Koyu Switch Mode

Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi?

Tüm Bölümler Look at Me [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Sion


“Evet, siz, Müdür Bey… Ne yaptığınızı gerçekten bilmiyor musunuz? Feromonlarınızdan bahsediyorum.”

“Ah…”

Heerak kelimeler içinde kaybolmuş gibi görünüyordu. Kendini çok suçlu hissetmiş olmalıydı, çünkü inilti bile çıkarmıştı. Yani sorunun ne olduğu artık anlamış gibi duruyordu

“Doseon’un bundan hiç haberi yok gibiydi. Ama kesinlikle çok güçlü kokuyordu.”

Heerak yanaklarını ovuşturdu ve gergin bir şekilde karşılık verdi, “O-O kadar da güçlü değil, değil mi? O kadar da değil!”

“Buna inana tek kişi sizsiniz, Efendim. Bugün sebepsiz yere sizi bu konuda üzmeye karar vermiş değilim ben de. Feromonlarınızın ağırlığını hissedemiyorsanız, bu çok da önemli değildir belki de.”

Seokchan sert bir yüzle mırıldandı ve Heerak geri çekilmeye ihtiyacı olduğunu hissetti. Doğruydu… Eğer Heerak’ın vicdanı olsaydı, inatla bunu tartışmaya devam edemezdi. Doseon’un etrafını saran feromonlar açıkça diğerlerini iğrendirecek bir yoğunluktaydı.

“O feromonlarla çevrili olmasaydı, Müdür Moon Doseon beyi kenara çekip cevaplar aramaya çalışmazdı. Bir gün çalışanınızın işe Baskın Alfa feromonlarıyla kaplı olarak geldiğini hayal edin. Bunun da ötesinde, bu çalışan son günlerde Genel Müdürle oldukça ‘arkadaşça’ görünüyor. Baskın Alfalar da zaten yaygın değildir, bu nedenle Doseon’un kimin üstün kokusunu taşıdığını tahmin etmek kolay oluyordur. Aynı fikirde değil misiniz?”

Heerak sakince devam eden sese mahzun baktı.

“Şey, sanırım… Sanırım haklısın…”

“İşte bu yüzden Müdür Moon muhtemelen bir şeyleri öğrenme konusunda ısrarcı oluyor olmalı. Doğru ve kesin bilgiye sahip olursa daha iyi hissedecektir. Ben de onun yerinde olsam aynısını yapardım.”

Seokchan cansız yüze acı bir şekilde sırıttı.

“Müdür Moon için bile biraz kötü hissettim. Sizin feromonlarınız olduğunu hemen hemen biliyor, bu yüzden Doseon’u kokuyu gidermesi için azarlayamıyor da. Ama yine de Doseon’un etrafta böyle kokarak dolaşmasına da izin veremiyor. Müdür Moon’un her gün ne kadar stresli olabileceğini düşünmüyor musunuz?”

“Hmm.”

“Doseon için de durum aynı. Bana bu konuyu sorduğuna göre epey sinirlenmiş olmalı.”

Heerak’ın gözleri parladı. 

“Ne?”

“Görünüşe göre Müdür Moon onu sürekli personel odasında tutuyor. Doseon dq bu konuda endişeli görünüyor, ayrıca çok tuhaf hissediyormuş çünkü bu günlerde ne zaman bir yere gitse, insanlar denizin Musa için yarılması gibi Doseon’un önünde hızlıca ikiye ayrılarak ondan uzaklaşıyorlarmış.”

“Ne? Ahaha!”

Seokchan gözlüklerini kaldırdı ve ciddi bir şekilde, “Müdür Bey bu gerçekten komik değil. Ya Doseon Bey polis tarafından rastgele durdurulur ve sorgulanırsa?”

Heerak hoşnutsuz göründü ve kaşlarını çattı. “Bu mümkün mü?”

“Olabilir, eğer bu seviyedeki feromonlarsa.”

