Koyu Switch Mode

Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bölüm 43: Eski İlişki

Baş aşağı asılı duran ruhlar, “Bir general” diye cevap verdiler.

“Genç bir general.”

“İlahi ağacın altında öldüğü söyleniyor.”

“Ama heykel neden hareket ediyor?”

“O iki kılıç darbesi yüzünden mi?”

“Öyle olmalı…”

Baş aşağı asılı duran insanlar, şüpheli ifadelerle birer birer dönüp az önce kılıcını kullanan Xiao Fuxuan’a baktılar.

Wu Xingxue, “ilahi ağacın altında öldü” kelimelerini duyduğunda, yanında asılı duran parmaklarını hareket ettirdi. O anda oldukça garip bir şekilde, sanki bir zamanlar o kişinin “ilahi ağacın altında nasıl öldüğünü” görmüş gibi, kalbinde bir rahatsızlık duygusu yükseldi.

Bir an sersemledi ve elini bilinçsizce yeşim heykele uzattı.

Baş aşağı asılı duran ruhların korkudan renkleri çekildi, telaşla bağırdılar: “O heykele dokunulamaz!”

“Bu heykel ilahi ağacın kendisi tarafından oyuldu, ona saygısızlık edilemez…”

“Kendisinden başka o heykele dokunan karşılaşır-“

“Felaketle” kelimesi ağzına gelmeden önce hepsi birden sustu ve şüpheye kapıldı.

Wu Xingxue’nin yeşim heykeli kavradığını, ama hiçbir şey olmadığını gördüler. Sadece yeşim heykeldeki bir şey bir an için uyanmışçasına, uzun bir esinti tapınağı süpürdü.

Xiao Fuxuan, Wu Xingxue’nin bileğini tuttu. Diğerinin kirpiklerinin hafifçe titrediğini görünce, “Bir sorun mu var?” diye sordu.

Uzun bir süre sonra Wu Xingxue dudaklarını araladı ve “Hayır” dedi.

Hiçbir şey yok.

Yeşim heykeli kavradığı anda, parmak uçlarını saran ve vücudunda eriyen bir ruh parçası hissetti.

Bir zamanlar yeşim heykelde bıraktığı küçük bir parça ruh, sonunda geri dönüş yolunu bulmuştu.

Ruh parmak uçlarında eridiği anda birkaç olayı hatırladı.

İlahi ağaç ve General Bai hakkında.

***

Uzun, çok uzun zaman önce, hatta henüz Lingtai’nin bile olmadığı zamanlar, Luohua Dağı’nda göğün tepesinden aşağıdaki toprağa kadar uzanan, kalın dalları bulutların gölgesiymiş gibi görünen yüksek bir ağaç vardı. Ölümlü alemdeki yaşam ve ölüm döngülerinin tümü bu devasa ağaçta tutuluyordu.

Her yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya gelişinde, ağaç yeni filizler verir ve bir çiçek tomurcuğu çıkarırdı. Ve ne zaman birisi bu ölümlü sarmaldan kurtulsa, ağaçtan bir çiçek düşerdi.

Sıradan insanlar bu ağacı göremezlerdi. Sadece yeni doğmuş veya ölmek üzere olan insanlar onu görme şansına sahiplerdi.

Bir zamanlar ölümün pençeleriyle karşılaşıp şans eseri son anda kurtulanların bazıları, geri döndüklerinde Luohua Dağı’nda ilahi bir ağaç gördüklerini söylerlerdi.

Zamanla bu ilahi ağaç hakkında her türlü söylenti ortaya çıktı.

Rivayete göre, ilahi ağaç yarı solmuş ve yarı canlı görünüyordu, gölgenin tepesi çiçeklerle doluydu, öyle ki uzaktan bakıldığında batan güneşin altındaki bulutlar gibi görünüyordu. Ancak gölgeliğin altındaki dallarda sonbahar ya da ilkbahar, sabah ya da akşam fark etmeksizin sürekli olarak çiçekler düşerdi.

Düşen yapraklar, on iki li’lik dağları kaplayabilirdi. Dağdaki nehirlerde yüzerken, çiçekler suya kiraz kırmızısı bir renk yansıtırdı. Bu nedenle, Luohua Dağı’nda herkesin duyduğu ancak çok az kişinin görebildiği, “Dağlardaki berrak nehirler, tarlalara kıpkırmızı akar” adı verilen muhteşem bir manzara vardı.

Bu muhteşem manzara, dünyadaki her bir insanı temsil eden tüm ölümlü alemin yaşamı ve ölümüydü.

Söylentiler giderek daha fazla yayıldı ve insanlar, sıradan insanların göremediği o devasa ağaca tapmak için Luohua Dağı’nda bir tapınak inşa ettiler.

Yaşam ve ölümle ilgili her şey özellikle halk için ilgi çekici olacaktır. Bu yüzden bir dönem o tapınak dünyanın en canlı yeriydi. Çok sayıda insan, orada her türlü şey için yalvarmak amacıyla o eşiğin üzerinden geçmişti.

O zamanlar, bu yalvarışlar öncelikle ölümden sonra yeni bir yaşam için, ciddi bir hastalığın iyileşmesi için, barış ve güvenlik ya da endişe duymadan yüz yıl yaşamak için edilen duaları içeriyordu.

Daha sonra işler karıştı. Öyle bir noktaya geldi ki, uzunca bir süre insanlar ağaca özel bir anlam yüklemeye başladılar.

Söylentilere göre ilahi ağaç, ölümlülerin sevincini, üzüntüsünü ve dileklerini o kadar çok işitmişti ki yavaş yavaş insani bir taraf edinmişti. Gittikçe ilahi ağaçla ilgili söylentiler birkaç cümle daha kazandı-

İlahi ağacı görme şansına sahip olan insanlar, bir zamanlar ilahi ağacın sık, yemyeşil yaprakları arasında öylece oturmuş, bakışları giderek daha canlı hâle gelen Luohua Dağı’na dikilmiş bir hayalet gördüklerini söylediler.

İlahi ağaçla ilişkisi nedeniyle, Luohua Dağı boyunca giderek daha fazla yapı inşa edildi ve canlıların ortaya çıktığı üçüncü ayda, kuzeyden güneye bütün insanlar burada birleşerek yavaş yavaş “dağ pazarı” adı verilen yeni bir gelenek oluşturdu.

Ancak dünyanın, “iyi zamanlar uzun sürmez” olarak bilinen, evrensel olarak sevilmeyen ama nihayetinde kehanet niteliğinde bir ilkesi vardı.

İlahi ağaç bile bu atasözünden kaçamadı.

O zamanlar ilahi ağacı duyan insanlar ona sadece dua ediyorlardı. Ancak daha sonra, bazı insanlar aşırı derecede açgözlü hâle geldiler ve kötü fikirler edindiler.

İlahi ağaç, ileri doğru akan zamanın yaşam ve ölüm döngülerini kapsadığına göre, o zaman… Ya ilahi ağacın gücünün bir zerresini ödünç almanın yolunu bulabilirlerse?

Ölü insanları diriltip heba edilmiş yılları geri getirebilirler miydi?

Bu teori çok fazla insanın aklını çeldi ve salyalarını akıttı. Bu nedenle, ilahi ağaç artık bir zamanlar sadece koruma ve istikrar sağladığı zamanki gibi var olamazdı.

Vicdansız yöntemler büyük bir soruna yol açtı- bazı insanlar ilahi ağaç yüzünden öldürüldü, bazıları ise ilahi ağaç yüzünden başkalarının ölümüne neden oldu…

Bu sıkıntılar, hepsi ilahi ağaca bağlı olan karmik yüklere dönüştü. Söylentilere göre ilahi ağaç, bu karmik yüklerle sarmalanmış bir insana dönüştüğü için, o bile ölümlü alemin ilkelerinden kaçamazdı ve günleri sayılıydı.

İlahi ağacın felaketle buluştuğu yıl, ölümlü dünya da pek iyi durumda değildi. Savaş, güneşin doğduğu her yerde patlak vermişti.

O zamanlar Langzhou, Mengdu ve benzeri yerler yoktu. Bütün ulusal sınırlar kaos içindeydi.

Küçük bir ulus, savaş ateşlerinin harıl harıl alevlendiği güneybatıda toplanmıştı. Yüzlerce li boyunca kıpkırmızı bir renge bürünmüş ovalarda bir o yana bir bu yana dağılmış cesetler vardı. On yaşındaki çocuklar bile soğuk kılıçlarla savaş alanlarına gönderiliyorlardı.

O yıl dolunayın olduğu bir sonbahar gecesi, güneybatıda üzücü bir manzara vardı. O zamanlar henüz adı olmayan Jiaming’de savaştan geriye kalan alevler cayır cayır yanıyordu. Kavrulmuş et kokusu ve atların kederli kişnemeleri gece melteminde yüzlerce li boyunca yayıldı.

Öte yandan, dokuzuncu gökten şimşekler aşılmaz bir ağ gibi düşerken, Luohua Dağı’nın üzerinde gök gürültüsü gümbürdüyor ve yıldırımlar ilahi ağacın bulunduğu yere darbe darbe iniyordu.

Tam o sırada, kana bulanmış bir genç ilahi ağaca doğru yürümekteydi…

On yedi ya da on sekiz yaşlarında görünüyordu, yüzünde hafif bir gençlik havası vardı ama ağır yaralı vücudundaki kötü huylu qi tüm yüzünü kaplamıştı. Bacakları ve gövdesi oldukça uzundu; Boyu da oldukça uzun olmalıydı ancak vücudundaki yaraların yanı sıra hayati gücünün neredeyse tükenmesi nedeniyle çok dik duramıyordu.

İlk bakışta bile savaşın alevlerindeki katliamdan çıktığı belliydi.

Bir elinde uzun bir kılıç ve sırtında kanlı bir kumaş yığını vardı.

Vadiden geçerken elindeki kılıçla tökezledi ve kanlı bohça hareket etti. Yaralar ve izlerle kaplı bir çift sıska kol aşağı sarktı. Tecrübeli kişiler, uzaktan bakıldığında bile tahmin edebilirdi- sırtındaki, çoktan ölmüş olan küçük bir çocuktu.

Son iki yıldır savaş meydanlarının ıssız köşelerinde hep böyle çocuklara rastlanırdı. Evleri yıkılmış, anne babaları ölmüş ve onlara bakacak kimseleri yoktu. Ya kaçırılacaklar ya da aç kalacaklardı.

Aç kalsalar bile huzurlu bir ölümleri olmayacaktı; barbarlar, iblisler, yinler veya diğer aşırı aç insanlar tarafından parçalanıp yutulacak ve sonunda tam bir iskeletleri bile kalmayacaktı. Bu şekilde ölüp kemikleri sağlam kalanlar tek elle sayılabilirdi.

Genç adam ilahi ağacın altından geçerken gök gürültüsünde kısa bir duraksama oldu. Tüm Luohua Dağı, kısa bir anlığına sükunet içindeydi.

Söylentilerin hepsinde, sıradan insanların ilahi ağacı göremediği söyleniyordu, bu yüzden Luohua Dağı’na gelen insanlar genellikle doğrudan tapınağa yönelir ve o devasa görünmez ağacı aramak için yukarı bile bakmazlardı.

Ama o genç, tapınağa doğru gitmedi. Kılıcına dayanarak ağacın altında durdu, dudaklarının arasındaki kanı yuttu ve yukarı baktı.

Yüzü oldukça yakışıklıydı. Vücudundaki tüm kan ve kötü qi temizlenmiş olsaydı, yeşim taşı kadar soğuk, güçlü, genç bir delikanlı olduğu görülebilirdi. Ama ne yazık ki o yüzü bir gün daha kullanamayacaktı.

Çünkü boğazından gelen taze kanı yuttuktan sonra hırıltılı sesi usulca şöyle dedi: “Seni görebiliyorum…”

Efsaneye göre, sadece yeni doğanlar veya ölüme yakın olanlar ilahi ağacı görebilirlerdi, bu da onun ölümün eşiğinde olduğu anlamına geliyordu.

Bakışları göğün saf siyahını yansıtıyordu, gölgeliğin üstüne kadar uzanan ilahi ağacın tüm görünümünü görmek istercesine kıpırdandı. Bir an sonra güçlükle yutkundu ve bakışlarını indirerek mırıldandı, “Efsanedekilerden farklı…”

O gece, ilahi ağaç gerçekten de efsanelerdekinden farklıydı. Düzinelerce ilahi yıldırım düşmüştü ve gövdesi uzun yarıklarla kaplıydı. Dallarında çok az çiçek kalmıştı ve solmuş taç yapraklar çoktan yere saçılmıştı. Ne efsanelerdeki gibi pembe, bulutsu bir sahne, ne de ay ışığında yansıyan bir allık vardı.

