Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 36. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***36. Kısım***
“Ha, haa.”
Koi ne olduğunu anlamadan sürüklendiğini çok geç fark etti. Nefes nefese Ashley’i takip ederken içinden ‘Sanırım hala kendini tuhaf hissediyor,’ diye düşündü.
Ashley onu okulun arkasındaki tenha bir yere sürükledi ve yalnız kaldıklarında ağzını açtı. “Şimdi söyle bana.”
Fırsat gelmişti ama Koi konuşamıyordu.
Amigo takımına katılıyorum ve etek giyeceğim. Koreografiyi çalışmam gerekiyor. Ayrıca paten kaymayı öğrenmem gerekiyor. Paten ayakkabım bile yok. Neden mi? Çünkü hiç param yok!
“Koi.”
Ashley, gözlerini kapatıp susan Koi’ye seslendi.
“Konuş benimle, yoksa sana yardım edemem.”
Yumuşak bir sesle Koi’yi sakinleştirdi. Ashley’nin gerçekten Koi’ye yardım etmek istediği açıktı. Ancak Koi şimdiye kadar sayısız kez kendini kimseye açmadığı için, gerçekleri açığa çıkarmaya istekli değildi.
“Koi.”
Ashley, başını eğmekten başka bir şey yapmayan Koi’ye, “Bana güvenmiyor musun?” dedi.
Koi çabucak başını salladı. “Ah, hayır.” Utançtan kulakları bile kızardı. “…Sadece, utanıyorum.”
Ashley tekrar sordu. “Neden utandın?”
Koi derin bir iç çektikten sonra boğazını temizledi ve güçlükle konuştu.
“Şey, aslında…”
Duraksayarak söylediklerini Ashley sabırla dinledi. Koi olabildiğince dürüst bir şekilde olanları anlattı. Etek giyinmek zorunda olduğu gerçeği dışındaki her şeyi.
Ashley tüm hikayeyi dinledikten sonra mırıldandı. “Bir boşluk olduğunu söylediler ve o boşluğu bu şekilde doldurmaya çalışıyorlar.”
Koi gergindi ama neyse ki Ashley Ariel’dan ayrıldıktan sonraki haberleri bilmiyor gibi görünüyordu. Bunu görünce rahatladı.
“Hımm,” Ashley ağzını açmadan önce bir süre düşündü. “Yani sorunun paten kaymayı bilmemen ve hiç paten ayakkabının olmaması mı?”
“Uhm.”
“Ayağını uygun paten ayakkabıları almak en iyisidir, ancak yalnızca bir sezon takımda kalman gerekiyor…”
“Evet.”
Ashley, içten içe tedirgin olan Koi’ye bir çözüm buldu.
“O zaman şöyle yapalım. Evimin bodrumunda bir buz pisti var. Orada pratik yap.”
“Buz pisti mi? Evinin içinde mi?”
Ashley, Koi’nin şaşırdığını görünce konuşmaya devam etti.
“Muhtemelen çocukluğumdan kalma eski patenlerim hâlâ duruyor. Senin ayak numarana uygun bir şey var mı bakalım. Ne dersin?”
“Hımm.” Koi başını salladıktan sonra Ashley sırıttı.
“O zaman her şey halloldu, başka bir şey var mı?”
Koi gözlerini kırpıştırdı. “Ah…” Başka şey yoktu. Bir anda tüm sorunları çözülmüştü.
“Ah, hayır, yok.” Koi başını salladı, yüzü gittikçe daha da ısınıyordu.
“Yemin ederim, hepsi bu kadardı.”
Parlayan gözlerle Ashley’e baktı. Bakışları o kadar tutkuluydu ki, sanki Tanrı’ya yönelmiş gibiydiler ve Ashley bir anlığına neredeyse kahkaha atacaktı.
“Sevindim.” Yüzünde bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti.
“O halde şöyle yapmaya ne dersin? Alışmak için her gün egzersiz yapman gerekiyor. Antrenmandan saat 7’de çıkıyorum. Ondan sonra birlikte evime gideriz, akşam yemeği yeriz, yaklaşık 2 saat paten antrenmanı yaparız. Saat 11 civarında bitiririz. Çok mu geç? Sana uyar mı?”
“Olur. Sorun değil.” Koi hızla başını salladı. “Part time işim de genellikle bu saatlerde bitiyor.”
Aslında part time işi saat 10’da bitiyordu ve ödemesi o saate kadar yapılıyordu. Sonrasında çöpü çıkarıp, temizlik ve sayım yapardı. Kapıyı kilitleyip çıktıktan sonra da en az bir, belki de iki saat boyunca sadece yemek yerdi. Tabii ki bunun için ödeme almazdı.
“Hafta içi çalışmayı bırakabilirim.”
Bunun yerine hafta sonu çalışmak zorundaydı ama başka seçeneği yoktu. Okul onun en büyük önceliğiydi.
Ashley kaşlarını çatarak sordu. “Kendini çok zorlamadığına emin misin?”
Onun gözlerindeki endişeyi gören Koi kasıtlı olarak daha parlak gülümsedi. “Sorun değil, şu anda bu daha önemli.”
Koi’nin sözlerini onaylayan Ashley başını salladı. “Tamam o zaman konuşmamız bitti. Şimdi ne yapacağız? Bugün başlayalım mı?”
“Lütfen. Pratik yapmak için fazla zamanım yok. Ayrıca temel hareketleri de ezberlemem gerekiyor.”
Bırakın bir günü, bir saat bile değerliydi. Çıktılara bir göz atmıştı ama öyle hareketlerle doluydu ki nasıl yapacağını dahi bilemiyordu. “Amigo takımı için yapmam gereken çok şey var.”
Ashley konuştu. “Tamam o zaman, saat 7.10’da görüşürüz. Seni alacağım, çıkışta arabama gel. Okulun önündeki yola park ettim. Bulabilirsin değil mi?”
“Bulabilirim.”
O saate kadar neredeyse hiç araba kalmıyordu. Cayenne’in öne çıkması kaçınılmazdı. Yine de Ashley rahatlamış görünmüyordu.
“Bulamazsan beni ara.” Son sözlerinin ardından aceleyle uzaklaştı. Buz hokeyi takımının antrenmana başlama saati neredeyse gelmişti.
Ashley yürürken ‘Koi amigo takımında.’ diye düşündü, neredeyse koşuyordu. ‘Sorunu çözmek için bir erkeği kız gibi giydirmekle ilgili söylenenleri gerçekten hayata geçirmelerini beklemiyordum.’
***
Dersten sonra sessiz kafeteryada tek başına oturup Ashley’i bekleyen Koi, Ariel’ın ona verdiği temel hareketleri internette araştırdı. Yazılar ve resimlerden pek bir anlamadığı için video izlemişti ama izledikten sonra bile hâlâ anlayamamıştı.
‘Bir insan vücudunu nasıl böyle hareket ettirebilir?’
Gerçekten basit bir yana dönüşü bile yapamayan biri olarak Koi, bunun nasıl yapılabildiğini anlayamıyordu. Çocukken de en kolay dönüşleri yapamazdı.
‘Bunu gerçekten yapabilir miyim?’
İç çekerek videoyu tekrar tekrar izledi, zaman hızla geçiyordu. Ashley’i beklerken kurduğu alarm yüksek sesle çalınca irkildi ve eşyalarını toplayıp kafeteryadan çıktı.
Ashley’nin arabasının park edildiği yeri biliyordu. Şimdi gidip bisikletini alması gerekiyordu. Sık sık kaybolan bisikletler vardı ama Koi’nin eski ve yıpranmış bisikletini şimdiye kadar kimse çalmamıştı. Hâlâ olduğu yerde duran bisikletini aldıktan sonra bisikletine bindi ve pedalı çevirdi.
Ashley’nin Cayenne’ini bulması çok zor olmadı. Sahadan geçip otoparka girdikten hemen sonra arabasını gördü. Dikiz aynasından Koi’nin bisikletinin geldiğini gören Ashley bagajı açtı.
Araçtan inip açık bagajın önünde duran Ashley “Arabaya geç ve otur.” dedi.
‘Bu benim bisikletim, benim koymam gerekmez mi?’
Tereddütle arabaya yönelen Koi, onun bir eliyle eski bisikleti kaldırmasını ve arabaya yüklemesini izledi, sonra uysalca koltuğuna oturdu.
Bagajı kapatan Ashley arabaya geri dönüp emniyet kemerini taktı. Koi’nin de kemerini taktığından emin olunca direksiyonu çevirip sordu. “Akşam yemeğini evde yemeyi düşünüyorum. Olur mu?”
“Ne? Evet, tabii ki, harika olur.” Gülümseyerek cevap veren Koi’nin yüzü anında kızardı. Utanmıştı çünkü para biriktirme niyetini açığa vurduğunu fark etti. Ashley onun utandığını fark etmiş olmalıydı ki konuşmaya devam etti.
“Yemekten hemen sonra pratik yapmamız gerekiyor ama başka bir yere uğrarsak çok zaman kaybederiz.”
“Ah, anladım.”
‘Tamam o zaman.’ Koi içten içe rahatlamıştı. Ashley gaza bastı ve doğruca evinin bulunduğu araziye sürdü.
***
Ashley’nin yemeği çalışanlar tarafından önceden hazırlanmıştı ve her zamanki gibi porsiyonu büyüktü. Koi daha önce hiç bu kadar büyük bir salata kâsesi görmemişti. Bu çok fazla ot demekti. Hemen yanında servis edilen aynı büyüklükteki patates püresini gören Koi içten içe daha ne çıkaracağını merak etti ve biraz da endişelendi.
Beklentilerinin aksine, Ashley masaya sadece tavuklu salata, biftek ve patates püresinden koydu. Yemeklerin devamını bekleyen Koi, karşısındaki Ashley’e baktı ve merakla sordu. “Evdeyken daha mı az yiyorsun?
“Aslında durum bu değil.” Ashley oturduğu yerden kalkarak ekledi. “Şu anda dolapta olan tek şey bunlar.”
“Öhö.” Büyük bir biftek parçasını kesip ağzına götüren Koi boğuldu. Göğsüne vurarak masadaki suyu hızla içtiğinde zar zor kendini toparladı. Sonrasında sırasıyla kendisinin ve Ashley’nin tabaklarına bakıp etin kalan yarısını kesmeye karar verdi. Tek yol buydu.
Yorum