Look at Me [Novel] 8. Bölüm (Yine Başlıyoruz)

Çevirmen: Sion
Her neyse, Doseon’un uzakta olması onu gözlemleyebilmesi veya izleyebilmesi için zor olurdu.
Aniden, bu konuda çok endişeli hissetti.
“Eh, Doseon, seni anlıyorum.” Heerak kuru bir şekilde mırıldandı. “Anladım. Söylediğin her kelimeyi anladım. Ve burada sınırı çizen kişi sen olduğun için elimden hiçbir şey gelmiyor.”
İfadelerine hakim olmaya çalışan yüzü çok soğuktu.
“Ama Doseon senin için o geceye dair kötü hissetmen engellenirken ben bir çöpe dönüşüyorum. Senin redlerinden çok yoruldum. Şimdi ve gelecekte bu reddetmeler yüzünden en çok ben yıpranacağım.”
Doseon da bu sözler üzerine yüz ifadesini kontrol edemiyor gibiydi. Ciddi yüzü buruşmuştu. “Çok üzgünüm.”
Heerak hemen cevap vererek sesini biraz yükseltti. “Özür dileme.”
“Müdür bey…”
“Durumun değiştirilemeyeceğini biliyorum ama özürlerini duyduğumda ne hissedeceğimi düşünüyorsun? Nasıl hissettiğimi fark etmedin mi? İçimden sadece “pişman olduğun şeyi neden yapıyorsun ki” diye geçiriyorum.”
Heerak elinden geldiğince sakin kalmaya çalışsa da daha rahatsız hissediyordu. İçini çekti, kahverengi saçları ışıkta parlıyordu. Aniden, sessizlik oldu. Ortam çok sessizleşti. Başını bir heykel gibi öne eğmiş olan Heerak yukarı baktı. Sonra farkında olmadan gözleri büyüdü. Doseon’un yüzü her zamanki gibi sertti. Bu şaşırtıcı değildi. Heerak’ın dikkatini çeken şey Doseon’un gözleriydi. Kırmızıya dönen gözlerine bakınca Heerak’ın bir an için aklı boşaldı. Ağlamıyordu. Ancak, duygularını umutsuzca bastırmaya çalıştığı görünüyordu.
Ona uzaktan bakmasına rağmen, Doseon’un hissettiği duygular bir hançer gibi içini deldi.
Heerak içten içe, oldukça üzgün hissederek ‘Burada ağlamak isteyen benim!’ diye düşündü.
Heerak içsel düşüncelerinin aksine, oturduğu yerden kalktı. Sandalye geriye doğru itilirken hafif bir ses çıkardı. Karşı taraftan duyduğu ani ses ile bardağa bakan Doseon, şaşkınlıkla bakışlarını ona çevirdi. Heerak, ona yaklaştığını görünce ayağa kalkmaya çalışan Doseon’un omzuna hafifçe bastırdı ve onu tekrar sandalyeye oturttu.
“Az önce söylediklerim biraz sertti. Üzgünüm.”
Özürü samimiydi.
Bu Heerak için de sürprizdi.
Sosyal hayatında genel olarak özür dilemeye alışkın değildi. Ama Doseon’un gözlerini ve solgun tenini görür görmez üzgün olduğunu söylemesi gerektiğini düşündü. Sonra kendisi de ağlamak istedi. Ayrıca sesini yükselttiği için de kendini suçladı.
Heerak, Doseon’un omzunu hafifçe sıkarak okşadı. Omuzları epey gergin gibiydi. Buna devam ederken, Doseon’un omuzlarının yumuşamak yerine azar azar daha da sertleştiğini hissetti. Belki de ani temas diğer kişide gerginliğe ve utanmaya neden olmuştu. Böyle düşünse de ellerini çekemiyordu. Omuzları yumuşayana kadar onu okşamaya devam etmek istediğini bile düşündü.
Heerak gizlice güldü.
O anda, Doseon’un eline dokunduğu ve parmaklarını birbirine geçirdiği zamanda hissettiğine biraz benzeyen bir karıncalanma hissetti.
Duygusal inişleri ve çıkışları oldukça şiddetliydi. Ve hepsi bir kişi yüzünden oluyordu.
Tüm şiddetli duygulardan sonra, kendini izole ve tuhaf hissetti. İlk defa hissettiği bir huzur duygusuydu. Bu da oldukça şok ediciydi.
Atmosfer bu şekilde değiştikçe konuşmaya devam etmek zaten imkansızdı.
İkisi de ayağa kalktı. Doseon, Hodie’ye yani işe geri döndürmek istiyor gibiydi.
Tabii ki Heerak hızlıca “Seni eve götüreceğim,” dedi
Normalde ısrarcı olacak olan Doseon onaylayarak başını salladı. Görünüşe göre Doseon sonunda CEO’nun kararlı tavrı ile başa çıkmayacağına ikna olmuştu.
“Ah!” diye haykırdı Heerak, masaya son kez bakarken. Doseon’un cep telefonu hala orada duruyordu.
“Haha.”
Yüksek sesle güldü. Çılgınca hissetti, ama diğer kişi her zaman olduğu gibiydi. Cep telefonunu alıp arkasını döndü.
Heerak’ın bakışları kısa bir süreliğine Doseon’un sırtına çevrildi. O gün gördüğü sırtı daha yakından görmek sonunda önündeki kişi ile o gece birlikte olduğu kişinin aynı olduğunu hissettirdi.
“Doseon.”
Heerak uzanıp onun bileğini hafifçe tuttu. Avucunda hafif bir titreşim hissetti. Tamamen düz duran adam, ani temas karşısında şaşırdığından dolayı yavaşça başını kaldırdı. “Evet Müdür bey?”
“Birden aklıma bir şey geldi ve sormak istiyorum.”
“Evet.”
“O gün yüzünü sakladın. Neden bunu yaptın?”
“Utandım” gibi bir yanıt alırsa eğer kalbinin biraz daha sıkışacağını düşündü Heerak. O gün dinleyemediği için pişman olduğu ses ona bu cevabı verseydi, ne yapacağını bilemezdi.
Ama Doseon, gerçekten öngörülemeyen bir adamdı. Cevap, beklediğinden farklıydı.
“Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Ama kendimi suçlu hissettim ve aynı zamanda endişeliydim.”
“Endişeli? Suçlu?”
Heerak duyduğu kelimeleri tarafsız bir sesle sıraladı.
“O gün yarı yarıya rüyadaymışım gibi hissettim. Yani, sizinle göz göze gelseydim, durum. Ah, her şeyin biteceğini hissettim. Ayrıca sizi reddedemediğim için, anlık açgözlülüğüm için de suçlu hissettim… Kafamdan bir çok şey geçiyorken, sizinle göz teması kurmak çok zordu.”
Konuşmaya devam eden ses çok kuruydu. Sakin olduğu için monoton değildi. Daha çok, gerginlikten sertleşmiş bir ses gibiydi. Sözlerinin ortasında ağzından kaçan iç çekişleri ve sesini bozan hafif bir titremeler olmuştu.
Heerak ‘Farkına bile varmadan sesinin her titreşimine dikkat etmeye başladım’ diye düşündü.
Sessizce gülümsedi. Birinin sesini hece hece dinlemek ve o kişinin nasıl hissettiğini anlamaya çalışmak çok tuhaftı, neredeyse ürkütücüydü.
“Bu hoş bir hikaye değil.”
“Üzgünüm. Bunu size söylememeliydim sanırım… .”
“Hayır. Senin için değil, benim için. Kendimi çöp gibi hissediyorum.”
Heerak, Sağ eliyle o zamana kadar tuttuğu bileği tutmaya devam etti. Neden kendini çöp gibi hissediyordu?
Cevap çok basitti.
Nesnel olarak konuşursak, Heerak kendisini özellikle yardımsever bir kişiliğe sahip olarak görmüyordu. Yorucu çabaları küçümsüyordu ve rahatsız edici her şeye karşıydı. Tanınmak için dışa dönük ve cana yakın bir kişilik yansıtıyordu ama gerçek benliğini inkar edemiyordu.
Hala aynı şekilde düşünüyordu.
Aslında, kişiliğini düşündüğünde şu anda ve hatta bu zamana kadar yaptıkları saçmalık derecesinde gülünçtü. Doseon’la olan sorunları hakkında gerçekten endişeleniyorsa, sorunu çözmesi için birini tutması ve Seokchan’a bildirmesi yeterliydi.
Ona yemek için çıkma teklif etmesi tuhaftı. İçinden çıkamadığı olağan dışı bir hissi vardı. Kontrol etmesi imkansız, beklenmedik bir kaza geçirdiğini hissetti. Bütün olanlar saçma ve anlamsız geliyordu. Sanki hepsi onun kontrolü dışında oluyordu.
Ve bir şey daha vardı.
Heerak neden hala onun bileğini tuttuğunu bilmiyordu. Doseon o gece olanın tecavüz olmadığını söyledi.
Ama gerçekten böyle miydi? Doseon ona bunun güzel bir hatıra olduğunu ve bunun için minnettar olduğunu söylemişti. Hatta o gün olan her şeyin bir hatıra olarak kalmasının tazminat olarak yeterli olduğunu da eklemişti.
Kendini bu kadar kötü hissetmesinin asıl nedeni buydu.
Heerak, bunun hiç de iyi bir anı olduğunu düşünmüyordu. Unutulmaz bir anı olduğunu söyleyen bu kişiyi anlayamıyordu. O gün kendini iyi hisseden tek kişi kendisiydi. Önündeki bu kişi o günü hatırlıyor ve sürekli özür dileyerek suçluluk hissediyordu.
Ruh hali daha çok dibe çöktü. O zamana kadar geceyi birlikte geçirdiği herhangi bir omegaya, “Cho Heerak ile seks nasıldı” diye sorulsaydı eğer, kimse Doseon’un söylediği şeyi söylemezdi.
Bu noktada Heerak, kendisiyle alay edercesine gülümsedi.
‘Gerçekten hiç sabrım yok. Sanırım gerçek doğamı değiştiremiyorum.’
Eğer bu düşünceden, bu acı verici ve can sıkıcı düşünceden vazgeçerse, her şey sona erecekti. Bu adama son bir şey söylemeden tüm bu ilişkiyi bitirebilirdi.
‘Fakat…’
“Doseon.”
“Evet.”
‘Bu mümkün değil. Bunu yapamam, hayır bunu yapmamalıyım…’ Düşündüğü şey buydu. Bu yüzden aklından geçenleri dile getirdi.
“Şimdi çılgınca bir şey söyleyeceğim, kabul etmek istemezsen rahatça beni reddedebilirsin. Baştan bunu söylemeliyim, çünkü teklif eden kişi ben olduğum için kulağa zorlama gibi gelebilir.”
“Evet…?”
“Hadi bir kez daha yapalım… Bir kez daha seks yapalım.”
Doseon’un düz ifadesi hemen sarsıldı. Heerak gülümsemesini sildi. Bunun yerine dikkatle Doseon’un yüzüne baktı, ifadesi her zamankinden daha ciddiydi.
Doseon ağzını güçlükle açabiliyordu, bu sırada Heerak hala avucuyla onun bileğini tutuyordu.
“Şimdi… gerçekten az önce bunu mu söylediniz? Ciddi misiniz?”
Heerak gülümseyerek ve fısıldayarak cevap verdi. “O gün de bana aynı şeyi söylemiştin sanırım? Ve sana vereceğim cevap o günküyle aynı olacak.”
“Ama az önce saçma bir şey söyleyeceğinizi söylemiştiniz.”
“Eh, bu doğru. Tamamen ciddiyim, ama sen bunu farklı algılayabilirsin. Bunu saçma, hatta gülünç bulabilirsin.” Heerak araya birkaç şakacı söz sıkıştırdı ama Doseon tepkisiz kaldı, yüzü daha da kasvetli bir hal alınca Heerak daha fazlasını söylemeye cesaret edemedi.
“Siz, benimle seks yapmak mı istiyorsunuz?” dedi Doseon, bir dakikalık suskunluğun ardından. Sabırla ve onu bir kez daha onaylar gibi bir tonda, “Evet,” dedi Heerak.
“O zaman…” Ciddi yüzü hala düz görünüyordu. Doseon’un ifadesiz yüzünün altında ne düşündüğünü Heerak hala anlayamıyordu.
“Ben de bunu yapmak isterim.”
Zaten Heerak’ın beklediği cevap buydu. Ama aynı zamanda bu beklenmedik bir tepkiydi. Doseon’un aynı fikirde olacağını düşünmek…
Birinden onunla yatmasını istediğinde, ”hayır” demesi durumunda Heerak kendini teselli etmenin hiçbir yolunun olmadığının farkındaydı, çünkü daha önce hiç reddedilmemişti.
Bu gergin zamandan sıkılmıştı. Şimdi pes ederse, kazanacak hiçbir şeyi kalmayacaktı, bu yüzden başladığını bitirme arzusu içinde daha çok büyüyordu.
Hadi gidelim.
Yorum