Çevirmen: Yuuki
Anıt Mezar Harabeleri, kadim bir kültivatör savaşından sonra geride bırakılmış kalıntılardı. Dış dünyaya göre, ayrı bir boşluktaydı. O yer aşırı derecede tehlikeliydi. Sadece küçük bir dalgınlık gezginin ölmesine ve ruhunun hapsolmasına neden olabilirdi. Ancak Anıt Mezar, sayısız egzotik hazine barındırıyordu bu yüzden kültivatörler bitmez tükenmez bir açgözlülükle hem orayı seviyor hem de oradan nefret ediyorlardı.
Anıt Mezar Harabeleri’ndeki dengesiz Qi dalgalanmalarından dolayı Öz Biçimlendirme aşamasının üstündeki kültivatörler içeri giremezdi. Bunun için Anıt Mezar Harabeleri’ne girebilecek yetenekli müritler seçmenin bir yolu olarak her 10 yılda bir Ölümsüz Kılıç Konferansı düzenleniyordu.
Anıt Mezar Harabeleri, ana karakterin yeteneklerini geliştirmesi için önemli bir hikaye arkıydı; kesinlikle atlanamazdı. Orijinal romanda ana karakter Ölümsüz Kılıç Konferansı’nda ilk sırayı almıştı bu yüzden Chu Yu, ana karakterin birincilik şansını kaçırmasına ve biraz bile incinmesine izin vermeye cesaret edemezdi.
Öte yandan, romanda ana karakter Temel Oluşturma’nın ilk aşamasındaydı. Nasıl birden ‘vın‘ diye Temel Oluşturma’nın son aşamasına ulaşmıştı.
Chu Yu son derecede depresifti.
Chu Yu’nun küçük avlusuna dönmüşlerdi ki henüz oturamadan onlara doğru bir not uçtu. Xie Xi kol yenini salladı ve bir eliyle tembelce notu yakaladı. Not, kendi kendine yandığında Lu Qingan’ın sesi net bir şekilde duyuldu. “Üç yıl geçti, dağdan indiğinde Yu-er’e eşlik edilebilir. Dikkat et ve pervasız olma.”
Chu Yu mesajı duyduğunda, başına ağrılar girdi ve iç çekmeden edemedi.
İnsan yiyen şeytani böcekler, Jiao Xia’nın batısındaki bir şehrin yakınlarında ortaya çıktı, Tian Yuan Dağlarından çok uzaktaydı. Yumurtadan çıkmalarına iki ay vardı bu yüzden gidip erkenden başlamaları ve hazır olmaları gerekti.
Başka bir not daha ulaştığında hâlâ bunları düşünüyordu. Xie Xi, içtenlikle Chu Yu’nun şaşkın görünümüne bakarken çenesine dayanmış gülümsüyordu. Diğer notu gördü ve alırken tavrı hiç de sabırlı değildi.
“Chu Shizhi* lütfen müritleri hızlıca Ping Yuan Tepesi’ne götür.”
(*ÇN: Shizhi- Yoldaş savaş kardeşinin müridi için kullanılıyor. Burada konuşan kişi Lu Qingan’ın (Chu Yu’nun Shizun’u)savaş kardeşi.)
Hemen mi?
Chu Yu biraz şaşırmıştı fakat neyse ki çoktan ihtiyaçları olacak her şeyi hazırlamıştı. Kılıcını aldı ve Xie Xi’nin gözlerinin içine baktı. “Gidelim.”
Xie Xi dışında Yuan Chen Tepesi’ndeki başka kimseyi yanına almaya hazır değildi. Orijinal romanda Chu Yu, Üçüncü Shidi ve Dördüncü Shidi’yi beraberinde götürmüştü fakat yalnızca kendisi canlı dönmüş ve ciddi bir şekilde yaralanmıştı.
Üç yıldır beraberlerdi ve Chu Yu bu Shidilerin ölmesine göz yumamazdı.
Geçen ay, Yuan Chen Tepesi’ndeki müritler şeytani böcekleri duymuştu bu yüzden Chu Yu ve Xie Xi’yi gördüklerinde alelacele avluya toplandılar ve yaşlı gözlerle Chu Yu’ya baktılar. Onlara bakarken Chu Yu’nun dudakları gerginleşti. Donuk bir sesle: “Burada olmadığım süre boyunca, düzgünce kültivasyon yapın ve zamanınızı boşa harcamayın. Tembellik eden olursa üç günlüğüne ormana atarım.”
Bu tanıdık tehdidi duyunca üzgün müritler gülmeden edemedi.
Üçüncü Shidi, Dördüncü Shidi’ye baktı ve öne çıktı. Temkinli bir şekilde: “Da Shixiong, Dördüncü Shidi ve ben Temel Oluşturma aşamasına ulaştık. Sen ve İkinci Shixiong böyle güçsüzsünüz, bu durumda…”
“Tepede kal ve Shidi’lerini eğit.” Chu Yu, avluda toplanmış karakterleri süzerken Üçüncü Shidi’nin konuşmasını böldü. Xun Sheng’i çekti ve üzerine bindi.
Xie Xi de kılıcına binerken gözleri parladı. Gülümseyerek: “Da Shixiong’un onlara izin vereceğini düşünmüştüm.”
Chu Yu, bir ‘haha‘ ile bu düşünceyi reddetti. “Shixiong ve sen yeterli olacak.”
Bunu söyledikten sonra, gözleri gelişigüzel bir şekilde Xie Xi’yi ve ayaklarının altındaki kılıcı süzdü. Kılıcın ucu ince ve keskindi. Hareket ettiğinde pırıl pırıl parlıyordu. Sekt içindeki her mürit, 15 yaşında Kılıç Tepesi’ne gidebilirdi. Geçen yıl Xie Xi, Kılıç Tepesi’ne gitmiş ve bu üst-kalite ebedi kılıcı çekip çıkarmıştı. İsimsiz kılıcın, sahibi tarafından isimlendirilmesi gerekti fakat Xie Xi gülümsemiş ve Chu Yu’dan yardım istemişti.
Chu Yu oldukça şaşırmıştı. Güçbela ifadesini kontrol edebilmiş ve romanın hikayesine göre isimlendirmişti – Duan Xue.
Duan Xue kılıcı, şu anda ünlü olmasa da daha sonrasında bu kılıç ve ana karakter, dünyanın dört bir yanında seçkin savaş becerisiyle tanınacak ve herkesin korkulu rüyası olacaktı.
Asıl nokta… Romanda ana karakter, orijinal Chu Yu’yu parçalara ayırmak için bu kılıcı kullanmıştı.
Chu Yu’nun tüyleri ürperdi. Yutkundu ve tekrar bakmaya cesaret etmedi.
Birçok mürit, Ping Yuan Tepesi’nin meydanında duruyordu. Kalabalık kıdemliler, eğitmenler ve elit müritlerden oluşuyordu. Her Tepe, 5-6 kişi tarafından temsil ediliyordu. Chu Yu’nun sadece Xie Xi ile geldiğini görünce Song Yuanzhuo bile birazcık şaşırmıştı.
Ancak, neticesinde Chu Yu onun müridi değildi bu yüzden Song Yuanzhuo sadece Xie Xi’ye göz ucuyla baktı ve hiçbir şey demedi. Chu Yu, Xie Xi’yle birlikte durabileceği bir yer bulduktan sonra sessizce sektin diğer müritlerine göz gezdirdi.
Her zaman insanlardan uzak bir şekilde kültivasyon yapıyordu ve nadiren Tepe’den dışarı çıkıyordu. Bundan dolayı etrafa bakındığında tanıdık bir yüz görmemişti.
Basitçe gözünü kapatıp oturdu. Hiçbir şey yokmuş gibi davrandı.
Chu Yu, bu müritleri tanımıyor olsa da onlar Chu Yu’yu tanıyordu. Çok uzakta olmayan birkaç mürit bir anlığına Chu Yu’ya baktıktan sonra birbirleriyle bakışıp yavaşça Chu Yu’nun durduğu yere yaklaştılar. “Acaba siz Chu Shixiong musunuz?”
Chu Yu gözlerini açtı. Önünde sarı cüppeli birkaç genç mürit vardı.
Her Tepe’nin müritleri farklı renkte cüppe giyerdi. Sarı cüppeler… Şey olmalıydı… Hangi Tepe’ydi ki?
Uzun zamandır, asil ve soğuk adam rolü yapıyordu bu yüzden artık bu tavır ona doğal gelmeye başladı. Diğer müritler, Chu Yu’nun kibirli olduğunu ve ağzını açmak istemediğini görünce gülümsediler. Müritlerden biri: “Bizler, Qing Ye Tepesi’ndeki kıdemli Liu’nun müritleriyiz. Da Shixiong’umuz hasta ve lidersiziz. Chu Shixiong’un istekli…”
“İstemiyorum.” dedi Xie Xi soğuk bir sesle, kaşları çatılmıştı.
Yüksek ihtimalle baş müritleri hasta değildi sadece gelmeye cesaret edememişti. Kıdemliler bir şey dememişti fakat Chu Yu, el ele verip hayatlarını heba etmelerinden endişe duyuyordu.
Chu Yu ilgisizce mürit grubunu taradı. Yalnızca bir tanesi Temel Oluşturma’nın ilk aşamasındaydı, geri kalanı Qi Arındırma aşamasındaydı.
Onları kanatları altına alacak birini arıyorlar gibi görünüyordu fakat Chu Yu sadece kendini ve Xie Xi’yi koruma konusunda endişeliydi. Daha fazla belaya verecek enerjiyi nereden bulabilirdi?
Mutlu bir şekilde Xie Xi’ye baktı: Bu çocuk gerçekten sözleri çok iyi anlayan bir çiçek.*
(*ÇN: İmparator Xuanzong’un rivayet edilen bir hikayesi. Bölümün sonuna ekleyeceğim.)
“Sen!” Açık açık reddedilen müritlerin yüzü utanç içinde birçok renge döndü. Liderleri sinirli bir şekilde: “Chu Shixiong, ağzını bile açmadı neden burnunu sokuyorsun?”
Chu Yu boğukça: “İstemiyorum.”
Yaşamak zorundaydı. Ana karakteri korumalıydı. Karışıklığa birkaç kişi daha eklemek tehlikeli olurdu. Bu insanların hallerini anlıyor olsa da o, Papa değildi.
Ayrıca Yuan Chen Tepesi tek seçenek değildi, güvenilebilecek başka tepeler de mevcuttu.
“Chu Yu, sen…” Mürit dişlerini gıcırdattı ve sinirli bir şekilde: “Tehlikede olan birini gördüğünde hiçbir şey yapmayıp yoldaş sekt müritlerini görmezden mi geleceksin?”
Chu Yu, ona boş gözlerle baktı.
“Pekâlâ! Chu Yu sen oldukça merhametsizsin, bunu hatırlayacağız!”
Solgun yüzlerle Qing Ye Tepesi müritleri kol yönlerini fırlattı ve sinirli sinirli uzaklaştılar, gözleri öfkeyle doluydu. Uzaklaşırlarken Chu Yu net bir şekilde ‘burnu havada’ ve ‘taş kalpli’ dediklerini duydu.
Chu Yu bir süre sessiz kaldıktan sonra çenesine dokundu ve tereddütle Xie Xi’ye baktı. “Shidi, kafamın üstünde bir ışık çemberi görüyor musun?”
Xie Xi, giden müritlerin arkasından kasvetli bir şekilde bakıyordu ve Chu Yu’nun sözlerini duyduğunda düşünmeden Chu Yu’nun kafasına baktı. Xie Xi’nin kafası karışmıştı, başını iki yana salladı.
“O zaman neden bunu hafife alıyorlar?… ” Chu Yu omuz silkti. Yüzünde ‘Ben Papa’yım.’ yazmıyordu. Ekledi: “Eğer ölmek istemiyorlarsa o zaman kıdemlilerine gidip konuşabilirler, oraya gitmek zorunda değiller.”
Xie Xi bir süre düşündü. “Duyduğuma göre şeytani böceklerle savaşmak için dağdan inen müritler bir Öz Arındırıcı Hap ve bir Ebedi Eşya alabilecekler.”
(ÇN: Ebedi/Büyülü Eşya: Silahlar, kıyafet, tılsımlar, aksesuarlar vb. her tür büyülü eşyanın genel adı.)
Ah, insanlar zenginlik için ölmeye razı.
Chu Yu başını salladı ve artık bunun hakkında düşünmedi.
Herkes varana kadar bir süre daha beklediler. Aşağı yukarı otuzdan fazla kişi vardı. Song Yuanzhuo döşemenin üstünde durdu, birkaç önemsiz konu hakkında konuştu ve sonra müritlere biraz hap ve tılsım dağıttı. En sonunda elini salladı, yola çıkma zamanının geldiğini belirtti.
Aşırı zengin olan Chu Yu bu tılsım ve hapları umursamıyordu bu yüzden üstünkörü bir şekilde aldıktan sonra diğer sekt müritleri ile birlikte istikamet olan Fang Ye Şehrine gitmek için kılıcına bindi.
Xie Xi, Chu Yu’nun çok gerisinde değildi, sessizce Chu Yu’nun sırtına bakıyordu. Belli bir süre sonra aniden seslendi: “Shixiong.”
Chu Yu arkasını döndü.
“Yoruldum.” Xie Xi, Chu Yu’nun dönmesini bekliyordu ve direkt onun kılıcına atladı. Chu Yu’nun arkasında duruyordu, beline sarılmak için uzandı. Gülerek: “Shixiong’un kılıcında çok daha rahatım.”
Evlat, hız yapmamdan dolayı yaşadığımız kazayı unuttun mu? Rahat mısın? Rahat mısın?!
Chu Yu çok iyi anlamıştı, bu çocuk yalnızca tembellik ediyordu. Bir elini Xie Xi’nin sırtına koydu ve saçlarını okşadı ardından uçan kılıcına odaklandı.
Otuzdan fazla müridin yirmiden fazlası Temel Oluşturma aşamasındaydı. Chu Yu, Temel Oluşturma’nın orta aşamasındaymış gibi görünmek için bilerek aurasını bastırdı. Böylece çok fazla göze batmazdı.
Şehre olan uzaklık çok değildi ve birkaç fısıldaşma dışında bir süredir sessizlerdi. Aniden biri: “Shidi, Shimei bu yolculuk biraz tehlikeli fakat birlikte çalışırsak şeytani böceklerden korkmamıza gerek kalmaz.”
Chu Yu, başını çevirdi ve yüzü yeşim bir süse* benzeyen yakışıklı gence baktı. Açık sözlü, adil ve büyüleyici görünüyordu. Chu Yu, bu genci meydanda Song Yuanzhuo’nun yanında görmüştü yani Song Yuanzhuo’nun şahsi halefi olmalıydı, diğer bir deyişle Tian Yuan Sekti’nin gelecekteki lideri.
(*ÇN: Yeşim süs; Eski çağlarda Çin’de giyilen şapkaları/taçları süslemek için kullanılıyormuş.)
Romanda, bu kişi betimlenmemişti. Umursamaz ve dramatik bir karakterdi. Neyse ki bedenin sahibi, Song Jingyi isimli bir adamı hatırlıyordu. Anılarına dayanarak, sinsi biri olduğunu söyleyebilirdi. Dışarıdan yüce gönüllüydü fakat gerçekte dar görüşlü küçük bir adamdı. O ve orijinal Chu Yu tanıştığında tatsız bir dalaşma yaşanmıştı.
Ancak diğer müritlerin gözünde Song Jingyi değerli bir liderdi. Ağzını açmıştı ki biri aniden: “Song Shixiong, bunun hakkında ne düşünüyorsun?”
Song Jingyi hafifçe gülümsedi. “32 kişi var. Müritlerin bazıları güçsüz ve savaşırlarsa teker teker mağlup edilecekler. Dörtlü ve sekizli gruplar oluşturmalıyız böylece birbirimize göz kulak olabiliriz.”
Ah… Bir şeye karşı çıkmak istediğinizde bunu açıkça dile getirmek iyi bir fikirdir.
Chu Yu dikkatlice düşündü ve kimsenin karşı çıkmadığını görünce karşıt bir ses çıkarmak zorunda kaldı. “Üzgünüm Song Shixiong, ben ve Shidi’m katılmayacağız.”
Bir rivayete göre, bir sonbahar gününde imparator Xuanzong, Yang Guifei’yle(cariyesi) birlikte Da Ming Sarayı’ndaki Tai Ye Gölü’nün kıyısında beyaz nilüferleri seyrederken, Yang Guifei’ye işaret ederek, “Nilüferler çok güzel, ancak ruhları yok. Bu yüzden nilüferler, asla yanımdaki, sözlerimi çok iyi anlayan ‘çiçek’le kıyaslanamazlar” demiş. Bundan sonra “Sözleri çok iyi anlayan çiçek” deyişi, güzel ve zeki kızlara olan bir övgü sıfatıyla yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. (Kaynak: CRI)
Yorum