha derin bir öpücüğün içine çekti. Kendini Chu Yu’nun dudaklarından ayıramadı.

 

Kulaklarına soğuk bir ses ulaştığında sarhoş bir hâldeydi: “Shidi.”

 

Xie Xi hemen kendine geldi ve geniş gözlerle Chu Yu’ya baktı. Chu Yu’yu bıraktıktan sonra yatakta yuvarlandı. Yere otururken nefesi kesilmişti. Gözleri biraz vahşi ve mest olmuş bir hâldeydi.

 

Chu Yu kafasını bir ‘küt‘ sesiyle porselen yastığa vurdu ve acı içinde inledi. Xie Xi hemen kalkıp nazikçe Chu Yu’nun kafasını okşadıktan sonra büzülü dudaklarla Chu Yu’nun botlarını çıkardı ve üstüne yorgan örttü.

 

Yüzüne bakarak daha yeni yaptığı şeyi düşündü. Xie Xi bir an için sessizdi hemen ardından acımasızca yüzüne bir tokat attı.

 

“Utanmaz kötü adam!”

 

Başka bir tokat daha.

 

“Nankör!”

 

Yüzüne iki kere vurduktan sonra Xie Xi’nin yanakları birazcık şişmişti. Gözlerini kapadı ve ağrılı yanaklarına dokunurken yüzündeki ifade ciddileşti.

 

Kalbi netti, şu anda… Oldukça ayıktı.

 

*****

 

Chu Yu akşamdan kalmışlıkla uyandığında kafası acımasa bile iyi bir ruh hâlinde değildi.

 

Tamamen kederli bir yüzle kalktıktan hemen sonra tekrar uzandı. Gözlerini yumdu ve şarabın etkisini vücudundan atmak için Qi’sini dolaştırdı.

 

Geçen gece sarhoş olduktan sonra ne yapmıştı?

 

Çizgiyi geçen bir şeyler yapmış mıydı? Ana karakter o kadar kızgın olmamalı, değil mi? Eğer çok kızgın olsaydı muhtemelen Chu Yu bir daha uyanamazdı.

 

Yüzünü okumak zordu. Bir tarafa çömelmiş ve uzun süre görmezden gelinmiş Xie Xi en sonunda dayanamayıp konuştu. “… Shixiong?”

 

Bu ani ses Chu Yu’nun ödünü kopardı ve Xie Xi’ye dönüp bakmadan önce bir süre şok içinde donmasına sebep oldu. Çocuğu azarlamak istiyordu fakat Xie Xi’nin yüzünü gördüğünde Chu Yu’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

 

… Has****ir!!!

 

Mümkün değil!!!

 

Geçen gece içkiyle delirmiş olmalı! Bu bedenin orijinal sahibi geri mi dönmüştü?! Orijinal Chu Yu! Ana karakteri sen mi dövdün?!!!


Çevirmen Notu:
Önceki bölümleri yavaştan düzenlemeye başladığım için güncel okuyuculara küçük bir bilgilendirme geçeceğim.
Bölümlerde çok sık gördüğümüz ‘(Beyaz) yeşim gibi’ ifadesi pürüzsüz ve soluk denecek kadar beyaz bir teni tanımlamak için kullanılıyor. Çin’in güzellik algılarından biri. 
Buna ek olarak, daha öncesinde ‘ölümsüz kılıç’ olarak yaptığım çeviriyi ‘ebedi kılıç’ olarak değiştiriyorum.

Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 16: Kadınlarla Gizli İlişkiler Yaşamak" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık