Koyu Switch Mode

Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı

Tüm Bölümler Look at Me [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Sion


“Ah…” Heerak kendini tutarsız kelimeler söylerken buldu, sesi tamamen çaresiz geliyordu. Heerak, Doseon’un küçük başını sallayarak ne demek istediğini anlamış gibi görünmesini sevinçle karşıladı.

“Doğrusu bunu sana dayatmaya çalışmıyorum, tamam mı? Sadece iyi olacağını düşünmüştüm… Ama sana söylediğime göre, seni ikna etmek gibi bir niyetim olmadığını söyleyemem sanırım.”

Heerak, direksiyonu daha sıkı tutarken bir şekilde cümleleri sıralamaya devam etti. Cevap gelmeyince Doseon’a endişeli bakışlar attı. Doseon tek kelime etmeden ona bakarak gülümsüyordu. Heerak bu gülümsemeyi görünce hoşnutsuzca dilini şaklattı.

‘Neden şimdi araba kullanmak zorundayım? Onu şimdi öpmem gerekiyordu.’ 

Memnuniyetsizliği içinde tutan Heerak yan tarafa bakmaya devam etti. Gülümsemesi her zamankinden daha uzun sürdü ve sonunda kayboldu.

Doseon her zamanki gibi sakinliğini korudu ve sakin bir şekilde cevap verdi. “Ne demek istediğinizi anlıyorum.” Kısa bir duraklamadan sonra, özür diler gibi bir sesle devam etti, “Ama bence bunu yapmak biraz zor olacak.”

Doseon’u bir şey yapmaya zorlamadığını söylemesine rağmen Heerak’ın cesareti kırılmıştı. Az önce gördüğü gülümseme yüzünden mi ümitlenmişti? Heerak, kendi lehine olacak bir cevap beklediğini fark etti.

Sessiz kalmanın sırası değildi. Heerak, tam iyi olduğunu ve bunun sadece bir düşünce olduğunu söylemek üzereydi ancak Doseon daha hızlı davrandı ve devam etti. “Gündüz için çok fazla rekabet var. Geceden gündüze vardiya değiştirmek o kadar kolay değil. Yine de gündüz için başvuru yapmayı deneyeceğim. Ama umarım bundan çok fazla bir şey beklemezsiniz.”

“Anlıyorum.” Heerak’ın yanıtı kısaydı ama kafasındaki dişliler tam kapasite çalışmaya başlamıştı çoktan.

Aslında Heerak, Müdür Moon’a bir şey söylerse bu sorunu kolayca çözülebilirdi ama bunun doğru olmadığını düşündü. Bunu yapsaydı, Doseon bundan rahatsız olurdu. Heerak, Doseon’un rahatsız hissedeceğini ve ne kadar duyarlı bir şekilde tepki vereceğini düşünmekten kendini alamadı. Doseon’un sırf Heerak’ın birlikte geçirdikleri zamanı uzatıp ilişkilerini kalbinde emin şekilde inşa edebilmesi amacı için yük hissetmesi anlamsız ve can sıkıcı olurdu. Doseon zaten Heerak’ı biraz kendinden üstün buluyordu ve bu duyguların çoğalması ilişkileri için sadece bir engel olurdu.

‘Her neyse, bu yine de çözebileceğim kolay bir sorun’ diye düşündü Heerak. Doseon’a bakmadan kendine birkaç çözümü not etti.

Seokchan’a göre, Müdür Moon’un Doseon’u kabul etmesinin en önemli nedeni onun bir Beta olmasıydı. Hiçbir işveren bir Beta işe almayı tercih ettiğini açıkça yazmamış olsa da alkol hizmeti veren işletmeler genel olarak Beta çalıştırmaya meyilliydi. Bir Alfa veya Omega ile sarhoş bir müşteri arasında feromonlarla ilgili bir olay meydana gelirse, üstesinden gelmek daha zordu.