Musa için ayrılan deniz gibi benzetmesi muhtemelen bir abartı değildi. İnsanların yakınlarında o seviyedeki feromonları hissederlerse içgüdüsel olarak geri adım atacaklarından emindi.

Seokchan kaşlarını çattı. Üstün ve baskın bir alfanın vahşi kokusu, bir tehdit ve uyarı olarak Doseon’a sürülmüştü. Onun etrafında bulunan herkes Doseon’a dokunursa yakalanacağından ve hayatının tehdit altında olacağından korkar hale gelmişti. Bu feromonlarla hazırlıksız şekilde karşılaşan birinin ne kadar dehşete düşeceğini kolayca hayal edebiliyordu.

“Peki Doseon’a ne dedin?”

“Ona ne diyebilirdim? Ben sadece size sormasını önerebildim. Doseon’un buruk gülümsemesine karşılık verecek cesaretim yoktu. Çünkü gerçekten vicdanımın sızladığını hissettim.”

Heerak’ın yüzü birdenbire karmaşık bir hale büründü. Daha önce de benzer bir yüz yapmıştı. Seokchan şaşkınlıkla ona bakarken Heerak isteksiz bir sesle sordu, “Doseon senin önünde bu kadar kolay mı gülümsüyor?”

“Müdür Bey. Bunu şimdiden söylüyorum ama umarım benim gibi masum bir insana karşı kıskançlık duygularınızı boş yere yönlendirmezsiniz.”

“Öyle değil! Merak ettiğim için soruyorum,” dedi Heerak istemsiz yükselen sesiyle.

Seokchan mırıldandı, “O her zaman gülümsüyor. Sadece bana karşı değil, herkese her zaman gülümseyerek yaklaşmıyor mu?”

“…”

Heerak’ın yüzü tüm duygulardan arındı. Seokchan ani ifadesiz yüz karısında çekingen hissetti, bu yüzden konuşmayı bıraktı. Heerak, genellikle bir şey onu çok rahatsız ettiğinde böyle görünürdü. Uzun bir zamandan sonra bu yüzü neden birdenbire tekrar gördüğüne dair hiçbir fikri yoktu.

Heerak, atmosferi okur okumaz ayağa kalkan sekreterine devam etmesi için izin verdi. Seokchan dikkatli adımlarla yürürken aklına gelen birkaç şeyi daha söylemeye karar verdi.

“Doseon, müşteriler arasında arkadaş canlısı ve verimli olduğu için iyi bir üne sahip. Muhtemelen Müdür Moon da Doseon’u sık sık personel odasında tuttuğu için bu yüzden üzülüyor… Ah, Efendim, size daha önce verdiğim belgeleri okudunuz mu?”

“Yalnızca ilk sayfa. Gerisini okumak içimden gelmedi.”

Seokchan başını salladı ve Heerak’ın okumadığı dosyanın içeriğini Heerak’a söyledi.

“Doseon’un son iş yerinde satış departmanında olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Hala eski şirketinde bir efsane. İstifa mektubunu verdiğinde, şirketin yönetim kurulu, yeniden düşünmesini sağlamak için birçok teklifle onu baştan çıkarmaya çalışmışlar.”

Seokchan konuşurken Heerak’a bakmaya devam etti. Sessizce dinlerken Heerak’ın yüzü değişmedi. Sözlere gerek yoktu, Heerak duyduklarından memnun değildi. Hatta bu memnuniyetsizliğin de ötesindeydi. Yüzünde, sadece sıkıntı veya tahrişten çok daha derin bir duyguyu bastırdığı yazılıydı.

Yaslanmış ve hala koltuğunda olan Heerak, yavaşça öne doğru eğildi. Seokchan, Heerak’ın elinde yeni bir sigara olduğunu gördüğünde, otomatik olarak çakmağını çıkardı. Hızlı hareketine rağmen, Heerak kendi sigarasını yaktı. Seokchan, havada asılı kalan elini yavaşça geri çekti. “Öğleden sonraki programımda ne var?”

Odadaki sessizliği soğuk bir ses böldü.

Seokchan, müdürü neyin bu kadar kötü hissettirdiğini merak ederken, soruyu kafasındaki bilgileri listeleyerek yanıtladı.

“Çok özel bir şey yok ama Young-Lim İnşaat’ın genel müdürü Bay Park ile planlanmış bir akşam yemeğiniz var.”

“İptal et.”

“Müdür Bey, bu randevuyu zaten bir sefer iptal edip tekrar planladınız. Bir daha yaparsanız…”

Heerak, artık duymasına gerek olmadığını belirterek elini salladı. Sigarasından çıkan duman izi hareketlerini takip etti. “Sadece bunun için bir şeyler yap. Bunu yapabileceğini biliyorum.”

“Hah…”

Seokchan yüzünü sertçe ovuşturdu. Bu değiştirilemez bir emirdi. Seokchan karşı taraftan ne tür bir hakaret duyacağını bilmiyordu ama şimdilik Heerak’ın kısa ve öz cevapları onun için daha korkutucuydu. “Anladım.”

Bu durumda kaybedecek zaman yoktu. Seokchan’ın mümkün olan en kısa sürede diğer tarafla iletişime geçmesi gerekiyordu. Hayatında “Aşk Hikayesi” adında yeni bir bölüm açan patronu sayesinde, son zamanlarda sık sık çok fazla arama yapması gerekiyordu. Ve böylece Seokchan mazeret kavanozunun dibine ulaşmıştı. Artık uydurabileceği başka bahaneler kalmamıştı. Muhtemelen bir şeyler bulması için birkaç kurnaz personel bulması gerekiyordu.

Seokchan kalkmadan önce dikkatlice sordu, “Efendim, neden birdenbire bu kadar kötü bir ruh hali içindesiniz? Sizi üzecek bir şey söylediysem…”

Heerak tekrar ellerini olumsuz anlamda salladı. Heerak’ın üzülmesinin Seokchan’ın suçu olmaması güzeldi.

Uzun bir sessizlikten sonra Heerak, “Söylemek istemiyorum. Sanırım bunu yaparsam daha da sinirleneceğim.”

***

Bir saat sonra. Heerak, Hodie’nin ön bahçesindeki banka oturdu. Doseon ile ilk tanıştığı aynı yerdi.

Hodie’nin içine girmedi. Bunun yerine, kendisini tanıyan etraftaki personele varlığından dolayı kimseyi uyarmamalarını söyledi. Yalnızca Doseon’u dışarı göndermesini istemek için özel olarak Müdür Moon ile temasa geçti.

Çok geçmeden, çaresizce beklediği kişiyi gördü. Başkaları ve kendisi (geçmişte) Doseon’a ortalama görünümlü ve normal biri demelerine rağmen, onu uzaktan tek bir bakışta tanıyabilmesine şaşırdı. Şimdi, gözlerine ondan daha çarpıcı hiç kimse yokmuş gibi görünüyordu.

Heerak ayağa kalktı.

Bir adım, iki adım. Yavaş yavaş adımları hızlandı. Çok geçmeden Doseon’un önünde durdu. “Müdür Bey? Sizi birdenbire buraya getiren ne…!”

Cevap vermek yerine elini uzattı. Heerak diğerinin bileğini yakalar yakalamaz topuklarının üzerinde döndü. Ve sanki bir şey tarafından kovalanıyormuş gibi hızla yürümeye başladı. Doseon sadece onun hızına ayak uydurmaya gayret ediyordu.

Otoparka geldiler.

Heerak tereddüt etmeden arabasının arka koltuğunun kapılarını açtı. Doseon’u içeri itti ve kapıyı çarparak kapattı.

Uzun bir parmak, durumun aniliği yüzünden şaşkın olan Doseon’un yüzüne dokunmak için uzandı. Heerak ellerini karşısındakinin iki yanağına sardı, yüzünü hafifçe kaldırdı ve kendi dudaklarını aşağı indirdi.

Acımasız ve derin bir öpücüktü.

Açıları değiştirirken dudakların arasından ıslak sesler çıktı. Doseon’un havada donmuş iki eli, kendisine en yakın şey olan Heerak’ın kollarını hafifçe kavradı. Sanki dirseğinin üzerine konan ellere tepki veriyormuş gibi, Heerak diğerinin dudaklarına aç bir şekilde yiyip bitiriyormuş gibi daha da derin öpücükler bıraktı.

“Müdür Bey…”

Doseon’un sesi kuru geliyordu, belki de tüm sıvıları Heerak tarafından emildiği içindi. Heerak cevap vermedi, bunun yerine hafifçe dudaklarını emmeye devam etti ve en sonunda Doseon’un alt dudağını çekti. İddialı, araştırmacı ve ısrarcı dudaklarının aksine Doseon’un yanaklarını okşayan parmakları nazikti.

Doseon’un omuzları, yüzünün her yerinde gezen ve zar zor konuşmasına izin veren öpücüklerle titredi.

“Neden sinirlisiniz? Bir şey mi oldu?”

“Sinirli değilim.”

Bir an sessiz kalan Doseon sakince fısıldadı,

“Ben size hiç yalan söylemedim Müdür Bey. Ve gelecekte bunu yapmayı düşünmüyorum. Umarım siz de bana karşı dürüst olursunuz.”

Doseon’u istediği gibi öpmeye devam eden Heerak, bunu duyunca durdu.

Hafifçe eğilirlerse sıcaklıklarını paylaşabilecekleri bir mesafeden gözlerini birbirine kilitlediler. Önce Heerak bakışlarını Doseon’un kararlı gözlerinden çevirdi. Doseon, bakışlarını yavaşça yana kaydıran ve içini çeken adama nazikçe seslendi.

“Müdür Bey…”

Heerak bir konuda isteksiz ve tereddütlü görünüyordu. Yüzünü karmaşık bir hale getirdi, dudakları rahatsız bir şekilde kıvrıldı. Doseon daha fazla ısrar etmeye niyetli değildi, bu yüzden sessizce diğerinin dalgın yüzüne baktı.

“Kolayca gülümsediğini duydum.”

Sessizlik ilginç bir sert sesle bozuldu.

“Affedersiniz?”

Doseon’un gözleri beklenmedik cevapla büyüdü.

Heerak ise alaycı bir şekilde gülümsedi kendi kendine mırıldandı, “Ama senin gülümsemeni bir kez bile görmek benim için neden bu kadar zor?”

Doseon, duyduklarını teyit etmek isteyen bir şaşkınlıkla tekrar sordu. “Bu yüzden mi sinirlisiniz?”

Heerak’ın yüzü bir anda kıpkırmızı oldu. Utanç ve öfkenin birbirine karıştığı yüzüne tam olarak uyan bir sesle bağırdı,

“Evet, ben çocuksu davranıyorum! Şimdi mutlu musun?”

“Bunu söylemedim.”

“Yüzün söyledi!”

Heerak kısa ve bıkkın bir kahkaha attı. Bu durumun saçma olduğunu düşündü.

Doseon, Heerak’ın gülümsemesinden etkilenmiş gibi hafifçe gülümsedi. “Gerçekten o kadar gülmedim mi?”

“Benimle dalga mı geçiyorsun? Elini kalbinin üzerine koy ve bir düşün, her zaman nasıl bir surat ifadesi yapıyorsun?”

Heerak sessizce homurdandı.

Doseon endişeli bir şekilde gözlerini indirdi ve sessizce fısıldadı.

Etiketler: novel oku Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi?, novel Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi?, online Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi? oku, Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi? bölüm, Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi? yüksek kalite, Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi? light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Look at Me [Novel] 23. Bölüm Aynı Kişi Mi?" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık