Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 4. Bölüm

Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE 27.BÖLÜM
Çalışanlar için tatil günü olan alışveriş merkezinde, arada bir gelip giden güvenlik görevlileri dışında kimse yoktu. Personeller dinlenmeyi doğal bir hak olarak görüyordu ve ne olursa olsun tatil gününde işe gitmeyi büyük bir günah sayıyorlardı. Bu yüzden tatilde çalışacak birilerini aradıkları haberi ilk duyulduğunda çalışanlar hep birlikte söylenmeye başlamışlardı.
“Tatil gününde işe gitmek mi? Delirdiniz mi?”
“Kendini ne sanıyor ki tatil günü kapanmış alışveriş merkezinde tek başına alışveriş yapacak? Neden direkt alışveriş merkezini satın almıyor?”
Alaycı sözler havada uçuşuyordu ve herkes bunlar üzerinde hem fikirdi. Üç kat fazla ücret teklif edilmiş olsa da, kimsenin tutumu değişmemişti. Tatil gününde alışveriş merkezini ziyaret edecek kişinin kim olduğunu öğrenene kadar bu tavırlarını sürdürdüler. Ve söylenti yayılır yayılmaz, çalışmaya gönüllü olanların sayısı katlanarak arttı.
Chase Miller.
O, gizemli ziyaretçiydi.
*
*
Chase Miller’ın sekreteri, alışveriş merkezini bir günlüğüne kiralamak için onlarla iletişime geçtiğinde hepsi bunun bir şaka olduğunu düşündüler. Ancak birkaç kontrolden sonra bunun gerçek olduğunu öğrendiklerinde tüm alışveriş merkezi alt üst oldu.
“Ben çalışırım. Nasıl olsa o gün evde yapacak bir şeyim yok.”
“Hayır, ben gelirim. Alışveriş merkezini seviyorum. Tüm yıl boyunca işe gitmeyi kim istemez?”
“Bir gün bile işe gitmezsem vücudum ağrıyor. Bu yüzden çalışmam çok iyi olur.”
Herkes çeşitli nedenlerle işe gitmek için çabalıyordu. Tek sebep Chase Miller’ı görebilmekti. Böyle bir fırsat bir daha nasıl karşılarına çıkacaktı ki? Ayrıca ziyaretçinin Chase Miller olduğunu öğrenen çalışanlar, neden özellikle tatil gününde tüm alışveriş merkezini kiraladığına da anlam vermeye başlamışlardı.
Chase Miller’dan bahsediyorsak bunu yapabilirdi. Hatta yapmalıydı. Her yerde onu görmek için can atan hayranları vardı ve alışveriş merkezinin çalışanları da istisna değildi. Herkes aynı sebepten heyecanlanmıştı, fakat sorun şu ki rekabet çok fazlaydı. Üstleriyle konuşup kendilerini seçmelerini istediler, bazıları yalvardı, bazıları da yeteneklerine sergilemeye çalıştı ancak sonuç değişmedi.
Sıkıntıya düşen alışveriş merkezi yönetimi, birkaç müdür dışında kalan çalışanları kendi aralarında seçmelerini söyledi. Fakat yer sayısı yalnızca on kişiydi ve çalışan sayısı yüzü aşıyordu.
Sonuç olarak herkes çeşitli yollarla şanslarını denedi. Kura çekenler, yazı tura atanlar, hatta basketbol maçı yapanlar bile vardı.
Bu kadar zorlu bir seçimin ardından belirlenen çalışanlar, Chase’in gelişini heyecanla bekleyerek birkaç kez her köşeyi temizlediler, saçlarını düzelttiler ve makyajlarını tazelediler.
“Dr. Flame’i canlı görmek üzereyim.”
Nefesini tutarak heyecanını gizleyemeyen bir çalışana, bir diğer çalışan cevap verdi.
“Acaba saç rengini değiştirdi mi? Çekimleri ne zaman yaptılar ki? Son haberde sarışındı.”
“Fark etmez, her şekilde o Chase Miller.”
“Doğru, haklısın.”
“Evet.”
Hepsi aynı fikirdeydi ve yeniden heyecanla sevinç çığlıkları attılar. Zaman hızla geçti ve nihayet beklenen an geldi. Çalışanlar, belirlenen yerlere geçip kapının açılmasını beklediler.
3, 2, 1.
Kapı tam zamanında gıcırdayarak açıldığında, ilk önce siyah takım elbise ve güneş gözlüğü takan bir adam içeri girdi. Onu, benzer giyimli bir grup adam takip etti ve alışveriş merkezinin içini kolaçan etmeye başladılar.
‘Sonunda geliyor.’
Tüm çalışanlar, benzer düşüncelerle heyecanlı kalplerini yatıştırdılar. Şimdi Chase Miller’ı göreceklerdi. İmza almak ve fotoğraf çekmek yasaktı ama bu kimseyi rahatsız etmiyordu. Gözleriyle görmeleri yeterliydi ve en önemlisi, onun feromon kokusunu alabileceklerdi. Ne büyük bir lütuftu bu. Mümkün olsaydı, imza ya da fotoğraf yerine onun kokusunu götürmek isterlerdi.
Kontrollerin tamamlanmasının ardından, korumalar belirlenen pozisyonlara dağıldılar. Ardından adamlardan biri ana kapıya yönelip kapıyı açtı ve kenara çekildi. Sonunda Chase Miller ortaya çıkacaktı.
‘…Ne?’
Girişe en yakın duran çalışan, başını şaşkınlıkla kaldırdı. Her ne kadar çok az kişi bunu kişisel olarak deneyimlemiş olsa da, herkes Baskın Alfaların sürekli feromon yaydığını biliyordu. Ama bu sefer bir farklılık vardı. Çalışan, derin bir nefes aldı ve koklamaya çalıştı ancak aldığı tek şey tüm binaya yayılmış olan ucuz oda spreyi kokusundan başka bir şey değildi. Şaşıran çalışan, kafasını yeniden kaldırıp biraz uzakta duran diğer çalışana baktı. Garip bir tepki gösteren iş arkadaşının yüzüne bakarak dudaklarını oynatıp sordu.
‘Neler oluyor?’
Girişteki çalışan, karışık bir ifadeyle yine dudaklarıyla cevap verdi.
‘Koku alamıyorum.’
Bunu duyan meslektaşı, şaşkın gözlerini birkaç kez kırptı ve kaşlarını çatıp havayı içine çekti. O da bir an duraksadı ve hemen girişteki çalışanı geri dönüp baktı.
‘Yok mu?’
‘Yok.’
Uzaklık nedeniyle sadece dudak hareketleriyle konuşsalar bile birbirlerinin sözlerini net bir şekilde anlayabiliyorlardı.
“Neden feromon kokusu yok?”
Bu beklenmedik duruma ikisi de bir cevap bulamadan kafalarını salladıkları sırada aceleci ayak sesleri yankılandı. Korumalar dik durarak onun içeri girmesini bekliyordu. Ve kafası karışan çalışanlar nihayet onu gözleriyle görme fırsatı buldu. Koku umurlarında bile değildi.
Kendinden emin adımlarla alışveriş merkezine giren Chase Miller’ı gördüklerinde, bekleyen herkes aynı şeyi düşündü.
‘Onu görmek bile yeterli. Hayır, bu çok fazla.’ diye düşündüler.
Beklenenden çok daha yapılı görünüyordu. Profilinde yazılı beden ölçülerini herkes biliyordu ama onu bizzat görmek bambaşka bir şeydi. Chase Miller, zayıf vücuduna tam oturan, mükemmel bir takım elbise giymişti ve parlak sarı saçları, sanki ekrandan fırlamış gibi özenle taranmıştı. Sanki ekrandan çıkıp gelmiş gibi kusursuzdu.
Çalışanlar gözlerini kırpmadan büyülenmiş bir şekilde ona bakarken, ayaklarının dibinde koşturan çocuğu gördüklerinde kısmen de olsa kendilerine geldiler.
‘Kim bu?’
Birbirlerinin yüzlerine dönüp baktılar ama kimse cevabı bilmiyordu.
Üstelik Chase’in çocuğun adımlarına uyum sağlamak için hızını yavaşlattığı da apaçıktı. Hollywood’un kibirli yıldızı Chase’in böyle bir incelik göstermesi, o çocukla oldukça yakın olduklarının bir göstergesiydi.
Çalışanların arasında belli bir mesafede duran Müdür kasıtlı olarak öksürdü. “Öhöm.”
Çalışanlar hemen kendilerine gelip, müşterilerine bakmayı bıraktılar. Daha yakından bakma isteğini bastırmak çok zordu ama kaçınılmazdı. Chase Miller’ı sadece bir dakika bile olsa görmek için imzalanan evraklarda, kurallara uyulmadığı takdirde karşı karşıya kalacakları zararlar ve tazminatlar ayrıntılı bir şekilde belirtilmişti.
Çalışanlar gergin bir şekilde evrakları imzalamak zorunda kalmışlardı.
Yine de, yüzünü görmek yeterliydi. Chase’i bizzat karşılayan Müdürün yönlendirmesi üzerine önlerinden geçen ve bir süre sonra gözden kaybolan Chase’i takip eden çalışanlar kendi kendilerini teselli etmek için çabaladılar. Nihayet konuşmaya fırsat bulduktan sonra biri ağzını açtı.
“Söylenene göre Baskın Alfalar feromonlarını kontrol edebiliyorlarmış.”
“Ee, yani?”
“Bu yüzden koku gelmedi herhalde.”
Sonunda anladıklarını belirten iç çekişler duyuldu. Birisi hayal kırıklığı içinde mırıldandı, “Kokuyu da alsaydık fena olmazdı,” ve diğer çalışanlar buna katıldı.
“Eskiyecek değildi ya.”
“Doğru.”
O sırada bir başkası tereddüt içinde konuştu. “Acaba işaretlenmiş olabilir mi? Belki de bu yüzden koku yoktu.”
Bu söz üzerine herkes ona baktı. Tabii ki hoş bir bakış değildi.
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Kim Chase Miller’ı işaretlemeye cesaret edebilir ki?”
“Eğer böyle bir şey olsaydı her yerde fırtınalar kopardı, gazeteciler peşini bırakır mıydı? Neyden bahsediyorsun gerçekten?”
“Hem işareti gördün mü? Görmedin!”
Her yerden sesler yükselerek onu eleştiriyordu. Sonunda baskılara dayanamayıp özür diledi. Aslında bu sadece neden feromon kokusunu olmadığını düşünürken aklına gelen bir fikirdi ama o da Chase’in yüzüne odaklandığından kulağını kontrol etmeyi düşünmemişti, dolayısıyla söyleyecek başka bir şeyi kalmamıştı.
“Özür dilerim.” Bir kez daha özür dilerken, kendi kendine ‘Böyle aptalca fikirlere kapılmamalıyım,’ diye düşündü.
***
Birkaç çalışan ve korumanın varlığına rağmen alışveriş merkezinin içi sessizdi. Normalde insanlarla dolup taşan ve gürültüden geçilmeyen yerde, şu an sadece Avm Müdürünün ve Chase’in yürüme sesine karışan korumaların ayak sesleri yankılanıyordu.
“Bizi ziyaret ettiğiniz için büyük onur duyuyoruz. Umarım hoş vakit geçirirsiniz.”
Nezaketen söylediği sözlerin ardından Müdür, alışveriş merkezinin tarihiyle birlikte son zamanlarda popüler olan markaları ve Chase’in beğenebileceğini düşündüğü, kendisinin araştırdığı markaları sıralamaya başladı. Böylesine eli açık bir müşterinin nadir gelişi, mümkün olduğunca çok para harcayıp gitmesini umduğunu açıkça gösteriyordu.
Chase bu durumdan rahatsız olmuş değildi. Onun burayı seçmesinin tek bir sebebi vardı ve o da yerine getirildiği sürece diğer her şeyin bir önemi yoktu.
<Çocukların oynaması için harika bir yer.>
Laura’nın pek çok önerisi olmuştu ancak Chase’in kulağına çalınan tek şey bu sözlerdi. Daha fazla düşünmeden, Pitt ile vakit geçirmek için bu alışveriş merkezini seçmişti.
Ve buraya kadar gelmişti.
Chase, arkasına dönüp bir bakış attı. Adımlarını mümkün olduğunca uydurmaya çalışıyordu ama Pitt sadece yürümüyor, ilgisini çeken bir şey gördüğünde duruyor, etrafı inceliyor, bazen geri dönüyor, bazen de olduğu yerde dönüp duruyordu ve bu yüzden sürekli geride kalıyordu. Neyse ki mesafeyi koruyarak peşlerinden gelen koruma, çocuğu kaybetme endişesini ortadan kaldırıyordu.
Chase, Pitt’in dayanıklılığının ne kadar yüksek olduğunu lunaparkta görmüştü. Bu sefer, yorgunluktan bayılıncaya kadar onunla mümkün olduğunca fazla vakit geçirmeyi planlıyordu. Olası bir skandala karşı evlenene kadar takmaya karar verdiği sahte silikon kulakları da takmayı unutmamıştı.
Bu sayede işaret tamamen gizlenecekti. Aslında, Josh’un evine yaptığı ziyaret dışında bunu takmayı hiç unutmamıştı. Josh’un yıllarca bu konuda endişelendiğini düşününce, sadece bir ay süren bu süreç ona hiçbir şey gibi geliyordu.
Hazırladığı konuşmayı bitiren Müdür sordu. “…Evet, durum bu şekilde. İlginizi çeken bir marka var mı? Ya da aklınızda belli bir ürün?”
Umut dolu gözlerle ona bakan Müdüre Chase, cevap verdi. “Çocukların oynayabileceği pek çok yer olduğunu duydum.”
“Efendim?” Hala gülümseyen ama donakalmış olan Müdüre Chase duygusuzca tekrarladı.
“Duymadın mı? Çocuklar için uygun bir yer göstermeni istedim.”
Bunu söyledikten sonra arkasına dönüp bir bakış attı. Tam o anda Pitt, cama yapışmış ve ışıkları sönmüş bir mağazanın içine bakıyordu. Müdür de ona bakıp, geç de olsa başını salladı.
“Ah, evet. Anladım. O halde… Siz alışveriş yaparken çocuğun oynayabileceği bir alan var, sizi oraya götüreyim mi?”
Chase, fazla düşünmeden başını salladı. “Olur.”
Tam uzaklaşacakken tekrar arkasına baktı. Pitt hala olduğu yerde duruyordu. Chase birden meraklandı.
‘Neye bakıyor ki böyle?’
“Bay Miller?”
Önden yürüyen Müdür, Chase’in geri döndüğünü görünce şaşırarak olduğu yerde durdu. Chase, umursamadan doğruca Pitt’e yürüdü. Pitt cama yapışmış, kıpırdamadan duruyordu. Kendisine yaklaşan ayak seslerini bile fark etmemişti.
“…?”
Birden Pitt, bakmakta olduğu camın daha da karardığını gördü. Birinin arkasında gölge düşürdüğünü fark etti. Başını kaldırıp yukarı baktığında Chase’in cebine ellerini koymuş şekilde durduğunu ve Pitt gibi camın içine baktığını gördü.
“Hiyh.”
Şaşkın Pitt, birden irkildi. Chase ona bakmak için eğildi. Donmuş gibi kıpırdamayan Pitt’e bakan Chase sordu. “İçeride ne var?”
“…”
“Neye bu kadar dikkatle bakıyorsun? Anlamadım.”
Chase, kafasını eğip tekrar camın içini inceledi. Ne kadar baksa da sadece sıradan bir kıyafet mağazası gibi görünüyordu. Pitt’in ilgisini çekebilecek bir şey var mı diye düşünürken, Pitt aşağıdan küçük bir sesle mırıldandı.
“Köpek yavrusuna.”
Chase duraksadı. Pitt’in sözlerinin ardından mağazanın içini tekrar inceledi ve çok geçmeden bir yığın kıyafetin arasındaki peluş köpeği gördü.
“Onu mu istiyorsun?”
Bu sözün ardından korumalardan biri mağazanın içine hızlıca girdi. Pitt’in hayranlıkla baktığı peluş köpeği vakit geçirmeden buldu ve hızla mağazadan çıkarak peluş köpeği Chase’e uzattı.
“Al bakalım, Pitt.”
Chase, çocuğun mutlu yüzünü bekleyerek oyuncak köpeği uzattı. Ancak Pitt, tereddüt ederek elini geriye çekip sıkıntılı bir ifadeyle başını eğdi.
“Ne oldu, Pitt? Bunu istemiyor muydun?”
Chase’in şaşkın sorusuna Pitt bir süre yanıt vermedi. Bir süre duraksadıktan sonra Pitt alçak sesle mırıldandı.
“Bu hırsızlık.”
Chase ve oyuncak köpeği getiren koruma şaşkına döndü. Pitt bu sefer daha yüksek sesle ve net bir şekilde ekledi.
“Başkalarının eşyasını almak hırsızlıktır.”
“…”
Chase, Pitt’i sessizce süzdü. Çocuğu nasıl ikna edeceğini düşünerek, konuşmaya başladı.
“Pitt, daha önce lunaparka gittiğin günü hatırlıyor musun? Josh ve evet… Bir kahramanla.”
Kendini kahraman olarak adlandırmak elbette utanç vericiydi. Jason’dan bahsederse hemen hatırlatırdı ama bunu yapmak istemedi. Onun yerine Chase o gün olan bazı şeyleri anlattı.
“Trene ve tüm oyuncaklara binmiştik. Dondurma da yemiştik. O gün ne demiştim? Parkı bir günlüğüne satın aldığımız için istediğimiz her şeyi yiyebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi yapabileceğimizi mi söylemiştim. Bugün de aynı. Burayı ben aldım, istediğin her şeyi alabilirsin.”
Chase açıklamasını tamamladıktan sonra oyuncak köpeği tekrar uzattı. Ama Pitt hala hala arkasında saklı ellerini uzatmadı.
Chase, sabırlı bir şekilde tekrar sordu. “O günü hatırlamıyor musun Pitt?”
Kısa bir sessizlikten sonra Pitt hatırladığını söyledi.
“Peki neden…”
Chase, Pitt’in tepkisinin neden farklı olduğunu aniden fark etti. ‘Çünkü Josh burada değil.’
“Ah,” diye iç geçirdi. Josh’un olmadığı bir ortamda Pitt kimseye güvenmiyordu. Bu yüzden ne söylerse söylesin, o günkü gibi olması kolay değildi. Sonuç olarak aynı durum Josh’un orada olup olmamasına bağlı olarak hırsızlık olabilirdi de olmayabilir de. Chase’in artık Pitt’i bu şekilde ikna edecek güveni kalmamıştı.
“…Geri koy.”
Alçak bir sesle emir verip elindeki bebeği uzatınca koruma hemen onu alıp mağazaya girdi. Oyuncağın yerine konduğunu gören Pitt, nihayet adım attı.
‘…Çok zor.’ Chase, derinlerden gelen bir iç çekişle bunu hissetti. O sırada, Chase ve Pitt’e yaklaşan Avm Müdürü Pitt’e seslendi.
“Yavru köpekleri sever misin?”
Gülümseyen yüzüyle Pitt’e doğru bakarken, Pitt cesurca başını salladı. “Evet.”
“O zaman, iyi oldu. Bir evcil hayvan dükkanı var. Gitmek ister misin? Bulunması zor bir sürü yavru köpekler var.”
Bu sözler karşısında Chase kaskatı kesildi. Ancak Müdür, Pitt’e odaklandığı için Chase’in tepkisini fark edemedi. Müdürün niyeti belliydi. Amaç, Chase Miller’ın burada büyük meblağda parayı boşa harcamasını sağlamak için mümkün olan her yolu kullanmaktı. Üstelik tek başına değil, yanında bir çocukla birlikte olması adeta bir lütuf gibiydi.
‘Bir komutanı hedeflemek istiyorsan, önce atını vurmalısın.’
Beklendiği gibi Müdürün sözlerinin ardından Pitt’in tutumu değişti.
“Yavru köpek mi?”
Müdür’ün yüzündeki samimi gülümseme, Pitt’in memnuniyetini görünce daha da parladı.
“Gerçek yavru köpekler mi, yoksa oyuncak mı daha iyi?”
Bu sözler üzerine Pitt, hızla başını salladı. “Yavru köpekleri severim.”
“Harika. O zaman, benimle gelmek ister misin?”
Müdür, bu sözleri söyledikten sonra, işin tamamlandığını düşünüp başını kaldırdı.
“Bay Miller, çocukla birlikte evcil hayvan dükkanına gitmemizin bir sakıncası var mı…?”
Müdürün neşeli sesi yavaş yavaş azaldı ve sonunda yok olup dağıldı. Chase, sert bir ifadeyle onları izliyordu. Müdür, bu beklenmedik tepki karşısında şaşkınlıkla gözlerini kırptı. ‘Neden böyle bakıyor? Bir hata mı yaptım?’
Ne kadar düşünürse düşünsün bir sonuca varamıyordu. Chase Miller’ın bekar olduğunu biliyordu ve bir çocuğu olduğunu hiç duymamıştı. Muhtemelen bu çocuk yeğeni ya da bir arkadaşının çocuğuydu. Dolayısıyla, çocuğa fazla yaklaşılmasından rahatsız olmasının da bir anlamı yoktu.
‘Peki o zaman neden?’
“Şey.” Soğuk atmosferi bozan Pitt oldu. Müdür ve Chase aynı anda ona baktılar. Pitt, Chase’e çekinerek, daha doğrusu kaçamak bakışlarla bakarak sordu. “Şey, yavru köpeklere bakmak istiyorum… Bakabilir miyim?”
Bu tavrı az önce Müdüre karşı sergilediği tavırdan tamamen farklıydı. Göz temasından kaçıyordu ve sesi de alçaktı. Chase, bu kadar zıt tepkileri gördükten sonra geç de olsa kendine geldi. Chase’in değişimini fark eden Müdür hemen tavrını değiştirdi ve yüzünde bir gülümsemeyle tekrar sordu.
“Bay Miller, çocuğu evcil hayvan dükkanına götüreceğim. Bu sırada siz de dinlenmek ister misiniz? Sizin için hazırladığımız bir dinlenme odamız var.”
Çoğu insan, kendi çocuğu olmayan çocukları can sıkıcı bulur, çünkü onları idare etmek kolay değildir. Chase’in de zorlandığı açıkça belliydi. Müdür, Chase’in kendi teklifini memnuniyetle kabul edeceğinden hiç şüphe duymuyordu. Onu dinlenme odasına götürüp çay ve ikramlar sunacak, dinlenirken de ona çeşitli ürünler önerecekti.
Müdür bu kısa anda hızlıca bir plan yapıp gülümsediği sırada, Chase’in sert bir ifadeyle ağzını açtığı gördü. “Hayır. Gerek yok.”
Böyle dedikten sonra aniden yürümeye başladı. Ne yapacağını bilemeyen Müdür, Chase’in uzaklaşan sırtına bakakaldı ve büyük bir şaşkınlıkla onu takip etti. Birkaç adım önde yürüyen Chase aniden durup arkasına baktı ama elbette Müdürü beklemiyordu.
Koşarak ilerleyen Pitt, biraz uzakta durunca Chase başını kaldırıp Müdüre baktı.
“Bize yolu göster.”
Kısa bir emir verdi ve Müdür hemen öne geçerek yürümeye başladı. Göz ucuyla arkaya baktığında, Chase’in Pitt’e dikkatle baktığını fark etti. Sanki çocuk yürürken düşecek diye endişeleniyor gibi, gözlerini ondan ayıramıyordu.
‘Onu kucağına alıp yürüyebilirdi,’ diye düşündü ama hemen bu düşünceyi boşverdi. Başkasının meselesiyle ilgilenmek onun işi değildi. Onun için en önemli şey bugün ne kadar satış yapabileceğiydi.
*
*
Alışveriş merkezinin koridorunda yürürken Chase birkaç kez kaçma dürtüsüne engel oldu. Pitt yanında hevesle yürüyordu. Yavru köpeği görme isteği, onun için her şeyden daha güçlü görünüyordu.
Ama Chase farklı durumdaydı. Elinde olsa arkasını dönüp arabaya binerek dünyanın sonuna kadar kaçardı. Bu isteğini zorla kendine engellemeye çalışırken avuçlarının terlediğini hissetti.
“…”
Aniden bir ses duymuş gibi oldu ve duraksadı. Muhtemelen işitsel bir halüsinasyondu. Alışveriş merkezinin içi sessiz olmasına rağmen büyük camla kaplı evcil hayvan dükkanındaki hayvanlar ne kadar yüksek sesle ulusa da sesleri dışarıya gelmiyordu.
‘Her şey yolunda.’
Chase art arda yumruğunu sıkıp açarak kendini telkin etti.
‘Sorun yok. Köpeklerin hepsi camın arkasında. Asla dışarı çıkamazlar. Ayrıca bu tür yerlerde satılan köpekler genellikle küçük olur. Büyük köpekleri burada bulundurmazlar.’
Mesele şu ki, küçük köpekler bile Chase için korku kaynağıydı. Her türlü köpekten hoşlanmaz ve korkardı. Sadece havlama sesi bile tüm vücudunun kaskatı kesilmesine neden oluyordu. Kendi isteğiyle köpeklerin olduğu bir evcil hayvan dükkanına gittiğine inanamıyordu.
‘Acaba vaz mı geçsem?’
Müdürün bahsettiği dinlenme odası onu cezbetmeye devam ediyordu. Önünde cehennem vardı. ‘Cenneti garantilemişken neden cehenneme doğru yürüyeyim ki?’
Tam Müdüre seslenecekken, aniden aşağıdan ince bir ses duydu. “Şey.”
Refleks olarak aşağıya bakan Chase, bir an için odaklanamayarak gözlerini kırpıştırdı. Sonunda görüş alanına Pitt’in ona bakan yüzü girdi. Yüzü utançtan kızarmış Pitt güçlükle konuştu.
“Beni getirdiğin için teşekkür ederim.”
Büyük bir nezaketle teşekkür etti. Bu muhtemelen Pitt’in en samimi teşekkürüydü.
Chase bu anın tadını biraz daha çıkarmak istese de içini kemiren korku onu rahatsız ediyordu. Nefesini güçlükle kontrol ederken, Pitt konuşmaya devam etti. “Bir köpek sahiplenmek istiyorum ama babam ve büyükannem izin vermiyor. Bu yüzden bir oyuncak almıştım ama Jason da gitti.”
Çocuk, başını hüzünle eğdi. Yuvarlak kafası son derece yalnız görünüyordu. Chase bir dürtüyle elini uzatıp çocuğun başını okşadı. Hayret verici bir şekilde, Pitt ne şaşırdı ne de geri çekildi. Aslında şaşıran Chase olmuştu.
Bir anda donup kalan Chase’i daha da şaşırtan şey Pitt’in Chase’in pantolonun paçasını tutması oldu. Elini tutmak istemiş olabilirdi ama aralarındaki boy farkını göz önüne alınca anca oraya kadar ulaşabilmişti.
Ardından Chase, Pitt’in sık sık Josh’un bacağına sarıldığını ya da pantolonunu tuttuğunu hatırladı.
“….”
Sonrasında yine o halüsinasyon sesini duydu. Ses daha yakından geliyor gibiydi.
Ancak Chase kaçmak bir yana, bir adım daha ileriye gitti. Bu fırsatı nasıl kaçırılabilirdi ki? Onu tutan Pitt’in elini geri çeviremezdi. Tam da umutsuzca istediği an buydu.
Pitt’in güvenle elini Chase’e uzatması. Chase’in bugüne kadar beklediği şeydi. Bunun yanında cam kafesin içindeki köpeklerin bir önemi yoktu.
‘Pekala.’
“Burası.” Müdür arkasına bakıp gülümseyerek bir yeri işaret etti.
Parlak ışıkların yayıldığı evcil hayvan dükkanından beklendiği gibi hiç ses gelmiyordu. Önce Müdür içeri girdi, ardından da Chase yürüdü.
‘Ah.’
O ana kadar Chase’in bacağına sarılan Pitt, aniden elini bıraktı ve koşmaya başladı. Chase, onu tutamadan Pitt dükkanın içinde kayboldu. Şimdi sıra Chase’deydi.
“Hah, haa.”
Nefesini düzenlemeye çalışan Chase’i izleyen koruma lideri seslendi. “İyi misiniz, Bay Miller? Çok zorlamasanız mı acaba…”
“İyiyim.” Hızlanan nefesinin arasından Chase, sanki kendine konuşuyormuş gibi mırıldandı. “İyiyim.”
“Hah, hah. Hah, hah.”
Nefes almaya çalışarak adım attı. Sanki sayısız el ayaklarının altından çıkıp onu çekiyormuş gibi hissetti. Açık kapının arkasından hafif bir koku geldi. Feromonların tanıdık kokusu değil, bir hayvanın kendine özgü kokusuydu.
Bir köpeğin.
Chase olduğu yerde kaldı. Evcil hayvan dükkanı beklediğinden çok daha büyüktü. Geniş iç mekanda çok sayıda cam kafes vardı, boyutları çeşitlilik gösteriyordu. İçlerindeki köpekler kadar.
“…”
Yine köpek havlamaları duydu. ‘Olamaz.’
Dişlerini ona gösteren tek bir köpek bile yoktu. ‘Kendine gel.’ Chase, sertçe kafasını salladı. Ancak görüşü daha da bulanıklaşıyor, bilinci netleşmiyordu.
Koruma endişeli bir sesle sordu. “Bay Miller, iyi misiniz?”
Chase, nefes nefese tükürüğünü yutarak başını zar zor kaldırdı. Ve her yandan ona dişlerini gösteren sayısız köpeği gördü.
“Ah, haa, ha.” Kalbi patlayacak gibiydi. Soğuk terler dökülüyor, nefes alamıyordu. Buradan çıkmalıydı. Nefes alması gerekiyordu. ‘Bu köpeklerin hepsini gözümün önünden uzaklaştırmam gerek…!’
“Bay Miller…!” Koruma liderinin telaşlı sesi, uzaklardan geliyordu. Sıkışan kalbini tutan Chase, olduğu yerde diz çöküp çöktü. Dizleri büküldü, bedeni yere çöktü. Yere düşse de hiçbir acı hissetmedi.
‘Ah.’
Bulanık görüşüne Josh’un yüzü girdi, şu an olduğundan çok daha gençti. Nedense ağlamak üzereymiş gibi son derece üzgün bir yüzle ona doğru koşuyordu. Bu görüntüyle birlikte Chase bilincini kaybetti.
************************************************************************************************
Bu kitabı çevirmeye başlamadan önce Chase Miller benim için sadece nefretlik biriydi. Kötü karakteri dış görünüşüne engeldi. Ama onu tanıdıkça ve çevirdikçe yazarın onun hakkında betimlediği o heybetli, muazzam, mükemmel, hayallerimin ötesinde duruşuna ben de hayran kaldım. Eğer bir gün Chase Miller’ı çizeceklerse bu kitapta anlatıldığının üstünde bir çizim bekliyorum. -Ashily
Yorum