Ama işe alım için muhtemelen Doseon’un genç görünüşü de önemli bir faktör oynamış olmalıydı.

Heerak, birden fark etti ki kendisinden iki yaş büyük bir adamı tanımlamak için ”genç görünüş” ifadesini kullanmıştı. Heerak ne kadar düşünürse düşünsün, Doseon’un gençliği açıkça bir güçtü. İlk başta Heerak, Doseon’un kesinlikle ortalama ve basit bir görünüme sahip olduğunu düşündü ama durum hiç de öyle değildi. Heerak onu yanlış değerlendirmişti.

Hodie’nin işe alım için bir yaş sınırlaması yoktu, ancak Müdür Moon ve Heerak’ın talimatıyla, 20 yaşını yeni geçmiş bazı adaylara ret mesajları gönderilirdi. Yani biraz olgun insanları tercih etmelerine rağmen, Heerak ilk kez 30’lu yaşlarının ortasındaki birinin bu kadar çabuk işe alındığını düşündü. Müdür Moon, Doseon ile mülakat yaptığı anda, muhtemelen yaşının bir sorun olmadığını düşünmüştü.

Heerak bu karar için oldukça müteşekkirdi. Müdür Moon, Doseon’u seçmeseydi, Heerak onunla asla tanışamayacaktı. Heerak ayrıca Doseon’un genç görünümü için minnettardı.

Bu kişiyle tanıştığı için mutluydu.

Ve Heerak ne zaman böyle düşünmeye başladığını hiç bilmiyordu.

***

Bu geceki köprü turu yine başarı ile sona ermişti. Heerak Doseon’la bir yolculuğa çıktığında, hep birkaç saat araba sürüyordu. Saati kontrol etti ve güneşin birazdan doğacağını gördü. Yaz olduğu için güneş daha erken doğuyordu. Heerak mevsime biraz içerliyordu.

İlk başta, Heerak Doseon’un evine giderken gördüğü dar yollara şok olmuştu, ama şimdi ustaca manevralar yapıyordu ve rahat araba sürüyordu.

Caddenin iki yanı barlarla kaplıydı, ancak neredeyse sabah olmak üzere olduğu için pek çoğunun tabelasının ışığı sönmüştü.

Biraz daha ileri giderse eğer onları motellerin olduğu bölgeye götürebilirdi. Orada neon tabelalar hala parlak bir şekilde yanıp sönüyordu. Heerak bu bölgeye gelince öfkeyle dilini şaklattı. Burası muhtemelen suçla dolu mahalle diyebileceğimiz bir bölgeydi. Barları ve motelleri geçtikten sonra yıpranmış apartmanların olduğu yerleşim bölgesi göründü. Bu apartmanlardan biri Doseon’un eviydi.

Heerak her akşam ‘Bir sürü boş odam var ve Hodie’nin yakınında yaşıyorum’ diye düşünürdü.

Bunun iyi bir fikir olup olmadığından emin değildi ama söylemek için can attığı kelimeler boğazında düğümleniyordu. Muhtemelen aklını yitirmiş olsa da Heerak yine de bir yerlerde mantığını korumak için çabalıyordu. Onun evinde yaşamasını istediğini yüksek sesle Doseon’a söylerse eğer gerçekten onun üzerinde oluşturacağı baskının büyüyeceğini ve Doseon’un bundan rahatsız olacağını kendine birkaç sefer hatırlatması gerekiyordu.

İner inmez Doseon ona veda etti.

“Her zamanki gibi teşekkür ederim Müdür Bey. Bugün de sayenizde eve rahatça ulaştım.”

Heerak yarı şaka, yarı içtenlikle “Yine de bana adımla hitap etsen çok daha iyi olurdu, dedi.

Doseon kaşlarını çattı. Muhtemelen henüz bunu söylemeye cesaret edemiyordu.

Heerak sırıttı ve bunun hakkında ciddiyetle düşünen Doseon’u kucaklayarak kendine çekti. Doseon, bu kucaklamalar neredeyse günlük ritüele dönüştüğü için alışmış gibi görünüyordu.

Heerak, Doseon’un sırtını sıvazladı ve kulağına fısıldadı, “Seni bırakmadan önce sürekli etrafta dolaşmamdan bıktın mı?”

Doseon dürüstçe, “Hayır, aklıma bile gelmedi,” diye yanıtladı. 

Heerak memnun bir şekilde gülümsedi ve kucaklamasını sıkılaştırdı.

Sonunda, bugün söylemeye karar verdiği son şeyi konuşma zamanı gelmişti. Bu konuyu gündeme getirmek Doseon’un çalışma saatlerini değiştirme meselesinden daha zordu Heerak için. Açıklanamayan bir karıncalanma hissi ile boğulmuş hissederek konuşmaya başladı.

“Doseon.”

“Evet?”

“Yarın hayır, bugün. Her neyse, bugün artık Perşembe.”

“Evet?”

“Bu, bugün çalışmadığın anlamına geliyor, değil mi?”

“Haklısınız.”

“Yani… Bugün yapman gereken bir şey var mı…?”

Heerak geri çekildi ve dudağını ısırdı. Güzel alnında bir kaş çatma belirdi. Yüzü, tüm sinirini yansıtıyor olmalıydı. Doseon’un onun yüzünü göremeyeceğini hatırlayınca oldukça rahatlamıştı.

‘Hey! Böyle söylemek istemedin! Neden bugün bir işi olup olmadığını soruyorsun? Bugün yapacak bir şeyi olduğunu söylerse ne kadar sinirleneceğini bilmiyor musun? Eve geri dönünce rahat uyuyabileceğini düşünüyor musun? Sadece isteyip istemediğini soracaktın! Neden bu tek şeyi yapamıyorsun? O zaman bunu aynanın önünde çalışmanın anlamı neydi? Tanrım, seni aptal! Seni aptal aptal!’

Cümlenin ortasında dalıp gittiği için miydi?

Doseon, Heerak’ın konuşmaya devam etmesini bekliyor gibiydi. Ama diğer adamın devam etmeyeceğini anladığında, bir şeylerin ters gittiğini hissetmiş gibi Heerak’ın kollarındayken başını yana eğdi ve “Bugün yapacak hiçbir şeyim yok,” diye yanıtladı.

“Hahh.” Heerak yüzünü Doseon’un omzuna gömdü ve rahat bir nefes verdi.  “Doseon, az önce bir adamı kurtardığının farkında mısın?”

“Kim? Ben mi?”

“Evet. Her neyse, bu konuyu o yüzden açmadım. Asıl sormak istediğim şuydu…”

“Dinliyorum.”

Heerak yavaşça Doseon’dan uzaklaştı. Ciddi görünen diğer adama gözlerini kilitledi. Bu yüzü gördükten sonra, Heerak’ın endişesi öncekinden daha fazla arttı. Yine de derin bir nefes alıp sorusunu sordu. “Senin için sakıncası yoksa evime gelmek ister misin?”

Heerak’ın sesi heyecandan titriyordu. Hatta cümlenin sonunda sesinin çatladığını bile düşündü. Bu en kötüsüydü. Yapabileceği tek şey, düzgün bir gülümsemeyle görünüşünü ve gururunu korumak için elinden gelenin en iyisini yapmaktı.

Doseon birkaç kez gözlerini kırptı ve şaşkınlıkla, “Şu anda mı?” dedi.

“Evet,” diye yanıtladı Heerak başını sallarken ve Doseon daha da şaşırmış görünüyordu.

Heerak’ın sözlerini tam olarak anlayamamış gibiydi ve bunu görünce Heerak’ın zar zor koruduğu soğukkanlılığı anında paramparça oldu.

Heerak aklına gelen her şeyi hızla söyledi, “Art niyetli bir amacım yok… Ne diyordum? Sana bir şey yapacağımı söylemiyorum… Sana parmağımı bile sürmeyeceğim. Bekle, bu tam bir saçmalık. Bunun üstünü çizelim. Bunu söylediğimi unut. Ben sadece… Yollarımızı şimdi ayırmanın çok kötü olduğunu düşündüm, sanırım? Çünkü gitmeni görmekten nefret ediyorum. Yani, düşündüm ki birlikte daha fazla zaman geçirebilsek çok daha güzel olur ya da onun gibi bir şey… Ah! Sanırım senin evine gitmek de güzel olur ama benim evimdeki yatak daha büyük ve orada yatmak daha iyi olacaktır. Ve yatmaktan kastettiğim şey, bunu kötü anlamda söylemiyorum… Ugh, ne saçmalıyorum ben!”

Bu durumda kendini teselli etmek için ne yapmalıydı? Konuşurken araya küfürler karıştırmamasının iyi olduğunu düşünmek iyi hissettirecek miydi? Ne kadar utanmış olursa olsun konuşurken gözlerini gerçekten Doseon’dan kaçırmış mıydı?

Heerak yüzünün yandığını hissedebiliyordu. Boynuna kadar kırmızı olduğundan emindi. Gerçekten aklını kaçırdığını hissetti. Kendi söylediklerinin çoğunu anlamamıştı ve hatırlayamıyordu. Heerak kendisi için bir çukur kazmak ve oraya saklanmak istedi. Öyle bir ter basmıştı ki ayakta durmakta zorlanıyordu.

Heerak avucuyla yanağını ovuşturdu ve iç çekti. Sonunda Doseon sersemlemiş bir şekilde mırıldandı, “Müdür Bey, bir şey sormak istiyorum çünkü doğru anladığımı sanmıyorum.”

“Evet, istediğini sor lütfen.”

“Yanılıyorsam düzeltin ama sanırım Hodie’den evinize arabayla gitmek sadece 10 dakika sürüyor.”

“Evet öyle. Haklısın.”

“O zaman neden onca yolu buraya geldik? Daha önce bahsetmeliydiniz.”

“Şey, çünkü…!”

Heerak panikle yüksek sesle cümleye başladı ve ardından kendini durdurdu. Doseon bu durum için fazla sakin kalırken o çok panik içindeydi. Doseon ve kendisinin ifadeleri ve tepkileri o kadar farklıydı ki şaşkına dönmüş hissetti. Zorla şunu söyleyebildi, “Çünkü bunu söylemek için doğru zamanı kaçırdım.”

Heerak’ın bunu daha önce sormak için birkaç şansı vardı ama dile getirecek cesareti kendinde bulamamıştı. Ayrıca bunu Doseon’un yüzüne bakarken söylemenin direksiyonda otururken söylemekten daha iyi olacağını düşünmüştü. Ve geriye dönüp baktığında, bu doğru bir karardı. Araba kullanırken sormuş olsaydı, utanç ve ajitasyon nedeniyle pervasızca hızlanabilirdi, bu da bir araba kazasına davetiye çıkarırdı.

“Müdür Bey?” dedi Doseon, Heerak’a sabırlı bir ifadeyle bakarak.

“Evet?”

“Müdür Bey, siz çok çekici bir insansınız. Gerçi, zaten bunu zaten biliyorsunuzdur.”

Heerak’ın yüzündeki azalmaya başlayan sıcaklık birden arttı. Gözlerinde yaş yoktu ama gözlerinin kenarlarının yandığını hissetti. İlk defa böyle bir sıcaklık hissediyordu.

“N-ne oldu birdenbire sana?”

Tamamen telaşlı Heerak’ın aksine, Doseon sakinliğini korudu.

Etiketler: novel oku Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı, novel Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı, online Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı oku, Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı bölüm, Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı yüksek kalite, Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Look at Me [Novel] 20. Bölüm Heerak’ın Akıl Sağlığı" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık