Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE 24. BÖLÜM


***16. Kısım***

Konaktan dönüşlerinin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti. Bu süre zarfında Chase’in sağlık durumu düzelmeye başlamıştı ve Josh geç de olsa o gün aceleyle bırakıp gittiği arkadaşlarını aramıştı.

Endişeli oldukları her hallerinden belli olan Ed ve Tommy defalarca ona iyi olup olmadığını sorduklarında, sorularına ayrıntıya girmeden cevap vermek oldukça yaratıcılık gerektirmişti. Ancak Josh bir şekilde açıklamasını yapıp onlarla tekrar görüşmek üzere sözleştikten sonra telefonu kapatmıştı.

Güvenlik ekibine dönüşü hala belirsizliğini korurken, Mark’ı aradığında bu belirsizliğin Chase’in filminin vizyona girmesiyle aynı zamana denk gelen etkinliklere katılmasından kaynaklandığını öğrendi.

Mark telefonu kapatmadan önce onu cesaretlendirmeyi unutmamıştı. “Seni önümüzdeki ay geri getireceklerini söylüyorlar.”

İşe dönmeden önce Chase’le olan geleceğini planlaması gerekiyordu. İlk iş onu annesiyle tanıştıracağı günü ayarlamıştı.

*

*

Chase’in ailesiyle tanışmaya geleceği gün, annesi erkenden kalkıp koşuşturmaya başladı. Önceki gün evin her köşesini temizlemesi için temizlik şirketi çağırmasına rağmen, sabah yine evin tozunu alıp evi süpürmeye başlamıştı.

Annesinin ayak seslerine ve elektrik süpürgesinin sesine uyanan Josh, esneyerek merdivenlerden aşağı indi. Annesinin mutfakta koşuşturup, buzdolabından yiyecekleri çıkarıp masaya dizdiğini görünce kapının önünde durdu.

“Anne bu kadar çok şey yapmana gerek yok.”

Chase önceki gün ona fazla yemek yiyemeyeceğini defalarca söylemişti ama görünüşe göre annesi ikna olmamıştı. 

“Yine de hazırlık yapmalıyım. Ahh, çok işim var. Vaktin varsa, garajdaki gobleni (ÇN: Bölüm görseli) çıkarıp duvara asabilir misin? Ve arka kapının boyası dökülen yerlerini boyadın mı, Josh? Geçen gün  söylemiştim. Bir de çimleri biçip sular mısın lütfen.”

Annesinin isteklerine karşı koyamayan Josh, istendiği gibi evde bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başladı. Bir gün önce yaptığı boyanın tamamen kuruduğundan emin oldu, çimleri biçip suladı, annesinin garajda sakladığı gobleni çıkarıp silkeledi, tozunu aldı ve duvara astı. Bu sırada uykusundan uyanan Pitt ile oynamayı da es geçmedi. 

“Ne tarz bir kıyafet giymeliyim? Keşke dün alışverişe gitseydim. Onunla ilk kez tanışıyorum. Böyle iyi olacak mı? Josh, yatağın üzerine bir kaç kıyafet çıkardım. Bir baksana. Hangisi daha iyi?” 

Josh içten bir şekilde “Ne giyersen giy, çok güzelsin.” dedi ama elbette bu sözler annesini ikna etmeye yetmedi. 

“Josh, yukarı.”

Annesinin sert sözleri üzerine Josh’un, ikinci kata çıkıp annesinin yatak odasına gitmekten başka seçeneği kalmamıştı. Yatağın üzerinde üç elbise vardı, annesinin mavi rengini sevdiğini hatırlayarak eline aldı ama yanında en az onun kadar güzel görünen sarı bir elbise daha vardı. ‘Bu mu daha dikkat çekici?’ 

Seçim yapmakta zorlanan Josh, böyle şeyleri Emma’ya bırakması gerektiğini düşünerek pes etti. Elbiselerin tek tek fotoğrafını çekip mesaj attı. Birkaç dakika süren gergin bir bekleyişin ardından yanıt geldi.

Emma’nın mesajı tek bir kelimeden oluşuyordu. [Yeşil.]

Josh kaşlarını çatarak görmezden geldiği parçaya baktı. Gönülsüzce onu alıp  aşağıya indiğinde, oturma odasını düzenleyen annesi başını kaldırıp ona baktı ve gözleri parladı.

“Ah, demek sen de öyle düşündün. Bugün bunu giyeceğim. Sen gerçekten benim oğlumsun, Josh.”

Mutlu bir şekilde yanağından öpen annesi, kıyafeti alıp odasına çıktı. Josh sessizce boş kalan eline baktıktan sonra omuz silkti.

“Bir dakika bekle, Pitt.” Televizyon kumandasıyla oynayan Pitt’den kumandayı aldıktan sonra televizyonu açtı. Sadece otomobil programı izlemeyi düşünüyordu, ancak kanalları değiştirirken onu hazırlıksız yakalayan bir haberle karşılaştı.

[Chase Miller yine bir paparaziyi dövdü.]

Josh, sunucunun sözleri karşısında duraksadı. Sunucu, konuğu ile konuşmaya devam etti. 

[Chase Miller’ın filmi yakında vizyona girecek. Bu tür bir skandal filmin gişe başarısını etkiler mi?]

[Duruma bağlı. Eleştirmenlerden gelen tepkiler çok iyiydi.  Yalnız o paparazi çıldırmış mı? Diğer ünlüleri bir yana bırakıp Chase Miller’ı rahatsız etmiş. Ölmek mi istiyor?]

Konuk kasıtlı olarak kışkırtıcı sözler seçip abartılı bir şekilde konuştu. Chase Miller’ın paparazilere ne kadar acımasızca davrandığını teker teker sıralayarak, ünlülerin özel hayatlarını ne kadar paylaşacakları, paparazilere sadece olumsuz bir gözle mi bakacakları gibi cevapları olmayan bir sohbete başladılar. İzleyen Josh son derece gergindi. Pitt ayaklarının dibinde arabasıyla oynarken küfür etmemek için kendini zor tuttu.

‘Saçma sapan konuşmayı bırakıp kaydı göstersenize.’

Yumruklarını sıkan ve öfkesini güçlükle bastıran Josh, beklediği kayıt nihayet ekrana geldiğinde hızla doğruldu. Olayın nasıl başladığı tam olarak bilinmiyordu. Ekranda, Chase’in paparaziden kamerayı zorla aldığı, korumaların tüm engellerine rağmen kamerayı parçalayıp paparaziyi dövdüğü, yerde yatan adamı tekmelediği ve boğazını sıktığı anlar gösteriliyordu.

‘Ah.’ Şaşkınlıkla ekrana bakan Josh, hızla Pitt’i kucakladı. Her şeyden habersiz Pitt, arabasını Josh’un omzunda sürmeye devam etti. Josh, alışkanlıkla çocuğun sırtını sıvazlayarak düşüncelere daldı. ‘Bu da ne…‘

Tam o sırada Josh daha ne olduğunu anlamadan annesi yüksek sesle bağırdı. “Neler oluyor?”

Paniğe kapılan Josh kanalı değiştirmeye çalıştı ama artık çok geçti. Annesi,  dehşet içinde ekrana bakarak sürekli “Aman Tanrım” diyordu. Bu sırada televizyonda aynı sahneler tekrarlanıyordu. Josh, ne yapacağını bilemeden soğuk terler döktü.

Sonunda görüntü değişti ve sunucu tekrar göründü.

[Chase Miller’ı uzun zamandır bu kadar sinirli görmemiştim. Paparazi 12 hafta yatacakmış, öyle mi?]

Konuk sözü aldı.

[Şimdiye kadar onu bu kadar büyük bir cesaretle çekmeye çalışan başka bir paparazi olmamıştı]

Konuk, Chase Miller’ın tavrı hakkında daha hoşgörülü yaklaşsa da sunucu öyle değildi.

[Özel hayatının ifşa edilmesi yıldız olmanın bir parçası değil mi?  Chase Miller bu sefer aşırıya kaçtı. Umarım bu olay filmin başarısını etkilemez.]

Josh çok geçmeden sunucunun neden Chase hakkında bu kadar olumsuz konuştuğunu anladı.

[Ben de kitabın büyük bir hayranıyım.]

Bu sözler, sunucunun Chase’in oynadığı karakter olan Doktor Flame’in hayranı olduğu anlamına geliyordu. Konuk da bunu fark edip heyecanla konuştu.

[Chase Miller’ın oyunculuğu tartışılmaz. Ben de bu filmi dört gözle bekliyorum.]

Ancak sunucu hala olumsuzdu. Hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle konuşmasını bitirdi.

[Oyunculuk ve kişilik her zaman doğru orantılı değildir.]

Sunucu, şaka yapıyormuş gibi gülümsedi ama kimse bunun bir şaka olmadığını anlayabilirdi. O ana kadar ekrana bakan annesi başını sallayarak konuştu.

“Paparaziler ne kadar sinir bozucu olursa olsun bu kadarı fazla. Pitt’in görmemesi için kanalı değiştirmeliydin.”

Annesinin azarına Josh, isteksizce yanıt verdi. “Bu yüzden onu kucağımda tutuyorum ya.”

Tam o anda Josh’un kucağındaki Pitt, kolları arasında hareket ederek motor sesi çıkardı. Josh’un omzuna sürtünen çocuğu gören annesi omuzlarını silkti.

“Her neyse. Ne tuhaf insanlar var.” 

Başını sallayıp duvardaki saate bakınca irkildi.

“Zaman ne çabuk geçmiş! Hazırlanmalıyız. Josh, ne yapıyorsun? Hadi sen de yıkan ve üstünü değiştir.  Tanışmak için bile olsa misafirimiz eve geliyor. Pitt’i de yıkayıver.”

Annesi kendine kıyafet almayı unutmuştu ama Pitt’e yeni kıyafetler almayı unutmamıştı. Josh odaya girince yatakta Pitt için hazırlanmış kıyafetleri buldu.

‘…Her şey yolunda gider umarım hiçbir sorun çıkmaz.’

Endişeyle Pitt’in kıyafetlerini çıkarıp birlikte banyoya girdi. Annesi ünlüler hakkında pek bir şey bilmiyordu, bu yüzden tanımaması olasıydı. Josh, bu düşünceyle kendini avutarak Pitt’i hızla yıkadı.

Chase’in gelmesine artık sadece bir saat kalmıştı.

***

Önceden hazırladığı yemekleri masaya koyan annesi kaşlarını çatarak Josh’a çıkıştı.  “Hey, neden bu kadar huzursuzsun? Kafamı karıştırıyorsun.” 

Josh, gergin bir şekilde gülümsedi ve hiçbir şey söyleyemedi.

Zaman akıp gidiyordu. Chase’in geleceği an yaklaşmıştı. 

Birden yaklaşan bir arabanın motor sesi duyuldu. Josh hızla oturma odasındaki pencereden dışarı baktığında tanıdık bir arabanın yavaşlayarak evin önüne yanaştığını gördü. Gelen Emma’ydı.

Emma oturma odasına girer girmez gözlerini kocaman açtı. “Vay be, bu evin hali ne böyle?”

O da bugün Josh’un misafirini karşılamak için izin almıştı. Alışılmadık bir şekilde takım elbise giyen Emma, Josh’un yanından geçerken fısıldadı. “Bu Chanel.”

‘Buna gerek yoktu’ diye düşündü Josh, sonra annesi için seçtiği kıyafette de aynı logonun olduğunu hatırladı. Emma, omzuna dökülen sarı saçlarını geriye atarak kendinden emin bir şekilde konuştu.

“Her kadının en az bir Chanel kıyafeti olmalı. Böyle günler için.”

“Böyle günler mi? Nasıl günler?” Josh anlamayarak sorduğunda Emma gözlerini büyüttü.  “Üstünlük sağlamak için ilk izlenim önemlidir.”

Kollarını kavuşturup kavgacı bir duruş sergiledikten sonra kendi kendine konuştu. “Siz ikinizin bu kadar aşık olduğu kişinin ne kadar güzel olduğunu kendi gözlerimle göreceğim.”

Josh’un sık sık balkabağına benzediğini ya da çirkin olduğunu söylediği Emma, bu kez kararlı görünüyordu. Bir keresinde, Josh onu alaya aldığında gerçekten çok kızmıştı. O gün Josh, ilk ve son kez şöyle demişti.

<Kimse kendi kardeşinin güzel olduğunu düşünmez.>

Bu doğruydu ama görünüşe göre Emma bunu ciddiye almıştı. Josh şimdi bile kardeşinin güzel olduğunu söyleyemezdi ama en azından çekici olduğunu biliyordu. Bu yüzden okul yıllarında peşindekileri uzaklaştırmak için epey uğraşmıştı. ‘Bir düşününce.’

 “Şirkette işler nasıl gidiyor, Emma?”

Josh’un sorusu üzerine Emma kısa bir süre gardını indirip normal bir kardeş gibi şikayet etmeye başladı. 

“Yeni bir çalışan geldi ama tam bir baş belası. Ne öğretsem yanlış yapıyor. Neden hep benim verdiğim işleri batırıyor? Beni sinirlendirmek için mi yapıyor? Diğer her şeyi iyi yapıyor, bu yüzden ne kadar kızarsam kızayım kimse bana katılmıyor. Onun bir insan olduğunu hata yapabileceğini söylüyorlar. Neden sadece benim verdiğim işlerde bu kadar hata yapıyor?

Kızgın kardeşine sessizce bakan Josh, sonunda konuştu. “Bu adamın dış görünüşü nasıl?” 

“Gorile benziyor.”  

Bu kısa değerlendirmeyi duyunca Josh içinden “Ah” diye iç geçirdi. ‘Sen gerçekten kaslı erkeklerden hoşlanmıyorsun.’

“Emma, bence…” Josh tam konuşmak için ağzını açtığında dışarıdan yeniden araba sesleri geldi. Bu sefer bir değil, birden fazla araba sesi duyulmuştu.

Hazırlıklarını bitirip oturma odasına gelen annesi heyecanlı bir sesle sordu. “Geldi mi?”

Josh dikkatle dışarıya baktı. Siyah sedanların sırayla dizildiğini gördü. Emma şaşkın bir halde gözlerini kırpıştırdı.

“Ne oluyor? Josh, kaç kişi geliyor ki bu kadar çok araba var?” 

Josh, utanarak hızlıca cevap verdi. “Bir kişi.”

Emma gözlerini dışarıda dizilmiş arabalardan alamayarak sordu. “Bir kişiyse neden bu kadar çok araba geldi? Ailesi mi kalabalık?”

“Hayır, değil.” 

Artık daha fazla kaçamak cevap veremezdi, çünkü az sonra Chase arabadan inip ortaya çıkacaktı. “Öhöm, şey…” Josh tam söze girmeye hazırlanırken, aniden annesi konuşmaya başladı.

“Bu arabalara bakınca az önce gördüğüm haberi hatırladım. Bir oyuncu, sokakta papariziyi dövüyordu. Ekranda gördüğümde bile çok korkutucuydu.”

Josh şaşırmıştı ama Emma zaten biliyormuş gibi umursamazca yanıtladı. “Ah, Chase Miller mı? O herif tam bir çöp.”

Josh kendini tutamadan bağırdı. “Emma!”

Annesi ve Emma aynı anda Josh’a bakarak ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Josh o an ne diyeceğini bilemedi. “Şey, Pitt duyuyor.”

Josh’un  bu saçma bahanesi üzerine annesi, onun gerçek düşüncelerinden habersiz onu destekledi. “Evet, Emma. Çocuk duyuyor, ne söylediğine dikkat et.”

Ardından, Josh’un duymak istemediği bir şey ekledi. “Ya Pitt de büyüyünce o oyuncu gibi şiddet yanlısı olursa?” 

Emma, başını sallayarak bu durumu kabul etti. “Gerçi, Chase Miller bile ağzını açar açmaz küfür ediyor.” 

Josh, Emma’nın bu şekilde tepki vermesiyle daha fazla konuşamayacağını anladı. Artık tek yapabileceği, olayları akışına bırakmaktı. Tam o sırada kapı zili çaldı.

“Ah, geldiler galiba.” 

Emma, hızla pencereden çekildi ve annesi de arkasını dönüp onu takip etti. Geride kalan Josh da peşlerinden yürümeye başladı.

Zil bir kez daha çaldı. Emma ve annesi hızla birbirlerine baktıktan sonra derin bir nefes alarak kapıya yöneldiler. 

“Hoş geldiniz.” 

Kapıyı açıp nazikçe gülümseyen annesi, koyu güneş gözlüğü takmış iri yarı bir adamı görünce hazırladığı cümleyi söyledi. “Memnun oldum, ben Jacqueline. Sizi bekliyorduk.”

Elini uzatarak tokalaşmayı teklif etti ama adam elini uzatmadı. Josh, onu tanıyordu. Bu, Chase’in koruma ekibinin şefiydi. Annesinin arkasında duran Josh’u görünce bir an duraksadı ama hemen ardından duygusuz bir yüz ifadesiyle konuştu. “Bay Bailey’in evi burası mı?”

“…Evet, doğru.” Mahcup bir yüz ifadesiyle elini geri çeken annesi, bir tuhaflık olduğunu düşünerek adamın arkasına baktı. Birkaç adam daha belirdi ve kısa sürede evin önü siyah takım elbiseli adamlarla doldu. 

“Bu hiç hayra alamet değil.” Emma, Josh’un yanında mırıldandı. “Böyle şeyleri çok gördüm, patronum da bir yerlere giderken hep böyle olur.” 

Josh, istemsizce yutkundu. Emma, bunu fark edip hemen ona şüpheyle baktı. 

“Kiminle çıkıyorsun, Josh?” Şüphe dolu bir sesle sorarken, nihayet o ortaya çıktı. 

Arabadan inip doğrulan adamı gören Emma, tuhaf bir haykırış çıkardı. “Ne?” 

Bu kısa sözcükte şaşkınlık, kuşku, kaygı ve endişe gibi pek çok olumsuz duygu vardı. Aceleyle Josh’a bakıp tekrar kapıya döndü.

‘Yok artık, olamaz.‘ (Ashily: Yemin ederim burada haykırdım sksksksksk)

Arabadan inen adam, büyük bir gül buketiyle onlara doğru yürüdü. Parlak sarı saçlarıyla göz alıcı bir görünümü olan adam, koyu renk güneş gözlüğü takmıştı ve bir kulağında belirgin bir işaret vardı. 

Emma, şok içinde Josh ve adama sırayla bakıyordu. Annesi de şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırarak yaklaşan adamı izliyordu. 

Siyah takım elbiseli korumaları geride bırakarak merdivenleri çıkan adam, nihayet kapının önünde durdu. “Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum.”

Göz kamaştırıcı bir gülümsemeyle güneş gözlüklerini çıkararak annesine gül buketini uzattı. Koyu mor gözleri ışıl ışıl parlıyordu. “Ben Chase Miller.” 

O anda Emma ve annesi nefes almayı bile unutmuşlardı.

***

Evin olduğu sokak sessizdi. Parlak güneş ışığının altında, kapının önünde bekleyen siyah takım elbiseli 10 adama rağmen hiçbir şey değişmemişti.

Havanın bile sakince etrafta dolaştığı bir öğleden sonra, yemek masasına oturmuşlardı.

“…”

“…”

Sessizlik diğer günlerden farklı değildi. Yine de, bu sefer farklı olan bir şey vardı, o da aralarındaki yabancı adamın varlığıydı. Her zaman huzurlu olan sessizlik, şu an için dayanılmaz derecede rahatsız ediciydi.

Annesinin planı basitti. Misafiri karşılayıp kısa bir tanışma faslından sonra yemek yiyecek, çay içip sohbet edeceklerdi. Sonrasında kalan aile üyeleri Josh’un sevgilisi hakkında değerlendirme yapacaklardı. Hepsi bu kadardı.

Planını uygulamak için Chase’e selam vermek istedi. Ancak ona parlak bir şekilde gülümsediği halde şey söyleyememesi aklında dolaşan bir sahneden kaynaklanıyordu. Chase’in paparaziyi kamerayla öldüresiye dövdüğü sahne.

<O herif tam bir çöp.> demişti Emma, annesine. Annesi de aynı şekilde düşünmüştü. 

Şu an, Josh dahil kimse farklı değildi. Durumu planlandığı gibi idare etmek zorunda olduğunu düşünen annesi, zoraki bir gülümsemeyle selam verdi ve Chase’i içeriye davet edip yemek masasının başına geçirdi. Şimdi ise herkes ölüm sessizliği içinde masanın etrafında oturuyordu.

Sadece Chase rahattı. Josh’un annesinin uzattığı kaseden biraz patates salatası alıp yan tarafındaki Josh’a uzattı ve Josh aynı hareketi sessizce tekrarlayıp Emma’ya uzattı. Kase masanın etrafında dolaşıp yerine geri geldi.

Bir süre boyunca sadece çatal bıçak sesleri duyuldu, kimse konuşmadı. Normalde gürültü çıkarıp dikkat çeken Pitt bile Josh’un yanına yapışmış, sadece sessizce olanları izliyordu. Farklı olan tek şey, sürekli göz ucuyla Chase’e bakmasıydı.

“Öhöm.” Annesi sanki sonunda karar vermiş gibi kısa bir öksürükle söze girdi. “Şey, oyuncu olduğunu duydum, doğru mu?”

“Evet.” Chase, yumuşak bir ses tonuyla cevap verdi. “Çocukluğumdan beri oyunculuk yapıyorum, biliyor musunuz bilmiyorum…”

Chase, ürünün adını söylediğinde annesinin gözleri şaşkınlıkla açıldı. “O çikolata!”

“Evet.” Chase başını salladı. “O bendim.”

Annesi, şaşkın bir ifadeyle kekeledi. “Ah, ö-öyle mi… o bir kız değil miydi?”

Chase, karşısındaki yakışıklı adamın yüzüyle sevimli kızın yüzünü bir şekilde örtüştürmeye çalışan kadına gülümsedi. “Konsept gereği kız gibi giyinmiştim. Şu anki filmimde de buna benzer bir sahne var.”

“Yeniden çikolata reklamı mı çektin?”

“Hahahaha.” Chase, annesinin sorusuna yüksek sesle güldü. Onu ilk kez böyle gülerken görüyordular. Annesi, Emma ve hatta Josh bile ona şaşkınlıkla baktı. Chase gülümseyerek konuşmaya devam etti.

“Hayır, o değil. Filmde oynadığım karakterin kadın kılığına girdiği bir sahne var. Çoğunda boyum yüzünden sadece oturdum gerçi…”

Buraya kadar konuştuktan sonra nazikçe ekledi. “Sizin için de uygunsa ilk gösterim gününde filmi birlikte izlemek ister misiniz?”

“Nasıl? Biletlerin hepsi tükenmiş olmalı.” Josh merakla sorduğunda Chase ona dönüp baktı ve cevap verdi. “Evimde sinema salonu var. Pitt de gelirse harika olur.”

‘Ah, doğru.’ Josh, sonunda hatırlayıp kabul etti. Malikanede Chase’in genellikle kullandığı ana bina dışında birkaç bina daha vardı, sinema salonu da onlardan biriydi. Hiç kullanıldığını görmemişti ama kontrol için içeri girdiğinde son teknoloji ile donatılmış büyük ekranı gördüğünde hayran kalmıştı.

Annesi merakla, “Uzun zamandır sinemaya gitmedim. Şimdi biletler nasıl alınıyor? İnternetten mi?” diye sordu.

Josh, annesine bir dahaki sefere birlikte sinemaya gitmeyi teklif etmeye hazırlanırken, ondan önce Chase konuştu. “Biletler, büfe, her şey var. Gelin ve tadını çıkarın.”

“Evinde böyle bir şey mi var? Aman Tanrım.” Emma, farkında olmadan araya girdi ve hızla sustu.

Chase ona gülümseyerek başını salladı. “Mümkün olduğunca sinemaya benzetmeye çalıştım. Bilet gişesinden bilet almak da dahil her şeyi yapabilirsiniz, bu yüzden çok da farklı olmayacak.”

O gün geldiğinde, Chase gişeye birini koyarak sinema atmosferini yaratmayı planlıyordu. Belki de seyircilik yapacak insanları da satın alıp getirebilirdi. O günü hayal eden Josh, aniden Chase ile göz göze geldi. Josh, defalarca gördüğünü düşündüğü Chase’in gülümseyen yüzüne bakakaldı. Annesi için ise bu durum tabii ki farklı değildi, Pitt bile pankekini çatalına almaya çalışırken durup Chase’e baktı.

Ruhunu kaybetmeyen tek kişi Emma’ydı.

***

Doyurucu bir yemeğin ardından, annesi Josh’u çağırarak Chase’e evi gezdirmesini istedi. Bu sırada kahve yapacak ve hafif atıştırmalıklar hazırlayacaktı. Annesinin yanında hazırlıklara yardım eden Emma, annesinin neşelendiğini fark etti. Chase’i ilk gördüğü andan farklı olarak, şimdi mırıldanarak şarkı söylüyordu.

“Kurabiyeler şimdiye kadar soğumuştur, onları tabağa koy.” Annesinin talimatına uyarak yeni pişmiş kurabiyeleri tepsiden tabağa dizen Emma, konuya girmek için fırsat kolladı.

“Kötü bir kişiliğe sahip olmasıyla ünlü ama bugün neden bu kadar nazik anlamıyorum.” Bunu sesli düşünerek söyledi, annesi duysun diye. Annesi onun niyetini anlayıp görmezden geldi. 

“Sanırım bu karşındaki kişiye göre değişir. Baban da çok iyi bir insan değildi.”

“Bu doğru değil! Yalan söylüyorsun!”

Emma haykırınca, annesinin gözleri kocaman açıldı. “Gerçekten öyle, evlendikten çok sonra öğrendim. Bana karşı o kadar iyi davranıyordu ki kandım.”

Emma hayretle yüzünü buruşturdu. “Sen de gördüğünü söylemedin mi? O adam paparaziyi öldüresiye dövdü. Az önceye kadar ona beraber kızıyorduk.”

Emma, haklı olduğunu kanıtlamaya çalışırken annesi şaşırmış gibi yapıp ardından hafifçe gözlerini devirdi. “Eminim kendine göre nedenleri vardır. paparazi de hatalı, başkalarının fotoğraflarını izinsiz çekmesi doğru mu? Mahremiyet diye bir şey var.”

Emma, tekrar haykırarak annesine baktı. “Anne!”

Annesi ilgisini kaybetmiş gibi konuyu değiştirdi. “İşin bittiyse tabağı içeri götür. Josh da birazdan aşağı iner. Ona albümü göstermesini söylemeyi unuttum ama neyse o halleder.”

Emma annesinin merdivenlerden yukarı bakıp kendi kendine mırıldanmasını izlerken hayretle iç çekti.

*

*

Josh koridorun sonundaki odanın kapısını açıp içeri girerken konuştu. “Burası Pitt’in odası.”

Chase dikkatlice kapıdan içeri girdi. O ana kadar Josh’un omzunda sessizce oturan Pitt, odasına girince rahatlayarak kıpırdanmaya başladı.

“Otursana.” Josh, Chase’e yatağın yanındaki sandalyeyi uzattı ve çocuk odasındaki kitaplığı karıştırmaya başladı, kısa süre sonra bir fotoğraf albümü çıkardı.

“Bu fotoğraf yeni doğduğunda çekilmişti. Burası hastane.”

Josh, her bir fotoğrafı çevirirken anlatıyordu.  Pitt’i ilk kucağına aldığı an, birlikte ilk kez parka gittikleri an, Pitt’in ilk emeklemesi, her anında onunlaydı. Chase, Josh’un her kelimesini dinleyerek fotoğraflara bakıp, en ufak bir ayrıntıyı bile kaçırmaktan korkarcasına sessizce nefes alıyordu.

Josh’un omzunda oturup kendi fotoğraflarına bakan Pitt aniden bir tanesini işaret etti. “Jason.” 

Gösterdiği şey, Pitt’in en sevdiği peluş köpeğiyle çekildiği bir fotoğraftı. Josh kısa bir süre duraksadıktan sonra cevap verdi. “Evet, o Jason.”

Pitt bir süre sessiz kaldı. Hiç kıpırdamadı. Çocuğun öylece fotoğrafa bakması Chase’in içini burktu.  Josh, Chase’in hislerini anlamış gibi kayıtsız bir şekilde konuştu. “Senin hatan değildi.”

Ardından albümün sayfalarını çevirdi. Pitt kıpırdandı ama mızmızlanmadı. Josh konuşmaya devam etti. “Bir dahaki sefere yeni bir peluş köpek alırız. Ya da bu kez peluş kaplan mı alsak?”

Josh, Pitt’in minik bedenini kendine doğru çekip yanağına bir öpücük kondurdu.

“Köpek, köpeği severim.”

“…”

“Pitt, köpekleri sever.” Çocuk bir kez daha vurguladı ama ne Josh, ne de Chase bu sözlere yanıt verebildi.

“Öhöm.” Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Josh boğazını temizledi. “Pitt, sana önemli bir şey söylemem lazım.”

Pitt bakışlarını Josh’a çevirdi.  “Evet?”

Josh, onu yere indirdi. Chase, ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordu ama aceleci davranmadı. Kalbindeki gizli heyecanı bastırarak sessizce Josh’un konuşmasını bekledi. Josh, Pitt’in gözlerine bakarak konuştu. “Pitt, bu beyefendiyi hatırlıyor musun? Daha önce tanışmıştınız.”

Josh’un sözlerine karşılık Pitt başını çevirdi. İçten içe gergin olan Chase’in gözleri çocukla buluştu. Chase, çocuğun yüz ifadesinin bir an için donduğunu fark etti ama artık çok geçti. Çocuk irkildi ve aniden Josh’un kucağına atladı.

“Sorun yok.” Chase hayal kırıklığına uğramadan önce, Josh dudaklarını sessizce oynattı. “Senden hoşlandığı için böyle.”

Josh, Pitt’le ilk kez tanıştığında aynı şeyi söylemişti. O zaman da Pitt, Josh’un kucağına sokulup Chase’den kaçmaya çalışmıştı. 

‘Tabii ki Josh, Pitt’i iyi tanıyor, ama gerçekten benden hoşlanıyor mu?’ Chase’in kendine olan güveni sarsıldı.

Chase’in hayal kırıklığı yüzünden belli olunca, Josh tekrar bakışlarını çocuğa çevirdi.  “Pitt, daha önce tanışmıştınız. Hatırlamıyor musun? Seni kurtarmıştı.”

Josh, son kartını oynamak zorunda kaldı. “Jason’ı kaybettiğin gün.”

Bu sözler üzerine Pitt ilk kez tepki verdi. Josh’un kucağından başını kaldırıp gözlerini kırpıştırdı.

“Evet.” Josh başını salladı. “Bu o, Pitt. Seni kurtaran kahraman.”

Kahraman kelimesiyle Chase utanıp boğazını temizledi. Çocuk, şaşkınlık içinde Chase’e baktı. Birkaç kez gözlerini kırpıştırdıktan sonra tekrar Josh’a döndü ve aniden dudaklarını büzdü. “Yalan söylüyorsun.”

“Yalan söylemiyorum.”

“Yalan! Saç rengi farklı.”

O an Josh, Pitt’in neden bu kadar yabancı davrandığını anladı. O gün Chase, film çekimi için saçlarını siyaha boyamıştı ama şimdi doğal sarışın haline geri dönmüştü. Bu da çocuğun kafasını karıştırmıştı ve Pitt, Chase’i tanıyamamıştı.

Bir süre Chase ve Josh ne diyeceklerini bilemediler. Çocuğu nasıl ikna edeceklerini bilemiyorlardı. Böyle beklenmedik bir engel olacağını kim tahmin edebilirdi ki? Çocuğun güvenini kazanmak için o kadar uğraştıktan sonra her şey en başa dönmüştü.

“…Keşke saçımı boyalı tutsaydım.” 

Chase’in hüzünlü sözlerine Josh hemen itiraz etti. “Hayır, ben sarı saçlarını seviyorum.” 

Chase buruk bir şekilde gülümsedi ve gözlerini yine Pitt’e çevirdi. Josh, bu durumu nasıl aşacağını düşündü. Pitt’in Chase’den hoşlandığından emindi. Pitt’in sürekli ona sokulmasının bunun bir işareti olduğunu biliyordu.

Pitt daha önce Yeonwoo ile tanıştığında ve Chase ile lunaparkta karşılaştığında da aynı tepkiyi vermişti.

‘Evet, öyle olmalı.’ Bu düşünceyle Josh, Pitt’i kucağından indirdi. Yeniden kucağına çıkmaya çalışan çocuğu tutup gözlerine bakarak sordu. “Pitt, dürüst ol. Chase’den hoşlanıyorsun, değil mi?”

“…?” 

Josh ufak bir baş hareketiyle Chase’i işaret etti. “Ondan.” 

Pitt de başını çevirdi ve göz göze geldiklerinde aniden çırpınmaya başladı. “Waah, waah.”

“Tamam, tamam.” Josh bu kez emindi. Pitt’i kucağına aldı ve Chase’e döndü. “Senin güzel olduğunu düşündüğü için böyle davranıyor.”

“Ha.” Chase’in şaşkınlığına karşın Josh ciddiyetle ekledi. “Her zaman görünüşünü beğendiği birini görünce böyle yapar. Senden önce de birkaç kez oldu, inan bana.”

Sonra Pitt’e döndü ve sordu. “Doğru, değil mi Pitt? Dürüst ol.”

“….” 

“Pitt.”  Adını bir kez daha söyleyince, Pitt başını çevirip Chase’e baktı. Çırpındığı için mi yoksa başka bir nedenden mi bilinmez, yüzü kıpkırmızıydı.

Bir süre sonra Pitt mırıldandı  “…Güzel.” Ve tekrar başını Josh’un omzuna yasladı. 

Josh, zafer kazanmış gibi Chase’e baktı. Chase hala şüpheyle sordu. “Bu benden hoşlandığın anlamına mı geliyor?”

Josh cevap vermek yerine bakışlarını Pitt’e çevirdi. “Pitt, cevap vermen gerekiyor.”

“….” 

“Pitt.” Adını bir kez daha söyleyince, Pitt nihayet tepki verdi. Josh ve Chase, küçük bir baş hareketiyle onayladığını gördüler. 

Chase, derin bir nefes aldı. Josh, Chase’e gülümseyerek “Tamam mı?” der gibi baktı ve Pitt’in başını okşadı. Chase sessizce onları izledi. Chase’in hüzünlü ifadesini gören Josh, bir an düşündükten sonra başını kaldırdı. “Chase.”

Tam konuşacağı sırada kapı çaldı ve hemen ardından açıldı. Emma, odayı hızla gözden geçirip Josh’a baktı. “Ne yapıyorsunuz? Gelip çay için hadi.”

Josh, Pitt’i kucağında tutarak ayağa kalktı ve Chase de peşinden kalktı. Oturma odasında bekleyen annesi, onları görünce hayranlıkla “Aman Tanrım!” dedi. 

“Gerçekten çok güzel bir sahne, değil mi Emma?”

Josh annesinin sözlerine utançla gülümsedi. Chase’in nasıl bir ifade takındığını göremedi. Arkasından gelen Emma, Chase ve Josh’u geçip yerine otururken kayıtsızca cevap verdi. “Birlikte fena görünmüyorlar.”

Annesi hayal kırıklığıyla yerine geri oturdu. “Keşke fotoğraflarını çekseydim.” 

Pitt’i kucağında tutan Josh ve Chase’in yerlerini almasını bekleyen annesi konuştu. “Pitt çok tatlı, değil mi?”

Gözlerini çocuğun üzerinden ayıramayan kadın, sevgisini saklamadan konuşmaya devam etti. “Onun sayesinde ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin. Çok sevimli ve kalbi çok güzel. Josh çalıştığı için onu çok sık göremiyor ama buna gerçekten çok iyi dayanıyor.”

Çocuğu sevimli bulup okşayan kadın, kendi kendine mırıldandı. “Pitt’i büyürken de görebilseydim keşke.”

“…Evet.” Chase bir süre duraksadıktan sonra cevap verdi. “Keşke ben de görebilseydim.”

Bu sözler üzerine tüm gözler ona çevrildi. Sadece Chase, çocuğa bakıyordu.

Bacağına koyduğu parmaklarını Pitt’e dokunmak istercesine gelişigüzel oynatıyor ama elini uzatamıyordu.

Bu durumu gören Emma bile ona karşı biraz sempati duymaya başladı. Annesi aceleyle kahvesini içip bakışlarını kaçırdı. Sessizliğe bir son vermek için boğazını temizleyen kadın, Chase’e döndü. “Josh ile nasıl tanıştınız? Gerçekten, Josh’un Pitt’in babasını getireceğini söylemesi bizi çok şaşırttı. Değil mi?”

Emma, ​​sanki onay istermiş gibi ona dönen annesine başını salladı. “Evet, öyle.” 

“Üstelik karşı tarafın sen olacağı yıllarca düşünsek aklımıza gelmezdi.” Kasıtlı olarak kelimeleri uzatıp alaycı bir şekilde vurguladı ama kimse onu dikkate almadı. Annesi gülümseyerek Chase’in tepkisini bekledi. Ama cevap veren Josh oldu. “Koruma olarak çalışırken tanıştık, daha önce söylemiştim.”

“Dur bakalım, bu sadece senin anlattığın kısım.” 

“Bu doğru.” Chase kısa bir sözle destek verince kadın hemen “Anlıyorum,” diyerek onayladı.

‘Bu ne saçma bir konuşma böyle.’ Emma, yüzünü ekşiterek üçüne baksa da hala yalnızdı. Annesi konuşmaya devam etti.

“Peki, nasıl oldu? Josh’a ilk görüşte aşık olup, sonra tekrar görüştüğünüzde yeniden aşık mı oldun?”

Gözleri romantik bir cevap bekliyormuş gibi parlıyordu. Ama Chase yine kadının sözlerini reddetti.

“İlk başta hatırlamadım.”

Tekrar garip bir sessizlik oldu. Josh, onun gereksiz yere dürüst davrandığını düşündü. Bunun nedeni sosyal becerilerinin eksikliği olabilirdi. Her halükarda nedenini şimdi öğrenmek imkansızdı, bu yüzden açıklamayı Josh tamamladı.

“Yine de beni tanıdın, değil mi? Bu da hatırladığın anlamına gelir.”

Chase bir süre düşündü, sonra başını salladı. “Seni hatırladım çünkü bir koruma olmak için fazla yakışıklıydın.”

“Tabii, öyle.” Annesi gülümseyerek konuşmaya devam etti. “Josh tıpkı babasına benziyor. Birbirimize ilk görüşte aşık olmuştuk. Ruh eşlerinin birbirlerini ilk görüşte tanıdıkları söylenir.”

Kadın, son derece nazik bir yüz ifadesiyle ikisine de baktı.

“Siz de öylesiniz. Birbirinizi tanıdınız ama zamanlama uygun değildi. Ama sonunda yine bir araya geldiniz.”

“Mutlu son.” Emma cümlesini tamamladı, ama ses tonu soğuktu. Annesinin ani değişen tavrından hala memnun değildi. Josh ve Pitt’in güzel yüzlere olan düşkünlüğü tamamen annesinin genlerinden geliyordu. Bu düşünceyle konuyu değiştirdi. 

“Her yerde çıkan kavganın görüntüleri vardı, ne oldu? O paparazi olayı nedir?”

“Hey.”

“Emma.” Annesi ve Josh aynı anda onu durdurdu ama Chase’in ifadesi değişmedi. Emma onun bakışlarına karşılık olarak çenesini kaldırdı. Ama Chase, o sırada onun düşündüğünden tamamen farklı bir şey düşünüyordu.

Emma ve Josh’un ilişkisini yanlış anladığını hatırlayınca gülümsedi. 

Josh’un bu kadar hayretle tepki vermesine şaşmamalıydı. ‘Gerçekten benziyorlar.’

Annesinin bahsettiği babasından miras kalan genler Emma’ya ve Pitt’e de geçmişti. Birbirine benzeyen yüzlere bakarken Chase, tuhaf bir hisse kapıldı. Bu arada en tuhafı da Chase’in kalbini hızlandıran ve öpücüklere boğmak için sabırsızlanmasına neden olan şeyin hala Josh’un yüzü olmasıydı.

“O paparazi.” Chase, ona sert bakışlar atan Emma’nın gözlerine bakarak konuşmaya başladı. Herkesin ilgisi ona yöneldi.

“Uzun zamandır peşimdeydi, defalarca uyardım ama dinlemedi. O gün benim için önemli bir gündü, bu yüzden oldukça hassastım ama önümde durup durmadan deklanşöre basmasına dayanamadım. Çekilmesini söyledim ama hiç dinlemedi. Üstelik beni kışkırtarak kendisini dövmemi istedi.”

“Ve ben de dediğini yaptım,” diye sözlerini tamamladı Chase. Bunu duyan annesi elini yanağına koyup iç çekti. “Ah, öyle mi?”

Ardından, yüzünde bolca sempatiyle konuştu. “Şiddet kötü bir şeydir ama kaçınılmaz olduğu durumlar da vardır. Medya adil değil, hikayenin sadece bir tarafını gösteriyorlar.”

Emma başka bir şey söylemeden soğumuş kahvesini ağzına götürdü. Annesi daha sonra televizyondaki programın ne kadar dar görüşlü ve sahtekar olduğu hakkında birkaç kelime daha edip konuyu değiştirdi. Bir süre daha konuştuktan sonra Josh, uyuyan Pitt’i yatağına yatırmak için ayağa kalktı.

Chase’e “Birlikte gidelim mi?” diye sormasıyla, o da hemen ayağa kalktı. Josh, sanki doğal bir şeymiş gibi bir koluna Pitti alıp boşta kalan elini Chase’e uzattı. İkisi el ele tutuşup merdivenleri çıkarken, annesi mutlulukla onlara baktı.

Emma ile yalnız kaldıklarında annesi memnuniyetle iç çekti. “Josh’un iyi birini bulmasına çok sevindim. Ayrıca Pitt’in babası olması harika, değil mi?”

“Annemin gözünde iyi gibi görünüyor ama 10 kişinin 10’u da onun çöp olduğunu söylüyor.”

Emma aksi bir şekilde konuşunca annesi gözlerini kocaman açtı. “Çöp mü? Bu kadar iyi biri hakkında, ne kadar ağır konuşuyorsun, Emma.”

Emma, Chase’in bugüne kadar sette, özel hayatında, hatta kırmızı halıda bile ne kadar rezil ve kaba davrandığını ifşa etme isteği duydu ama o kadar çok şey vardı ki. Bunları düşünmekten bile yorulmuştu, sonunda mecburen şöyle dedi. 

“Güzel bir yüzün olması iyi bir insan olduğun anlamına gelmez anne.”

“Ah, Emma,” dedi annesi ve Emma’nın söyledikleri karşısında başını salladı. “Yüz, kalbin aynasıdır.”

***

Pitt’i dikkatlice beşiğine yatıran Josh, onun derin uykuya daldığından emin olduktan sonra doğruldu. Yan tarafa baktığında Chase’in Pitt’e baktığını fark etti. Çocuk uyuyor olmasına rağmen Chase, elini uzatamıyordu. Reddedilmekten korktuğu açıktı.

“Chase.” Josh fısıldayarak konuştu. Chase, birkaç saniyelik bir duraksamadan sonra ona döndü. Gözlerini Pitt’den güçlükle ayırabildiğinde Josh ona bir öneride bulundu.

“Pitt’le baş başa bir gün geçirmek ister misin?”

“… Ne?” Chase şaşkınlıkla donup kaldı. Josh konuşmaya devam etti. “Az önce söyleme fırsatı bulamadım ama yakınlaşmak için birlikte zaman geçirmek en iyisi, değil mi? Böylece Pitt de doğal olarak senin babası olduğunu kabul eder. Geçen sefer sana alıştığını düşünmüştüm ama yine başa döndük.”

“Saçımı bir daha boyarsam…”

“Bunu yapamazsın.” Josh kararlı bir şekilde sınırı çizdi. Chase sustuğunda, Josh daha yumuşak bir sesle ekledi. “Hayatın boyunca saçını boyayamazsın. Bir sonraki çekimde saçının ne renk olacağını bile bilmiyoruz. Seni olduğun gibi kabul etmesi lazım.”

Söylediği doğruydu ama Chase, sürekli saklanan Pitt’i düşündüğünde sabırsızlanmaktan kendini alamadı. 

“Keşke hatırlayabilseydim…” Chase, Pitt’i izlerken mırıldandı. “Keşke o günü en başında hatırlayabilseydim…”

Eğer öyle olsaydı Pitt’e hamileyken, Josh’un yanında olabilirdi. Albümdeki tüm anları bizzat görebilirdi. Josh hamilelik yüzünden zorlanırken, ameliyathaneye girerken, bebek gece uyanıp ağladığında ona sarılmak için orada olabilirdi.

‘O zaman. Şimdi beni gördüğünde kaçmazdı.’

Pitt’i izleyen Chase’in ifadesi son derece kederliydi. Josh, söylemesine gerek kalmadan aklından geçenleri görebiliyordu ve bunun için kendini suçlu hissetmekten alıkoyamıyordu. İlişkilerinin bu noktaya geleceğini hiç düşünmemiş olsa bile Chase’in elinden bu şansı almıştı.

“Üzülme, Chase.” Josh konuştu. “Şimdi başlayabiliriz.  Pitt kısa sürede sana alışacak.”

Sevecen bir şekilde Chase’in yüzünü okşadı. “Sen iyi bir baba olacaksın.”

Chase, hiçbir şey söylemedi. Sadece Josh’un elini tutup avucuna bir öpücük kondurdu. Ama Josh için bu bile yeterliydi. Sessizce odadan çıkarken, aklına gelen bir soruyu sordu. “Az önce senin için önemli bir gün olduğunu söylemiştin, neydi o?”

“Ne?” Chase, ne demek istediğini anlamayarak gözlerini kırpıştırdı. Josh açıkladı. “Şu paparaziyle kavga ettiğin gün. Bu arada, dava falan açıldı mı? Ağır yaralandığını duydum.”

“Avukat halledecek.” 

‘Öyle olmalı.’ Chase’in kayıtsız cevabını içten içe kabul eden Josh, yeniden sordu. “Özel bir gün müydü?”

O gün neden bu kadar hassas olduğunu merak eden Josh, Chase’in gözlerine baktı.

Chase gülümseyerek “Bu bir sır,” dedi.

Josh, yüzünü buruşturdu ve ellerini sıktı ama Chase başka bir şey söylemedi. Merdivenlerin aşağısına varınca Chase birden durdu ve yukarı baktı. Josh ne olduğunu söyleyeceğini düşündü ama yanılmıştı. 

Chase, Josh’a bakarak sordu. “Pitt ile ne zaman vakit geçirebilirim?”

Soruyu sakin bir şekilde sormuştu ama Josh, onun gerginliğini fark etti. Chase’in ona başka bir şey söylemeyeceğini bilerek pes etti. “Önce senin programına bakmamız lazım. Sen Pitt’den daha yoğunsundur, değil mi?”

Josh merdivenleri inerken, Chase yeniden sordu. “Pitt’in programı yok mu?”

“Hımm.” Josh, Chase’in mor gözlerindeki neşeyi görerek yanıt verdi. “Tarihi söylersen, uygun bir gün ayarlayabiliriz.”

“Lütfen.” Chase’in dua eder gibi fısıldaması, Josh’u gülümsetti. Chase de gülümsedi ve başını yana eğdi. Josh, gözlerini kapatıp öpücüğünü kabul etti. Chase duvara yaslandı ve Josh da ona yaslandı. İkili merdivenlerin altındaki kuytu köşede, gizli bir öpücük paylaştılar. Açık mutfak penceresinden gelen rüzgarın sesini belli belirsiz duyabiliyorlardı.

************************************************************************************************

Arkadaşlar herkese selam ♥

Gerçekten benim için çevirmesi çok yorucu ama en keyif aldığım bölümlerden biriydi. Bölümün her ayrıntısı hakkında uzun uzadıysa konuşabilirim. Chase genel olarak tanımadığı insanlara acımasız biri olsa da sevdiklerine karşı inanılmaz naif bir karakter. Pitt’e olan sevgisi ve özlemi beni bitirdi. Sonraki bölümü de çevirmeye başladım. Yetişirse bu hafta sonu atmaya çalışacağım. Korumaların ne tepki verdiğini görmeye hazır mısınız? -Ashily

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 1. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X