Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 147: Eski Yol
Çevirmen: Ari
Bölüm 147: Eski Yol
Çok geçmeden eski ve yeni gözetmenler arasında ince bir çizgi belirdi.
İsimleri farklı, kıyafetleri farklı, yaşam alışkanlıkları farklı ve sisteme karşı tutumları farklı olduğu için anlaşmaları zordu.
Başlangıçta bu ayrım esas olarak tartışmanın ana konusu hâline geldi.
Qin Jiu, meslektaşlarının küçük sohbetleri sırasında bundan bahsettiğini sık sık duyardı ve çoğu zaman katılmadan sadece tembelce dinlerdi. Sadece Gözetmen A hakkında konuştuklarında bakışlarını onlara doğru çevirirdi.
Qin Jiu, Gözetmen A hakkında çok şey duydu.
Sistemle çok yakın ilişkisi olduğunu, özel bir varoluşa sahip bir gözetmen olduğu söyleniyordu.
Duygusuzca hareket eden, erimeyen bir buz parçası gibi biri olduğu söyleniyordu.
Hatta ikamet ettiği yerin diğerlerine göre daha az sisli olduğu, hatta özel durumlu adayları cezalandırmak için orada bir hücre odası bile bulunduğu söyleniyordu.
Ayrıca sistemin insan temsilcisi olduğu söyleniyordu.
Qin Jiu bu açıklamaları duyduğunda şaşkınlığa uğramıştı.
Bunlar açıkça çok normal açıklamalardı ama biraz hoşnutsuz hissetmişti. Neden böyle hissettiğini söyleyemiyordu.
Bir keresinde, bir meslektaşı konuşmayı yarıda kesti ve herkes ona baktı. “Ne oldu?” diye sordular.
Qin Jiu’nun bir bardak tutan eli duraksadı. Yukarı baktı ve cevapladı: “Ne, neyin var?”
“Bir süredir surat asıyorsun. Yanlış bir şey söylediğimi düşündüm.”
“Surat mı asıyorum?”
Meslektaşı bunu söylemese, kendisi bile fark etmezdi.
Masadaki herkes onun bir sonraki sözlerini bekliyordu. Ten rengi normale dönmeden önce kaşlarının iç köşelerini birkaç kez nazikçe ovuşturdu.
Gülümsedi ve rahat bir şekilde konuşmaya devam etti: “Sadece baş gözetmenin benden pek hoşlanmadığını hissediyorum. Gerisini bilmiyorum.”
Daha sonra iki kişi daha onu onayladı: “Biraz… Ben de öyle düşünüyorum.”
Qin Jiu bu cevabı duyduğunda pek mutlu olmadı. Ama herkesin hissettiği gerçek buydu.
Eski ve yeni gözetmenler, sınav merkezlerine atandıklarında nadiren aynı görevde oluyorlardı; ancak özellikle Gözetmen Bölgesi’nde birbirleriyle sık sık etkileşim hâlindelerdi.
Qin Jiu, Gözetmen A hariç olmak üzere birçok eski gözetmenle çalışmıştı.
Bir veya iki kez sorun değildi, ancak daha sık hâle geldikçe ve zaman geçtikçe… Artık tesadüf gibi görünmüyordu. Hatta Gözetmen A’nın bu durumlardan kasıtlı olarak uzak durmuş olabileceğini, onunla yakın temastan veya çalışma fırsatlarından kaçınmış olabileceğini düşünmesine bile neden oldu.
Bunun nedenini gerçekten bulamıyordu ve bunu sadece Gözetmen A’nın kendisinden hoşlanmamasına bağlayabiliyordu.
Kısa bir süre sonra, yeni gözetmenler sistem ve onun kontrolden çıkmış hâli hakkında daha derin bir anlayış kazandılar. Bu da sonuç olarak aralarındaki uçurumun eski gözetmenlerle daha da büyümesine neden oldu.
Bunu fark ettiklerinde artık iki ayrı gruba ayrılmışlardı.
İlk gözetmenler sistemde kademeli ve düzenli revizyonlar ve ayarlamalar yapılmasını savundular ve ılımlı grup* olarak biliniyorlardı. Öte yandan yeni gözetmenler, eğer işe yaramazsa baltayı atıp tüm sistemi hurdaya çıkarmayı savunuyorlardı ve şiddetli grup* olarak adlandırıldılar.
Ç/N: Bunları önceden başka şekilde çevirmiş olabilirim hiç hatırlamıyorum ama eski bölümlerde de birkaç kere geçmişti hatırlarsınız diye umuyorum.
Elbette, sözde gruplaşmadan açıkça bahsedilmedi. Sistem tarafından izlenirken kimse sistemle nasıl başa çıkılacağı konusunda bağırıp çağırmazdı ama herkesin kalbinde bu konu netti.
Farklı fikirlerle iki grup arasında sorunlar büyüdükçe toplantılar da sıradanlaştı.
Karşıt düşüncelerini ortaya atıp birbirleriyle çatışmaları için bir zamana ve mekana ihtiyaçları vardı.
Qin Jiu ile Gözetmen A arasındaki etkileşimler sonunda arttı ancak her seferinde buna çatışma ve anlaşmazlıklar da eşlik ediyordu.
Konferans masası çok uzundu ve zıt uçlarda oturuyorlardı. Etraflarında şiddetli tartışmalar dönüyordu.
Garip bir şekilde, önceki iş birliği görevleri aslında çok ilginçti. Qin Jiu ve A o ortamda birbirleriyle tanışsalardı, oldukça keyifli olurdu ve hatta arkadaş bile olabilirlerdi.
Ama A bunların hepsinden kaçınmıştı.
Ve şimdi bu toplantılarda, atmosfer her zaman sert ve kaotikti. Birinin dostça bir ilişki kurması için en kötü ortam olduğunu söylemek abartı olmazdı, ancak A’nın geldiği tek zaman da buydu.
Qin Jiu, sık sık A’nın kendisine baktığını hissederdi.
Gözetmen A’nın bazen masanın üzerindeki evraklara baktığını, bazen de onunla göz göze geldiğini görüyordu.
Diğer kişinin bakışları kaos ve kavgaların arasından geçerek sessizce onun tarafına sabitleniyordu. Qin Jiu onun gözlerinde ne olduğunu ve ne düşündüğünü anlamakta zorluk çekiyordu…
Işık çok göz kamaştırıcıydı ve masa çok uzundu.
Qin Jiu’nun çok ender anlarda aklına aniden garip bir düşünce gelirdi. Birbirlerine zıt uçlarda bu şekilde karşı karşıya gelmelerinin biraz tanıdık geldiğini hissederdi. Uzun zamandır böyle birini izliyormuş gibi görünüyordu ama hatırlayamıyordu. Belki de bir rüyaydı.
Bilinmeyen bir noktada Gözetmen A’yı daha sık görmeye başladı.
Bazen her biri bir grup insana öncülük ediyor ve koridordan veya İkiz Kuleler’in dışından geçiyorlardı.
Bazen o siyah arabayı görürdü. Pencereden diğer kişinin yüzünü göremezdi ve diğer kişinin neden yolda durduğunu da bilmiyordu.
Bir keresinde, gökyüzü kararmaya ve sokak lambaları yanmaya başladığında, Qin Jiu ve birkaç meslektaşı İkiz Kuleler’den çıkmışlardı. Tam yerleşim alanının kapısından girmek üzereyken, bir şey hissetti ve uzağa baktı.
Sokağın köşesinde tanıdık bir araba duruyordu, yanında uzun bir gölge vardı.
Onun aniden olduğu yerde durduğunu gören meslektaşları da aynı şekilde durup ne olduğunu sordular.
“Önemli değil. Önce geri dönebilirsiniz, benim yapmam gereken bir şey var.” dedi.
Meslektaşları bir süre şaşkın kaldılar ama hiçbir şeyden şüphelenmediler. Vedalaşıp neşeyle sohbet ederek yerleşim alanına girdiler.
Sesler uzaklaştı ve etraf tekrar sessizliğe büründü.
Qin Jiu sokağın köşesindeki sessiz siyah arabaya baktı ve aniden dürtüsel bir şey hissetti.
Arabadaki o kişiye gidip bir şeyler söylemek istiyordu.
Farklı gruplardaydılar ve her konuştuklarında aralarında bir kıvılcım vardı. Yol kenarında küçük bir sohbet etmeleri daha önce hiç yaşanmamış bir şeydi. Aslında, konuşacak hiçbir şeyleri yoktu.
Ancak Qin Jiu kendine geldiğinde kendini çoktan arabanın kapısının önünde buldu.
Arabanın tavanına yaslandı ve eğilip camı tıklattı.
Gözetmen A sürücü koltuğunda oturuyordu ve profilinin ana hatları belli belirsiz görülebiliyordu. Eli sanki arabanın camını indirecekmiş gibi biraz hareket ediyor gibiydi.
Aniden, beyaz renkli sokak lambasında iki kırmızı ışık yandı. Çok küçüktü, ekipmanların üzerindeki göstergeler gibiydi. Bir göz gibi, doğrudan Qin Jiu’ya bakıyordu.
Başını kaldırıp baktı. İçinde aniden garip bir iğrenme hissi yükseldi.
Ve geriye baktığında, Gözetmen A’nın bakışlarını kaçırdığı ve dudaklarının köşelerinin düz bir çizgi hâline geldiği görülüyordu.
Sonuç olarak Gözetmen A aracın camını açmadı.
Korna çaldı. Qin Jiu doğruldu ve Gözetmen A’nın telefonunu salladığını gördü. Araba daha sonra arkasına bakmadan uzaklaştı.
Telefonunu çıkardı. Ekranda yeni bir mesaj vardı.
Mesaj tanımadığı bir numaradan geliyordu ve içeriği soğuk ve duygusuzdu:
[Bir şeye ihtiyacın varsa yarın toplantıda söyle.]
Qin Jiu sokak lambasına yaslandı ve yukarı baktı.
Yukarıdan gelen ışık biraz göz kamaştırıcıydı.
Birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve uzun sokağın sonuna kısık gözlerle baktı. O siyah araba çoktan geceye karışmıştı…
Hissettiği bu garip duyguyu düşünürken, birdenbire aşık olmuş olabileceğini fark etti.
Gözetmen A’yı seviyordu ama o karşı taraftaydı, bu yüzden aralarında pek dostça bir ilişki yoktu.
Hâlâ uzun masanın zıt uçlarında oturuyorlar, iki tarafı karşı karşıya getiriyor, tartışıyor ve kavga ediyorlardı…
Ama o, diğer tarafın liderini de yanına çekmek istiyordu.
Yorum