Gencin son nefesi neredeyse tükenmek üzereydi. Kendini Luohua Dağı’na taşımak bile kolay bir iş değildi. Gözlerini indirdikten sonra kılıcının yanında yarı diz çöktü. Son gücünü kullanarak ağacın dibinden biraz toprak kazdı ve sırtında taşıdığı çocuğun cesedini toprağa gömdü.

İnsanlar sık sık, birisi öldükten sonra ilahi ağacın altında koruma altına alınırsa sonraki yaşamında huzurlu, mutlu ve uzun ömürlü olacağını söylerlerdi.

Toprağı düzeltti ve sonunda artık kendini taşıyamaz hale gelerek oturdu. Bir elinde hâlâ kılıcını tutuyordu ve başı sarkmıştı. İnce göz kapakları dar bir çizgi şeklinde yavaşça kapanıyordu.

Kan alnından aşağı aktı ve göz yuvalarını kapladı.

O sırada çoktan bilincini kaybetmeye başlamıştı, gözlerinin önünde sadece kan rengi vardı ve net bir şekilde göremiyor ya da duyamıyordu. Bu yüzden, belli belirsiz bir sesin ona, “Gömdüğün kişi kim?” diye sorduğunu duyduğunda konuşmadan yavaşça gözlerini kırpıştırdı.

Ölüm döşeğinde halüsinasyonlar görmeye başladığını düşünerek kendi kendine alay etti. Ama yine de dudaklarını kıpırdattı ve neredeyse duyulmayacak bir şekilde, “Onu buldum…” dedi.

İçgüdüsel olarak son gücünü oradan geçerken onunla hiçbir ilgisi olmayan bir çocuğu kucaklamak için kullanmıştı.

Ölümden ya da öldükten sonra parçalanıp yenmenin acı vereceğinden korkmuş olmalıydı.

Cevap verdikten bir süre sonra aniden hatırladı, bu soru biraz tuhaftı.

Efsanelere göre ilahi ağacın insani bir yanı vardı ve insanların onun gölgesinde hayali bir siluet gördüğünden bahsedilirdi.

Genç, kılıcını tutmak için kullandığı eli biraz sıktı. Nefesi kesilip boğazındaki kan tadını yutarken, adem elması birkaç kez hareket etti. Gözlerini açıp gölgelikte bir figür olup olmadığına bakmak istedi ama gözlerini ne kadar kırparsa kırpsın akan kanı gözlerinden uzaklaştıramadı, bu yüzden net bir şekilde görmesinin hiçbir yolu yoktu.

Ama sanki o da acı çekmiş ve ondan çok da farklı değilmiş gibi o kısık seste bir parça zayıflık olduğunu hissetti.

Daha önce gördüğü mistik şimşeği hatırladı ve biraz anladı.

Eğer ilahi ağaç gerçekten bir insana dönüşebiliyorsa, gövdesindeki o uzun yarıklar çok can yakmış olmalıydı. Sesinin zayıf olmasında şaşılacak bir şey yoktu. Kendi kendine düşündüğü sırada ilahi ağaç sanki onu gerçekten duyabiliyormuş gibi birkaç kez hışırdadı.

Yine de bu hışırtının ölümün eşiğindeyken gördüğü bir halüsinasyon olması da mümkündü.

Bunu düşünürken birden gökyüzü aydınlandı; dokuzuncu gökten gelen son birkaç yıldırım ilahi ağacın köklerini hedef alarak yere düştü. Genç, şimşeklerin arasında gözlerini kırpıştırdı. Kan, kirpikleri boyunca yere akıyordu.

Acıtıyor mu?

Ben de neredeyse ölmek üzereyim….

Kan toprağa damladığı anda genç uzun kılıcını aldı ve göksel yıldırımı engellemek için omzunun arkasını kullandı.

Hayatının son anında, uçsuz bucaksız yüzlerce li boyunca dağılmış cesetler ve yere saçılan ilahi ağacın solmuş yaprakları gibi görüntüler zihninde parladı ve şöyle düşündü: “Bir sonraki yaşamımda gözlerimi açana kadar bekle ki, çiçek açtığını görebileyim…”

İlahi ağacın var olduğundan beri tek duyduğu şey dualardı. Ölümlülerin tek istediği, tek umdukları, onları korumasıydı.

Bu, birinin onu korumak için kendi ölümlü bedenini kullandığı ilk ve tek seferdi.

Ve o genç uzun süre önce gözlerini bir daha açmamak üzere kapatmıştı. Bu yüzden ölümünden sonra gölgelikteki o hayaletimsi figürün nasıl yavaş yavaş gerçek bir insan formuna dönüştüğünü göremedi.

Çok daha sonra, insanlar hâlâ ilahi ağacı göremeseler de ilahi ağacın bulunduğu yerde bir iskelet buldular. İskeletin belinde, “Bai” soyadının ve “General” rütbesinin yazılı olduğu askeri bir nişan vardı.

Söylentilere göre bu kişi ağacın altında ölen on yedi ya da on sekiz yaşlarında, henüz yaşını doldurmamış bir generaldi.

Öldükten sonra kanının aktığı yer yeşim özüyle doldu ve parlak, soğuk beyazlığı ile tüm ilahi ağacı çevreledi.

Günlerden bir gün, tapınakta ilahi ağaca tapan yeşim bir heykel ortaya çıktı. Heykel soğuk, yakışıklı bir genci yüksek ağaca yaslanmış olarak tasvir ediyordu.

İnsanlar hiç yoktan ortaya çıkan o yeşim heykelin gerçekte nereden geldiğinden emin olmasalar da sonsuz bir hayranlık duydular. Sonra bazıları yeşim heykelin ortaya çıkmasından önceki gece, beyazlar içinde tapınağa giren bir figür gördüklerini, sis gibi sessiz ve usulca ortadan kaybolduğunu söylediler.

Bu nedenle insanlar bu figürün insana dönüşen ilahi ağaç olduğunu ve yeşim heykeli ağacın altında ölen genç general için kendi elleriyle oyduğunu söylediler.

Şimdi düşününce, o efsaneler aşağı yukarı doğruydu. Fakat efsanelerin bile bilmediği bir şey vardı. Sadece yeşim heykeli kendi elleriyle oyan kişi net bir şekilde biliyordu…

Wu Xingxue, yeşim heykeli yonttuğunda içine genç generalin kanından bir damla ile birlikte ruhundan bir parça yerleştirdiğini hatırladı.

Bu şekilde o kişi ölümlü alemde reenkarne olup bu tapınağa tekrar gelirse, yeşim heykel kanının ve ruhunun tanıdık kokusunu alacak, devasa yeşim ağaca yaslı olan genci tanıyacaktı.

O ilahi ağaçtan doğmuştu ve doğduktan sonra duyduğu tek yalvarmayan sözler bu kişiden gelmişti. “Acıtıyor mu? Ben de neredeyse ölmek üzereyim. Bir sonraki yaşamımda gözlerimi açana kadar bekle ki, çiçek açtığını görebileyim.”

O zamanlar ilahi ağacın sonradan mühürleneceğini ve bu tapınağın bile yasak bölgenin bir parçası sayılacağını beklemiyordu. Benzer şekilde o zamanki genç generalin bir sonraki yaşamında, o yıl ilahi ağaçla olan ilişkisi nedeniyle, erken yaşta bir ölümsüz olarak yükselmesini ve göksel olarak bahşedilen “Mian” unvanını almasını da beklemiyordu.

O zamanlar, Xiandu’nun dik beyaz yeşim merdivenlerinde Xiao Fuxuan’ı uzun kılıcıyla yukarı çıkarken ilk gördüğünde ve ruhunun tanıdık kokusunu aldığında, kalbinde belli belirsiz bir pişmanlık hissetti.

Reenkarne olan kişinin önceki hayatını hatırlamamasına değil, beyaz yeşimden oyulmuş heykelin içindeki küçük teşekkürü görememesine üzülüyordu.

Xiao Fuxuan bu duyguyu hiç öğrenmemişti ve Wu Xingxue’nin kendisi de bunu yirmi yılı aşkın bir süredir unutmuştu. Şimdi ise şans eseri bir tutam ruh parçası yüzünden bu duyguyu tekrar hatırlamayı beklemiyordu.

Bu tapınakta tekrar böyle duracaklarını hiç düşünmemişti.

Yani… Xiao Fuxuan tüm tapınağı kılıcını kullanarak iki kez bağışlama niyetiyle taradığında, bir şükran göstergesi saklayan yeşim ağaç, onun ruhunu tanımış ve çiçeklenmeye başlamıştı.

Çiçeklerle dolu o ağaç, sadece onun içindi.

Bölüm Sonu

Etiketler: novel oku Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki, novel Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki, online Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki oku, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki bölüm, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki yüksek kalite, Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 43: Eski İlişki light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X