Koyu Switch Mode

Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo

A+ A-

Çevirmen: Yuuki


Yuan Chen Tepesi sularla çevrili bir dağda bulunuyordu. Müritler bu dağda yaşıyordu ve burada küçük bir kayalık bulunuyordu ki o kayalık Chu Yu’nun bu dünyaya gözlerini açtığında gördüğü ilk yerdi.

Burası, geniş ve düzlük bir arazi yeriydi, kaldığı yerden de uzaktı.

Buradaki dünya iyi bir enerji akışına sahipti. Bu yer gecenin bir yarısı; birini öldürmek, değerli eşyasını çalmak ve hiçbir iz bırakmadan kaçmak için biçilmiş kaftandı.

Chu Yu kılıcını tutmuş, karşısındaki yüzü nefretle biçimsizleşmiş Xie Xi’ye bakıyordu. Chu Yu iç geçirdi. “Shidi, neden…”

Ne kadar ana karakter, çöpten dahi bir kültivatöre dönüşürse dönüşsün, Chu Yu Temel Oluşturma evresinde, o ise hâlâ Qi Arındırma aşamasındaydı.

Eğer Chu Yu ana karakteri yenerse daha çok nefrete sebep olacaktı ve top ağzındaki kötü karakterden mini bir bölüm sonu canavarına terfi edecekti.

Ahh! Erkenden ölüp gidecek!

Tek çare kaybetmek.

“Bu gece savaşacağız, kimin ölüp kimin kalacağı cennetin isteğine bağlı.” diyerek soğukça Chu Yu’ya baktı. Dişlerini sıktı. İlk başta, onu artık aşağılamadığı tam tersine iyi davrandığı ve ara sıra da çalışmalarında rehberlik ettiği için Da Shixiong’un değiştiğini düşünmüştü.

Ama o…

Bir beyefendi, rezil edilmek ve utandırılmaktansa ölmeyi tercih eder.

Xie Xi derin bir nefes aldı, savaşa hazırdı. Kalbindeki öfkeyi bastırdı, usulca kılıcını kaldırdı, vücudunu hafifletti* ve ardından bir çita gibi Chu Yu’nun üzerine atıldı.

  *轻身 – Bir taoist yeteneği.

Chu Yu gülümsedi.

Neye gülüyorsun? Bu kadar komik olan ne?!

Bu sadece Xie Xi’yi daha çok kızdırdı. Xie Xi birden Chu Yu’ya doğru koşturdu ve acımasızca kılıcı Chu Yu’nun göğsüne sapladı.

Chu Yu kaçınmadı ve cübbelerini delip geçmesine izin verdi.

Onu bekliyormuş gibi darbeden kaçınmadığını fark edince Xie Xi panikledi. 13 yaşındaki bir çocuk kılıcının hızını durduramazdı bu yüzden açısını yana saptırmaya çalıştı. Kılıcı, Chu Yu’nun sol göğsünü deldi.

Parlak kızıl kan hemen kılıcın ucundan akmaya başladı, sanki beyaz cübbenin üzerinde kırmızı bir nilüfer açarmış gibiydi. Xie Xi, Chu Yu’dan kısaydı bu yüzden kan kılıcından aşağı doğru aktı ve ellerini kırmızıya boyadı.

Pas gibi kokan sıcak kan.

Xie Xi’nin bakışları ellerinde takılı kaldı, titriyordu, soluk bir yüzle Chu Yu’ya döndü.

“Neden savuşturmadın?”

Chu Yu’nun gücü hesaba katıldığında kılıcı engellemek ya da darbeden kaçınmak oldukça kolaydı.

Chu Yu başını iki yana salladı. Onun gibi asosyal bir otaku bu tür bir yaralanmayı hiç deneyimlememişti. Kültivasyon, duyularını çok daha keskinleştirmişti bu yüzden acıdan gözleri doldu ve suskun kaldı.

Xie Xi’nin yüzü öfkesini dışa vurdu. Kılıcını çekip çıkardı, Chu Yu acıdan neredeyse dizlerinin üstüne düştü.

Xie Xi titriyordu. Kükredi. “Neden savuşturmadın?”

Çünkü sen ana karaktersin…

Chu Yu içten içe ağlıyordu. Eğer şu anda sinirini çıkarmana izin vermezsem, daha sonrasında beni parçalara ayırmayacak mısın?

Aklında bu düşünceyle Chu Yu acıya katlandı, bir dizinin üstüne çöktü ve zayıf bir şekilde Xie Xi’ye baktı. “Shidi, hâlâ kızgın mısın?”

Xie Xi birkaç adım geriledi ve inanamayarak Chu Yu’ya baktı. Kalbi çalkantılı dalgalarla doluydu, Chu Yu’yu ilk gördüğü zamanki gibiydi.

Da Shixiong… Ne haltlar dönüyor?

Ana karakterin hâlâ soğuk bir yüzle kendine baktığını görünce Chu Yu’nun kalbi soğudu.

Atmosfer çok garip… İlk önce uzan ve bir ölü gibi davran, daha sonra ana karakterin gitmesini bekle…

Bu düşünceler aklında parlar parlamaz harekete geçti. Birden gözlerini kapayıp yere düştü.

Omzundaki yara hâlâ kanıyordu ve cübbesinin yarısı çoktan kırmızıya boyanmıştı. Ciddi bir yaralanma olmamasına rağmen ilk bakışta oldukça korkunçtu.

Yer rahatsız edici ve soğuktu. Mevsim sonbahar olduğundan dağdaki rüzgar insanı iliklerine kadar üşütüyordu. Chu Yu bir çeyrek saat yerde uzandı ve tüm bu vaziyetin kötü olduğunu hissetti. Nasıl olur da ana karakter ayrıldığında ayak seslerini duymazdı? Acaba ana karakter rol yaptığını fark etti ve oturup soğukta ölüp gitmesini izlemek mi istiyordu?

Chu Yu’nun aklı bir sürü anlamsız düşünceyle doldu.

Xie Xi hâlâ sersem bir haldeydi.

Shizun’u tarafından sekte getirildiğinde, Da Shixiong’una ne kadar hayran olduğunu hatırladı.

Diğer adamlardan yüksekte durmuş, fani dünyadan uzak, tam olarak Xie Xi’nin hayalini kurduğu ölümsüzler gibiydi. Xie Xi neden bilmiyor ama Da Shixiong en başında ondan nefret etmişti. Xie Xi’nin kültivasyon yapamadığını öğrendikten sonra diğer müritler ona zorbalık yaptığında Chu Yu olanlara göz yummuştu. Hatta sık sık Xie Xi’yi aşağılamak için onlara katılmıştı.

Üç yıldır Chu Yu’dan nefret ediyordu.

Ama beklenmedik bir şekilde, Chu Yu değişmişti.

Soğuk bir rüzgar çarpınca, Xie Xi sersemliğinden kurtuldu. Bayılmış gibi yatan Chu Yu’ya baktı, bir anlığına duraksadı, ardından kılıcı kınına soktu. Bir elini Chu Yu’nun sırtına diğer elini de dizlerinin altına koyup güçsüz bedeni kaldırdı.

Sahte ceset Chu Yu az kalsın yuvarlanıyordu.

Bu ne s***m! Ana karakter n’apıyorsun? Prenses tarzı taşıma?! Neden top ağzındaki kötü karakteri prenses tarzı taşıyorsun?!

Yanlış! Yanlış şeye odaklanma! Ana karakter sinirini bu şekilde çıkarmamalısın!!

Bu doğru değil! Ana karakter bu top ağzındakini uçurumdan aşağı atma!

Chu Yu aşırı endişeliydi ve ödü patlıyordu.

Ancak uzun bir süre geçmesine rağmen düşündüğü gibi olmadı. Xie Xi, Chu Yu’yu sıkıca tutuyordu, sabit ve yavaş bir şekilde kayalıktan indi ve küçük avluya girdi.

Chu Yu birazcık rahatlamıştı.

Ana karakter… kızgın değil mi?

Katlandığı kılıç yarası….buna değerdi!

Gecenin bir yarısıydı ve etraf sessizdi. Gece perdesinin altında her şey loş ve pusluydu. Xie Xi yavaş yavaş yürürken geçmişi düşünüyordu, kafası bir karış havadaydı. Birden telaş içinde birinin haykırdığını duydu.

Xie Xi kafasını kaldırdı ve bir mürit olduğunu fark etti görünen o ki tuvalete gitmek için kalkmıştı. Karanlıktı fakat kollarında Chu Yu’yu taşıyan Xie Xi’ye bakan müritin şaşkın yüzünü hâlâ hayal meyal görebiliyordu.

“…. Da, Da Shixiong?”

Uykulu bir şekilde kekeledi.

Chu Yu bu sesi duymuştu. Hiç iyi değildi. Gözlerini açtı, o mürit tam da görüş alanındaydı. Bir dakikalık saygı duruşundan sonra Chu Yu acıyla gözlerini kapadı ve ölü taklidi yapmaya devam etti.

…. Bunun hakkında kötü hisleri vardı.

Chu Yu gözlerini kapadıktan sonra mürit kafa karışıklığı içinde Xie Xi’ye baktı. “Çöp…Xie Shixiong*?”

  *师兄 – Bir mürit kendinden daha kıdemli olan müridi bu şekilde çağırır.

Xie Xi’nin tepedeki hiçbir müritle alakası yoktu bu yüzden basitçe soğuk bir bakış attı ve görmezden geldi. Chu Yu’yu sıkıca tuttu ve küçük avluya doğru yürümeye devam etti. Gücü o kadar da az olmamasına rağmen Xie Xi kendinden epey uzun birini taşımak için kendini zorlamalıydı.

Chu Yu fazlaca rahatsızdı. Çaresiz bir bakış sergiledi, bitmek bilmez bir üzüntü içindeydi.

#Gece geç saatlerde Da Shixiong neden kanlı bir cübbe giyiyordu? Eski çöp neden Da Shixiong’u kucaklamıştı? Tepede kılıç ışıltıları ve parıltılar vardı! Daha fazla detay için Tian Yuan Sekti Yuan Chen Tepesi eş zamanlı yayınını dinleyin, bu size yeni bir dünyanın kapısını aralayacak!#

Kahrolası! Yeter!

Avluya vardılar. Xie Xi, Chu Yu’yu odasına götürdü ve nazikçe yatağına yerleştirdi.

Chu Yu sonunda nefes alabilirdi. Oldukça rahatladığı sırada bir yırtılma sesi duydu.

Giydiği…kıyafetler…yırtılmıştı…

S****r! Ana karakter, n’apıyorsun?!

Su sesleri vardı. Chu Yu gizlice bir gözünü açtı ve Xie Xi’nin bir bezi sıktığını gördü. Xie Xi’nin dönmek üzere olduğunu fark edince hemen gözünü kapadı.

Ana karakter yarasıyla mı ilgilenecekti?

Bu sefer Chu Yu doğru tahmin etmişti.

Soğuk ve ıslak bez omzunu temizledi. Dokunuşları nazik olmasa da Chu Yu hâlâ uyuşuk hissediyordu. Üç aydır Xie Xi’nin Yang eksikliğini gidermek için vücuduna Qi gönderiyordu. Bunun sonucunda, Chu Yu’nun kültivasyonu yavaşlamıştı ve tüm gün uykulu hissetmişti.

Qi göndererek ana karakteri uygunluk seviyesine çıkarmaktan bahsetmişken- Chu Yu her gece olan iyileştirme faaliyetlerini bir sır olarak saklamak istememişti, bu sadece… Xie Xi, ona karşı çok tedbirliydi, uyanıkken asla kendine dokunmasına izin vermezdi.

Ek olarak, Xie Xi’nin iç yaralarının en büyük sebebi orijinal Chu Yu’ydu bu yüzden sorunu çözdü diye övgü alması Chu Yu’nun yüzsüzlüğü olurdu.

Chu Yu uykulu uykulu bunları düşünürken, gerçekten uykuya daldı.

Xie Xi dudaklarını büzdü ve elindeki bezle kanı silmeye devam etti. Uzun süre sonra Chu Yu’nun hoş beyaz göğsü tertemizdi, yara haricinde kusursuzdu.

Xie Xi’nin bakışları Chu Yu’nun yüzüne kaydı.

Yüzü kızarmıştı, kibirli kaşları hafifçe gerilmişti ve uyurkenki yüzü huzurluydu, sanki kolayca samimi olunabilecek biri gibiydi.

Xie Xi eğildi. “Da Shixiong?”

Doğal olarak Chu Yu cevap vermedi.

Uzun süre Chu Yu’ya bakarken yüzündeki ifade karmaşıktı, sonra birden Xun Sheng’i kınından çıkardı.

Xun Sheng, ince ağızlı yüksek seviye bir ölümsüz kılıçtı. Kılıcın ışığı derin güz suları gibi serin ve tazeleyiciydi, çıkardığı ses ise oldukça saf ve netti.

Ustası gibi.

Xun Sheng’i tutarken, uzun bir müddet gözlerini Chu Yu’ya dikmeye devam etti. Dişlerini birbirine sürttü ve Xun Sheng’i geri kınına koydu. Masadan biraz ilaç aldı ve Chu Yu’nun yarasına serpti. Bitirdiğinde dönüp uzaklaştı.

Ancak kapıya doğru yürürken isteksizce geri döndü ve Chu Yu’nun üstünü bir örtüyle örttü.

Kılıcını Chu Yu’nun omzuna saplamak onun için dürtüseldi, küçük bir kuş beyinliydi. Chu Yu’nun farklı biri olduğunu hissediyordu.

Üç yıldır içinde biriktirdiği hıncını, Chu Yu’ya kılıç saplayarak almış gibi görünüyordu.

Chu Yu’ya son bir bakış attıktan sonra Xie Xi sessizce dönüp gitti.

******

Chu Yu güzelce uyumuştu ve tazelenmiş bir şekilde uyanmıştı.

Örtüyü katladıktan sonra Chu Yu birden göğsünün yarısı soğukmuş gibi hissetti. Aşağı baktığında cübbesinin vahşice yırtılmış olduğunu gördü ve bir ‘ah’ sesi çıkardı.

Evet, geçen gece ana karakter, sözde bir çocuk t@cizcisine kılıç saplamıştı.

Ama nasıl olur da ana karakter, yarasını temizlemek için odasına taşıyacak kadar ona merhamet edebilirdi?

Bir kültivatör ilaç kullanarak kendi yarasını hızlıca iyileştirebilirdi. Bu yüzden gece uykusundan sonra çok daha iyi hissediyordu.

Düşünmekten vazgeçip yataktan çıkmadan önce Chu Yu uzun bir müddet kılıç yarasına bakakaldı. Birkaç temiz kıyafet giydi, Xun Sheng’i beline astı ve dışarı çıktı.

Xie Xi yan odada değildi.

Chu Yu uzun zamandır bu kadar erken uyanmamıştı bu yüzden Xie Xi’nin nereye gittiğini bilmiyordu. Acaba genç mürit hâlâ kızgın mıydı? Küçük avludan çıktı.

Ormanlık alandaki müritlerin erkenden sabah eğitimleri vardı. Chu Yu dikkatlice çekici ve zarif duruşunu korurken yanlarından geçip gitti.

Chu Yu’nun görüş alanında, mürit kalabalığı sustu ve gözünü ona diktiler. Herkes garip bir bakış atıyordu.

Chu Yu şaşkına döndü ve huzursuz oldu.

Normalde bu müritler ona saygı duyar ve ondan korkarlardı. Bugün onların sorunu ne? Yoksa dün gece Xie Xi tarafından taşındığı haberi çoktan yayıldı mı? Bütün hepsi ona garip bakıyordu…

Üçüncü Kardeş hasırdan* kalktı ve dalgın dalgın Chu Yu’ya yaklaştı. Bir süre ona tuhaf tuhaf baktı, başka biri sanki denizi sınıyormuş gibi yumuşak bir sesle konuştu. “Da Shixiong günaydın. Da Shixiong, İkinci Kardeş… Gerçekten sevimli** görünüyor değil mi?”

  *Seccade. Muhtemelen kültivasyon yapmak için üstüne oturdukları bir şey.

  **Cinsel anlamda soruyor.

Chu Yu afalladı ve neden böyle bir şey sorduğunu anlamadı. Dediği şeyi çözemedi bu yüzden soğukça kabul etti. “Hm.”

Sadece sevimli değil tamamen çekici* bir çocuk!

  *Güzel kadınlar için kullanılan bir ifadeymiş.

Ücüncü Kardeş’in yüz ifadesi çok daha garip bir hâl aldı.”Söylenenler şu ki; şeytani kültivasyon tekniklerini kullananların, yükselen oyuncaklara düşkün bir şeytanı varmış…”

“Ha?” Chu Yu’nun kafası daha çok karıştı. Neden bundan bahsediyorsun? Bu müritler henüz dış dünyaya açılıp erdemli yolu savunmaya ve şeytanları def etmeye hazır değillerdi.

Üçüncü Kardeş, dikkatlice Chu Yu’nun yüzüne baktı, tükürüğünü yuttu ve sonunda dişini sıkarak konuştu. “Duydum ki, geçen gece…İkinci Kardeş, Da Shixiong’u kollarında taşıyormuş ve onu kayalıktan getirmiş.”

Pat diye kafasına dank etti ve Chu Yu sonunda bir şeylerin farkına vardı.

Bu garip bakışlar- Bu müritlerin gözlerinde gay bir adama bakıyorlarmış gibi bir ifade vardı!


Etiketler: novel oku Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo, novel Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo, online Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo oku, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo bölüm, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo yüksek kalite, Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Everyday the Protagonist Wants to Capture Me [Novel] Bölüm 5: Merhaba Homo" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık