Koyu Switch Mode

Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Ashily


***40. Kısım***

Ancak elemeyi geçmenin sevinci kısa sürdü.

<Vücudun kaskatı ve hiç esnek değilsin. Durumun çok ciddi.>

İlk test hareketlerinin hepsini görmüş olan Ariel sonuca bakmaksızın, keskin bir ses tonuyla devam etti. 

<Ancak yanlış bir hareket yapmadığından sana bir şans vermeye karar verdim. Umarım ikinci elemede daha iyisini yaparsın.>

‘Neyse ilk turu geçtim! Hala bir şansım var.’

Koi sevinçten havalara uçtu çünkü üniversiteye girebilmek için buna ihtiyacı vardı.

Ashley’e iyi haberi vermek için sabırsızlanıyordu. Bugün antrenmanı olmadığı için Koi’nin elemesi bitene kadar bekleyeceğini söylemişti.

Koi, son birkaç gündür hareketlerini iyileştirmek için harcadığı onca çabadan sonra  Ashley’nin onun adına mutlu olacağını düşündü.

Bu haberi bir an önce onunla paylaşabilmek için hızla dışarı çıktı ve her yerde Ashley’i aradı. Sonunda hiçbir yerde bulamayınca telaşa kapıldı.

Kafa karışıklığı içinde etrafa bakındı. Tam o sırada Ashley’i uzakta yürürken gördü. ‘Ha?’

Selam vermek için yanına gitmek üzereyken olduğu yerde dondu. Yalnız değildi. Yanında birisi vardı.

Az önce, ilk eleme sırasında karşısındaki kişiydi…

Koi onunla birlikte yürüyen kızın yüzünü görür görmez kaskatı kesildi. ‘Ariel.’

***

Ariel kesin bir şekilde konuştu. “Her neyse seni ben terk ettim.”

Yanında yürüyen Ashley sırıttı. “Evet.” 

Ariel ona ciddi bir bakış attı, rahat tavrından hiç hoşlanmamıştı. “Eskiden bu kadar rahat olman hoşuma gidiyordu ama neden şimdi seni böyle görmekten nefret ediyorum?”

Ashley ufak bir kahkaha attı. “Çünkü sizin düşündüğünüz kadar harika biri değilim.”

Ariel şaşkınlıkla sordu. “Siz mi?” 

Ashley bu kez cevap vermedi. Hiçbir şey söylemeden, dümdüz ileriye bakarak yürümeye devam ederken birden şaşkınlıkla haykırdı. Ariel istemsizce başını kaldırdı ve kaşlarını çattı. Ashley’nin yüzü değişmişti ve artık eskisi gibi bakmıyordu.

Yüzünde her zaman sevecen bir gülümseme olurdu. Yumuşak konuşur ve kızlara karşı her zaman nazik davranırdı. Ariel bunu sevimli buluyordu ama aynı zamanda bu hoşuna gitmiyordu. Bazen onun kendisinden gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığını merak ediyordu ama artık cevabı biliyordu.

Ashley Miller, ondan hoşlanıyordu ama diğer herkesten hoşlandığı kadar.

Çünkü onu daha önce hiç böyle gülümserken görmemişti.

Ariel aynı anda hem şaşırmış hem de meraklanmıştı. Ashley kime gülümsüyordu?

Bakışlarının yöneldiği kişiyi görünce gözlerine inanamadı.

Daha bir dakika öncesine kadar karşısında kurumuş bir yaprak gibi titreyen amigo takımı adayı oradaydı.

***

‘Ne oluyor?’ Koi gözlerini kırpıştırdı ve yan yana yürüyen ikiliyi izledi. Onları gören amigo takımındaki birkaç kızın fısıldadıklarını duyabiliyordu.

“Ash, Ariel’ı bekliyordu, değil mi?”

“Evet, birbirlerini görür görmez birlikte gittiler.”

“Sizce barışacaklar mı?”

“Umarım barışırlar. İkisinin ayrı kalması büyük bir israf.”

“Evet, birbirlerine çok yakışıyorlardı.”

“Buffalo Kralı ve Kraliçesi yeniden bir araya mı geliyor yoksa? Belki de bu hoş geldin partisinde?”

Bunu kısa süre sonra bir dizi çığlık ve kıkırdama izledi. Koi orada öylece durup onları izledi.

‘Evet, birlikte çok güzel görünüyorlar.’

O da aynı fikirdeydi. Bir daha asla birbirine bu kadar yakışan bir çiftin  var olamayacağını düşünüyordu.

Doğrusu, ayrıldıklarında çok konuşulmuştular. Ayrılmalarına çok fazla kişi üzülmüştü. Ashley Miller Ariel için fazla iyiydi, Ariel de Ashley Miller için fazla iyiydi. Bu yüzden yeniden başlamaları çok doğaldı. ‘Aslında kısa süre önceye kadar ben bile evleneceklerini düşünmüyor muydum?’

‘Düşündüm de, Ash’in Ariel’dan ayrıldıktan sonra kız arkadaşı olmadı.’

Bu da garipti. Ashley Miller gibi bir çocuğun kız arkadaşı olmaması hiç mantıklı gelmiyordu.

‘Çünkü Ariel’ın ona geri dönmesini bekliyordu.’

Düşündüğünde mantıklı geliyordu. Her ne olduysa Ariel, Ashley’i terk etmişti ve yıkılmış bir Ashley onu bekliyordu. Sonunda bu bekleyişe karşılık verilmiş gibi görünüyordu ve yeniden bir araya gelmek üzereydiler.

‘Demek öyle.’

Koi başını salladı. Bu çok olasıydı ve kutlanacak bir şeydi.

‘Peki neden böyle hissediyorum?’

Kalbinin neden sıkıştığını ve ağrıdığını anlayamıyordu. Kendini boşluğa düşmüş ve yalnız hissediyordu, sanki kalbinde bir delik açılmış gibiydi.

‘Belki de Ash’in sadece benim arkadaşım olduğunu düşünmüştüm. Ya da bir yanım bencilce onu tamamen kendime saklamak istiyordu.’

Aklına bundan daha mantıklı bir açıklama gelmiyordu. Kendini dışlanmış hissediyordu. Çünkü eğer barışırlarsa, Ashley Koi’yi ihmal edecekti ve kendini birden şu anda olduğundan çok daha uzakta bulabilirdi…

‘Ya da belki bir daha hiç görüşmeyeceğiz.’

Bu da olası görünüyordu. Acı ama gerçekti. Koi bunu kabul etmek zorundaydı. Ash’e bu kadar yakın olduğu ve onunla geçirdiği olağanüstü zamanlar için minnettar olmalıydı.

‘Yine de.’

İstemsizce geriye doğru adım attı.

‘Şu anda bunu görmek istemiyorum. Onu böyle görmek istemiyorum.’

“Ah.” Tam o sırada Ashley onu gördü. Her zamanki gibi gülümseyerek elini kaldırdığı sırada, Koi aniden arkasını döndü ve koşmaya başladı.

“Hey, Koi!”

Koi’nin birdenbire koştuğunu gören Ashley, çok geçmeden ne olduğunu anladı ve hayrete düşmüş gibi iç çekti. Dişlerini sıktı ve Ariel’la vedalaştı. 

“Üzgünüm, Ariel. Sonra görüşürüz. Hoşça kal.”

Aceleyle el sallayarak Koi’nin peşinden koşmaya başladı.

“Hey, Connor Niles, orada durur musun?”

İkisinin hızla uzaklaşmasını şaşkınlıkla izleyen Ariel’ın kaşları çatıldı.

“Ne yapıyorlar bunlar?”

***

“Haa, haa.”

Koi nefesi kesilene kadar koştu. Hayatı boyunca şimdiye kadar hiç böyle koşmamıştı. Ama koşmaktan başka çaresi yoktu. ‘Buradan uzaklaşabileceksem dünyanın öbür ucuna bile koşarım. Daha hızlı, daha uzağa, hadi…!’

“Hey, Koi, Connor Niles!”

Koi hiç düşünmeden koşuyordu. Birden arkadan birinin ona seslendiğini duydu. Yanlış duyduğunu sandı. Ama yanılıyordu. Tekrar yüksek sesle birinin bağırdığını duydu.

“Koi, gerçekten durmayacak mısın?”

Bağırışın şiddeti bir an için kulaklarını sağır etti. Var gücüyle koşan Koi cesaretini toplayıp arkasına baktı ve gözleri şaşkınlıkla açıldı. Ashley son sürat ona doğru koşuyordu. Elbette Koi’nin şimdiye kadar koştuğundan daha yüksek bir hızdaydı. Ashley’nin aşırı hızlı koştuğunu ve ona çoktan yetiştiğini fark eden Koi, başka bir bağırışla irkildi.

“Orada dur!”

“Ahh!”

Kendini daha hızlı koşmak için zorladı ama Ashley’nin hızı korkutucuydu. Aradaki mesafeyi bir anda kapatıyordu ve inanılmaz koşu becerileri kısa süre sonra Koi’ye bir anlığına unuttuğu bir gerçeği hatırlattı. Ashley Miller lisenin şampiyon buz hokeyi takımının kaptanıydı.

“Ugh…!”

Ashley dişlerini sıktı ve ona uzandı. Geriye bakmak için arkasını dönen Koi’nin yüzü bembeyaz olmuştu. Büyük bir el görüş alanına girdiğinde, Ashley onu omzundan tuttu ve güçlü bir şekilde kendine çekti.

“Ah!”

Koi bir anlığına sarsıldı. Kısa bir süre havada süzüldükten sonra kendini Ashley’in kollarında buldu.

Ashley kesik kesik nefes alırken konuştu. “Yakaladım seni.”

Koi kocaman açılmış gözlerini kırpıştırdı, Ashley’nin kollarına çekilirken nefesini zorlukla tutmayı başarmıştı.

“Benden kaçman mümkün değil.” Ashley nefes nefese konuşmaya devam etti. “Ne kadar hızlı koşarsan koş, sonunda seni mutlaka yakalayacağım.”

Sesi Koi’nin sersemlemiş zihnine işledi. “Çünkü seni asla bırakmayacağım.”

Koi’nin dili tutulmuştu. Zorlukla nefes alarak Ashley’e yaslanmaya devam etti.

************************************************************************************************

ÇN: Arkadaşlar “eve hoşgeldin partisi” ile ilgili bir not ekleyeceğim. İngilizcesi Homecoming Party olarak geçiyor ama birebir Türkçe karşılığının ne olduğundan emin değilim. Karşılığı mezunlar günü partisi / mezuniyet balosu gibi bir şey de olabilir. Bu partinin tam olarak nasıl bir şey olduğunu ben de en fazla filmlerden gördüm o yüzden içeriğiyle ilgili çok bilgi sahibi değilim. Yaptığım araştırmaya göre genellikle bir hafta boyunca süren etkinlikler dizisinin bir parçasıymış. Bu etkinlikler arasında spor oyunları, danslar, defileler, konserler vb. şeyler yer alıyormuş. Homecoming partileri, mevcut öğrencilerin, mezun olmuş eski öğrencilerin, öğretmenlerin ve genellikle topluluk üyelerinin katılımıyla gerçekleşiyormuş. Genelde bu partilerde kral ve kraliçe seçimi yapılıyormuş. Bölümde geçen Buffalo Kral ve Kraliçesi unvanı buradan geliyor sanırım. Her şekilde çok bilgi sahibi değilim daha doğru bilgilere sahip olan arkadaşlar varsa çekinmeden paylaşabilirsiniz. 🙂

Etiketler: novel oku Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm, novel Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm, online Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm oku, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm bölüm, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm yüksek kalite, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap 40. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X